Tafsir As-Saadi - Turkish — Kamer 54:1 – Rahman 55:75
İçindekiler
- Kamer 54:1
- Kamer 54:2
- Kamer 54:3
- Kamer 54:4
- Kamer 54:5
- Kamer 54:6
- Kamer 54:7
- Kamer 54:8
- Kamer 54:9
- Kamer 54:10
- Kamer 54:11
- Kamer 54:12
- Kamer 54:13
- Kamer 54:14
- Kamer 54:15
- Kamer 54:16
- Kamer 54:17
- Kamer 54:18
- Kamer 54:19
- Kamer 54:20
- Kamer 54:21
- Kamer 54:22
- Kamer 54:23
- Kamer 54:24
- Kamer 54:25
- Kamer 54:26
- Kamer 54:27
- Kamer 54:28
- Kamer 54:29
- Kamer 54:30
- Kamer 54:31
- Kamer 54:32
- Kamer 54:33
- Kamer 54:34
- Kamer 54:35
- Kamer 54:36
- Kamer 54:37
- Kamer 54:38
- Kamer 54:39
- Kamer 54:40
- Kamer 54:41
- Kamer 54:42
- Kamer 54:43
- Kamer 54:44
- Kamer 54:45
- Kamer 54:46
- Kamer 54:47
- Kamer 54:48
- Kamer 54:49
- Kamer 54:50
- Kamer 54:51
- Kamer 54:52
- Kamer 54:53
- Kamer 54:54
- Kamer 54:55
- Rahman 55:1
- Rahman 55:2
- Rahman 55:3
- Rahman 55:4
- Rahman 55:5
- Rahman 55:6
- Rahman 55:7
- Rahman 55:8
- Rahman 55:9
- Rahman 55:10
- Rahman 55:11
- Rahman 55:12
- Rahman 55:13
- Rahman 55:14
- Rahman 55:15
- Rahman 55:16
- Rahman 55:17
- Rahman 55:18
- Rahman 55:19
- Rahman 55:20
- Rahman 55:21
- Rahman 55:22
- Rahman 55:23
- Rahman 55:24
- Rahman 55:25
- Rahman 55:26
- Rahman 55:27
- Rahman 55:28
- Rahman 55:29
- Rahman 55:30
- Rahman 55:31
- Rahman 55:32
- Rahman 55:33
- Rahman 55:34
- Rahman 55:35
- Rahman 55:36
- Rahman 55:37
- Rahman 55:38
- Rahman 55:39
- Rahman 55:40
- Rahman 55:41
- Rahman 55:42
- Rahman 55:43
- Rahman 55:44
- Rahman 55:45
- Rahman 55:46
- Rahman 55:47
- Rahman 55:48
- Rahman 55:49
- Rahman 55:50
- Rahman 55:51
- Rahman 55:52
- Rahman 55:53
- Rahman 55:54
- Rahman 55:55
- Rahman 55:56
- Rahman 55:57
- Rahman 55:58
- Rahman 55:59
- Rahman 55:60
- Rahman 55:61
- Rahman 55:62
- Rahman 55:63
- Rahman 55:64
- Rahman 55:65
- Rahman 55:66
- Rahman 55:67
- Rahman 55:68
- Rahman 55:69
- Rahman 55:70
- Rahman 55:71
- Rahman 55:72
- Rahman 55:73
- Rahman 55:74
- Rahman 55:75
Kamer 54:1
1- Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. 2- Ama onlar bir âyet/mucize görseler yüz çevirirler ve:“Öteden beri süregelen bir sihirdir” derler. 3- Onlar, yalanladılar ve hevâlarına uydular. Halbuki her işin kararlaştırılmış bir vadesi vardır. 4- Andolsun onlara (inkardan) alıkoyacak özellikte birçok haber gelmiştir. 5- Bu, son derece üstün bir hikmettir. Ne var ki uyarılar fayda vermiyor.
(Mekke’de inmiştir. 55 âyettir)
1-2. Yüce Allah, Kıyametin gerçekleşme zamanının yaklaşmış olduğunu, geleceği vaktin yakınlaştığını haber vermektedir. Bununla birlikte bu yalanlayıcılar, hâlâ onu yalanlamaya devam etmekte, bu Kıyamet’in kopuşuna hazırlık yapmamaktadırlar. Allah ise bu Kıyamet’in kopuşuna delil teşkil eden ve benzerini gören insanların iman etmelerini sağlayacak türden pek büyük âyetler/mucizeler göstermektedir. Abdullah’ın oğlu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden en büyük delil ve mucizelerden birisi de şudur: İnkarcılar, kendilerine getirdiklerinin doğruluğuna, kendisinin de doğru söylediğine delil teşkil edecek şekilde olağanüstü bir iş göstermesini istediklerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, aya işaret etmiş, o da Allah’ın izni ile birisi Ebu Kubeys dağı üzerinde diğeri de Kuaykı’ân dağı üzerinde olmak üzere iki parçaya ayrılmış idi. İnsanların herhangi bir şekilde göz boyamakla ve olduğundan farklı göstermekle yapamayacakları ulvî âlemde gerçekleşen bu pek büyük mucizeyi müşrikler de başkaları da görmüşler, benzeri görülmedik bir olaya tanık olmuşlardır. Hatta kendisinden önceki herhangi bir peygamber tarafından benzerinin gösterildiğini işitmedikleri bir olaya şahit olmuşlardı. Bundan dolayı gözleri kamaştı, ama yine de iman kalplerine girmedi. Allah da onlar için hayır murat etmedi. Bu sefer iftiralarına ve azgınlıklarına yönelip şöyle dediler:“Muhammed bizi büyüledi. Bunun doğru olup olmadığının tek alâmeti şudur: Sizler uzak yerlerden yolculuk yapıp gelenlere soracaksınız. Çünkü o sizi büyülemiş olsa da sizin gibi burada hazır bulunmayan kimseleri büyülemiş olamaz.” Gelen herkese sordular. Gelen yolcular da onlara bu işin gerçekleştiğini haber verince bu sefer de:“Öteden beri süregelen bir sihirdir” dediler. Muhammed bizi büyülediği gibi başkalarını da büyülemiştir, dediler. Bu ise ancak insanların en akılsızlarının, hidâyetten en uzak olanlarının ve en şaşkınlarının kabul edebileceği türden bir iftiradır. Bununla onlar yalnızca bu mucizeyi inkâr etmiş olmuyorlardı. Aksine onlar kendilerine gelen her türlü âyet ve mucizeyi yalanlamakta ve hepsine ret karşılığı vermeye hazır kimselerdi. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ama onlar bir âyet/mucize görseler yüz çevirirler.” Çünkü onların maksatları hakka ve hidâyete tabi olmak değildir. Onların maksadı hevâya uymaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
3. Yüce Allah’ın:“Onlar, yalanladılar ve hevâlarına uydular” buyruğu şu buyruğunu andırmaktadır: “Eğer sana cevap vermezlerse bil ki onlar, ancak hevâlarına uymaktadırlar.”(el-Kasas, 28/50) Çünkü onların maksadı, hidâyete tabi olmak olsaydı kesinlikle iman ederler, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e uyarlardı. Zira Yüce Allah, onun vasıtası ile bütün ilâhî isteklere ve şer’î maksatlara açıkça delil teşkil eden pek açık belgeler ve son derece kesin deliller göstermiştir. "Halbuki her işin kararlaştırılmış bir vadesi vardır.” Yani şu ana kadar iş, henüz varacağı son noktaya varmış değildir. Ama o sona varacaktır. O son gelince de iman edenler, nimet dolu cennetlerde dolaşacak, Allah’ın mağfiret ve rızasına erişeceklerdir. Yalanlayanlar ise Allah’ın gazabında ve azabında ebedi kalacaklardır.
4. Yüce Allah, onların sağlıklı bir maksatlarının bulunmadığını, hidâyete tabi olmak gibi bir isteklerinin olmadığını açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Andolsun onlara” sapıklık ve azgınlıklarından kendilerini “alıkoyacak özellikte birçok haber” geçmiş ve geleceğe dair haberler ve açık mucizeler “gelmiştir.”
5. Bu, Yüce Allah tarafından gönderilmiş “en yüksek seviyede ve yeterli bir hikmettir.” Böylelikle onun bütün âlemlere karşı delili ortaya konulmuştur. Peygamberleri gönderdikten sonra hiçbir kimsenin Allah’a karşı hiçbir bahanesi kalmamıştır. “Ne var ki uyarılar fayda vermiyor.” Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: “Doğrusu üzerlerine Rabbinin (azap) sözü hak olmuş olanlar, kendilerine her türlü âyet/mucize gelse bile acıklı azabı görmedikçe iman etmezler.”(Yûnûs, 10/96-97)
Kamer 54:2
1- Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. 2- Ama onlar bir âyet/mucize görseler yüz çevirirler ve:“Öteden beri süregelen bir sihirdir” derler. 3- Onlar, yalanladılar ve hevâlarına uydular. Halbuki her işin kararlaştırılmış bir vadesi vardır. 4- Andolsun onlara (inkardan) alıkoyacak özellikte birçok haber gelmiştir. 5- Bu, son derece üstün bir hikmettir. Ne var ki uyarılar fayda vermiyor.
(Mekke’de inmiştir. 55 âyettir)
1-2. Yüce Allah, Kıyametin gerçekleşme zamanının yaklaşmış olduğunu, geleceği vaktin yakınlaştığını haber vermektedir. Bununla birlikte bu yalanlayıcılar, hâlâ onu yalanlamaya devam etmekte, bu Kıyamet’in kopuşuna hazırlık yapmamaktadırlar. Allah ise bu Kıyamet’in kopuşuna delil teşkil eden ve benzerini gören insanların iman etmelerini sağlayacak türden pek büyük âyetler/mucizeler göstermektedir. Abdullah’ın oğlu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden en büyük delil ve mucizelerden birisi de şudur: İnkarcılar, kendilerine getirdiklerinin doğruluğuna, kendisinin de doğru söylediğine delil teşkil edecek şekilde olağanüstü bir iş göstermesini istediklerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, aya işaret etmiş, o da Allah’ın izni ile birisi Ebu Kubeys dağı üzerinde diğeri de Kuaykı’ân dağı üzerinde olmak üzere iki parçaya ayrılmış idi. İnsanların herhangi bir şekilde göz boyamakla ve olduğundan farklı göstermekle yapamayacakları ulvî âlemde gerçekleşen bu pek büyük mucizeyi müşrikler de başkaları da görmüşler, benzeri görülmedik bir olaya tanık olmuşlardır. Hatta kendisinden önceki herhangi bir peygamber tarafından benzerinin gösterildiğini işitmedikleri bir olaya şahit olmuşlardı. Bundan dolayı gözleri kamaştı, ama yine de iman kalplerine girmedi. Allah da onlar için hayır murat etmedi. Bu sefer iftiralarına ve azgınlıklarına yönelip şöyle dediler:“Muhammed bizi büyüledi. Bunun doğru olup olmadığının tek alâmeti şudur: Sizler uzak yerlerden yolculuk yapıp gelenlere soracaksınız. Çünkü o sizi büyülemiş olsa da sizin gibi burada hazır bulunmayan kimseleri büyülemiş olamaz.” Gelen herkese sordular. Gelen yolcular da onlara bu işin gerçekleştiğini haber verince bu sefer de:“Öteden beri süregelen bir sihirdir” dediler. Muhammed bizi büyülediği gibi başkalarını da büyülemiştir, dediler. Bu ise ancak insanların en akılsızlarının, hidâyetten en uzak olanlarının ve en şaşkınlarının kabul edebileceği türden bir iftiradır. Bununla onlar yalnızca bu mucizeyi inkâr etmiş olmuyorlardı. Aksine onlar kendilerine gelen her türlü âyet ve mucizeyi yalanlamakta ve hepsine ret karşılığı vermeye hazır kimselerdi. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ama onlar bir âyet/mucize görseler yüz çevirirler.” Çünkü onların maksatları hakka ve hidâyete tabi olmak değildir. Onların maksadı hevâya uymaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
3. Yüce Allah’ın:“Onlar, yalanladılar ve hevâlarına uydular” buyruğu şu buyruğunu andırmaktadır: “Eğer sana cevap vermezlerse bil ki onlar, ancak hevâlarına uymaktadırlar.”(el-Kasas, 28/50) Çünkü onların maksadı, hidâyete tabi olmak olsaydı kesinlikle iman ederler, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e uyarlardı. Zira Yüce Allah, onun vasıtası ile bütün ilâhî isteklere ve şer’î maksatlara açıkça delil teşkil eden pek açık belgeler ve son derece kesin deliller göstermiştir. "Halbuki her işin kararlaştırılmış bir vadesi vardır.” Yani şu ana kadar iş, henüz varacağı son noktaya varmış değildir. Ama o sona varacaktır. O son gelince de iman edenler, nimet dolu cennetlerde dolaşacak, Allah’ın mağfiret ve rızasına erişeceklerdir. Yalanlayanlar ise Allah’ın gazabında ve azabında ebedi kalacaklardır.
4. Yüce Allah, onların sağlıklı bir maksatlarının bulunmadığını, hidâyete tabi olmak gibi bir isteklerinin olmadığını açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Andolsun onlara” sapıklık ve azgınlıklarından kendilerini “alıkoyacak özellikte birçok haber” geçmiş ve geleceğe dair haberler ve açık mucizeler “gelmiştir.”
5. Bu, Yüce Allah tarafından gönderilmiş “en yüksek seviyede ve yeterli bir hikmettir.” Böylelikle onun bütün âlemlere karşı delili ortaya konulmuştur. Peygamberleri gönderdikten sonra hiçbir kimsenin Allah’a karşı hiçbir bahanesi kalmamıştır. “Ne var ki uyarılar fayda vermiyor.” Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: “Doğrusu üzerlerine Rabbinin (azap) sözü hak olmuş olanlar, kendilerine her türlü âyet/mucize gelse bile acıklı azabı görmedikçe iman etmezler.”(Yûnûs, 10/96-97)
Kamer 54:3
1- Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. 2- Ama onlar bir âyet/mucize görseler yüz çevirirler ve:“Öteden beri süregelen bir sihirdir” derler. 3- Onlar, yalanladılar ve hevâlarına uydular. Halbuki her işin kararlaştırılmış bir vadesi vardır. 4- Andolsun onlara (inkardan) alıkoyacak özellikte birçok haber gelmiştir. 5- Bu, son derece üstün bir hikmettir. Ne var ki uyarılar fayda vermiyor.
(Mekke’de inmiştir. 55 âyettir)
1-2. Yüce Allah, Kıyametin gerçekleşme zamanının yaklaşmış olduğunu, geleceği vaktin yakınlaştığını haber vermektedir. Bununla birlikte bu yalanlayıcılar, hâlâ onu yalanlamaya devam etmekte, bu Kıyamet’in kopuşuna hazırlık yapmamaktadırlar. Allah ise bu Kıyamet’in kopuşuna delil teşkil eden ve benzerini gören insanların iman etmelerini sağlayacak türden pek büyük âyetler/mucizeler göstermektedir. Abdullah’ın oğlu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden en büyük delil ve mucizelerden birisi de şudur: İnkarcılar, kendilerine getirdiklerinin doğruluğuna, kendisinin de doğru söylediğine delil teşkil edecek şekilde olağanüstü bir iş göstermesini istediklerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, aya işaret etmiş, o da Allah’ın izni ile birisi Ebu Kubeys dağı üzerinde diğeri de Kuaykı’ân dağı üzerinde olmak üzere iki parçaya ayrılmış idi. İnsanların herhangi bir şekilde göz boyamakla ve olduğundan farklı göstermekle yapamayacakları ulvî âlemde gerçekleşen bu pek büyük mucizeyi müşrikler de başkaları da görmüşler, benzeri görülmedik bir olaya tanık olmuşlardır. Hatta kendisinden önceki herhangi bir peygamber tarafından benzerinin gösterildiğini işitmedikleri bir olaya şahit olmuşlardı. Bundan dolayı gözleri kamaştı, ama yine de iman kalplerine girmedi. Allah da onlar için hayır murat etmedi. Bu sefer iftiralarına ve azgınlıklarına yönelip şöyle dediler:“Muhammed bizi büyüledi. Bunun doğru olup olmadığının tek alâmeti şudur: Sizler uzak yerlerden yolculuk yapıp gelenlere soracaksınız. Çünkü o sizi büyülemiş olsa da sizin gibi burada hazır bulunmayan kimseleri büyülemiş olamaz.” Gelen herkese sordular. Gelen yolcular da onlara bu işin gerçekleştiğini haber verince bu sefer de:“Öteden beri süregelen bir sihirdir” dediler. Muhammed bizi büyülediği gibi başkalarını da büyülemiştir, dediler. Bu ise ancak insanların en akılsızlarının, hidâyetten en uzak olanlarının ve en şaşkınlarının kabul edebileceği türden bir iftiradır. Bununla onlar yalnızca bu mucizeyi inkâr etmiş olmuyorlardı. Aksine onlar kendilerine gelen her türlü âyet ve mucizeyi yalanlamakta ve hepsine ret karşılığı vermeye hazır kimselerdi. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ama onlar bir âyet/mucize görseler yüz çevirirler.” Çünkü onların maksatları hakka ve hidâyete tabi olmak değildir. Onların maksadı hevâya uymaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
3. Yüce Allah’ın:“Onlar, yalanladılar ve hevâlarına uydular” buyruğu şu buyruğunu andırmaktadır: “Eğer sana cevap vermezlerse bil ki onlar, ancak hevâlarına uymaktadırlar.”(el-Kasas, 28/50) Çünkü onların maksadı, hidâyete tabi olmak olsaydı kesinlikle iman ederler, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e uyarlardı. Zira Yüce Allah, onun vasıtası ile bütün ilâhî isteklere ve şer’î maksatlara açıkça delil teşkil eden pek açık belgeler ve son derece kesin deliller göstermiştir. "Halbuki her işin kararlaştırılmış bir vadesi vardır.” Yani şu ana kadar iş, henüz varacağı son noktaya varmış değildir. Ama o sona varacaktır. O son gelince de iman edenler, nimet dolu cennetlerde dolaşacak, Allah’ın mağfiret ve rızasına erişeceklerdir. Yalanlayanlar ise Allah’ın gazabında ve azabında ebedi kalacaklardır.
4. Yüce Allah, onların sağlıklı bir maksatlarının bulunmadığını, hidâyete tabi olmak gibi bir isteklerinin olmadığını açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Andolsun onlara” sapıklık ve azgınlıklarından kendilerini “alıkoyacak özellikte birçok haber” geçmiş ve geleceğe dair haberler ve açık mucizeler “gelmiştir.”
5. Bu, Yüce Allah tarafından gönderilmiş “en yüksek seviyede ve yeterli bir hikmettir.” Böylelikle onun bütün âlemlere karşı delili ortaya konulmuştur. Peygamberleri gönderdikten sonra hiçbir kimsenin Allah’a karşı hiçbir bahanesi kalmamıştır. “Ne var ki uyarılar fayda vermiyor.” Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: “Doğrusu üzerlerine Rabbinin (azap) sözü hak olmuş olanlar, kendilerine her türlü âyet/mucize gelse bile acıklı azabı görmedikçe iman etmezler.”(Yûnûs, 10/96-97)
Kamer 54:4
1- Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. 2- Ama onlar bir âyet/mucize görseler yüz çevirirler ve:“Öteden beri süregelen bir sihirdir” derler. 3- Onlar, yalanladılar ve hevâlarına uydular. Halbuki her işin kararlaştırılmış bir vadesi vardır. 4- Andolsun onlara (inkardan) alıkoyacak özellikte birçok haber gelmiştir. 5- Bu, son derece üstün bir hikmettir. Ne var ki uyarılar fayda vermiyor.
(Mekke’de inmiştir. 55 âyettir)
1-2. Yüce Allah, Kıyametin gerçekleşme zamanının yaklaşmış olduğunu, geleceği vaktin yakınlaştığını haber vermektedir. Bununla birlikte bu yalanlayıcılar, hâlâ onu yalanlamaya devam etmekte, bu Kıyamet’in kopuşuna hazırlık yapmamaktadırlar. Allah ise bu Kıyamet’in kopuşuna delil teşkil eden ve benzerini gören insanların iman etmelerini sağlayacak türden pek büyük âyetler/mucizeler göstermektedir. Abdullah’ın oğlu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden en büyük delil ve mucizelerden birisi de şudur: İnkarcılar, kendilerine getirdiklerinin doğruluğuna, kendisinin de doğru söylediğine delil teşkil edecek şekilde olağanüstü bir iş göstermesini istediklerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, aya işaret etmiş, o da Allah’ın izni ile birisi Ebu Kubeys dağı üzerinde diğeri de Kuaykı’ân dağı üzerinde olmak üzere iki parçaya ayrılmış idi. İnsanların herhangi bir şekilde göz boyamakla ve olduğundan farklı göstermekle yapamayacakları ulvî âlemde gerçekleşen bu pek büyük mucizeyi müşrikler de başkaları da görmüşler, benzeri görülmedik bir olaya tanık olmuşlardır. Hatta kendisinden önceki herhangi bir peygamber tarafından benzerinin gösterildiğini işitmedikleri bir olaya şahit olmuşlardı. Bundan dolayı gözleri kamaştı, ama yine de iman kalplerine girmedi. Allah da onlar için hayır murat etmedi. Bu sefer iftiralarına ve azgınlıklarına yönelip şöyle dediler:“Muhammed bizi büyüledi. Bunun doğru olup olmadığının tek alâmeti şudur: Sizler uzak yerlerden yolculuk yapıp gelenlere soracaksınız. Çünkü o sizi büyülemiş olsa da sizin gibi burada hazır bulunmayan kimseleri büyülemiş olamaz.” Gelen herkese sordular. Gelen yolcular da onlara bu işin gerçekleştiğini haber verince bu sefer de:“Öteden beri süregelen bir sihirdir” dediler. Muhammed bizi büyülediği gibi başkalarını da büyülemiştir, dediler. Bu ise ancak insanların en akılsızlarının, hidâyetten en uzak olanlarının ve en şaşkınlarının kabul edebileceği türden bir iftiradır. Bununla onlar yalnızca bu mucizeyi inkâr etmiş olmuyorlardı. Aksine onlar kendilerine gelen her türlü âyet ve mucizeyi yalanlamakta ve hepsine ret karşılığı vermeye hazır kimselerdi. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ama onlar bir âyet/mucize görseler yüz çevirirler.” Çünkü onların maksatları hakka ve hidâyete tabi olmak değildir. Onların maksadı hevâya uymaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
3. Yüce Allah’ın:“Onlar, yalanladılar ve hevâlarına uydular” buyruğu şu buyruğunu andırmaktadır: “Eğer sana cevap vermezlerse bil ki onlar, ancak hevâlarına uymaktadırlar.”(el-Kasas, 28/50) Çünkü onların maksadı, hidâyete tabi olmak olsaydı kesinlikle iman ederler, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e uyarlardı. Zira Yüce Allah, onun vasıtası ile bütün ilâhî isteklere ve şer’î maksatlara açıkça delil teşkil eden pek açık belgeler ve son derece kesin deliller göstermiştir. "Halbuki her işin kararlaştırılmış bir vadesi vardır.” Yani şu ana kadar iş, henüz varacağı son noktaya varmış değildir. Ama o sona varacaktır. O son gelince de iman edenler, nimet dolu cennetlerde dolaşacak, Allah’ın mağfiret ve rızasına erişeceklerdir. Yalanlayanlar ise Allah’ın gazabında ve azabında ebedi kalacaklardır.
4. Yüce Allah, onların sağlıklı bir maksatlarının bulunmadığını, hidâyete tabi olmak gibi bir isteklerinin olmadığını açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Andolsun onlara” sapıklık ve azgınlıklarından kendilerini “alıkoyacak özellikte birçok haber” geçmiş ve geleceğe dair haberler ve açık mucizeler “gelmiştir.”
5. Bu, Yüce Allah tarafından gönderilmiş “en yüksek seviyede ve yeterli bir hikmettir.” Böylelikle onun bütün âlemlere karşı delili ortaya konulmuştur. Peygamberleri gönderdikten sonra hiçbir kimsenin Allah’a karşı hiçbir bahanesi kalmamıştır. “Ne var ki uyarılar fayda vermiyor.” Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: “Doğrusu üzerlerine Rabbinin (azap) sözü hak olmuş olanlar, kendilerine her türlü âyet/mucize gelse bile acıklı azabı görmedikçe iman etmezler.”(Yûnûs, 10/96-97)
Kamer 54:5
1- Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. 2- Ama onlar bir âyet/mucize görseler yüz çevirirler ve:“Öteden beri süregelen bir sihirdir” derler. 3- Onlar, yalanladılar ve hevâlarına uydular. Halbuki her işin kararlaştırılmış bir vadesi vardır. 4- Andolsun onlara (inkardan) alıkoyacak özellikte birçok haber gelmiştir. 5- Bu, son derece üstün bir hikmettir. Ne var ki uyarılar fayda vermiyor.
(Mekke’de inmiştir. 55 âyettir)
1-2. Yüce Allah, Kıyametin gerçekleşme zamanının yaklaşmış olduğunu, geleceği vaktin yakınlaştığını haber vermektedir. Bununla birlikte bu yalanlayıcılar, hâlâ onu yalanlamaya devam etmekte, bu Kıyamet’in kopuşuna hazırlık yapmamaktadırlar. Allah ise bu Kıyamet’in kopuşuna delil teşkil eden ve benzerini gören insanların iman etmelerini sağlayacak türden pek büyük âyetler/mucizeler göstermektedir. Abdullah’ın oğlu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden en büyük delil ve mucizelerden birisi de şudur: İnkarcılar, kendilerine getirdiklerinin doğruluğuna, kendisinin de doğru söylediğine delil teşkil edecek şekilde olağanüstü bir iş göstermesini istediklerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, aya işaret etmiş, o da Allah’ın izni ile birisi Ebu Kubeys dağı üzerinde diğeri de Kuaykı’ân dağı üzerinde olmak üzere iki parçaya ayrılmış idi. İnsanların herhangi bir şekilde göz boyamakla ve olduğundan farklı göstermekle yapamayacakları ulvî âlemde gerçekleşen bu pek büyük mucizeyi müşrikler de başkaları da görmüşler, benzeri görülmedik bir olaya tanık olmuşlardır. Hatta kendisinden önceki herhangi bir peygamber tarafından benzerinin gösterildiğini işitmedikleri bir olaya şahit olmuşlardı. Bundan dolayı gözleri kamaştı, ama yine de iman kalplerine girmedi. Allah da onlar için hayır murat etmedi. Bu sefer iftiralarına ve azgınlıklarına yönelip şöyle dediler:“Muhammed bizi büyüledi. Bunun doğru olup olmadığının tek alâmeti şudur: Sizler uzak yerlerden yolculuk yapıp gelenlere soracaksınız. Çünkü o sizi büyülemiş olsa da sizin gibi burada hazır bulunmayan kimseleri büyülemiş olamaz.” Gelen herkese sordular. Gelen yolcular da onlara bu işin gerçekleştiğini haber verince bu sefer de:“Öteden beri süregelen bir sihirdir” dediler. Muhammed bizi büyülediği gibi başkalarını da büyülemiştir, dediler. Bu ise ancak insanların en akılsızlarının, hidâyetten en uzak olanlarının ve en şaşkınlarının kabul edebileceği türden bir iftiradır. Bununla onlar yalnızca bu mucizeyi inkâr etmiş olmuyorlardı. Aksine onlar kendilerine gelen her türlü âyet ve mucizeyi yalanlamakta ve hepsine ret karşılığı vermeye hazır kimselerdi. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ama onlar bir âyet/mucize görseler yüz çevirirler.” Çünkü onların maksatları hakka ve hidâyete tabi olmak değildir. Onların maksadı hevâya uymaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
3. Yüce Allah’ın:“Onlar, yalanladılar ve hevâlarına uydular” buyruğu şu buyruğunu andırmaktadır: “Eğer sana cevap vermezlerse bil ki onlar, ancak hevâlarına uymaktadırlar.”(el-Kasas, 28/50) Çünkü onların maksadı, hidâyete tabi olmak olsaydı kesinlikle iman ederler, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e uyarlardı. Zira Yüce Allah, onun vasıtası ile bütün ilâhî isteklere ve şer’î maksatlara açıkça delil teşkil eden pek açık belgeler ve son derece kesin deliller göstermiştir. "Halbuki her işin kararlaştırılmış bir vadesi vardır.” Yani şu ana kadar iş, henüz varacağı son noktaya varmış değildir. Ama o sona varacaktır. O son gelince de iman edenler, nimet dolu cennetlerde dolaşacak, Allah’ın mağfiret ve rızasına erişeceklerdir. Yalanlayanlar ise Allah’ın gazabında ve azabında ebedi kalacaklardır.
4. Yüce Allah, onların sağlıklı bir maksatlarının bulunmadığını, hidâyete tabi olmak gibi bir isteklerinin olmadığını açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Andolsun onlara” sapıklık ve azgınlıklarından kendilerini “alıkoyacak özellikte birçok haber” geçmiş ve geleceğe dair haberler ve açık mucizeler “gelmiştir.”
5. Bu, Yüce Allah tarafından gönderilmiş “en yüksek seviyede ve yeterli bir hikmettir.” Böylelikle onun bütün âlemlere karşı delili ortaya konulmuştur. Peygamberleri gönderdikten sonra hiçbir kimsenin Allah’a karşı hiçbir bahanesi kalmamıştır. “Ne var ki uyarılar fayda vermiyor.” Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: “Doğrusu üzerlerine Rabbinin (azap) sözü hak olmuş olanlar, kendilerine her türlü âyet/mucize gelse bile acıklı azabı görmedikçe iman etmezler.”(Yûnûs, 10/96-97)
Kamer 54:6
6- O halde sen onlara aldırma. O gün çağırıcı, bilinmedik bir şeye çağırır. 7- Zilletleri gözlerinden okunur bir halde kabirlerinden çıkarlar; tıpkı (yeryüzüne) yayılmış çekirgeler gibi. 8- Davetçiye doğru hızla koşarlar. Kâfirler:“Bu, pek çetin bir gün!” derler.
6. Yüce Allah, Rasûlüne şöyle buyurmaktadır: Artık yalanlayıcıların hidâyet bulmalarına imkân olmadığı açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır. Geriye onlardan yüz çevirmekten başka bir seçenek kalmamıştır. O bakımdan ona şöyle buyurmaktadır:“O halde sen onlara aldırma” ve onları gelip bulacak pek büyük bir günü ve müthiş dehşetli azabı bekle. "O gün çağırıcı” İsrafil aleyhisselam “bilinmedik bir şeye çağırır.” Yani bütün insanların bilmedikleri son derece korkunç ve dehşetli bir şeye çağırır. İnsanlık ondan daha dehşetli, daha korkunç ve daha ızdırap verici bir şey görmemiştir. İsrafil, Sûr’a bir defa üfürdükten sonra bütün ölüler, Kıyamet’te (hesap için toplanılacak yer olan) Mevkıf’te toplanmak üzere kabirlerinden çıkacaklardır.
7. “Zilletleri gözlerinden okunur bir halde” yani kalplerine ulaşan dehşet ve korkudan dolayı gözleri zilletle öne eğilmiş olacaktır “kabirlerinden çıkarlar; tıpkı (yeryüzüne) yayılmış çekirgeler gibi.” Onlar çokluklarından ve dalgalar halinde iç içe gireceklerinden dolayı oldukça çok sayıda ve yeryüzünde dağılmış olan çekirgeleri andıracaklardır.
8. “Davetçiye doğru hızla koşarlar.” Davetçinin çağrısına cevap verip çabucak geleceklerdir. Bu, davetçinin onları çağıracağına, Kıyamet Mevkıf’inde hazır olmalarını kendilerine emredeceğine, onların da bu çağrıyı kabul edip bu konuda çabuk hareket edeceklerine delildir. Azapları hazırlanmış olan “kâfirler: Bu, pek çetin bir gün, derler.” Nitekim bir başka ayette şöyle buyrulmaktadır: “Kafirler için hiç de kolay değldir.”(el-Muddessir, 74/10) Ayetin mefhumundan, o günün müminler için kolay olacağı anlaşılmaktadır.
Kamer 54:7
6- O halde sen onlara aldırma. O gün çağırıcı, bilinmedik bir şeye çağırır. 7- Zilletleri gözlerinden okunur bir halde kabirlerinden çıkarlar; tıpkı (yeryüzüne) yayılmış çekirgeler gibi. 8- Davetçiye doğru hızla koşarlar. Kâfirler:“Bu, pek çetin bir gün!” derler.
6. Yüce Allah, Rasûlüne şöyle buyurmaktadır: Artık yalanlayıcıların hidâyet bulmalarına imkân olmadığı açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır. Geriye onlardan yüz çevirmekten başka bir seçenek kalmamıştır. O bakımdan ona şöyle buyurmaktadır:“O halde sen onlara aldırma” ve onları gelip bulacak pek büyük bir günü ve müthiş dehşetli azabı bekle. "O gün çağırıcı” İsrafil aleyhisselam “bilinmedik bir şeye çağırır.” Yani bütün insanların bilmedikleri son derece korkunç ve dehşetli bir şeye çağırır. İnsanlık ondan daha dehşetli, daha korkunç ve daha ızdırap verici bir şey görmemiştir. İsrafil, Sûr’a bir defa üfürdükten sonra bütün ölüler, Kıyamet’te (hesap için toplanılacak yer olan) Mevkıf’te toplanmak üzere kabirlerinden çıkacaklardır.
7. “Zilletleri gözlerinden okunur bir halde” yani kalplerine ulaşan dehşet ve korkudan dolayı gözleri zilletle öne eğilmiş olacaktır “kabirlerinden çıkarlar; tıpkı (yeryüzüne) yayılmış çekirgeler gibi.” Onlar çokluklarından ve dalgalar halinde iç içe gireceklerinden dolayı oldukça çok sayıda ve yeryüzünde dağılmış olan çekirgeleri andıracaklardır.
8. “Davetçiye doğru hızla koşarlar.” Davetçinin çağrısına cevap verip çabucak geleceklerdir. Bu, davetçinin onları çağıracağına, Kıyamet Mevkıf’inde hazır olmalarını kendilerine emredeceğine, onların da bu çağrıyı kabul edip bu konuda çabuk hareket edeceklerine delildir. Azapları hazırlanmış olan “kâfirler: Bu, pek çetin bir gün, derler.” Nitekim bir başka ayette şöyle buyrulmaktadır: “Kafirler için hiç de kolay değldir.”(el-Muddessir, 74/10) Ayetin mefhumundan, o günün müminler için kolay olacağı anlaşılmaktadır.
Kamer 54:8
6- O halde sen onlara aldırma. O gün çağırıcı, bilinmedik bir şeye çağırır. 7- Zilletleri gözlerinden okunur bir halde kabirlerinden çıkarlar; tıpkı (yeryüzüne) yayılmış çekirgeler gibi. 8- Davetçiye doğru hızla koşarlar. Kâfirler:“Bu, pek çetin bir gün!” derler.
6. Yüce Allah, Rasûlüne şöyle buyurmaktadır: Artık yalanlayıcıların hidâyet bulmalarına imkân olmadığı açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır. Geriye onlardan yüz çevirmekten başka bir seçenek kalmamıştır. O bakımdan ona şöyle buyurmaktadır:“O halde sen onlara aldırma” ve onları gelip bulacak pek büyük bir günü ve müthiş dehşetli azabı bekle. "O gün çağırıcı” İsrafil aleyhisselam “bilinmedik bir şeye çağırır.” Yani bütün insanların bilmedikleri son derece korkunç ve dehşetli bir şeye çağırır. İnsanlık ondan daha dehşetli, daha korkunç ve daha ızdırap verici bir şey görmemiştir. İsrafil, Sûr’a bir defa üfürdükten sonra bütün ölüler, Kıyamet’te (hesap için toplanılacak yer olan) Mevkıf’te toplanmak üzere kabirlerinden çıkacaklardır.
7. “Zilletleri gözlerinden okunur bir halde” yani kalplerine ulaşan dehşet ve korkudan dolayı gözleri zilletle öne eğilmiş olacaktır “kabirlerinden çıkarlar; tıpkı (yeryüzüne) yayılmış çekirgeler gibi.” Onlar çokluklarından ve dalgalar halinde iç içe gireceklerinden dolayı oldukça çok sayıda ve yeryüzünde dağılmış olan çekirgeleri andıracaklardır.
8. “Davetçiye doğru hızla koşarlar.” Davetçinin çağrısına cevap verip çabucak geleceklerdir. Bu, davetçinin onları çağıracağına, Kıyamet Mevkıf’inde hazır olmalarını kendilerine emredeceğine, onların da bu çağrıyı kabul edip bu konuda çabuk hareket edeceklerine delildir. Azapları hazırlanmış olan “kâfirler: Bu, pek çetin bir gün, derler.” Nitekim bir başka ayette şöyle buyrulmaktadır: “Kafirler için hiç de kolay değldir.”(el-Muddessir, 74/10) Ayetin mefhumundan, o günün müminler için kolay olacağı anlaşılmaktadır.
Kamer 54:9
9- Bunlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler. Böylece o, (davetten) alıkonuldu. 10- Nihâyet o, Rabbine: “Ben yenik düştüm. Artık (onlara karşı bana) yardım et” diye dua etti. 11- Biz de bardaktan boşanırcasına aralıksız (yağan) bir su ile göğün kapılarını açtık. 12- Yerin (dört bir tarafından da) pınarlar fışkırttık. Böylece (her iki) su, takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti. 13- Onu ağaç levhalardan ve çivilerden oluşan (bir gemi) üzerinde taşıdık. 14- O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere. 15- Andolsun ki Biz onu bir ayet/alamet olarak bıraktık. Yok mu düşünüp öğüt alan? 16- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 17- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
9. Şanı yüce Allah, son Peygamberine yalanlayıcıların durumunu, âyet ve mucizelerin onlara fayda sağlamadığını, onları hiçbir şekilde etkilemediğini zikrettikten sonra onları uyarıp önceki peygamberleri yalanlayan geçmiş ümmetlerin çarptırıldıkları cezaları hatırlatarak onları korkutmakta, Allah’ın onları nasıl helâk ettiğini, cezasını onlara nasıl ulaştırdığını bildirmektedir. Bunlar içinde Yüce Allah’ın puta tapan bir kavme gönderdiği ilk rasûl olan Nûh kavmini zikretmektedir. O, kavmini Allah’ı tevhid etmeye, O’na hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca Allah’a ibadete davet ettiği halde onlar şirk koşmaktan vazgeçmediler ve şöyle dediler:“Tanrılarınızı sakın bırakmayın. Sakın Ved, Suvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesri terk etmeyin.”(Nûh, 71/23) Nûh aleyhisselam onları gece-gündüz, gizli-açık davet etmeye devam etti. Ancak bu, onların inatlarını, azgınlıklarını ve peygamberlerine dil uzatmalarını artırmaktan başka hiçbir fayda sağlamadı. Bundan dolayı da Yüce Allah burada şöyle buyurmaktadır:“Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler.” Çünkü onların kanaatlerine göre atalarının izlemiş oldukları şirk ve sapıklık, aklın gösterdiği yoldur. Buna karşılık Nûh aleyhisselam’ın getirdiği yol ise cehalet ve sapıklıktır. O, ancak delilerin söyleyecekleri bir sözü söylemektedir. Ancak onların bu sözleri bir yalandır. Dinen ve aklen kabul edilmiş değişmez gerçekleri alt-üst etmişlerdir. Aksine Nuh’un getirdikleri değişmez hakkın kendisidir. Dosdoğru yol üzere bulunan aydınlık akılları hidâyete, nura ve doğruluğa iletir. Onların üzerinde bulundukları yol ise cahilliktir ve apaçık sapıklığın ta kendisidir. "Böylece o, (davetten) alıkonuldu.” O, kavmini Yüce Allah’a davet edince onlar onu engellediler ve ona sertçe çıkıştılar. Kahrolasıcalar, ona iman etmemekle ve onu yalanlamakla yetinmediler. Ellerinden geldiği kadar ona eziyet de ettiler. Bütün peygamber düşmanları da işte böyledir. Onların, peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep bu şekildedir.
10. Kavminin tutumu karşısında Nuh aleyhisselam Rabbine şöylece dua etti:“Ben yenik düştüm.” Onlara karşı zafer kazanacak gücüm yok. Çünkü kavminden ancak pek az kimseler iman etmişti. Bunların da kavimlerine karşı direnecek güçleri yoktu. O nedenle Allah’a:“Artık” onlardan benim intikamımı alarak bana “yardım et.” Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan tek bir kimse bırakma!”(Nûh, 71/26)
11. Yüce Allah da onun duasını kabul etti ve kavminden onun intikamını aldı:“Biz de bardaktan boşanırcasına” ardı arkası kesilmeyen ve pek bol “bir suyla göğün kapılarını açtık.”
12. “Yerin pınarlarını da gürül gürül akıttık.” Yağmur semadan olağanüstü şekilde akıp dururken, normalde su kaynağı olmak şöyle dursun, ateş yakılan yer olduğundan dolayı içinde su bulunması dahi söz konusu bulunmayan tandırlar da dahil olmak üzere yeryüzünün her tarafından sular fışkırıp aktı. Gökten ve yerden çıkan “su” Allah tarafından bu hususta “takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti.” Allah bunu ezelde yazıp takdir etmiş, azgın ve zalimler için bunu bir ceza olarak tespit etmişti.
13. Kulumuz Nûh’u levhaları ve çivileri bulunan gemi üzerinde taşıyarak kurtardık. Bu geminin tahtaları birbirine çivilerle sağlam bir şekilde bağlanmış ve sapasağlam bir bütün haline getirilmişti.
14. “O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu.” Gemi, içindeki Nûh, onunla birlikte iman edenler ve gemiye yüklediği türlü mahlukat ile birlikte Allah’ın suda boğulmaktan koruması, himayesi ve gözetimi altında akıp gidiyordu. Zaten O, en güzel koruyucu, en güzel vekildir. "Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere.” Bizim Nûh’u herkesi boğan suda boğulmaktan kurtarışımız, ona bir mükâfattı. Çünkü kavmi onu yalanlamış, onu inkâr etmiş; o ise sabırla onları davet etmeyi sürdürmüş, Allah’ın emri üzere direnmişti. Kimse bundan onu geri çevirememiş, kimse bu işinden onu alıkoyamamıştı. Nitekim Yüce Allah bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Denildi ki: Ey Nûh, katımızdan selâmetle in! Sana ve seninle beraber bulunan ümmetlere de hayır ve bereketler olsun.”(Hûd, 11/48) Burada maksadın şöyle olma ihtimali de vardır: Biz Nûh kavmini helâk edip onları böyle bir azaba ve böyle bir rüsvaylığa mahkum ettik. Bu da onların küfür ve inatlarının bir cezası idi. Ancak bu, (bu âyetin son kelimesi olan)“كُفِرَ ” kelimesinin “كًفَرَ” şeklinde okunduğu kıraate uygun bir manadır.
15. Andolsun Biz Nuh’un kavmi ile başından geçenlere dair kıssayı, öğüt alan kimselerin öğüt almaları için bir delil olarak bıraktık. Şöyle ki peygamberlere isyan edip onlara karşı inatla direnenleri Allah, kapsamlı ve çok çetin bir ceza ile helâk eder. Buradaki zamirin gemiye ve gemi türüne ait olma ihtimali de vardır. Zira onun asıl yapımı, Allah tarafından rasûlü Nuh aleyhisselam'a öğretmesi sonucu gerçekleşmiştir. Daha sonra Yüce Allah, bu gemi yapma sanatını ve gemi türünü insanlar arasında baki kılmıştır ki, bunun hikmeti de O’nun kullarına olan rahmetini, inâyetini, kudretinin kemâlini ve sanatının harikuladeliğini onlara göstermesidir. “Yok mu düşünüp ibret alan?” Âyetleri ibret alıp düşünen, öğüt alan, zihnini ve fikrini kendisine gelen bu ibretlere açan bir kimse yok mu? Çünkü bunlar son derece açık ve son derece kolaydırlar.
16. Ey muhatap! Allah’ın can yakıcı azabını ve hiçbir kimseye ileri sürecek bir mazeret bırakmayan uyarılarını nasıl buluyorsun?
17. Yani bizler bu Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarını ezberlenmek ve okunmak üzere, manalarını da kavramak ve öğrenmek üzere kolaylaştırdık. Çünkü bu Kur’ân, lafız itibari ile en güzel bir sözdür, manaları en doğru, açıklamaları da en net olan bir kitaptır. Bu kitaba yönelen herkese Yüce Allah, maksadını son derece kolaylaştırır. "Düşünüp öğüt almak"; ilim sahiplerinin kendisi ile öğüt alacakları her bir şeyi kapsar: Helâl, haram, emir ve yasak hükümleri, amellerin karşılıklarına dair hükümler, öğütler, ibretler, akide, doğru haberler vb. Bundan dolayı gerek ezber gerek tefsir yönünden Kur’ân ilmi, ilimlerin en kolayı, kayıtsız ve şartsız olarak en üstünüdür. Kulun öğrenmek istemesi halinde kendisine yardımcı olunacak faydalı bilgi de işte budur. Seleften bazı kimseler bu âyet-i kerime hakkında şöyle demişlerdir:“İlim talep eden yok mu? Ona bu hususta yardım olunacaktır.” Bundan dolayı Yüce Allah “Yok mu düşünüp öğüt alan?” buyruğu ile kullarını bu Kitab’a yönelmeye ve ibret alıp düşünmeye davet etmektedir.
Kamer 54:10
9- Bunlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler. Böylece o, (davetten) alıkonuldu. 10- Nihâyet o, Rabbine: “Ben yenik düştüm. Artık (onlara karşı bana) yardım et” diye dua etti. 11- Biz de bardaktan boşanırcasına aralıksız (yağan) bir su ile göğün kapılarını açtık. 12- Yerin (dört bir tarafından da) pınarlar fışkırttık. Böylece (her iki) su, takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti. 13- Onu ağaç levhalardan ve çivilerden oluşan (bir gemi) üzerinde taşıdık. 14- O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere. 15- Andolsun ki Biz onu bir ayet/alamet olarak bıraktık. Yok mu düşünüp öğüt alan? 16- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 17- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
9. Şanı yüce Allah, son Peygamberine yalanlayıcıların durumunu, âyet ve mucizelerin onlara fayda sağlamadığını, onları hiçbir şekilde etkilemediğini zikrettikten sonra onları uyarıp önceki peygamberleri yalanlayan geçmiş ümmetlerin çarptırıldıkları cezaları hatırlatarak onları korkutmakta, Allah’ın onları nasıl helâk ettiğini, cezasını onlara nasıl ulaştırdığını bildirmektedir. Bunlar içinde Yüce Allah’ın puta tapan bir kavme gönderdiği ilk rasûl olan Nûh kavmini zikretmektedir. O, kavmini Allah’ı tevhid etmeye, O’na hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca Allah’a ibadete davet ettiği halde onlar şirk koşmaktan vazgeçmediler ve şöyle dediler:“Tanrılarınızı sakın bırakmayın. Sakın Ved, Suvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesri terk etmeyin.”(Nûh, 71/23) Nûh aleyhisselam onları gece-gündüz, gizli-açık davet etmeye devam etti. Ancak bu, onların inatlarını, azgınlıklarını ve peygamberlerine dil uzatmalarını artırmaktan başka hiçbir fayda sağlamadı. Bundan dolayı da Yüce Allah burada şöyle buyurmaktadır:“Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler.” Çünkü onların kanaatlerine göre atalarının izlemiş oldukları şirk ve sapıklık, aklın gösterdiği yoldur. Buna karşılık Nûh aleyhisselam’ın getirdiği yol ise cehalet ve sapıklıktır. O, ancak delilerin söyleyecekleri bir sözü söylemektedir. Ancak onların bu sözleri bir yalandır. Dinen ve aklen kabul edilmiş değişmez gerçekleri alt-üst etmişlerdir. Aksine Nuh’un getirdikleri değişmez hakkın kendisidir. Dosdoğru yol üzere bulunan aydınlık akılları hidâyete, nura ve doğruluğa iletir. Onların üzerinde bulundukları yol ise cahilliktir ve apaçık sapıklığın ta kendisidir. "Böylece o, (davetten) alıkonuldu.” O, kavmini Yüce Allah’a davet edince onlar onu engellediler ve ona sertçe çıkıştılar. Kahrolasıcalar, ona iman etmemekle ve onu yalanlamakla yetinmediler. Ellerinden geldiği kadar ona eziyet de ettiler. Bütün peygamber düşmanları da işte böyledir. Onların, peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep bu şekildedir.
10. Kavminin tutumu karşısında Nuh aleyhisselam Rabbine şöylece dua etti:“Ben yenik düştüm.” Onlara karşı zafer kazanacak gücüm yok. Çünkü kavminden ancak pek az kimseler iman etmişti. Bunların da kavimlerine karşı direnecek güçleri yoktu. O nedenle Allah’a:“Artık” onlardan benim intikamımı alarak bana “yardım et.” Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan tek bir kimse bırakma!”(Nûh, 71/26)
11. Yüce Allah da onun duasını kabul etti ve kavminden onun intikamını aldı:“Biz de bardaktan boşanırcasına” ardı arkası kesilmeyen ve pek bol “bir suyla göğün kapılarını açtık.”
12. “Yerin pınarlarını da gürül gürül akıttık.” Yağmur semadan olağanüstü şekilde akıp dururken, normalde su kaynağı olmak şöyle dursun, ateş yakılan yer olduğundan dolayı içinde su bulunması dahi söz konusu bulunmayan tandırlar da dahil olmak üzere yeryüzünün her tarafından sular fışkırıp aktı. Gökten ve yerden çıkan “su” Allah tarafından bu hususta “takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti.” Allah bunu ezelde yazıp takdir etmiş, azgın ve zalimler için bunu bir ceza olarak tespit etmişti.
13. Kulumuz Nûh’u levhaları ve çivileri bulunan gemi üzerinde taşıyarak kurtardık. Bu geminin tahtaları birbirine çivilerle sağlam bir şekilde bağlanmış ve sapasağlam bir bütün haline getirilmişti.
14. “O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu.” Gemi, içindeki Nûh, onunla birlikte iman edenler ve gemiye yüklediği türlü mahlukat ile birlikte Allah’ın suda boğulmaktan koruması, himayesi ve gözetimi altında akıp gidiyordu. Zaten O, en güzel koruyucu, en güzel vekildir. "Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere.” Bizim Nûh’u herkesi boğan suda boğulmaktan kurtarışımız, ona bir mükâfattı. Çünkü kavmi onu yalanlamış, onu inkâr etmiş; o ise sabırla onları davet etmeyi sürdürmüş, Allah’ın emri üzere direnmişti. Kimse bundan onu geri çevirememiş, kimse bu işinden onu alıkoyamamıştı. Nitekim Yüce Allah bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Denildi ki: Ey Nûh, katımızdan selâmetle in! Sana ve seninle beraber bulunan ümmetlere de hayır ve bereketler olsun.”(Hûd, 11/48) Burada maksadın şöyle olma ihtimali de vardır: Biz Nûh kavmini helâk edip onları böyle bir azaba ve böyle bir rüsvaylığa mahkum ettik. Bu da onların küfür ve inatlarının bir cezası idi. Ancak bu, (bu âyetin son kelimesi olan)“كُفِرَ ” kelimesinin “كًفَرَ” şeklinde okunduğu kıraate uygun bir manadır.
15. Andolsun Biz Nuh’un kavmi ile başından geçenlere dair kıssayı, öğüt alan kimselerin öğüt almaları için bir delil olarak bıraktık. Şöyle ki peygamberlere isyan edip onlara karşı inatla direnenleri Allah, kapsamlı ve çok çetin bir ceza ile helâk eder. Buradaki zamirin gemiye ve gemi türüne ait olma ihtimali de vardır. Zira onun asıl yapımı, Allah tarafından rasûlü Nuh aleyhisselam'a öğretmesi sonucu gerçekleşmiştir. Daha sonra Yüce Allah, bu gemi yapma sanatını ve gemi türünü insanlar arasında baki kılmıştır ki, bunun hikmeti de O’nun kullarına olan rahmetini, inâyetini, kudretinin kemâlini ve sanatının harikuladeliğini onlara göstermesidir. “Yok mu düşünüp ibret alan?” Âyetleri ibret alıp düşünen, öğüt alan, zihnini ve fikrini kendisine gelen bu ibretlere açan bir kimse yok mu? Çünkü bunlar son derece açık ve son derece kolaydırlar.
16. Ey muhatap! Allah’ın can yakıcı azabını ve hiçbir kimseye ileri sürecek bir mazeret bırakmayan uyarılarını nasıl buluyorsun?
17. Yani bizler bu Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarını ezberlenmek ve okunmak üzere, manalarını da kavramak ve öğrenmek üzere kolaylaştırdık. Çünkü bu Kur’ân, lafız itibari ile en güzel bir sözdür, manaları en doğru, açıklamaları da en net olan bir kitaptır. Bu kitaba yönelen herkese Yüce Allah, maksadını son derece kolaylaştırır. "Düşünüp öğüt almak"; ilim sahiplerinin kendisi ile öğüt alacakları her bir şeyi kapsar: Helâl, haram, emir ve yasak hükümleri, amellerin karşılıklarına dair hükümler, öğütler, ibretler, akide, doğru haberler vb. Bundan dolayı gerek ezber gerek tefsir yönünden Kur’ân ilmi, ilimlerin en kolayı, kayıtsız ve şartsız olarak en üstünüdür. Kulun öğrenmek istemesi halinde kendisine yardımcı olunacak faydalı bilgi de işte budur. Seleften bazı kimseler bu âyet-i kerime hakkında şöyle demişlerdir:“İlim talep eden yok mu? Ona bu hususta yardım olunacaktır.” Bundan dolayı Yüce Allah “Yok mu düşünüp öğüt alan?” buyruğu ile kullarını bu Kitab’a yönelmeye ve ibret alıp düşünmeye davet etmektedir.
Kamer 54:11
9- Bunlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler. Böylece o, (davetten) alıkonuldu. 10- Nihâyet o, Rabbine: “Ben yenik düştüm. Artık (onlara karşı bana) yardım et” diye dua etti. 11- Biz de bardaktan boşanırcasına aralıksız (yağan) bir su ile göğün kapılarını açtık. 12- Yerin (dört bir tarafından da) pınarlar fışkırttık. Böylece (her iki) su, takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti. 13- Onu ağaç levhalardan ve çivilerden oluşan (bir gemi) üzerinde taşıdık. 14- O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere. 15- Andolsun ki Biz onu bir ayet/alamet olarak bıraktık. Yok mu düşünüp öğüt alan? 16- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 17- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
9. Şanı yüce Allah, son Peygamberine yalanlayıcıların durumunu, âyet ve mucizelerin onlara fayda sağlamadığını, onları hiçbir şekilde etkilemediğini zikrettikten sonra onları uyarıp önceki peygamberleri yalanlayan geçmiş ümmetlerin çarptırıldıkları cezaları hatırlatarak onları korkutmakta, Allah’ın onları nasıl helâk ettiğini, cezasını onlara nasıl ulaştırdığını bildirmektedir. Bunlar içinde Yüce Allah’ın puta tapan bir kavme gönderdiği ilk rasûl olan Nûh kavmini zikretmektedir. O, kavmini Allah’ı tevhid etmeye, O’na hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca Allah’a ibadete davet ettiği halde onlar şirk koşmaktan vazgeçmediler ve şöyle dediler:“Tanrılarınızı sakın bırakmayın. Sakın Ved, Suvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesri terk etmeyin.”(Nûh, 71/23) Nûh aleyhisselam onları gece-gündüz, gizli-açık davet etmeye devam etti. Ancak bu, onların inatlarını, azgınlıklarını ve peygamberlerine dil uzatmalarını artırmaktan başka hiçbir fayda sağlamadı. Bundan dolayı da Yüce Allah burada şöyle buyurmaktadır:“Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler.” Çünkü onların kanaatlerine göre atalarının izlemiş oldukları şirk ve sapıklık, aklın gösterdiği yoldur. Buna karşılık Nûh aleyhisselam’ın getirdiği yol ise cehalet ve sapıklıktır. O, ancak delilerin söyleyecekleri bir sözü söylemektedir. Ancak onların bu sözleri bir yalandır. Dinen ve aklen kabul edilmiş değişmez gerçekleri alt-üst etmişlerdir. Aksine Nuh’un getirdikleri değişmez hakkın kendisidir. Dosdoğru yol üzere bulunan aydınlık akılları hidâyete, nura ve doğruluğa iletir. Onların üzerinde bulundukları yol ise cahilliktir ve apaçık sapıklığın ta kendisidir. "Böylece o, (davetten) alıkonuldu.” O, kavmini Yüce Allah’a davet edince onlar onu engellediler ve ona sertçe çıkıştılar. Kahrolasıcalar, ona iman etmemekle ve onu yalanlamakla yetinmediler. Ellerinden geldiği kadar ona eziyet de ettiler. Bütün peygamber düşmanları da işte böyledir. Onların, peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep bu şekildedir.
10. Kavminin tutumu karşısında Nuh aleyhisselam Rabbine şöylece dua etti:“Ben yenik düştüm.” Onlara karşı zafer kazanacak gücüm yok. Çünkü kavminden ancak pek az kimseler iman etmişti. Bunların da kavimlerine karşı direnecek güçleri yoktu. O nedenle Allah’a:“Artık” onlardan benim intikamımı alarak bana “yardım et.” Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan tek bir kimse bırakma!”(Nûh, 71/26)
11. Yüce Allah da onun duasını kabul etti ve kavminden onun intikamını aldı:“Biz de bardaktan boşanırcasına” ardı arkası kesilmeyen ve pek bol “bir suyla göğün kapılarını açtık.”
12. “Yerin pınarlarını da gürül gürül akıttık.” Yağmur semadan olağanüstü şekilde akıp dururken, normalde su kaynağı olmak şöyle dursun, ateş yakılan yer olduğundan dolayı içinde su bulunması dahi söz konusu bulunmayan tandırlar da dahil olmak üzere yeryüzünün her tarafından sular fışkırıp aktı. Gökten ve yerden çıkan “su” Allah tarafından bu hususta “takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti.” Allah bunu ezelde yazıp takdir etmiş, azgın ve zalimler için bunu bir ceza olarak tespit etmişti.
13. Kulumuz Nûh’u levhaları ve çivileri bulunan gemi üzerinde taşıyarak kurtardık. Bu geminin tahtaları birbirine çivilerle sağlam bir şekilde bağlanmış ve sapasağlam bir bütün haline getirilmişti.
14. “O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu.” Gemi, içindeki Nûh, onunla birlikte iman edenler ve gemiye yüklediği türlü mahlukat ile birlikte Allah’ın suda boğulmaktan koruması, himayesi ve gözetimi altında akıp gidiyordu. Zaten O, en güzel koruyucu, en güzel vekildir. "Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere.” Bizim Nûh’u herkesi boğan suda boğulmaktan kurtarışımız, ona bir mükâfattı. Çünkü kavmi onu yalanlamış, onu inkâr etmiş; o ise sabırla onları davet etmeyi sürdürmüş, Allah’ın emri üzere direnmişti. Kimse bundan onu geri çevirememiş, kimse bu işinden onu alıkoyamamıştı. Nitekim Yüce Allah bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Denildi ki: Ey Nûh, katımızdan selâmetle in! Sana ve seninle beraber bulunan ümmetlere de hayır ve bereketler olsun.”(Hûd, 11/48) Burada maksadın şöyle olma ihtimali de vardır: Biz Nûh kavmini helâk edip onları böyle bir azaba ve böyle bir rüsvaylığa mahkum ettik. Bu da onların küfür ve inatlarının bir cezası idi. Ancak bu, (bu âyetin son kelimesi olan)“كُفِرَ ” kelimesinin “كًفَرَ” şeklinde okunduğu kıraate uygun bir manadır.
15. Andolsun Biz Nuh’un kavmi ile başından geçenlere dair kıssayı, öğüt alan kimselerin öğüt almaları için bir delil olarak bıraktık. Şöyle ki peygamberlere isyan edip onlara karşı inatla direnenleri Allah, kapsamlı ve çok çetin bir ceza ile helâk eder. Buradaki zamirin gemiye ve gemi türüne ait olma ihtimali de vardır. Zira onun asıl yapımı, Allah tarafından rasûlü Nuh aleyhisselam'a öğretmesi sonucu gerçekleşmiştir. Daha sonra Yüce Allah, bu gemi yapma sanatını ve gemi türünü insanlar arasında baki kılmıştır ki, bunun hikmeti de O’nun kullarına olan rahmetini, inâyetini, kudretinin kemâlini ve sanatının harikuladeliğini onlara göstermesidir. “Yok mu düşünüp ibret alan?” Âyetleri ibret alıp düşünen, öğüt alan, zihnini ve fikrini kendisine gelen bu ibretlere açan bir kimse yok mu? Çünkü bunlar son derece açık ve son derece kolaydırlar.
16. Ey muhatap! Allah’ın can yakıcı azabını ve hiçbir kimseye ileri sürecek bir mazeret bırakmayan uyarılarını nasıl buluyorsun?
17. Yani bizler bu Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarını ezberlenmek ve okunmak üzere, manalarını da kavramak ve öğrenmek üzere kolaylaştırdık. Çünkü bu Kur’ân, lafız itibari ile en güzel bir sözdür, manaları en doğru, açıklamaları da en net olan bir kitaptır. Bu kitaba yönelen herkese Yüce Allah, maksadını son derece kolaylaştırır. "Düşünüp öğüt almak"; ilim sahiplerinin kendisi ile öğüt alacakları her bir şeyi kapsar: Helâl, haram, emir ve yasak hükümleri, amellerin karşılıklarına dair hükümler, öğütler, ibretler, akide, doğru haberler vb. Bundan dolayı gerek ezber gerek tefsir yönünden Kur’ân ilmi, ilimlerin en kolayı, kayıtsız ve şartsız olarak en üstünüdür. Kulun öğrenmek istemesi halinde kendisine yardımcı olunacak faydalı bilgi de işte budur. Seleften bazı kimseler bu âyet-i kerime hakkında şöyle demişlerdir:“İlim talep eden yok mu? Ona bu hususta yardım olunacaktır.” Bundan dolayı Yüce Allah “Yok mu düşünüp öğüt alan?” buyruğu ile kullarını bu Kitab’a yönelmeye ve ibret alıp düşünmeye davet etmektedir.
Kamer 54:12
9- Bunlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler. Böylece o, (davetten) alıkonuldu. 10- Nihâyet o, Rabbine: “Ben yenik düştüm. Artık (onlara karşı bana) yardım et” diye dua etti. 11- Biz de bardaktan boşanırcasına aralıksız (yağan) bir su ile göğün kapılarını açtık. 12- Yerin (dört bir tarafından da) pınarlar fışkırttık. Böylece (her iki) su, takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti. 13- Onu ağaç levhalardan ve çivilerden oluşan (bir gemi) üzerinde taşıdık. 14- O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere. 15- Andolsun ki Biz onu bir ayet/alamet olarak bıraktık. Yok mu düşünüp öğüt alan? 16- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 17- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
9. Şanı yüce Allah, son Peygamberine yalanlayıcıların durumunu, âyet ve mucizelerin onlara fayda sağlamadığını, onları hiçbir şekilde etkilemediğini zikrettikten sonra onları uyarıp önceki peygamberleri yalanlayan geçmiş ümmetlerin çarptırıldıkları cezaları hatırlatarak onları korkutmakta, Allah’ın onları nasıl helâk ettiğini, cezasını onlara nasıl ulaştırdığını bildirmektedir. Bunlar içinde Yüce Allah’ın puta tapan bir kavme gönderdiği ilk rasûl olan Nûh kavmini zikretmektedir. O, kavmini Allah’ı tevhid etmeye, O’na hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca Allah’a ibadete davet ettiği halde onlar şirk koşmaktan vazgeçmediler ve şöyle dediler:“Tanrılarınızı sakın bırakmayın. Sakın Ved, Suvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesri terk etmeyin.”(Nûh, 71/23) Nûh aleyhisselam onları gece-gündüz, gizli-açık davet etmeye devam etti. Ancak bu, onların inatlarını, azgınlıklarını ve peygamberlerine dil uzatmalarını artırmaktan başka hiçbir fayda sağlamadı. Bundan dolayı da Yüce Allah burada şöyle buyurmaktadır:“Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler.” Çünkü onların kanaatlerine göre atalarının izlemiş oldukları şirk ve sapıklık, aklın gösterdiği yoldur. Buna karşılık Nûh aleyhisselam’ın getirdiği yol ise cehalet ve sapıklıktır. O, ancak delilerin söyleyecekleri bir sözü söylemektedir. Ancak onların bu sözleri bir yalandır. Dinen ve aklen kabul edilmiş değişmez gerçekleri alt-üst etmişlerdir. Aksine Nuh’un getirdikleri değişmez hakkın kendisidir. Dosdoğru yol üzere bulunan aydınlık akılları hidâyete, nura ve doğruluğa iletir. Onların üzerinde bulundukları yol ise cahilliktir ve apaçık sapıklığın ta kendisidir. "Böylece o, (davetten) alıkonuldu.” O, kavmini Yüce Allah’a davet edince onlar onu engellediler ve ona sertçe çıkıştılar. Kahrolasıcalar, ona iman etmemekle ve onu yalanlamakla yetinmediler. Ellerinden geldiği kadar ona eziyet de ettiler. Bütün peygamber düşmanları da işte böyledir. Onların, peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep bu şekildedir.
10. Kavminin tutumu karşısında Nuh aleyhisselam Rabbine şöylece dua etti:“Ben yenik düştüm.” Onlara karşı zafer kazanacak gücüm yok. Çünkü kavminden ancak pek az kimseler iman etmişti. Bunların da kavimlerine karşı direnecek güçleri yoktu. O nedenle Allah’a:“Artık” onlardan benim intikamımı alarak bana “yardım et.” Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan tek bir kimse bırakma!”(Nûh, 71/26)
11. Yüce Allah da onun duasını kabul etti ve kavminden onun intikamını aldı:“Biz de bardaktan boşanırcasına” ardı arkası kesilmeyen ve pek bol “bir suyla göğün kapılarını açtık.”
12. “Yerin pınarlarını da gürül gürül akıttık.” Yağmur semadan olağanüstü şekilde akıp dururken, normalde su kaynağı olmak şöyle dursun, ateş yakılan yer olduğundan dolayı içinde su bulunması dahi söz konusu bulunmayan tandırlar da dahil olmak üzere yeryüzünün her tarafından sular fışkırıp aktı. Gökten ve yerden çıkan “su” Allah tarafından bu hususta “takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti.” Allah bunu ezelde yazıp takdir etmiş, azgın ve zalimler için bunu bir ceza olarak tespit etmişti.
13. Kulumuz Nûh’u levhaları ve çivileri bulunan gemi üzerinde taşıyarak kurtardık. Bu geminin tahtaları birbirine çivilerle sağlam bir şekilde bağlanmış ve sapasağlam bir bütün haline getirilmişti.
14. “O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu.” Gemi, içindeki Nûh, onunla birlikte iman edenler ve gemiye yüklediği türlü mahlukat ile birlikte Allah’ın suda boğulmaktan koruması, himayesi ve gözetimi altında akıp gidiyordu. Zaten O, en güzel koruyucu, en güzel vekildir. "Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere.” Bizim Nûh’u herkesi boğan suda boğulmaktan kurtarışımız, ona bir mükâfattı. Çünkü kavmi onu yalanlamış, onu inkâr etmiş; o ise sabırla onları davet etmeyi sürdürmüş, Allah’ın emri üzere direnmişti. Kimse bundan onu geri çevirememiş, kimse bu işinden onu alıkoyamamıştı. Nitekim Yüce Allah bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Denildi ki: Ey Nûh, katımızdan selâmetle in! Sana ve seninle beraber bulunan ümmetlere de hayır ve bereketler olsun.”(Hûd, 11/48) Burada maksadın şöyle olma ihtimali de vardır: Biz Nûh kavmini helâk edip onları böyle bir azaba ve böyle bir rüsvaylığa mahkum ettik. Bu da onların küfür ve inatlarının bir cezası idi. Ancak bu, (bu âyetin son kelimesi olan)“كُفِرَ ” kelimesinin “كًفَرَ” şeklinde okunduğu kıraate uygun bir manadır.
15. Andolsun Biz Nuh’un kavmi ile başından geçenlere dair kıssayı, öğüt alan kimselerin öğüt almaları için bir delil olarak bıraktık. Şöyle ki peygamberlere isyan edip onlara karşı inatla direnenleri Allah, kapsamlı ve çok çetin bir ceza ile helâk eder. Buradaki zamirin gemiye ve gemi türüne ait olma ihtimali de vardır. Zira onun asıl yapımı, Allah tarafından rasûlü Nuh aleyhisselam'a öğretmesi sonucu gerçekleşmiştir. Daha sonra Yüce Allah, bu gemi yapma sanatını ve gemi türünü insanlar arasında baki kılmıştır ki, bunun hikmeti de O’nun kullarına olan rahmetini, inâyetini, kudretinin kemâlini ve sanatının harikuladeliğini onlara göstermesidir. “Yok mu düşünüp ibret alan?” Âyetleri ibret alıp düşünen, öğüt alan, zihnini ve fikrini kendisine gelen bu ibretlere açan bir kimse yok mu? Çünkü bunlar son derece açık ve son derece kolaydırlar.
16. Ey muhatap! Allah’ın can yakıcı azabını ve hiçbir kimseye ileri sürecek bir mazeret bırakmayan uyarılarını nasıl buluyorsun?
17. Yani bizler bu Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarını ezberlenmek ve okunmak üzere, manalarını da kavramak ve öğrenmek üzere kolaylaştırdık. Çünkü bu Kur’ân, lafız itibari ile en güzel bir sözdür, manaları en doğru, açıklamaları da en net olan bir kitaptır. Bu kitaba yönelen herkese Yüce Allah, maksadını son derece kolaylaştırır. "Düşünüp öğüt almak"; ilim sahiplerinin kendisi ile öğüt alacakları her bir şeyi kapsar: Helâl, haram, emir ve yasak hükümleri, amellerin karşılıklarına dair hükümler, öğütler, ibretler, akide, doğru haberler vb. Bundan dolayı gerek ezber gerek tefsir yönünden Kur’ân ilmi, ilimlerin en kolayı, kayıtsız ve şartsız olarak en üstünüdür. Kulun öğrenmek istemesi halinde kendisine yardımcı olunacak faydalı bilgi de işte budur. Seleften bazı kimseler bu âyet-i kerime hakkında şöyle demişlerdir:“İlim talep eden yok mu? Ona bu hususta yardım olunacaktır.” Bundan dolayı Yüce Allah “Yok mu düşünüp öğüt alan?” buyruğu ile kullarını bu Kitab’a yönelmeye ve ibret alıp düşünmeye davet etmektedir.
Kamer 54:13
9- Bunlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler. Böylece o, (davetten) alıkonuldu. 10- Nihâyet o, Rabbine: “Ben yenik düştüm. Artık (onlara karşı bana) yardım et” diye dua etti. 11- Biz de bardaktan boşanırcasına aralıksız (yağan) bir su ile göğün kapılarını açtık. 12- Yerin (dört bir tarafından da) pınarlar fışkırttık. Böylece (her iki) su, takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti. 13- Onu ağaç levhalardan ve çivilerden oluşan (bir gemi) üzerinde taşıdık. 14- O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere. 15- Andolsun ki Biz onu bir ayet/alamet olarak bıraktık. Yok mu düşünüp öğüt alan? 16- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 17- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
9. Şanı yüce Allah, son Peygamberine yalanlayıcıların durumunu, âyet ve mucizelerin onlara fayda sağlamadığını, onları hiçbir şekilde etkilemediğini zikrettikten sonra onları uyarıp önceki peygamberleri yalanlayan geçmiş ümmetlerin çarptırıldıkları cezaları hatırlatarak onları korkutmakta, Allah’ın onları nasıl helâk ettiğini, cezasını onlara nasıl ulaştırdığını bildirmektedir. Bunlar içinde Yüce Allah’ın puta tapan bir kavme gönderdiği ilk rasûl olan Nûh kavmini zikretmektedir. O, kavmini Allah’ı tevhid etmeye, O’na hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca Allah’a ibadete davet ettiği halde onlar şirk koşmaktan vazgeçmediler ve şöyle dediler:“Tanrılarınızı sakın bırakmayın. Sakın Ved, Suvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesri terk etmeyin.”(Nûh, 71/23) Nûh aleyhisselam onları gece-gündüz, gizli-açık davet etmeye devam etti. Ancak bu, onların inatlarını, azgınlıklarını ve peygamberlerine dil uzatmalarını artırmaktan başka hiçbir fayda sağlamadı. Bundan dolayı da Yüce Allah burada şöyle buyurmaktadır:“Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler.” Çünkü onların kanaatlerine göre atalarının izlemiş oldukları şirk ve sapıklık, aklın gösterdiği yoldur. Buna karşılık Nûh aleyhisselam’ın getirdiği yol ise cehalet ve sapıklıktır. O, ancak delilerin söyleyecekleri bir sözü söylemektedir. Ancak onların bu sözleri bir yalandır. Dinen ve aklen kabul edilmiş değişmez gerçekleri alt-üst etmişlerdir. Aksine Nuh’un getirdikleri değişmez hakkın kendisidir. Dosdoğru yol üzere bulunan aydınlık akılları hidâyete, nura ve doğruluğa iletir. Onların üzerinde bulundukları yol ise cahilliktir ve apaçık sapıklığın ta kendisidir. "Böylece o, (davetten) alıkonuldu.” O, kavmini Yüce Allah’a davet edince onlar onu engellediler ve ona sertçe çıkıştılar. Kahrolasıcalar, ona iman etmemekle ve onu yalanlamakla yetinmediler. Ellerinden geldiği kadar ona eziyet de ettiler. Bütün peygamber düşmanları da işte böyledir. Onların, peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep bu şekildedir.
10. Kavminin tutumu karşısında Nuh aleyhisselam Rabbine şöylece dua etti:“Ben yenik düştüm.” Onlara karşı zafer kazanacak gücüm yok. Çünkü kavminden ancak pek az kimseler iman etmişti. Bunların da kavimlerine karşı direnecek güçleri yoktu. O nedenle Allah’a:“Artık” onlardan benim intikamımı alarak bana “yardım et.” Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan tek bir kimse bırakma!”(Nûh, 71/26)
11. Yüce Allah da onun duasını kabul etti ve kavminden onun intikamını aldı:“Biz de bardaktan boşanırcasına” ardı arkası kesilmeyen ve pek bol “bir suyla göğün kapılarını açtık.”
12. “Yerin pınarlarını da gürül gürül akıttık.” Yağmur semadan olağanüstü şekilde akıp dururken, normalde su kaynağı olmak şöyle dursun, ateş yakılan yer olduğundan dolayı içinde su bulunması dahi söz konusu bulunmayan tandırlar da dahil olmak üzere yeryüzünün her tarafından sular fışkırıp aktı. Gökten ve yerden çıkan “su” Allah tarafından bu hususta “takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti.” Allah bunu ezelde yazıp takdir etmiş, azgın ve zalimler için bunu bir ceza olarak tespit etmişti.
13. Kulumuz Nûh’u levhaları ve çivileri bulunan gemi üzerinde taşıyarak kurtardık. Bu geminin tahtaları birbirine çivilerle sağlam bir şekilde bağlanmış ve sapasağlam bir bütün haline getirilmişti.
14. “O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu.” Gemi, içindeki Nûh, onunla birlikte iman edenler ve gemiye yüklediği türlü mahlukat ile birlikte Allah’ın suda boğulmaktan koruması, himayesi ve gözetimi altında akıp gidiyordu. Zaten O, en güzel koruyucu, en güzel vekildir. "Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere.” Bizim Nûh’u herkesi boğan suda boğulmaktan kurtarışımız, ona bir mükâfattı. Çünkü kavmi onu yalanlamış, onu inkâr etmiş; o ise sabırla onları davet etmeyi sürdürmüş, Allah’ın emri üzere direnmişti. Kimse bundan onu geri çevirememiş, kimse bu işinden onu alıkoyamamıştı. Nitekim Yüce Allah bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Denildi ki: Ey Nûh, katımızdan selâmetle in! Sana ve seninle beraber bulunan ümmetlere de hayır ve bereketler olsun.”(Hûd, 11/48) Burada maksadın şöyle olma ihtimali de vardır: Biz Nûh kavmini helâk edip onları böyle bir azaba ve böyle bir rüsvaylığa mahkum ettik. Bu da onların küfür ve inatlarının bir cezası idi. Ancak bu, (bu âyetin son kelimesi olan)“كُفِرَ ” kelimesinin “كًفَرَ” şeklinde okunduğu kıraate uygun bir manadır.
15. Andolsun Biz Nuh’un kavmi ile başından geçenlere dair kıssayı, öğüt alan kimselerin öğüt almaları için bir delil olarak bıraktık. Şöyle ki peygamberlere isyan edip onlara karşı inatla direnenleri Allah, kapsamlı ve çok çetin bir ceza ile helâk eder. Buradaki zamirin gemiye ve gemi türüne ait olma ihtimali de vardır. Zira onun asıl yapımı, Allah tarafından rasûlü Nuh aleyhisselam'a öğretmesi sonucu gerçekleşmiştir. Daha sonra Yüce Allah, bu gemi yapma sanatını ve gemi türünü insanlar arasında baki kılmıştır ki, bunun hikmeti de O’nun kullarına olan rahmetini, inâyetini, kudretinin kemâlini ve sanatının harikuladeliğini onlara göstermesidir. “Yok mu düşünüp ibret alan?” Âyetleri ibret alıp düşünen, öğüt alan, zihnini ve fikrini kendisine gelen bu ibretlere açan bir kimse yok mu? Çünkü bunlar son derece açık ve son derece kolaydırlar.
16. Ey muhatap! Allah’ın can yakıcı azabını ve hiçbir kimseye ileri sürecek bir mazeret bırakmayan uyarılarını nasıl buluyorsun?
17. Yani bizler bu Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarını ezberlenmek ve okunmak üzere, manalarını da kavramak ve öğrenmek üzere kolaylaştırdık. Çünkü bu Kur’ân, lafız itibari ile en güzel bir sözdür, manaları en doğru, açıklamaları da en net olan bir kitaptır. Bu kitaba yönelen herkese Yüce Allah, maksadını son derece kolaylaştırır. "Düşünüp öğüt almak"; ilim sahiplerinin kendisi ile öğüt alacakları her bir şeyi kapsar: Helâl, haram, emir ve yasak hükümleri, amellerin karşılıklarına dair hükümler, öğütler, ibretler, akide, doğru haberler vb. Bundan dolayı gerek ezber gerek tefsir yönünden Kur’ân ilmi, ilimlerin en kolayı, kayıtsız ve şartsız olarak en üstünüdür. Kulun öğrenmek istemesi halinde kendisine yardımcı olunacak faydalı bilgi de işte budur. Seleften bazı kimseler bu âyet-i kerime hakkında şöyle demişlerdir:“İlim talep eden yok mu? Ona bu hususta yardım olunacaktır.” Bundan dolayı Yüce Allah “Yok mu düşünüp öğüt alan?” buyruğu ile kullarını bu Kitab’a yönelmeye ve ibret alıp düşünmeye davet etmektedir.
Kamer 54:14
9- Bunlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler. Böylece o, (davetten) alıkonuldu. 10- Nihâyet o, Rabbine: “Ben yenik düştüm. Artık (onlara karşı bana) yardım et” diye dua etti. 11- Biz de bardaktan boşanırcasına aralıksız (yağan) bir su ile göğün kapılarını açtık. 12- Yerin (dört bir tarafından da) pınarlar fışkırttık. Böylece (her iki) su, takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti. 13- Onu ağaç levhalardan ve çivilerden oluşan (bir gemi) üzerinde taşıdık. 14- O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere. 15- Andolsun ki Biz onu bir ayet/alamet olarak bıraktık. Yok mu düşünüp öğüt alan? 16- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 17- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
9. Şanı yüce Allah, son Peygamberine yalanlayıcıların durumunu, âyet ve mucizelerin onlara fayda sağlamadığını, onları hiçbir şekilde etkilemediğini zikrettikten sonra onları uyarıp önceki peygamberleri yalanlayan geçmiş ümmetlerin çarptırıldıkları cezaları hatırlatarak onları korkutmakta, Allah’ın onları nasıl helâk ettiğini, cezasını onlara nasıl ulaştırdığını bildirmektedir. Bunlar içinde Yüce Allah’ın puta tapan bir kavme gönderdiği ilk rasûl olan Nûh kavmini zikretmektedir. O, kavmini Allah’ı tevhid etmeye, O’na hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca Allah’a ibadete davet ettiği halde onlar şirk koşmaktan vazgeçmediler ve şöyle dediler:“Tanrılarınızı sakın bırakmayın. Sakın Ved, Suvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesri terk etmeyin.”(Nûh, 71/23) Nûh aleyhisselam onları gece-gündüz, gizli-açık davet etmeye devam etti. Ancak bu, onların inatlarını, azgınlıklarını ve peygamberlerine dil uzatmalarını artırmaktan başka hiçbir fayda sağlamadı. Bundan dolayı da Yüce Allah burada şöyle buyurmaktadır:“Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler.” Çünkü onların kanaatlerine göre atalarının izlemiş oldukları şirk ve sapıklık, aklın gösterdiği yoldur. Buna karşılık Nûh aleyhisselam’ın getirdiği yol ise cehalet ve sapıklıktır. O, ancak delilerin söyleyecekleri bir sözü söylemektedir. Ancak onların bu sözleri bir yalandır. Dinen ve aklen kabul edilmiş değişmez gerçekleri alt-üst etmişlerdir. Aksine Nuh’un getirdikleri değişmez hakkın kendisidir. Dosdoğru yol üzere bulunan aydınlık akılları hidâyete, nura ve doğruluğa iletir. Onların üzerinde bulundukları yol ise cahilliktir ve apaçık sapıklığın ta kendisidir. "Böylece o, (davetten) alıkonuldu.” O, kavmini Yüce Allah’a davet edince onlar onu engellediler ve ona sertçe çıkıştılar. Kahrolasıcalar, ona iman etmemekle ve onu yalanlamakla yetinmediler. Ellerinden geldiği kadar ona eziyet de ettiler. Bütün peygamber düşmanları da işte böyledir. Onların, peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep bu şekildedir.
10. Kavminin tutumu karşısında Nuh aleyhisselam Rabbine şöylece dua etti:“Ben yenik düştüm.” Onlara karşı zafer kazanacak gücüm yok. Çünkü kavminden ancak pek az kimseler iman etmişti. Bunların da kavimlerine karşı direnecek güçleri yoktu. O nedenle Allah’a:“Artık” onlardan benim intikamımı alarak bana “yardım et.” Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan tek bir kimse bırakma!”(Nûh, 71/26)
11. Yüce Allah da onun duasını kabul etti ve kavminden onun intikamını aldı:“Biz de bardaktan boşanırcasına” ardı arkası kesilmeyen ve pek bol “bir suyla göğün kapılarını açtık.”
12. “Yerin pınarlarını da gürül gürül akıttık.” Yağmur semadan olağanüstü şekilde akıp dururken, normalde su kaynağı olmak şöyle dursun, ateş yakılan yer olduğundan dolayı içinde su bulunması dahi söz konusu bulunmayan tandırlar da dahil olmak üzere yeryüzünün her tarafından sular fışkırıp aktı. Gökten ve yerden çıkan “su” Allah tarafından bu hususta “takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti.” Allah bunu ezelde yazıp takdir etmiş, azgın ve zalimler için bunu bir ceza olarak tespit etmişti.
13. Kulumuz Nûh’u levhaları ve çivileri bulunan gemi üzerinde taşıyarak kurtardık. Bu geminin tahtaları birbirine çivilerle sağlam bir şekilde bağlanmış ve sapasağlam bir bütün haline getirilmişti.
14. “O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu.” Gemi, içindeki Nûh, onunla birlikte iman edenler ve gemiye yüklediği türlü mahlukat ile birlikte Allah’ın suda boğulmaktan koruması, himayesi ve gözetimi altında akıp gidiyordu. Zaten O, en güzel koruyucu, en güzel vekildir. "Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere.” Bizim Nûh’u herkesi boğan suda boğulmaktan kurtarışımız, ona bir mükâfattı. Çünkü kavmi onu yalanlamış, onu inkâr etmiş; o ise sabırla onları davet etmeyi sürdürmüş, Allah’ın emri üzere direnmişti. Kimse bundan onu geri çevirememiş, kimse bu işinden onu alıkoyamamıştı. Nitekim Yüce Allah bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Denildi ki: Ey Nûh, katımızdan selâmetle in! Sana ve seninle beraber bulunan ümmetlere de hayır ve bereketler olsun.”(Hûd, 11/48) Burada maksadın şöyle olma ihtimali de vardır: Biz Nûh kavmini helâk edip onları böyle bir azaba ve böyle bir rüsvaylığa mahkum ettik. Bu da onların küfür ve inatlarının bir cezası idi. Ancak bu, (bu âyetin son kelimesi olan)“كُفِرَ ” kelimesinin “كًفَرَ” şeklinde okunduğu kıraate uygun bir manadır.
15. Andolsun Biz Nuh’un kavmi ile başından geçenlere dair kıssayı, öğüt alan kimselerin öğüt almaları için bir delil olarak bıraktık. Şöyle ki peygamberlere isyan edip onlara karşı inatla direnenleri Allah, kapsamlı ve çok çetin bir ceza ile helâk eder. Buradaki zamirin gemiye ve gemi türüne ait olma ihtimali de vardır. Zira onun asıl yapımı, Allah tarafından rasûlü Nuh aleyhisselam'a öğretmesi sonucu gerçekleşmiştir. Daha sonra Yüce Allah, bu gemi yapma sanatını ve gemi türünü insanlar arasında baki kılmıştır ki, bunun hikmeti de O’nun kullarına olan rahmetini, inâyetini, kudretinin kemâlini ve sanatının harikuladeliğini onlara göstermesidir. “Yok mu düşünüp ibret alan?” Âyetleri ibret alıp düşünen, öğüt alan, zihnini ve fikrini kendisine gelen bu ibretlere açan bir kimse yok mu? Çünkü bunlar son derece açık ve son derece kolaydırlar.
16. Ey muhatap! Allah’ın can yakıcı azabını ve hiçbir kimseye ileri sürecek bir mazeret bırakmayan uyarılarını nasıl buluyorsun?
17. Yani bizler bu Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarını ezberlenmek ve okunmak üzere, manalarını da kavramak ve öğrenmek üzere kolaylaştırdık. Çünkü bu Kur’ân, lafız itibari ile en güzel bir sözdür, manaları en doğru, açıklamaları da en net olan bir kitaptır. Bu kitaba yönelen herkese Yüce Allah, maksadını son derece kolaylaştırır. "Düşünüp öğüt almak"; ilim sahiplerinin kendisi ile öğüt alacakları her bir şeyi kapsar: Helâl, haram, emir ve yasak hükümleri, amellerin karşılıklarına dair hükümler, öğütler, ibretler, akide, doğru haberler vb. Bundan dolayı gerek ezber gerek tefsir yönünden Kur’ân ilmi, ilimlerin en kolayı, kayıtsız ve şartsız olarak en üstünüdür. Kulun öğrenmek istemesi halinde kendisine yardımcı olunacak faydalı bilgi de işte budur. Seleften bazı kimseler bu âyet-i kerime hakkında şöyle demişlerdir:“İlim talep eden yok mu? Ona bu hususta yardım olunacaktır.” Bundan dolayı Yüce Allah “Yok mu düşünüp öğüt alan?” buyruğu ile kullarını bu Kitab’a yönelmeye ve ibret alıp düşünmeye davet etmektedir.
Kamer 54:15
9- Bunlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler. Böylece o, (davetten) alıkonuldu. 10- Nihâyet o, Rabbine: “Ben yenik düştüm. Artık (onlara karşı bana) yardım et” diye dua etti. 11- Biz de bardaktan boşanırcasına aralıksız (yağan) bir su ile göğün kapılarını açtık. 12- Yerin (dört bir tarafından da) pınarlar fışkırttık. Böylece (her iki) su, takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti. 13- Onu ağaç levhalardan ve çivilerden oluşan (bir gemi) üzerinde taşıdık. 14- O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere. 15- Andolsun ki Biz onu bir ayet/alamet olarak bıraktık. Yok mu düşünüp öğüt alan? 16- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 17- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
9. Şanı yüce Allah, son Peygamberine yalanlayıcıların durumunu, âyet ve mucizelerin onlara fayda sağlamadığını, onları hiçbir şekilde etkilemediğini zikrettikten sonra onları uyarıp önceki peygamberleri yalanlayan geçmiş ümmetlerin çarptırıldıkları cezaları hatırlatarak onları korkutmakta, Allah’ın onları nasıl helâk ettiğini, cezasını onlara nasıl ulaştırdığını bildirmektedir. Bunlar içinde Yüce Allah’ın puta tapan bir kavme gönderdiği ilk rasûl olan Nûh kavmini zikretmektedir. O, kavmini Allah’ı tevhid etmeye, O’na hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca Allah’a ibadete davet ettiği halde onlar şirk koşmaktan vazgeçmediler ve şöyle dediler:“Tanrılarınızı sakın bırakmayın. Sakın Ved, Suvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesri terk etmeyin.”(Nûh, 71/23) Nûh aleyhisselam onları gece-gündüz, gizli-açık davet etmeye devam etti. Ancak bu, onların inatlarını, azgınlıklarını ve peygamberlerine dil uzatmalarını artırmaktan başka hiçbir fayda sağlamadı. Bundan dolayı da Yüce Allah burada şöyle buyurmaktadır:“Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler.” Çünkü onların kanaatlerine göre atalarının izlemiş oldukları şirk ve sapıklık, aklın gösterdiği yoldur. Buna karşılık Nûh aleyhisselam’ın getirdiği yol ise cehalet ve sapıklıktır. O, ancak delilerin söyleyecekleri bir sözü söylemektedir. Ancak onların bu sözleri bir yalandır. Dinen ve aklen kabul edilmiş değişmez gerçekleri alt-üst etmişlerdir. Aksine Nuh’un getirdikleri değişmez hakkın kendisidir. Dosdoğru yol üzere bulunan aydınlık akılları hidâyete, nura ve doğruluğa iletir. Onların üzerinde bulundukları yol ise cahilliktir ve apaçık sapıklığın ta kendisidir. "Böylece o, (davetten) alıkonuldu.” O, kavmini Yüce Allah’a davet edince onlar onu engellediler ve ona sertçe çıkıştılar. Kahrolasıcalar, ona iman etmemekle ve onu yalanlamakla yetinmediler. Ellerinden geldiği kadar ona eziyet de ettiler. Bütün peygamber düşmanları da işte böyledir. Onların, peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep bu şekildedir.
10. Kavminin tutumu karşısında Nuh aleyhisselam Rabbine şöylece dua etti:“Ben yenik düştüm.” Onlara karşı zafer kazanacak gücüm yok. Çünkü kavminden ancak pek az kimseler iman etmişti. Bunların da kavimlerine karşı direnecek güçleri yoktu. O nedenle Allah’a:“Artık” onlardan benim intikamımı alarak bana “yardım et.” Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan tek bir kimse bırakma!”(Nûh, 71/26)
11. Yüce Allah da onun duasını kabul etti ve kavminden onun intikamını aldı:“Biz de bardaktan boşanırcasına” ardı arkası kesilmeyen ve pek bol “bir suyla göğün kapılarını açtık.”
12. “Yerin pınarlarını da gürül gürül akıttık.” Yağmur semadan olağanüstü şekilde akıp dururken, normalde su kaynağı olmak şöyle dursun, ateş yakılan yer olduğundan dolayı içinde su bulunması dahi söz konusu bulunmayan tandırlar da dahil olmak üzere yeryüzünün her tarafından sular fışkırıp aktı. Gökten ve yerden çıkan “su” Allah tarafından bu hususta “takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti.” Allah bunu ezelde yazıp takdir etmiş, azgın ve zalimler için bunu bir ceza olarak tespit etmişti.
13. Kulumuz Nûh’u levhaları ve çivileri bulunan gemi üzerinde taşıyarak kurtardık. Bu geminin tahtaları birbirine çivilerle sağlam bir şekilde bağlanmış ve sapasağlam bir bütün haline getirilmişti.
14. “O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu.” Gemi, içindeki Nûh, onunla birlikte iman edenler ve gemiye yüklediği türlü mahlukat ile birlikte Allah’ın suda boğulmaktan koruması, himayesi ve gözetimi altında akıp gidiyordu. Zaten O, en güzel koruyucu, en güzel vekildir. "Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere.” Bizim Nûh’u herkesi boğan suda boğulmaktan kurtarışımız, ona bir mükâfattı. Çünkü kavmi onu yalanlamış, onu inkâr etmiş; o ise sabırla onları davet etmeyi sürdürmüş, Allah’ın emri üzere direnmişti. Kimse bundan onu geri çevirememiş, kimse bu işinden onu alıkoyamamıştı. Nitekim Yüce Allah bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Denildi ki: Ey Nûh, katımızdan selâmetle in! Sana ve seninle beraber bulunan ümmetlere de hayır ve bereketler olsun.”(Hûd, 11/48) Burada maksadın şöyle olma ihtimali de vardır: Biz Nûh kavmini helâk edip onları böyle bir azaba ve böyle bir rüsvaylığa mahkum ettik. Bu da onların küfür ve inatlarının bir cezası idi. Ancak bu, (bu âyetin son kelimesi olan)“كُفِرَ ” kelimesinin “كًفَرَ” şeklinde okunduğu kıraate uygun bir manadır.
15. Andolsun Biz Nuh’un kavmi ile başından geçenlere dair kıssayı, öğüt alan kimselerin öğüt almaları için bir delil olarak bıraktık. Şöyle ki peygamberlere isyan edip onlara karşı inatla direnenleri Allah, kapsamlı ve çok çetin bir ceza ile helâk eder. Buradaki zamirin gemiye ve gemi türüne ait olma ihtimali de vardır. Zira onun asıl yapımı, Allah tarafından rasûlü Nuh aleyhisselam'a öğretmesi sonucu gerçekleşmiştir. Daha sonra Yüce Allah, bu gemi yapma sanatını ve gemi türünü insanlar arasında baki kılmıştır ki, bunun hikmeti de O’nun kullarına olan rahmetini, inâyetini, kudretinin kemâlini ve sanatının harikuladeliğini onlara göstermesidir. “Yok mu düşünüp ibret alan?” Âyetleri ibret alıp düşünen, öğüt alan, zihnini ve fikrini kendisine gelen bu ibretlere açan bir kimse yok mu? Çünkü bunlar son derece açık ve son derece kolaydırlar.
16. Ey muhatap! Allah’ın can yakıcı azabını ve hiçbir kimseye ileri sürecek bir mazeret bırakmayan uyarılarını nasıl buluyorsun?
17. Yani bizler bu Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarını ezberlenmek ve okunmak üzere, manalarını da kavramak ve öğrenmek üzere kolaylaştırdık. Çünkü bu Kur’ân, lafız itibari ile en güzel bir sözdür, manaları en doğru, açıklamaları da en net olan bir kitaptır. Bu kitaba yönelen herkese Yüce Allah, maksadını son derece kolaylaştırır. "Düşünüp öğüt almak"; ilim sahiplerinin kendisi ile öğüt alacakları her bir şeyi kapsar: Helâl, haram, emir ve yasak hükümleri, amellerin karşılıklarına dair hükümler, öğütler, ibretler, akide, doğru haberler vb. Bundan dolayı gerek ezber gerek tefsir yönünden Kur’ân ilmi, ilimlerin en kolayı, kayıtsız ve şartsız olarak en üstünüdür. Kulun öğrenmek istemesi halinde kendisine yardımcı olunacak faydalı bilgi de işte budur. Seleften bazı kimseler bu âyet-i kerime hakkında şöyle demişlerdir:“İlim talep eden yok mu? Ona bu hususta yardım olunacaktır.” Bundan dolayı Yüce Allah “Yok mu düşünüp öğüt alan?” buyruğu ile kullarını bu Kitab’a yönelmeye ve ibret alıp düşünmeye davet etmektedir.
Kamer 54:16
9- Bunlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler. Böylece o, (davetten) alıkonuldu. 10- Nihâyet o, Rabbine: “Ben yenik düştüm. Artık (onlara karşı bana) yardım et” diye dua etti. 11- Biz de bardaktan boşanırcasına aralıksız (yağan) bir su ile göğün kapılarını açtık. 12- Yerin (dört bir tarafından da) pınarlar fışkırttık. Böylece (her iki) su, takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti. 13- Onu ağaç levhalardan ve çivilerden oluşan (bir gemi) üzerinde taşıdık. 14- O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere. 15- Andolsun ki Biz onu bir ayet/alamet olarak bıraktık. Yok mu düşünüp öğüt alan? 16- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 17- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
9. Şanı yüce Allah, son Peygamberine yalanlayıcıların durumunu, âyet ve mucizelerin onlara fayda sağlamadığını, onları hiçbir şekilde etkilemediğini zikrettikten sonra onları uyarıp önceki peygamberleri yalanlayan geçmiş ümmetlerin çarptırıldıkları cezaları hatırlatarak onları korkutmakta, Allah’ın onları nasıl helâk ettiğini, cezasını onlara nasıl ulaştırdığını bildirmektedir. Bunlar içinde Yüce Allah’ın puta tapan bir kavme gönderdiği ilk rasûl olan Nûh kavmini zikretmektedir. O, kavmini Allah’ı tevhid etmeye, O’na hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca Allah’a ibadete davet ettiği halde onlar şirk koşmaktan vazgeçmediler ve şöyle dediler:“Tanrılarınızı sakın bırakmayın. Sakın Ved, Suvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesri terk etmeyin.”(Nûh, 71/23) Nûh aleyhisselam onları gece-gündüz, gizli-açık davet etmeye devam etti. Ancak bu, onların inatlarını, azgınlıklarını ve peygamberlerine dil uzatmalarını artırmaktan başka hiçbir fayda sağlamadı. Bundan dolayı da Yüce Allah burada şöyle buyurmaktadır:“Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler.” Çünkü onların kanaatlerine göre atalarının izlemiş oldukları şirk ve sapıklık, aklın gösterdiği yoldur. Buna karşılık Nûh aleyhisselam’ın getirdiği yol ise cehalet ve sapıklıktır. O, ancak delilerin söyleyecekleri bir sözü söylemektedir. Ancak onların bu sözleri bir yalandır. Dinen ve aklen kabul edilmiş değişmez gerçekleri alt-üst etmişlerdir. Aksine Nuh’un getirdikleri değişmez hakkın kendisidir. Dosdoğru yol üzere bulunan aydınlık akılları hidâyete, nura ve doğruluğa iletir. Onların üzerinde bulundukları yol ise cahilliktir ve apaçık sapıklığın ta kendisidir. "Böylece o, (davetten) alıkonuldu.” O, kavmini Yüce Allah’a davet edince onlar onu engellediler ve ona sertçe çıkıştılar. Kahrolasıcalar, ona iman etmemekle ve onu yalanlamakla yetinmediler. Ellerinden geldiği kadar ona eziyet de ettiler. Bütün peygamber düşmanları da işte böyledir. Onların, peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep bu şekildedir.
10. Kavminin tutumu karşısında Nuh aleyhisselam Rabbine şöylece dua etti:“Ben yenik düştüm.” Onlara karşı zafer kazanacak gücüm yok. Çünkü kavminden ancak pek az kimseler iman etmişti. Bunların da kavimlerine karşı direnecek güçleri yoktu. O nedenle Allah’a:“Artık” onlardan benim intikamımı alarak bana “yardım et.” Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan tek bir kimse bırakma!”(Nûh, 71/26)
11. Yüce Allah da onun duasını kabul etti ve kavminden onun intikamını aldı:“Biz de bardaktan boşanırcasına” ardı arkası kesilmeyen ve pek bol “bir suyla göğün kapılarını açtık.”
12. “Yerin pınarlarını da gürül gürül akıttık.” Yağmur semadan olağanüstü şekilde akıp dururken, normalde su kaynağı olmak şöyle dursun, ateş yakılan yer olduğundan dolayı içinde su bulunması dahi söz konusu bulunmayan tandırlar da dahil olmak üzere yeryüzünün her tarafından sular fışkırıp aktı. Gökten ve yerden çıkan “su” Allah tarafından bu hususta “takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti.” Allah bunu ezelde yazıp takdir etmiş, azgın ve zalimler için bunu bir ceza olarak tespit etmişti.
13. Kulumuz Nûh’u levhaları ve çivileri bulunan gemi üzerinde taşıyarak kurtardık. Bu geminin tahtaları birbirine çivilerle sağlam bir şekilde bağlanmış ve sapasağlam bir bütün haline getirilmişti.
14. “O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu.” Gemi, içindeki Nûh, onunla birlikte iman edenler ve gemiye yüklediği türlü mahlukat ile birlikte Allah’ın suda boğulmaktan koruması, himayesi ve gözetimi altında akıp gidiyordu. Zaten O, en güzel koruyucu, en güzel vekildir. "Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere.” Bizim Nûh’u herkesi boğan suda boğulmaktan kurtarışımız, ona bir mükâfattı. Çünkü kavmi onu yalanlamış, onu inkâr etmiş; o ise sabırla onları davet etmeyi sürdürmüş, Allah’ın emri üzere direnmişti. Kimse bundan onu geri çevirememiş, kimse bu işinden onu alıkoyamamıştı. Nitekim Yüce Allah bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Denildi ki: Ey Nûh, katımızdan selâmetle in! Sana ve seninle beraber bulunan ümmetlere de hayır ve bereketler olsun.”(Hûd, 11/48) Burada maksadın şöyle olma ihtimali de vardır: Biz Nûh kavmini helâk edip onları böyle bir azaba ve böyle bir rüsvaylığa mahkum ettik. Bu da onların küfür ve inatlarının bir cezası idi. Ancak bu, (bu âyetin son kelimesi olan)“كُفِرَ ” kelimesinin “كًفَرَ” şeklinde okunduğu kıraate uygun bir manadır.
15. Andolsun Biz Nuh’un kavmi ile başından geçenlere dair kıssayı, öğüt alan kimselerin öğüt almaları için bir delil olarak bıraktık. Şöyle ki peygamberlere isyan edip onlara karşı inatla direnenleri Allah, kapsamlı ve çok çetin bir ceza ile helâk eder. Buradaki zamirin gemiye ve gemi türüne ait olma ihtimali de vardır. Zira onun asıl yapımı, Allah tarafından rasûlü Nuh aleyhisselam'a öğretmesi sonucu gerçekleşmiştir. Daha sonra Yüce Allah, bu gemi yapma sanatını ve gemi türünü insanlar arasında baki kılmıştır ki, bunun hikmeti de O’nun kullarına olan rahmetini, inâyetini, kudretinin kemâlini ve sanatının harikuladeliğini onlara göstermesidir. “Yok mu düşünüp ibret alan?” Âyetleri ibret alıp düşünen, öğüt alan, zihnini ve fikrini kendisine gelen bu ibretlere açan bir kimse yok mu? Çünkü bunlar son derece açık ve son derece kolaydırlar.
16. Ey muhatap! Allah’ın can yakıcı azabını ve hiçbir kimseye ileri sürecek bir mazeret bırakmayan uyarılarını nasıl buluyorsun?
17. Yani bizler bu Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarını ezberlenmek ve okunmak üzere, manalarını da kavramak ve öğrenmek üzere kolaylaştırdık. Çünkü bu Kur’ân, lafız itibari ile en güzel bir sözdür, manaları en doğru, açıklamaları da en net olan bir kitaptır. Bu kitaba yönelen herkese Yüce Allah, maksadını son derece kolaylaştırır. "Düşünüp öğüt almak"; ilim sahiplerinin kendisi ile öğüt alacakları her bir şeyi kapsar: Helâl, haram, emir ve yasak hükümleri, amellerin karşılıklarına dair hükümler, öğütler, ibretler, akide, doğru haberler vb. Bundan dolayı gerek ezber gerek tefsir yönünden Kur’ân ilmi, ilimlerin en kolayı, kayıtsız ve şartsız olarak en üstünüdür. Kulun öğrenmek istemesi halinde kendisine yardımcı olunacak faydalı bilgi de işte budur. Seleften bazı kimseler bu âyet-i kerime hakkında şöyle demişlerdir:“İlim talep eden yok mu? Ona bu hususta yardım olunacaktır.” Bundan dolayı Yüce Allah “Yok mu düşünüp öğüt alan?” buyruğu ile kullarını bu Kitab’a yönelmeye ve ibret alıp düşünmeye davet etmektedir.
Kamer 54:17
9- Bunlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler. Böylece o, (davetten) alıkonuldu. 10- Nihâyet o, Rabbine: “Ben yenik düştüm. Artık (onlara karşı bana) yardım et” diye dua etti. 11- Biz de bardaktan boşanırcasına aralıksız (yağan) bir su ile göğün kapılarını açtık. 12- Yerin (dört bir tarafından da) pınarlar fışkırttık. Böylece (her iki) su, takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti. 13- Onu ağaç levhalardan ve çivilerden oluşan (bir gemi) üzerinde taşıdık. 14- O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere. 15- Andolsun ki Biz onu bir ayet/alamet olarak bıraktık. Yok mu düşünüp öğüt alan? 16- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 17- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
9. Şanı yüce Allah, son Peygamberine yalanlayıcıların durumunu, âyet ve mucizelerin onlara fayda sağlamadığını, onları hiçbir şekilde etkilemediğini zikrettikten sonra onları uyarıp önceki peygamberleri yalanlayan geçmiş ümmetlerin çarptırıldıkları cezaları hatırlatarak onları korkutmakta, Allah’ın onları nasıl helâk ettiğini, cezasını onlara nasıl ulaştırdığını bildirmektedir. Bunlar içinde Yüce Allah’ın puta tapan bir kavme gönderdiği ilk rasûl olan Nûh kavmini zikretmektedir. O, kavmini Allah’ı tevhid etmeye, O’na hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca Allah’a ibadete davet ettiği halde onlar şirk koşmaktan vazgeçmediler ve şöyle dediler:“Tanrılarınızı sakın bırakmayın. Sakın Ved, Suvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesri terk etmeyin.”(Nûh, 71/23) Nûh aleyhisselam onları gece-gündüz, gizli-açık davet etmeye devam etti. Ancak bu, onların inatlarını, azgınlıklarını ve peygamberlerine dil uzatmalarını artırmaktan başka hiçbir fayda sağlamadı. Bundan dolayı da Yüce Allah burada şöyle buyurmaktadır:“Onlar kulumuz (Nuh’u) yalanladılar ve: “Delidir” dediler.” Çünkü onların kanaatlerine göre atalarının izlemiş oldukları şirk ve sapıklık, aklın gösterdiği yoldur. Buna karşılık Nûh aleyhisselam’ın getirdiği yol ise cehalet ve sapıklıktır. O, ancak delilerin söyleyecekleri bir sözü söylemektedir. Ancak onların bu sözleri bir yalandır. Dinen ve aklen kabul edilmiş değişmez gerçekleri alt-üst etmişlerdir. Aksine Nuh’un getirdikleri değişmez hakkın kendisidir. Dosdoğru yol üzere bulunan aydınlık akılları hidâyete, nura ve doğruluğa iletir. Onların üzerinde bulundukları yol ise cahilliktir ve apaçık sapıklığın ta kendisidir. "Böylece o, (davetten) alıkonuldu.” O, kavmini Yüce Allah’a davet edince onlar onu engellediler ve ona sertçe çıkıştılar. Kahrolasıcalar, ona iman etmemekle ve onu yalanlamakla yetinmediler. Ellerinden geldiği kadar ona eziyet de ettiler. Bütün peygamber düşmanları da işte böyledir. Onların, peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep bu şekildedir.
10. Kavminin tutumu karşısında Nuh aleyhisselam Rabbine şöylece dua etti:“Ben yenik düştüm.” Onlara karşı zafer kazanacak gücüm yok. Çünkü kavminden ancak pek az kimseler iman etmişti. Bunların da kavimlerine karşı direnecek güçleri yoktu. O nedenle Allah’a:“Artık” onlardan benim intikamımı alarak bana “yardım et.” Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan tek bir kimse bırakma!”(Nûh, 71/26)
11. Yüce Allah da onun duasını kabul etti ve kavminden onun intikamını aldı:“Biz de bardaktan boşanırcasına” ardı arkası kesilmeyen ve pek bol “bir suyla göğün kapılarını açtık.”
12. “Yerin pınarlarını da gürül gürül akıttık.” Yağmur semadan olağanüstü şekilde akıp dururken, normalde su kaynağı olmak şöyle dursun, ateş yakılan yer olduğundan dolayı içinde su bulunması dahi söz konusu bulunmayan tandırlar da dahil olmak üzere yeryüzünün her tarafından sular fışkırıp aktı. Gökten ve yerden çıkan “su” Allah tarafından bu hususta “takdir edilmiş bir işi gerçekleştirmek üzere birleşti.” Allah bunu ezelde yazıp takdir etmiş, azgın ve zalimler için bunu bir ceza olarak tespit etmişti.
13. Kulumuz Nûh’u levhaları ve çivileri bulunan gemi üzerinde taşıyarak kurtardık. Bu geminin tahtaları birbirine çivilerle sağlam bir şekilde bağlanmış ve sapasağlam bir bütün haline getirilmişti.
14. “O (gemi) gözlerimizin önünde/gözetimimiz altında akıp gidiyordu.” Gemi, içindeki Nûh, onunla birlikte iman edenler ve gemiye yüklediği türlü mahlukat ile birlikte Allah’ın suda boğulmaktan koruması, himayesi ve gözetimi altında akıp gidiyordu. Zaten O, en güzel koruyucu, en güzel vekildir. "Küfür/nankörlük ile karşılanana bir mükâfat olmak üzere.” Bizim Nûh’u herkesi boğan suda boğulmaktan kurtarışımız, ona bir mükâfattı. Çünkü kavmi onu yalanlamış, onu inkâr etmiş; o ise sabırla onları davet etmeyi sürdürmüş, Allah’ın emri üzere direnmişti. Kimse bundan onu geri çevirememiş, kimse bu işinden onu alıkoyamamıştı. Nitekim Yüce Allah bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Denildi ki: Ey Nûh, katımızdan selâmetle in! Sana ve seninle beraber bulunan ümmetlere de hayır ve bereketler olsun.”(Hûd, 11/48) Burada maksadın şöyle olma ihtimali de vardır: Biz Nûh kavmini helâk edip onları böyle bir azaba ve böyle bir rüsvaylığa mahkum ettik. Bu da onların küfür ve inatlarının bir cezası idi. Ancak bu, (bu âyetin son kelimesi olan)“كُفِرَ ” kelimesinin “كًفَرَ” şeklinde okunduğu kıraate uygun bir manadır.
15. Andolsun Biz Nuh’un kavmi ile başından geçenlere dair kıssayı, öğüt alan kimselerin öğüt almaları için bir delil olarak bıraktık. Şöyle ki peygamberlere isyan edip onlara karşı inatla direnenleri Allah, kapsamlı ve çok çetin bir ceza ile helâk eder. Buradaki zamirin gemiye ve gemi türüne ait olma ihtimali de vardır. Zira onun asıl yapımı, Allah tarafından rasûlü Nuh aleyhisselam'a öğretmesi sonucu gerçekleşmiştir. Daha sonra Yüce Allah, bu gemi yapma sanatını ve gemi türünü insanlar arasında baki kılmıştır ki, bunun hikmeti de O’nun kullarına olan rahmetini, inâyetini, kudretinin kemâlini ve sanatının harikuladeliğini onlara göstermesidir. “Yok mu düşünüp ibret alan?” Âyetleri ibret alıp düşünen, öğüt alan, zihnini ve fikrini kendisine gelen bu ibretlere açan bir kimse yok mu? Çünkü bunlar son derece açık ve son derece kolaydırlar.
16. Ey muhatap! Allah’ın can yakıcı azabını ve hiçbir kimseye ileri sürecek bir mazeret bırakmayan uyarılarını nasıl buluyorsun?
17. Yani bizler bu Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarını ezberlenmek ve okunmak üzere, manalarını da kavramak ve öğrenmek üzere kolaylaştırdık. Çünkü bu Kur’ân, lafız itibari ile en güzel bir sözdür, manaları en doğru, açıklamaları da en net olan bir kitaptır. Bu kitaba yönelen herkese Yüce Allah, maksadını son derece kolaylaştırır. "Düşünüp öğüt almak"; ilim sahiplerinin kendisi ile öğüt alacakları her bir şeyi kapsar: Helâl, haram, emir ve yasak hükümleri, amellerin karşılıklarına dair hükümler, öğütler, ibretler, akide, doğru haberler vb. Bundan dolayı gerek ezber gerek tefsir yönünden Kur’ân ilmi, ilimlerin en kolayı, kayıtsız ve şartsız olarak en üstünüdür. Kulun öğrenmek istemesi halinde kendisine yardımcı olunacak faydalı bilgi de işte budur. Seleften bazı kimseler bu âyet-i kerime hakkında şöyle demişlerdir:“İlim talep eden yok mu? Ona bu hususta yardım olunacaktır.” Bundan dolayı Yüce Allah “Yok mu düşünüp öğüt alan?” buyruğu ile kullarını bu Kitab’a yönelmeye ve ibret alıp düşünmeye davet etmektedir.
Kamer 54:18
18- Âd kavmi de yalanladı. Ama nasılmış benim azabım ve uyarılarım? 19- Biz, onların üzerine (kendileri için) uğursuzluğu sürekli olan bir günde (uğultusu ve soğuğu) şiddetli olan bir kasırga gönderdik. 20- O (kasırga) insanları kaldırıp tıpkı kökünden sökülüp devrilmiş hurma kütükleri gibi yere seriyordu. 21- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 22- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
18-19. Âd, Yemen’de bilinen bir kabilenin adıdır. Yüce Allah onlara Hûd aleyhisselam’ı Allah’ı tevhid etmeye ve yalnız O’na ibadet etmeye davet etmek üzere peygamber olarak göndermişti. Kavmi onu yalanladı. Bunun üzerine Yüce Allah üzerlerine “uğursuz sürekli olan” yani azabı çok çetin ve onları bedbaht edecek özellikte “bir günde (uğultusu ve soğuğu) şiddetli olan bir kasırga” gönderdi. Bu kasırga üzerlerinde kesintisiz olarak yedi gece sekiz gün devam etti.
20. “O (kasırga)” oldukça şiddetli estiğinden dolayı “insanları kaldırıp tıpkı kökünden sökülüp devrilmiş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.” Havaya kaldırıyor sonra da onları yere fırlatıp helâk ediyordu. Helâk edilmelerinden sonra onların cesetleri, adeta rüzgarın kökünden koparıp yere serdiği hurma kütüğünü andırıyordu. Emrine karşı gelmeleri halinde insanlar, Allah nezdinde ne kadar da değersiz oluyorlar!
21. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Allah’a andolsun ki azap, oldukça can yakıcı idi. Yapılan uyarılar ise kimsenin O’na karşı bir mazeret getirmesine imkân bırakmamıştı.
22. Yüce Allah, kullarına bir rahmet ve onlara inâyet olmak üzere bu sözünü tekrarlamakta ve böylelikle kendilerini dünya ve âhiretlerini ıslâh edecek şeylere çağırmaktadır.
Kamer 54:19
18- Âd kavmi de yalanladı. Ama nasılmış benim azabım ve uyarılarım? 19- Biz, onların üzerine (kendileri için) uğursuzluğu sürekli olan bir günde (uğultusu ve soğuğu) şiddetli olan bir kasırga gönderdik. 20- O (kasırga) insanları kaldırıp tıpkı kökünden sökülüp devrilmiş hurma kütükleri gibi yere seriyordu. 21- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 22- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
18-19. Âd, Yemen’de bilinen bir kabilenin adıdır. Yüce Allah onlara Hûd aleyhisselam’ı Allah’ı tevhid etmeye ve yalnız O’na ibadet etmeye davet etmek üzere peygamber olarak göndermişti. Kavmi onu yalanladı. Bunun üzerine Yüce Allah üzerlerine “uğursuz sürekli olan” yani azabı çok çetin ve onları bedbaht edecek özellikte “bir günde (uğultusu ve soğuğu) şiddetli olan bir kasırga” gönderdi. Bu kasırga üzerlerinde kesintisiz olarak yedi gece sekiz gün devam etti.
20. “O (kasırga)” oldukça şiddetli estiğinden dolayı “insanları kaldırıp tıpkı kökünden sökülüp devrilmiş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.” Havaya kaldırıyor sonra da onları yere fırlatıp helâk ediyordu. Helâk edilmelerinden sonra onların cesetleri, adeta rüzgarın kökünden koparıp yere serdiği hurma kütüğünü andırıyordu. Emrine karşı gelmeleri halinde insanlar, Allah nezdinde ne kadar da değersiz oluyorlar!
21. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Allah’a andolsun ki azap, oldukça can yakıcı idi. Yapılan uyarılar ise kimsenin O’na karşı bir mazeret getirmesine imkân bırakmamıştı.
22. Yüce Allah, kullarına bir rahmet ve onlara inâyet olmak üzere bu sözünü tekrarlamakta ve böylelikle kendilerini dünya ve âhiretlerini ıslâh edecek şeylere çağırmaktadır.
Kamer 54:20
18- Âd kavmi de yalanladı. Ama nasılmış benim azabım ve uyarılarım? 19- Biz, onların üzerine (kendileri için) uğursuzluğu sürekli olan bir günde (uğultusu ve soğuğu) şiddetli olan bir kasırga gönderdik. 20- O (kasırga) insanları kaldırıp tıpkı kökünden sökülüp devrilmiş hurma kütükleri gibi yere seriyordu. 21- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 22- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
18-19. Âd, Yemen’de bilinen bir kabilenin adıdır. Yüce Allah onlara Hûd aleyhisselam’ı Allah’ı tevhid etmeye ve yalnız O’na ibadet etmeye davet etmek üzere peygamber olarak göndermişti. Kavmi onu yalanladı. Bunun üzerine Yüce Allah üzerlerine “uğursuz sürekli olan” yani azabı çok çetin ve onları bedbaht edecek özellikte “bir günde (uğultusu ve soğuğu) şiddetli olan bir kasırga” gönderdi. Bu kasırga üzerlerinde kesintisiz olarak yedi gece sekiz gün devam etti.
20. “O (kasırga)” oldukça şiddetli estiğinden dolayı “insanları kaldırıp tıpkı kökünden sökülüp devrilmiş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.” Havaya kaldırıyor sonra da onları yere fırlatıp helâk ediyordu. Helâk edilmelerinden sonra onların cesetleri, adeta rüzgarın kökünden koparıp yere serdiği hurma kütüğünü andırıyordu. Emrine karşı gelmeleri halinde insanlar, Allah nezdinde ne kadar da değersiz oluyorlar!
21. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Allah’a andolsun ki azap, oldukça can yakıcı idi. Yapılan uyarılar ise kimsenin O’na karşı bir mazeret getirmesine imkân bırakmamıştı.
22. Yüce Allah, kullarına bir rahmet ve onlara inâyet olmak üzere bu sözünü tekrarlamakta ve böylelikle kendilerini dünya ve âhiretlerini ıslâh edecek şeylere çağırmaktadır.
Kamer 54:21
18- Âd kavmi de yalanladı. Ama nasılmış benim azabım ve uyarılarım? 19- Biz, onların üzerine (kendileri için) uğursuzluğu sürekli olan bir günde (uğultusu ve soğuğu) şiddetli olan bir kasırga gönderdik. 20- O (kasırga) insanları kaldırıp tıpkı kökünden sökülüp devrilmiş hurma kütükleri gibi yere seriyordu. 21- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 22- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
18-19. Âd, Yemen’de bilinen bir kabilenin adıdır. Yüce Allah onlara Hûd aleyhisselam’ı Allah’ı tevhid etmeye ve yalnız O’na ibadet etmeye davet etmek üzere peygamber olarak göndermişti. Kavmi onu yalanladı. Bunun üzerine Yüce Allah üzerlerine “uğursuz sürekli olan” yani azabı çok çetin ve onları bedbaht edecek özellikte “bir günde (uğultusu ve soğuğu) şiddetli olan bir kasırga” gönderdi. Bu kasırga üzerlerinde kesintisiz olarak yedi gece sekiz gün devam etti.
20. “O (kasırga)” oldukça şiddetli estiğinden dolayı “insanları kaldırıp tıpkı kökünden sökülüp devrilmiş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.” Havaya kaldırıyor sonra da onları yere fırlatıp helâk ediyordu. Helâk edilmelerinden sonra onların cesetleri, adeta rüzgarın kökünden koparıp yere serdiği hurma kütüğünü andırıyordu. Emrine karşı gelmeleri halinde insanlar, Allah nezdinde ne kadar da değersiz oluyorlar!
21. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Allah’a andolsun ki azap, oldukça can yakıcı idi. Yapılan uyarılar ise kimsenin O’na karşı bir mazeret getirmesine imkân bırakmamıştı.
22. Yüce Allah, kullarına bir rahmet ve onlara inâyet olmak üzere bu sözünü tekrarlamakta ve böylelikle kendilerini dünya ve âhiretlerini ıslâh edecek şeylere çağırmaktadır.
Kamer 54:22
18- Âd kavmi de yalanladı. Ama nasılmış benim azabım ve uyarılarım? 19- Biz, onların üzerine (kendileri için) uğursuzluğu sürekli olan bir günde (uğultusu ve soğuğu) şiddetli olan bir kasırga gönderdik. 20- O (kasırga) insanları kaldırıp tıpkı kökünden sökülüp devrilmiş hurma kütükleri gibi yere seriyordu. 21- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 22- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
18-19. Âd, Yemen’de bilinen bir kabilenin adıdır. Yüce Allah onlara Hûd aleyhisselam’ı Allah’ı tevhid etmeye ve yalnız O’na ibadet etmeye davet etmek üzere peygamber olarak göndermişti. Kavmi onu yalanladı. Bunun üzerine Yüce Allah üzerlerine “uğursuz sürekli olan” yani azabı çok çetin ve onları bedbaht edecek özellikte “bir günde (uğultusu ve soğuğu) şiddetli olan bir kasırga” gönderdi. Bu kasırga üzerlerinde kesintisiz olarak yedi gece sekiz gün devam etti.
20. “O (kasırga)” oldukça şiddetli estiğinden dolayı “insanları kaldırıp tıpkı kökünden sökülüp devrilmiş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.” Havaya kaldırıyor sonra da onları yere fırlatıp helâk ediyordu. Helâk edilmelerinden sonra onların cesetleri, adeta rüzgarın kökünden koparıp yere serdiği hurma kütüğünü andırıyordu. Emrine karşı gelmeleri halinde insanlar, Allah nezdinde ne kadar da değersiz oluyorlar!
21. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Allah’a andolsun ki azap, oldukça can yakıcı idi. Yapılan uyarılar ise kimsenin O’na karşı bir mazeret getirmesine imkân bırakmamıştı.
22. Yüce Allah, kullarına bir rahmet ve onlara inâyet olmak üzere bu sözünü tekrarlamakta ve böylelikle kendilerini dünya ve âhiretlerini ıslâh edecek şeylere çağırmaktadır.
Kamer 54:23
23- Semûd kavmi de uyarıları yalanladı. 24- Dediler ki:“İçimizden tek bir insana mı uyacağız?! O takdirde biz, şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” 25- “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?! Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” 26- Yarın kimin şımarık ve çok yalancı olduğunu bilecekler. 27- Biz onlara bir imtihan olmak üzere dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret! 28- Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver. Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır. 29- Derken onlar arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı ve dişi deveyi kesip öldürdü. 30- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 31- Biz üzerlerine tek bir çığlık gönderdik de onlar ağıl sahibinin (ağıla koyduğu) saman gibi (çerçöp) oldular. 32- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
23. “Semûd kavmi” Hicr topraklarında bilinen ünlü bir kabiledir. Peygamberleri Salih aleyhisselam kendilerini Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın tek olarak ibadet etmeye davet edip de başlarına gelecek azabı haber vererek uyardığında, onlar da ona karşı çıktılar.
24. Onu yalanladılar, ona karşı büyüklenip şaşkın bir şekilde:“Bizden olan (sıradan) bir insana mı uyacağız?” Yani biz nasıl olur da bizim gibi, insanların nazarında bizden üstün olmayan, meleklerden de olmayan bir insana uyarız? Üstelik o, tek bir şahıstır. “O takdirde” eğer bu durumda olmasına rağmen ona uyacak olursak “biz şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” Sapık ve bedbaht kimseler oluruz. Onların söyledikleri bu sözler, sapıklıklarından ve bedbahtlıklarından kaynaklanan sözlerdir. Onlar ağaca, taşa ve resimlere tapan kimseler olmayı gururlarına yedirdiler; ama insanlardan gönderilmiş bir peygambere uymayı gururlarına yediremediler.
25. “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?” Nasıl olur da Allah aramızdan vahyi özellikle ona verir ve onun üzerine bu öğütleri indirir. Aramızdan özellikle onun seçilmesini gerektiren meziyeti nedir? Bu, tüm inkarcıların Yüce Allah’a karşı yaptıkları bir itirazlarıdır. Onlar bu itirazı hep yapagelmişlerdir. Sürekli olarak bunu ileri sürerek peygamberlerin çağrısını reddetmişlerdir. Yüce Allah ise onların bu şüphelerini peygamberlerin ümmetlerine söylediklerini belirttiği şu buyruğu ile cevaplandırmaktadır:“Peygamberleri onlara şöyle demişti: Biz ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütfeder.”(İbrahim, 14/15) Yüce Allah, peygamberlere öyle birtakım nitelik, ahlâk ve mükemmel özellikler bahşetmiştir ki, bununla Rablerinin risâletini alabilecek ve özellikle kendilerine vahyedilmesine sebep teşkil edecek bir konuma gelmişlerdir. Onların insanlardan olmaları, Yüce Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir tecellisidir. Şâyet onlar meleklerden olsalardı, insanların onlardan vahyi öğrenmelerine imkân bulunmazdı. Ayrıca eğer onlar melek olsalardı bu sefer onları yalanlayan kimselerin dünya hayatında derhal cezalandırılmaları gerekirdi. Semûd kavminin peygamberleri Salih aleyhisselam hakkında söyledikleri bu sözlerden maksat, onu yalanlamaktır. Bundan dolayı onlar onun aleyhinde şu zalimce hükmü verdiler:“Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” Yalanı da kötülüğü de çok olandır, dediler. Allah kahretsin onları! Ne kadar da akılsız, ne kadar da zalimdiler! Doğru sözlü, iyiliklerini samimi olarak isteyen kimselere ne kadar da çirkin sözlerle hitapta bulunarak karşılık verdiler!
27. Hiç şüphesiz onların azgınlıkları artınca Yüce Allah, onları cezalandırdı. Allah onlara üzerlerindeki en büyük nimetlerden birisi olan dişi deveyi, Allah’ın bir âyeti/mucizesi olarak gönderdi. Ondan hepsine yetecek kadar süt sağıyorlardı. “Biz onlara bir imtihan olmak üzere” onları denemek ve sınamak için “dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret!” Onları davetine sabırla devam et! Onların başına gelecekleri de gözetle! Yahut onlar iman mı edecekler yoksa inkâra mı sapacaklar, bekle!
28. “Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver.” Onların güzel ve tatlı olan sularının, kendileri ile dişi deve arasında pay edilmiş olduğunu bildir. Onun su içeceği belli bir günü olduğu gibi, kendilerinin de su içecekleri belli bir günleri vardır. "Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır.” Su içme sırası gelen o günde hazır bulunacaktır. Çünkü o gün sudan payı olmayana su içmek yasaktır.
29. “Derken üzerine onlar” kabilenin en bedbaht kişisi olan ve bu işe girişen “arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı” kendisine verilen kesme emrine uyup “dişi deveyi kesip öldürdü.”
30-32. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Bu, çok şiddetli bir azap idi. Allah, üzerlerine hem bir çığlık, hem de bir sarsıntı göndermişti. Onlardan bir fert kalmamak üzere hepsini helâk etmişti. Allah, Salih aleyhisselam’ı ve onunla birlikte iman edenleri ise kurtarmıştı. “Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?”
Kamer 54:24
23- Semûd kavmi de uyarıları yalanladı. 24- Dediler ki:“İçimizden tek bir insana mı uyacağız?! O takdirde biz, şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” 25- “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?! Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” 26- Yarın kimin şımarık ve çok yalancı olduğunu bilecekler. 27- Biz onlara bir imtihan olmak üzere dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret! 28- Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver. Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır. 29- Derken onlar arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı ve dişi deveyi kesip öldürdü. 30- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 31- Biz üzerlerine tek bir çığlık gönderdik de onlar ağıl sahibinin (ağıla koyduğu) saman gibi (çerçöp) oldular. 32- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
23. “Semûd kavmi” Hicr topraklarında bilinen ünlü bir kabiledir. Peygamberleri Salih aleyhisselam kendilerini Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın tek olarak ibadet etmeye davet edip de başlarına gelecek azabı haber vererek uyardığında, onlar da ona karşı çıktılar.
24. Onu yalanladılar, ona karşı büyüklenip şaşkın bir şekilde:“Bizden olan (sıradan) bir insana mı uyacağız?” Yani biz nasıl olur da bizim gibi, insanların nazarında bizden üstün olmayan, meleklerden de olmayan bir insana uyarız? Üstelik o, tek bir şahıstır. “O takdirde” eğer bu durumda olmasına rağmen ona uyacak olursak “biz şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” Sapık ve bedbaht kimseler oluruz. Onların söyledikleri bu sözler, sapıklıklarından ve bedbahtlıklarından kaynaklanan sözlerdir. Onlar ağaca, taşa ve resimlere tapan kimseler olmayı gururlarına yedirdiler; ama insanlardan gönderilmiş bir peygambere uymayı gururlarına yediremediler.
25. “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?” Nasıl olur da Allah aramızdan vahyi özellikle ona verir ve onun üzerine bu öğütleri indirir. Aramızdan özellikle onun seçilmesini gerektiren meziyeti nedir? Bu, tüm inkarcıların Yüce Allah’a karşı yaptıkları bir itirazlarıdır. Onlar bu itirazı hep yapagelmişlerdir. Sürekli olarak bunu ileri sürerek peygamberlerin çağrısını reddetmişlerdir. Yüce Allah ise onların bu şüphelerini peygamberlerin ümmetlerine söylediklerini belirttiği şu buyruğu ile cevaplandırmaktadır:“Peygamberleri onlara şöyle demişti: Biz ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütfeder.”(İbrahim, 14/15) Yüce Allah, peygamberlere öyle birtakım nitelik, ahlâk ve mükemmel özellikler bahşetmiştir ki, bununla Rablerinin risâletini alabilecek ve özellikle kendilerine vahyedilmesine sebep teşkil edecek bir konuma gelmişlerdir. Onların insanlardan olmaları, Yüce Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir tecellisidir. Şâyet onlar meleklerden olsalardı, insanların onlardan vahyi öğrenmelerine imkân bulunmazdı. Ayrıca eğer onlar melek olsalardı bu sefer onları yalanlayan kimselerin dünya hayatında derhal cezalandırılmaları gerekirdi. Semûd kavminin peygamberleri Salih aleyhisselam hakkında söyledikleri bu sözlerden maksat, onu yalanlamaktır. Bundan dolayı onlar onun aleyhinde şu zalimce hükmü verdiler:“Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” Yalanı da kötülüğü de çok olandır, dediler. Allah kahretsin onları! Ne kadar da akılsız, ne kadar da zalimdiler! Doğru sözlü, iyiliklerini samimi olarak isteyen kimselere ne kadar da çirkin sözlerle hitapta bulunarak karşılık verdiler!
27. Hiç şüphesiz onların azgınlıkları artınca Yüce Allah, onları cezalandırdı. Allah onlara üzerlerindeki en büyük nimetlerden birisi olan dişi deveyi, Allah’ın bir âyeti/mucizesi olarak gönderdi. Ondan hepsine yetecek kadar süt sağıyorlardı. “Biz onlara bir imtihan olmak üzere” onları denemek ve sınamak için “dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret!” Onları davetine sabırla devam et! Onların başına gelecekleri de gözetle! Yahut onlar iman mı edecekler yoksa inkâra mı sapacaklar, bekle!
28. “Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver.” Onların güzel ve tatlı olan sularının, kendileri ile dişi deve arasında pay edilmiş olduğunu bildir. Onun su içeceği belli bir günü olduğu gibi, kendilerinin de su içecekleri belli bir günleri vardır. "Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır.” Su içme sırası gelen o günde hazır bulunacaktır. Çünkü o gün sudan payı olmayana su içmek yasaktır.
29. “Derken üzerine onlar” kabilenin en bedbaht kişisi olan ve bu işe girişen “arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı” kendisine verilen kesme emrine uyup “dişi deveyi kesip öldürdü.”
30-32. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Bu, çok şiddetli bir azap idi. Allah, üzerlerine hem bir çığlık, hem de bir sarsıntı göndermişti. Onlardan bir fert kalmamak üzere hepsini helâk etmişti. Allah, Salih aleyhisselam’ı ve onunla birlikte iman edenleri ise kurtarmıştı. “Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?”
Kamer 54:25
23- Semûd kavmi de uyarıları yalanladı. 24- Dediler ki:“İçimizden tek bir insana mı uyacağız?! O takdirde biz, şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” 25- “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?! Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” 26- Yarın kimin şımarık ve çok yalancı olduğunu bilecekler. 27- Biz onlara bir imtihan olmak üzere dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret! 28- Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver. Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır. 29- Derken onlar arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı ve dişi deveyi kesip öldürdü. 30- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 31- Biz üzerlerine tek bir çığlık gönderdik de onlar ağıl sahibinin (ağıla koyduğu) saman gibi (çerçöp) oldular. 32- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
23. “Semûd kavmi” Hicr topraklarında bilinen ünlü bir kabiledir. Peygamberleri Salih aleyhisselam kendilerini Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın tek olarak ibadet etmeye davet edip de başlarına gelecek azabı haber vererek uyardığında, onlar da ona karşı çıktılar.
24. Onu yalanladılar, ona karşı büyüklenip şaşkın bir şekilde:“Bizden olan (sıradan) bir insana mı uyacağız?” Yani biz nasıl olur da bizim gibi, insanların nazarında bizden üstün olmayan, meleklerden de olmayan bir insana uyarız? Üstelik o, tek bir şahıstır. “O takdirde” eğer bu durumda olmasına rağmen ona uyacak olursak “biz şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” Sapık ve bedbaht kimseler oluruz. Onların söyledikleri bu sözler, sapıklıklarından ve bedbahtlıklarından kaynaklanan sözlerdir. Onlar ağaca, taşa ve resimlere tapan kimseler olmayı gururlarına yedirdiler; ama insanlardan gönderilmiş bir peygambere uymayı gururlarına yediremediler.
25. “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?” Nasıl olur da Allah aramızdan vahyi özellikle ona verir ve onun üzerine bu öğütleri indirir. Aramızdan özellikle onun seçilmesini gerektiren meziyeti nedir? Bu, tüm inkarcıların Yüce Allah’a karşı yaptıkları bir itirazlarıdır. Onlar bu itirazı hep yapagelmişlerdir. Sürekli olarak bunu ileri sürerek peygamberlerin çağrısını reddetmişlerdir. Yüce Allah ise onların bu şüphelerini peygamberlerin ümmetlerine söylediklerini belirttiği şu buyruğu ile cevaplandırmaktadır:“Peygamberleri onlara şöyle demişti: Biz ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütfeder.”(İbrahim, 14/15) Yüce Allah, peygamberlere öyle birtakım nitelik, ahlâk ve mükemmel özellikler bahşetmiştir ki, bununla Rablerinin risâletini alabilecek ve özellikle kendilerine vahyedilmesine sebep teşkil edecek bir konuma gelmişlerdir. Onların insanlardan olmaları, Yüce Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir tecellisidir. Şâyet onlar meleklerden olsalardı, insanların onlardan vahyi öğrenmelerine imkân bulunmazdı. Ayrıca eğer onlar melek olsalardı bu sefer onları yalanlayan kimselerin dünya hayatında derhal cezalandırılmaları gerekirdi. Semûd kavminin peygamberleri Salih aleyhisselam hakkında söyledikleri bu sözlerden maksat, onu yalanlamaktır. Bundan dolayı onlar onun aleyhinde şu zalimce hükmü verdiler:“Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” Yalanı da kötülüğü de çok olandır, dediler. Allah kahretsin onları! Ne kadar da akılsız, ne kadar da zalimdiler! Doğru sözlü, iyiliklerini samimi olarak isteyen kimselere ne kadar da çirkin sözlerle hitapta bulunarak karşılık verdiler!
27. Hiç şüphesiz onların azgınlıkları artınca Yüce Allah, onları cezalandırdı. Allah onlara üzerlerindeki en büyük nimetlerden birisi olan dişi deveyi, Allah’ın bir âyeti/mucizesi olarak gönderdi. Ondan hepsine yetecek kadar süt sağıyorlardı. “Biz onlara bir imtihan olmak üzere” onları denemek ve sınamak için “dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret!” Onları davetine sabırla devam et! Onların başına gelecekleri de gözetle! Yahut onlar iman mı edecekler yoksa inkâra mı sapacaklar, bekle!
28. “Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver.” Onların güzel ve tatlı olan sularının, kendileri ile dişi deve arasında pay edilmiş olduğunu bildir. Onun su içeceği belli bir günü olduğu gibi, kendilerinin de su içecekleri belli bir günleri vardır. "Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır.” Su içme sırası gelen o günde hazır bulunacaktır. Çünkü o gün sudan payı olmayana su içmek yasaktır.
29. “Derken üzerine onlar” kabilenin en bedbaht kişisi olan ve bu işe girişen “arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı” kendisine verilen kesme emrine uyup “dişi deveyi kesip öldürdü.”
30-32. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Bu, çok şiddetli bir azap idi. Allah, üzerlerine hem bir çığlık, hem de bir sarsıntı göndermişti. Onlardan bir fert kalmamak üzere hepsini helâk etmişti. Allah, Salih aleyhisselam’ı ve onunla birlikte iman edenleri ise kurtarmıştı. “Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?”
Kamer 54:26
23- Semûd kavmi de uyarıları yalanladı. 24- Dediler ki:“İçimizden tek bir insana mı uyacağız?! O takdirde biz, şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” 25- “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?! Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” 26- Yarın kimin şımarık ve çok yalancı olduğunu bilecekler. 27- Biz onlara bir imtihan olmak üzere dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret! 28- Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver. Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır. 29- Derken onlar arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı ve dişi deveyi kesip öldürdü. 30- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 31- Biz üzerlerine tek bir çığlık gönderdik de onlar ağıl sahibinin (ağıla koyduğu) saman gibi (çerçöp) oldular. 32- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
23. “Semûd kavmi” Hicr topraklarında bilinen ünlü bir kabiledir. Peygamberleri Salih aleyhisselam kendilerini Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın tek olarak ibadet etmeye davet edip de başlarına gelecek azabı haber vererek uyardığında, onlar da ona karşı çıktılar.
24. Onu yalanladılar, ona karşı büyüklenip şaşkın bir şekilde:“Bizden olan (sıradan) bir insana mı uyacağız?” Yani biz nasıl olur da bizim gibi, insanların nazarında bizden üstün olmayan, meleklerden de olmayan bir insana uyarız? Üstelik o, tek bir şahıstır. “O takdirde” eğer bu durumda olmasına rağmen ona uyacak olursak “biz şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” Sapık ve bedbaht kimseler oluruz. Onların söyledikleri bu sözler, sapıklıklarından ve bedbahtlıklarından kaynaklanan sözlerdir. Onlar ağaca, taşa ve resimlere tapan kimseler olmayı gururlarına yedirdiler; ama insanlardan gönderilmiş bir peygambere uymayı gururlarına yediremediler.
25. “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?” Nasıl olur da Allah aramızdan vahyi özellikle ona verir ve onun üzerine bu öğütleri indirir. Aramızdan özellikle onun seçilmesini gerektiren meziyeti nedir? Bu, tüm inkarcıların Yüce Allah’a karşı yaptıkları bir itirazlarıdır. Onlar bu itirazı hep yapagelmişlerdir. Sürekli olarak bunu ileri sürerek peygamberlerin çağrısını reddetmişlerdir. Yüce Allah ise onların bu şüphelerini peygamberlerin ümmetlerine söylediklerini belirttiği şu buyruğu ile cevaplandırmaktadır:“Peygamberleri onlara şöyle demişti: Biz ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütfeder.”(İbrahim, 14/15) Yüce Allah, peygamberlere öyle birtakım nitelik, ahlâk ve mükemmel özellikler bahşetmiştir ki, bununla Rablerinin risâletini alabilecek ve özellikle kendilerine vahyedilmesine sebep teşkil edecek bir konuma gelmişlerdir. Onların insanlardan olmaları, Yüce Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir tecellisidir. Şâyet onlar meleklerden olsalardı, insanların onlardan vahyi öğrenmelerine imkân bulunmazdı. Ayrıca eğer onlar melek olsalardı bu sefer onları yalanlayan kimselerin dünya hayatında derhal cezalandırılmaları gerekirdi. Semûd kavminin peygamberleri Salih aleyhisselam hakkında söyledikleri bu sözlerden maksat, onu yalanlamaktır. Bundan dolayı onlar onun aleyhinde şu zalimce hükmü verdiler:“Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” Yalanı da kötülüğü de çok olandır, dediler. Allah kahretsin onları! Ne kadar da akılsız, ne kadar da zalimdiler! Doğru sözlü, iyiliklerini samimi olarak isteyen kimselere ne kadar da çirkin sözlerle hitapta bulunarak karşılık verdiler!
27. Hiç şüphesiz onların azgınlıkları artınca Yüce Allah, onları cezalandırdı. Allah onlara üzerlerindeki en büyük nimetlerden birisi olan dişi deveyi, Allah’ın bir âyeti/mucizesi olarak gönderdi. Ondan hepsine yetecek kadar süt sağıyorlardı. “Biz onlara bir imtihan olmak üzere” onları denemek ve sınamak için “dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret!” Onları davetine sabırla devam et! Onların başına gelecekleri de gözetle! Yahut onlar iman mı edecekler yoksa inkâra mı sapacaklar, bekle!
28. “Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver.” Onların güzel ve tatlı olan sularının, kendileri ile dişi deve arasında pay edilmiş olduğunu bildir. Onun su içeceği belli bir günü olduğu gibi, kendilerinin de su içecekleri belli bir günleri vardır. "Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır.” Su içme sırası gelen o günde hazır bulunacaktır. Çünkü o gün sudan payı olmayana su içmek yasaktır.
29. “Derken üzerine onlar” kabilenin en bedbaht kişisi olan ve bu işe girişen “arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı” kendisine verilen kesme emrine uyup “dişi deveyi kesip öldürdü.”
30-32. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Bu, çok şiddetli bir azap idi. Allah, üzerlerine hem bir çığlık, hem de bir sarsıntı göndermişti. Onlardan bir fert kalmamak üzere hepsini helâk etmişti. Allah, Salih aleyhisselam’ı ve onunla birlikte iman edenleri ise kurtarmıştı. “Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?”
Kamer 54:27
23- Semûd kavmi de uyarıları yalanladı. 24- Dediler ki:“İçimizden tek bir insana mı uyacağız?! O takdirde biz, şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” 25- “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?! Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” 26- Yarın kimin şımarık ve çok yalancı olduğunu bilecekler. 27- Biz onlara bir imtihan olmak üzere dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret! 28- Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver. Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır. 29- Derken onlar arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı ve dişi deveyi kesip öldürdü. 30- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 31- Biz üzerlerine tek bir çığlık gönderdik de onlar ağıl sahibinin (ağıla koyduğu) saman gibi (çerçöp) oldular. 32- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
23. “Semûd kavmi” Hicr topraklarında bilinen ünlü bir kabiledir. Peygamberleri Salih aleyhisselam kendilerini Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın tek olarak ibadet etmeye davet edip de başlarına gelecek azabı haber vererek uyardığında, onlar da ona karşı çıktılar.
24. Onu yalanladılar, ona karşı büyüklenip şaşkın bir şekilde:“Bizden olan (sıradan) bir insana mı uyacağız?” Yani biz nasıl olur da bizim gibi, insanların nazarında bizden üstün olmayan, meleklerden de olmayan bir insana uyarız? Üstelik o, tek bir şahıstır. “O takdirde” eğer bu durumda olmasına rağmen ona uyacak olursak “biz şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” Sapık ve bedbaht kimseler oluruz. Onların söyledikleri bu sözler, sapıklıklarından ve bedbahtlıklarından kaynaklanan sözlerdir. Onlar ağaca, taşa ve resimlere tapan kimseler olmayı gururlarına yedirdiler; ama insanlardan gönderilmiş bir peygambere uymayı gururlarına yediremediler.
25. “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?” Nasıl olur da Allah aramızdan vahyi özellikle ona verir ve onun üzerine bu öğütleri indirir. Aramızdan özellikle onun seçilmesini gerektiren meziyeti nedir? Bu, tüm inkarcıların Yüce Allah’a karşı yaptıkları bir itirazlarıdır. Onlar bu itirazı hep yapagelmişlerdir. Sürekli olarak bunu ileri sürerek peygamberlerin çağrısını reddetmişlerdir. Yüce Allah ise onların bu şüphelerini peygamberlerin ümmetlerine söylediklerini belirttiği şu buyruğu ile cevaplandırmaktadır:“Peygamberleri onlara şöyle demişti: Biz ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütfeder.”(İbrahim, 14/15) Yüce Allah, peygamberlere öyle birtakım nitelik, ahlâk ve mükemmel özellikler bahşetmiştir ki, bununla Rablerinin risâletini alabilecek ve özellikle kendilerine vahyedilmesine sebep teşkil edecek bir konuma gelmişlerdir. Onların insanlardan olmaları, Yüce Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir tecellisidir. Şâyet onlar meleklerden olsalardı, insanların onlardan vahyi öğrenmelerine imkân bulunmazdı. Ayrıca eğer onlar melek olsalardı bu sefer onları yalanlayan kimselerin dünya hayatında derhal cezalandırılmaları gerekirdi. Semûd kavminin peygamberleri Salih aleyhisselam hakkında söyledikleri bu sözlerden maksat, onu yalanlamaktır. Bundan dolayı onlar onun aleyhinde şu zalimce hükmü verdiler:“Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” Yalanı da kötülüğü de çok olandır, dediler. Allah kahretsin onları! Ne kadar da akılsız, ne kadar da zalimdiler! Doğru sözlü, iyiliklerini samimi olarak isteyen kimselere ne kadar da çirkin sözlerle hitapta bulunarak karşılık verdiler!
27. Hiç şüphesiz onların azgınlıkları artınca Yüce Allah, onları cezalandırdı. Allah onlara üzerlerindeki en büyük nimetlerden birisi olan dişi deveyi, Allah’ın bir âyeti/mucizesi olarak gönderdi. Ondan hepsine yetecek kadar süt sağıyorlardı. “Biz onlara bir imtihan olmak üzere” onları denemek ve sınamak için “dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret!” Onları davetine sabırla devam et! Onların başına gelecekleri de gözetle! Yahut onlar iman mı edecekler yoksa inkâra mı sapacaklar, bekle!
28. “Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver.” Onların güzel ve tatlı olan sularının, kendileri ile dişi deve arasında pay edilmiş olduğunu bildir. Onun su içeceği belli bir günü olduğu gibi, kendilerinin de su içecekleri belli bir günleri vardır. "Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır.” Su içme sırası gelen o günde hazır bulunacaktır. Çünkü o gün sudan payı olmayana su içmek yasaktır.
29. “Derken üzerine onlar” kabilenin en bedbaht kişisi olan ve bu işe girişen “arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı” kendisine verilen kesme emrine uyup “dişi deveyi kesip öldürdü.”
30-32. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Bu, çok şiddetli bir azap idi. Allah, üzerlerine hem bir çığlık, hem de bir sarsıntı göndermişti. Onlardan bir fert kalmamak üzere hepsini helâk etmişti. Allah, Salih aleyhisselam’ı ve onunla birlikte iman edenleri ise kurtarmıştı. “Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?”
Kamer 54:28
23- Semûd kavmi de uyarıları yalanladı. 24- Dediler ki:“İçimizden tek bir insana mı uyacağız?! O takdirde biz, şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” 25- “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?! Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” 26- Yarın kimin şımarık ve çok yalancı olduğunu bilecekler. 27- Biz onlara bir imtihan olmak üzere dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret! 28- Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver. Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır. 29- Derken onlar arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı ve dişi deveyi kesip öldürdü. 30- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 31- Biz üzerlerine tek bir çığlık gönderdik de onlar ağıl sahibinin (ağıla koyduğu) saman gibi (çerçöp) oldular. 32- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
23. “Semûd kavmi” Hicr topraklarında bilinen ünlü bir kabiledir. Peygamberleri Salih aleyhisselam kendilerini Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın tek olarak ibadet etmeye davet edip de başlarına gelecek azabı haber vererek uyardığında, onlar da ona karşı çıktılar.
24. Onu yalanladılar, ona karşı büyüklenip şaşkın bir şekilde:“Bizden olan (sıradan) bir insana mı uyacağız?” Yani biz nasıl olur da bizim gibi, insanların nazarında bizden üstün olmayan, meleklerden de olmayan bir insana uyarız? Üstelik o, tek bir şahıstır. “O takdirde” eğer bu durumda olmasına rağmen ona uyacak olursak “biz şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” Sapık ve bedbaht kimseler oluruz. Onların söyledikleri bu sözler, sapıklıklarından ve bedbahtlıklarından kaynaklanan sözlerdir. Onlar ağaca, taşa ve resimlere tapan kimseler olmayı gururlarına yedirdiler; ama insanlardan gönderilmiş bir peygambere uymayı gururlarına yediremediler.
25. “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?” Nasıl olur da Allah aramızdan vahyi özellikle ona verir ve onun üzerine bu öğütleri indirir. Aramızdan özellikle onun seçilmesini gerektiren meziyeti nedir? Bu, tüm inkarcıların Yüce Allah’a karşı yaptıkları bir itirazlarıdır. Onlar bu itirazı hep yapagelmişlerdir. Sürekli olarak bunu ileri sürerek peygamberlerin çağrısını reddetmişlerdir. Yüce Allah ise onların bu şüphelerini peygamberlerin ümmetlerine söylediklerini belirttiği şu buyruğu ile cevaplandırmaktadır:“Peygamberleri onlara şöyle demişti: Biz ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütfeder.”(İbrahim, 14/15) Yüce Allah, peygamberlere öyle birtakım nitelik, ahlâk ve mükemmel özellikler bahşetmiştir ki, bununla Rablerinin risâletini alabilecek ve özellikle kendilerine vahyedilmesine sebep teşkil edecek bir konuma gelmişlerdir. Onların insanlardan olmaları, Yüce Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir tecellisidir. Şâyet onlar meleklerden olsalardı, insanların onlardan vahyi öğrenmelerine imkân bulunmazdı. Ayrıca eğer onlar melek olsalardı bu sefer onları yalanlayan kimselerin dünya hayatında derhal cezalandırılmaları gerekirdi. Semûd kavminin peygamberleri Salih aleyhisselam hakkında söyledikleri bu sözlerden maksat, onu yalanlamaktır. Bundan dolayı onlar onun aleyhinde şu zalimce hükmü verdiler:“Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” Yalanı da kötülüğü de çok olandır, dediler. Allah kahretsin onları! Ne kadar da akılsız, ne kadar da zalimdiler! Doğru sözlü, iyiliklerini samimi olarak isteyen kimselere ne kadar da çirkin sözlerle hitapta bulunarak karşılık verdiler!
27. Hiç şüphesiz onların azgınlıkları artınca Yüce Allah, onları cezalandırdı. Allah onlara üzerlerindeki en büyük nimetlerden birisi olan dişi deveyi, Allah’ın bir âyeti/mucizesi olarak gönderdi. Ondan hepsine yetecek kadar süt sağıyorlardı. “Biz onlara bir imtihan olmak üzere” onları denemek ve sınamak için “dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret!” Onları davetine sabırla devam et! Onların başına gelecekleri de gözetle! Yahut onlar iman mı edecekler yoksa inkâra mı sapacaklar, bekle!
28. “Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver.” Onların güzel ve tatlı olan sularının, kendileri ile dişi deve arasında pay edilmiş olduğunu bildir. Onun su içeceği belli bir günü olduğu gibi, kendilerinin de su içecekleri belli bir günleri vardır. "Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır.” Su içme sırası gelen o günde hazır bulunacaktır. Çünkü o gün sudan payı olmayana su içmek yasaktır.
29. “Derken üzerine onlar” kabilenin en bedbaht kişisi olan ve bu işe girişen “arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı” kendisine verilen kesme emrine uyup “dişi deveyi kesip öldürdü.”
30-32. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Bu, çok şiddetli bir azap idi. Allah, üzerlerine hem bir çığlık, hem de bir sarsıntı göndermişti. Onlardan bir fert kalmamak üzere hepsini helâk etmişti. Allah, Salih aleyhisselam’ı ve onunla birlikte iman edenleri ise kurtarmıştı. “Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?”
Kamer 54:29
23- Semûd kavmi de uyarıları yalanladı. 24- Dediler ki:“İçimizden tek bir insana mı uyacağız?! O takdirde biz, şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” 25- “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?! Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” 26- Yarın kimin şımarık ve çok yalancı olduğunu bilecekler. 27- Biz onlara bir imtihan olmak üzere dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret! 28- Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver. Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır. 29- Derken onlar arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı ve dişi deveyi kesip öldürdü. 30- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 31- Biz üzerlerine tek bir çığlık gönderdik de onlar ağıl sahibinin (ağıla koyduğu) saman gibi (çerçöp) oldular. 32- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
23. “Semûd kavmi” Hicr topraklarında bilinen ünlü bir kabiledir. Peygamberleri Salih aleyhisselam kendilerini Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın tek olarak ibadet etmeye davet edip de başlarına gelecek azabı haber vererek uyardığında, onlar da ona karşı çıktılar.
24. Onu yalanladılar, ona karşı büyüklenip şaşkın bir şekilde:“Bizden olan (sıradan) bir insana mı uyacağız?” Yani biz nasıl olur da bizim gibi, insanların nazarında bizden üstün olmayan, meleklerden de olmayan bir insana uyarız? Üstelik o, tek bir şahıstır. “O takdirde” eğer bu durumda olmasına rağmen ona uyacak olursak “biz şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” Sapık ve bedbaht kimseler oluruz. Onların söyledikleri bu sözler, sapıklıklarından ve bedbahtlıklarından kaynaklanan sözlerdir. Onlar ağaca, taşa ve resimlere tapan kimseler olmayı gururlarına yedirdiler; ama insanlardan gönderilmiş bir peygambere uymayı gururlarına yediremediler.
25. “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?” Nasıl olur da Allah aramızdan vahyi özellikle ona verir ve onun üzerine bu öğütleri indirir. Aramızdan özellikle onun seçilmesini gerektiren meziyeti nedir? Bu, tüm inkarcıların Yüce Allah’a karşı yaptıkları bir itirazlarıdır. Onlar bu itirazı hep yapagelmişlerdir. Sürekli olarak bunu ileri sürerek peygamberlerin çağrısını reddetmişlerdir. Yüce Allah ise onların bu şüphelerini peygamberlerin ümmetlerine söylediklerini belirttiği şu buyruğu ile cevaplandırmaktadır:“Peygamberleri onlara şöyle demişti: Biz ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütfeder.”(İbrahim, 14/15) Yüce Allah, peygamberlere öyle birtakım nitelik, ahlâk ve mükemmel özellikler bahşetmiştir ki, bununla Rablerinin risâletini alabilecek ve özellikle kendilerine vahyedilmesine sebep teşkil edecek bir konuma gelmişlerdir. Onların insanlardan olmaları, Yüce Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir tecellisidir. Şâyet onlar meleklerden olsalardı, insanların onlardan vahyi öğrenmelerine imkân bulunmazdı. Ayrıca eğer onlar melek olsalardı bu sefer onları yalanlayan kimselerin dünya hayatında derhal cezalandırılmaları gerekirdi. Semûd kavminin peygamberleri Salih aleyhisselam hakkında söyledikleri bu sözlerden maksat, onu yalanlamaktır. Bundan dolayı onlar onun aleyhinde şu zalimce hükmü verdiler:“Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” Yalanı da kötülüğü de çok olandır, dediler. Allah kahretsin onları! Ne kadar da akılsız, ne kadar da zalimdiler! Doğru sözlü, iyiliklerini samimi olarak isteyen kimselere ne kadar da çirkin sözlerle hitapta bulunarak karşılık verdiler!
27. Hiç şüphesiz onların azgınlıkları artınca Yüce Allah, onları cezalandırdı. Allah onlara üzerlerindeki en büyük nimetlerden birisi olan dişi deveyi, Allah’ın bir âyeti/mucizesi olarak gönderdi. Ondan hepsine yetecek kadar süt sağıyorlardı. “Biz onlara bir imtihan olmak üzere” onları denemek ve sınamak için “dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret!” Onları davetine sabırla devam et! Onların başına gelecekleri de gözetle! Yahut onlar iman mı edecekler yoksa inkâra mı sapacaklar, bekle!
28. “Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver.” Onların güzel ve tatlı olan sularının, kendileri ile dişi deve arasında pay edilmiş olduğunu bildir. Onun su içeceği belli bir günü olduğu gibi, kendilerinin de su içecekleri belli bir günleri vardır. "Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır.” Su içme sırası gelen o günde hazır bulunacaktır. Çünkü o gün sudan payı olmayana su içmek yasaktır.
29. “Derken üzerine onlar” kabilenin en bedbaht kişisi olan ve bu işe girişen “arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı” kendisine verilen kesme emrine uyup “dişi deveyi kesip öldürdü.”
30-32. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Bu, çok şiddetli bir azap idi. Allah, üzerlerine hem bir çığlık, hem de bir sarsıntı göndermişti. Onlardan bir fert kalmamak üzere hepsini helâk etmişti. Allah, Salih aleyhisselam’ı ve onunla birlikte iman edenleri ise kurtarmıştı. “Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?”
Kamer 54:30
23- Semûd kavmi de uyarıları yalanladı. 24- Dediler ki:“İçimizden tek bir insana mı uyacağız?! O takdirde biz, şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” 25- “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?! Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” 26- Yarın kimin şımarık ve çok yalancı olduğunu bilecekler. 27- Biz onlara bir imtihan olmak üzere dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret! 28- Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver. Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır. 29- Derken onlar arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı ve dişi deveyi kesip öldürdü. 30- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 31- Biz üzerlerine tek bir çığlık gönderdik de onlar ağıl sahibinin (ağıla koyduğu) saman gibi (çerçöp) oldular. 32- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
23. “Semûd kavmi” Hicr topraklarında bilinen ünlü bir kabiledir. Peygamberleri Salih aleyhisselam kendilerini Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın tek olarak ibadet etmeye davet edip de başlarına gelecek azabı haber vererek uyardığında, onlar da ona karşı çıktılar.
24. Onu yalanladılar, ona karşı büyüklenip şaşkın bir şekilde:“Bizden olan (sıradan) bir insana mı uyacağız?” Yani biz nasıl olur da bizim gibi, insanların nazarında bizden üstün olmayan, meleklerden de olmayan bir insana uyarız? Üstelik o, tek bir şahıstır. “O takdirde” eğer bu durumda olmasına rağmen ona uyacak olursak “biz şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” Sapık ve bedbaht kimseler oluruz. Onların söyledikleri bu sözler, sapıklıklarından ve bedbahtlıklarından kaynaklanan sözlerdir. Onlar ağaca, taşa ve resimlere tapan kimseler olmayı gururlarına yedirdiler; ama insanlardan gönderilmiş bir peygambere uymayı gururlarına yediremediler.
25. “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?” Nasıl olur da Allah aramızdan vahyi özellikle ona verir ve onun üzerine bu öğütleri indirir. Aramızdan özellikle onun seçilmesini gerektiren meziyeti nedir? Bu, tüm inkarcıların Yüce Allah’a karşı yaptıkları bir itirazlarıdır. Onlar bu itirazı hep yapagelmişlerdir. Sürekli olarak bunu ileri sürerek peygamberlerin çağrısını reddetmişlerdir. Yüce Allah ise onların bu şüphelerini peygamberlerin ümmetlerine söylediklerini belirttiği şu buyruğu ile cevaplandırmaktadır:“Peygamberleri onlara şöyle demişti: Biz ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütfeder.”(İbrahim, 14/15) Yüce Allah, peygamberlere öyle birtakım nitelik, ahlâk ve mükemmel özellikler bahşetmiştir ki, bununla Rablerinin risâletini alabilecek ve özellikle kendilerine vahyedilmesine sebep teşkil edecek bir konuma gelmişlerdir. Onların insanlardan olmaları, Yüce Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir tecellisidir. Şâyet onlar meleklerden olsalardı, insanların onlardan vahyi öğrenmelerine imkân bulunmazdı. Ayrıca eğer onlar melek olsalardı bu sefer onları yalanlayan kimselerin dünya hayatında derhal cezalandırılmaları gerekirdi. Semûd kavminin peygamberleri Salih aleyhisselam hakkında söyledikleri bu sözlerden maksat, onu yalanlamaktır. Bundan dolayı onlar onun aleyhinde şu zalimce hükmü verdiler:“Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” Yalanı da kötülüğü de çok olandır, dediler. Allah kahretsin onları! Ne kadar da akılsız, ne kadar da zalimdiler! Doğru sözlü, iyiliklerini samimi olarak isteyen kimselere ne kadar da çirkin sözlerle hitapta bulunarak karşılık verdiler!
27. Hiç şüphesiz onların azgınlıkları artınca Yüce Allah, onları cezalandırdı. Allah onlara üzerlerindeki en büyük nimetlerden birisi olan dişi deveyi, Allah’ın bir âyeti/mucizesi olarak gönderdi. Ondan hepsine yetecek kadar süt sağıyorlardı. “Biz onlara bir imtihan olmak üzere” onları denemek ve sınamak için “dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret!” Onları davetine sabırla devam et! Onların başına gelecekleri de gözetle! Yahut onlar iman mı edecekler yoksa inkâra mı sapacaklar, bekle!
28. “Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver.” Onların güzel ve tatlı olan sularının, kendileri ile dişi deve arasında pay edilmiş olduğunu bildir. Onun su içeceği belli bir günü olduğu gibi, kendilerinin de su içecekleri belli bir günleri vardır. "Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır.” Su içme sırası gelen o günde hazır bulunacaktır. Çünkü o gün sudan payı olmayana su içmek yasaktır.
29. “Derken üzerine onlar” kabilenin en bedbaht kişisi olan ve bu işe girişen “arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı” kendisine verilen kesme emrine uyup “dişi deveyi kesip öldürdü.”
30-32. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Bu, çok şiddetli bir azap idi. Allah, üzerlerine hem bir çığlık, hem de bir sarsıntı göndermişti. Onlardan bir fert kalmamak üzere hepsini helâk etmişti. Allah, Salih aleyhisselam’ı ve onunla birlikte iman edenleri ise kurtarmıştı. “Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?”
Kamer 54:31
23- Semûd kavmi de uyarıları yalanladı. 24- Dediler ki:“İçimizden tek bir insana mı uyacağız?! O takdirde biz, şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” 25- “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?! Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” 26- Yarın kimin şımarık ve çok yalancı olduğunu bilecekler. 27- Biz onlara bir imtihan olmak üzere dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret! 28- Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver. Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır. 29- Derken onlar arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı ve dişi deveyi kesip öldürdü. 30- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 31- Biz üzerlerine tek bir çığlık gönderdik de onlar ağıl sahibinin (ağıla koyduğu) saman gibi (çerçöp) oldular. 32- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
23. “Semûd kavmi” Hicr topraklarında bilinen ünlü bir kabiledir. Peygamberleri Salih aleyhisselam kendilerini Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın tek olarak ibadet etmeye davet edip de başlarına gelecek azabı haber vererek uyardığında, onlar da ona karşı çıktılar.
24. Onu yalanladılar, ona karşı büyüklenip şaşkın bir şekilde:“Bizden olan (sıradan) bir insana mı uyacağız?” Yani biz nasıl olur da bizim gibi, insanların nazarında bizden üstün olmayan, meleklerden de olmayan bir insana uyarız? Üstelik o, tek bir şahıstır. “O takdirde” eğer bu durumda olmasına rağmen ona uyacak olursak “biz şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” Sapık ve bedbaht kimseler oluruz. Onların söyledikleri bu sözler, sapıklıklarından ve bedbahtlıklarından kaynaklanan sözlerdir. Onlar ağaca, taşa ve resimlere tapan kimseler olmayı gururlarına yedirdiler; ama insanlardan gönderilmiş bir peygambere uymayı gururlarına yediremediler.
25. “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?” Nasıl olur da Allah aramızdan vahyi özellikle ona verir ve onun üzerine bu öğütleri indirir. Aramızdan özellikle onun seçilmesini gerektiren meziyeti nedir? Bu, tüm inkarcıların Yüce Allah’a karşı yaptıkları bir itirazlarıdır. Onlar bu itirazı hep yapagelmişlerdir. Sürekli olarak bunu ileri sürerek peygamberlerin çağrısını reddetmişlerdir. Yüce Allah ise onların bu şüphelerini peygamberlerin ümmetlerine söylediklerini belirttiği şu buyruğu ile cevaplandırmaktadır:“Peygamberleri onlara şöyle demişti: Biz ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütfeder.”(İbrahim, 14/15) Yüce Allah, peygamberlere öyle birtakım nitelik, ahlâk ve mükemmel özellikler bahşetmiştir ki, bununla Rablerinin risâletini alabilecek ve özellikle kendilerine vahyedilmesine sebep teşkil edecek bir konuma gelmişlerdir. Onların insanlardan olmaları, Yüce Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir tecellisidir. Şâyet onlar meleklerden olsalardı, insanların onlardan vahyi öğrenmelerine imkân bulunmazdı. Ayrıca eğer onlar melek olsalardı bu sefer onları yalanlayan kimselerin dünya hayatında derhal cezalandırılmaları gerekirdi. Semûd kavminin peygamberleri Salih aleyhisselam hakkında söyledikleri bu sözlerden maksat, onu yalanlamaktır. Bundan dolayı onlar onun aleyhinde şu zalimce hükmü verdiler:“Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” Yalanı da kötülüğü de çok olandır, dediler. Allah kahretsin onları! Ne kadar da akılsız, ne kadar da zalimdiler! Doğru sözlü, iyiliklerini samimi olarak isteyen kimselere ne kadar da çirkin sözlerle hitapta bulunarak karşılık verdiler!
27. Hiç şüphesiz onların azgınlıkları artınca Yüce Allah, onları cezalandırdı. Allah onlara üzerlerindeki en büyük nimetlerden birisi olan dişi deveyi, Allah’ın bir âyeti/mucizesi olarak gönderdi. Ondan hepsine yetecek kadar süt sağıyorlardı. “Biz onlara bir imtihan olmak üzere” onları denemek ve sınamak için “dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret!” Onları davetine sabırla devam et! Onların başına gelecekleri de gözetle! Yahut onlar iman mı edecekler yoksa inkâra mı sapacaklar, bekle!
28. “Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver.” Onların güzel ve tatlı olan sularının, kendileri ile dişi deve arasında pay edilmiş olduğunu bildir. Onun su içeceği belli bir günü olduğu gibi, kendilerinin de su içecekleri belli bir günleri vardır. "Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır.” Su içme sırası gelen o günde hazır bulunacaktır. Çünkü o gün sudan payı olmayana su içmek yasaktır.
29. “Derken üzerine onlar” kabilenin en bedbaht kişisi olan ve bu işe girişen “arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı” kendisine verilen kesme emrine uyup “dişi deveyi kesip öldürdü.”
30-32. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Bu, çok şiddetli bir azap idi. Allah, üzerlerine hem bir çığlık, hem de bir sarsıntı göndermişti. Onlardan bir fert kalmamak üzere hepsini helâk etmişti. Allah, Salih aleyhisselam’ı ve onunla birlikte iman edenleri ise kurtarmıştı. “Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?”
Kamer 54:32
23- Semûd kavmi de uyarıları yalanladı. 24- Dediler ki:“İçimizden tek bir insana mı uyacağız?! O takdirde biz, şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” 25- “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?! Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” 26- Yarın kimin şımarık ve çok yalancı olduğunu bilecekler. 27- Biz onlara bir imtihan olmak üzere dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret! 28- Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver. Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır. 29- Derken onlar arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı ve dişi deveyi kesip öldürdü. 30- Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım? 31- Biz üzerlerine tek bir çığlık gönderdik de onlar ağıl sahibinin (ağıla koyduğu) saman gibi (çerçöp) oldular. 32- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
23. “Semûd kavmi” Hicr topraklarında bilinen ünlü bir kabiledir. Peygamberleri Salih aleyhisselam kendilerini Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın tek olarak ibadet etmeye davet edip de başlarına gelecek azabı haber vererek uyardığında, onlar da ona karşı çıktılar.
24. Onu yalanladılar, ona karşı büyüklenip şaşkın bir şekilde:“Bizden olan (sıradan) bir insana mı uyacağız?” Yani biz nasıl olur da bizim gibi, insanların nazarında bizden üstün olmayan, meleklerden de olmayan bir insana uyarız? Üstelik o, tek bir şahıstır. “O takdirde” eğer bu durumda olmasına rağmen ona uyacak olursak “biz şüphesiz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz!” Sapık ve bedbaht kimseler oluruz. Onların söyledikleri bu sözler, sapıklıklarından ve bedbahtlıklarından kaynaklanan sözlerdir. Onlar ağaca, taşa ve resimlere tapan kimseler olmayı gururlarına yedirdiler; ama insanlardan gönderilmiş bir peygambere uymayı gururlarına yediremediler.
25. “Vahiy aramızdan ona mı gönderilmiş?” Nasıl olur da Allah aramızdan vahyi özellikle ona verir ve onun üzerine bu öğütleri indirir. Aramızdan özellikle onun seçilmesini gerektiren meziyeti nedir? Bu, tüm inkarcıların Yüce Allah’a karşı yaptıkları bir itirazlarıdır. Onlar bu itirazı hep yapagelmişlerdir. Sürekli olarak bunu ileri sürerek peygamberlerin çağrısını reddetmişlerdir. Yüce Allah ise onların bu şüphelerini peygamberlerin ümmetlerine söylediklerini belirttiği şu buyruğu ile cevaplandırmaktadır:“Peygamberleri onlara şöyle demişti: Biz ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütfeder.”(İbrahim, 14/15) Yüce Allah, peygamberlere öyle birtakım nitelik, ahlâk ve mükemmel özellikler bahşetmiştir ki, bununla Rablerinin risâletini alabilecek ve özellikle kendilerine vahyedilmesine sebep teşkil edecek bir konuma gelmişlerdir. Onların insanlardan olmaları, Yüce Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir tecellisidir. Şâyet onlar meleklerden olsalardı, insanların onlardan vahyi öğrenmelerine imkân bulunmazdı. Ayrıca eğer onlar melek olsalardı bu sefer onları yalanlayan kimselerin dünya hayatında derhal cezalandırılmaları gerekirdi. Semûd kavminin peygamberleri Salih aleyhisselam hakkında söyledikleri bu sözlerden maksat, onu yalanlamaktır. Bundan dolayı onlar onun aleyhinde şu zalimce hükmü verdiler:“Hayır; aksine o, çok yalancı ve şımarık biridir.” Yalanı da kötülüğü de çok olandır, dediler. Allah kahretsin onları! Ne kadar da akılsız, ne kadar da zalimdiler! Doğru sözlü, iyiliklerini samimi olarak isteyen kimselere ne kadar da çirkin sözlerle hitapta bulunarak karşılık verdiler!
27. Hiç şüphesiz onların azgınlıkları artınca Yüce Allah, onları cezalandırdı. Allah onlara üzerlerindeki en büyük nimetlerden birisi olan dişi deveyi, Allah’ın bir âyeti/mucizesi olarak gönderdi. Ondan hepsine yetecek kadar süt sağıyorlardı. “Biz onlara bir imtihan olmak üzere” onları denemek ve sınamak için “dişi deveyi göndereceğiz. Artık onları gözetle ve sabret!” Onları davetine sabırla devam et! Onların başına gelecekleri de gözetle! Yahut onlar iman mı edecekler yoksa inkâra mı sapacaklar, bekle!
28. “Onlara suyun aralarında pay edilmiş olduğunu haber ver.” Onların güzel ve tatlı olan sularının, kendileri ile dişi deve arasında pay edilmiş olduğunu bildir. Onun su içeceği belli bir günü olduğu gibi, kendilerinin de su içecekleri belli bir günleri vardır. "Herkes kendi su içme sırasında hazır olacaktır.” Su içme sırası gelen o günde hazır bulunacaktır. Çünkü o gün sudan payı olmayana su içmek yasaktır.
29. “Derken üzerine onlar” kabilenin en bedbaht kişisi olan ve bu işe girişen “arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıcını) aldı” kendisine verilen kesme emrine uyup “dişi deveyi kesip öldürdü.”
30-32. “Nasılmış Benim azabım ve uyarılarım?” Bu, çok şiddetli bir azap idi. Allah, üzerlerine hem bir çığlık, hem de bir sarsıntı göndermişti. Onlardan bir fert kalmamak üzere hepsini helâk etmişti. Allah, Salih aleyhisselam’ı ve onunla birlikte iman edenleri ise kurtarmıştı. “Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?”
Kamer 54:33
33- Lût kavmi de uyarıları yalanladı. 34- Biz, üzerlerine çakıl taşı yağdıran bir rüzgâr gönderdik (de onları helak ettik). Ancak Lût’un ailesi hariç; onları seher vaktinde kurtardık. 35- Bu, katımızdan bir nimet idi. Biz şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız. 36- Andolsun ki o (Lut), onları azabımıza karşı uyarmıştı, ama onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı. 37- Ondan misâfirlerini (kötülük yapmak için kendilerine vermesini) istemişlerdi de biz, gözlerini silme kör etmiştik. “Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)!” 38- Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı. 39- Tadın bakalım azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)! 40- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
33-40. “Lût kavmi de” Lût aleyhisselam kendilerini, kimseyi ortak koşmaksızın sadece Allah’a ibadete davet edip şirkten ve âlemler arasında kendilerinden önce hiç kimsenin işlemediği o hayasızlıktan vazgeçmelerini emrettiğinde “uyarıları yalanladı.” Onu yalanlayarak şirklerini ve çirkin işlerini sürdürmeye devam ettiler. Nihâyet misafirler suretinde gelen meleklerin haberini alan kavmi, onlara hayasızlık yapmak üzere çabucak yanına geliverdiler -Allah’ın lâneti üzerlerine olsun- ve bu misafirlerini elinden almak istediler. Yüce Allah da Cibril aleyhisselam'a emretti ve o da kanadıyla gözlerini kör etti. Peygamberleri, onlara Allah’ın çetin yakalayışını ve cezasını hatırlatmakla birlikte “onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı.”“Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı.” Allah yurtlarının altını üstüne getirdi. Arkalarından da pişirilmiş taşlar gelip onları buluyordu ki bu taşlar Rabbinin nezdinde haddiaşan o günahkârlar için işaretlenmişti. Yüce Allah, Lût aleyhisselam ile onun aile halkını Rablerine şükürlerinin ve sadece O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın ibadet etmelerinin bir mükâfatı olarak o pek büyük sıkıntıdan kurtarmıştı.
Kamer 54:34
33- Lût kavmi de uyarıları yalanladı. 34- Biz, üzerlerine çakıl taşı yağdıran bir rüzgâr gönderdik (de onları helak ettik). Ancak Lût’un ailesi hariç; onları seher vaktinde kurtardık. 35- Bu, katımızdan bir nimet idi. Biz şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız. 36- Andolsun ki o (Lut), onları azabımıza karşı uyarmıştı, ama onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı. 37- Ondan misâfirlerini (kötülük yapmak için kendilerine vermesini) istemişlerdi de biz, gözlerini silme kör etmiştik. “Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)!” 38- Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı. 39- Tadın bakalım azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)! 40- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
33-40. “Lût kavmi de” Lût aleyhisselam kendilerini, kimseyi ortak koşmaksızın sadece Allah’a ibadete davet edip şirkten ve âlemler arasında kendilerinden önce hiç kimsenin işlemediği o hayasızlıktan vazgeçmelerini emrettiğinde “uyarıları yalanladı.” Onu yalanlayarak şirklerini ve çirkin işlerini sürdürmeye devam ettiler. Nihâyet misafirler suretinde gelen meleklerin haberini alan kavmi, onlara hayasızlık yapmak üzere çabucak yanına geliverdiler -Allah’ın lâneti üzerlerine olsun- ve bu misafirlerini elinden almak istediler. Yüce Allah da Cibril aleyhisselam'a emretti ve o da kanadıyla gözlerini kör etti. Peygamberleri, onlara Allah’ın çetin yakalayışını ve cezasını hatırlatmakla birlikte “onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı.”“Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı.” Allah yurtlarının altını üstüne getirdi. Arkalarından da pişirilmiş taşlar gelip onları buluyordu ki bu taşlar Rabbinin nezdinde haddiaşan o günahkârlar için işaretlenmişti. Yüce Allah, Lût aleyhisselam ile onun aile halkını Rablerine şükürlerinin ve sadece O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın ibadet etmelerinin bir mükâfatı olarak o pek büyük sıkıntıdan kurtarmıştı.
Kamer 54:35
33- Lût kavmi de uyarıları yalanladı. 34- Biz, üzerlerine çakıl taşı yağdıran bir rüzgâr gönderdik (de onları helak ettik). Ancak Lût’un ailesi hariç; onları seher vaktinde kurtardık. 35- Bu, katımızdan bir nimet idi. Biz şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız. 36- Andolsun ki o (Lut), onları azabımıza karşı uyarmıştı, ama onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı. 37- Ondan misâfirlerini (kötülük yapmak için kendilerine vermesini) istemişlerdi de biz, gözlerini silme kör etmiştik. “Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)!” 38- Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı. 39- Tadın bakalım azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)! 40- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
33-40. “Lût kavmi de” Lût aleyhisselam kendilerini, kimseyi ortak koşmaksızın sadece Allah’a ibadete davet edip şirkten ve âlemler arasında kendilerinden önce hiç kimsenin işlemediği o hayasızlıktan vazgeçmelerini emrettiğinde “uyarıları yalanladı.” Onu yalanlayarak şirklerini ve çirkin işlerini sürdürmeye devam ettiler. Nihâyet misafirler suretinde gelen meleklerin haberini alan kavmi, onlara hayasızlık yapmak üzere çabucak yanına geliverdiler -Allah’ın lâneti üzerlerine olsun- ve bu misafirlerini elinden almak istediler. Yüce Allah da Cibril aleyhisselam'a emretti ve o da kanadıyla gözlerini kör etti. Peygamberleri, onlara Allah’ın çetin yakalayışını ve cezasını hatırlatmakla birlikte “onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı.”“Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı.” Allah yurtlarının altını üstüne getirdi. Arkalarından da pişirilmiş taşlar gelip onları buluyordu ki bu taşlar Rabbinin nezdinde haddiaşan o günahkârlar için işaretlenmişti. Yüce Allah, Lût aleyhisselam ile onun aile halkını Rablerine şükürlerinin ve sadece O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın ibadet etmelerinin bir mükâfatı olarak o pek büyük sıkıntıdan kurtarmıştı.
Kamer 54:36
33- Lût kavmi de uyarıları yalanladı. 34- Biz, üzerlerine çakıl taşı yağdıran bir rüzgâr gönderdik (de onları helak ettik). Ancak Lût’un ailesi hariç; onları seher vaktinde kurtardık. 35- Bu, katımızdan bir nimet idi. Biz şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız. 36- Andolsun ki o (Lut), onları azabımıza karşı uyarmıştı, ama onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı. 37- Ondan misâfirlerini (kötülük yapmak için kendilerine vermesini) istemişlerdi de biz, gözlerini silme kör etmiştik. “Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)!” 38- Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı. 39- Tadın bakalım azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)! 40- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
33-40. “Lût kavmi de” Lût aleyhisselam kendilerini, kimseyi ortak koşmaksızın sadece Allah’a ibadete davet edip şirkten ve âlemler arasında kendilerinden önce hiç kimsenin işlemediği o hayasızlıktan vazgeçmelerini emrettiğinde “uyarıları yalanladı.” Onu yalanlayarak şirklerini ve çirkin işlerini sürdürmeye devam ettiler. Nihâyet misafirler suretinde gelen meleklerin haberini alan kavmi, onlara hayasızlık yapmak üzere çabucak yanına geliverdiler -Allah’ın lâneti üzerlerine olsun- ve bu misafirlerini elinden almak istediler. Yüce Allah da Cibril aleyhisselam'a emretti ve o da kanadıyla gözlerini kör etti. Peygamberleri, onlara Allah’ın çetin yakalayışını ve cezasını hatırlatmakla birlikte “onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı.”“Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı.” Allah yurtlarının altını üstüne getirdi. Arkalarından da pişirilmiş taşlar gelip onları buluyordu ki bu taşlar Rabbinin nezdinde haddiaşan o günahkârlar için işaretlenmişti. Yüce Allah, Lût aleyhisselam ile onun aile halkını Rablerine şükürlerinin ve sadece O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın ibadet etmelerinin bir mükâfatı olarak o pek büyük sıkıntıdan kurtarmıştı.
Kamer 54:37
33- Lût kavmi de uyarıları yalanladı. 34- Biz, üzerlerine çakıl taşı yağdıran bir rüzgâr gönderdik (de onları helak ettik). Ancak Lût’un ailesi hariç; onları seher vaktinde kurtardık. 35- Bu, katımızdan bir nimet idi. Biz şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız. 36- Andolsun ki o (Lut), onları azabımıza karşı uyarmıştı, ama onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı. 37- Ondan misâfirlerini (kötülük yapmak için kendilerine vermesini) istemişlerdi de biz, gözlerini silme kör etmiştik. “Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)!” 38- Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı. 39- Tadın bakalım azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)! 40- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
33-40. “Lût kavmi de” Lût aleyhisselam kendilerini, kimseyi ortak koşmaksızın sadece Allah’a ibadete davet edip şirkten ve âlemler arasında kendilerinden önce hiç kimsenin işlemediği o hayasızlıktan vazgeçmelerini emrettiğinde “uyarıları yalanladı.” Onu yalanlayarak şirklerini ve çirkin işlerini sürdürmeye devam ettiler. Nihâyet misafirler suretinde gelen meleklerin haberini alan kavmi, onlara hayasızlık yapmak üzere çabucak yanına geliverdiler -Allah’ın lâneti üzerlerine olsun- ve bu misafirlerini elinden almak istediler. Yüce Allah da Cibril aleyhisselam'a emretti ve o da kanadıyla gözlerini kör etti. Peygamberleri, onlara Allah’ın çetin yakalayışını ve cezasını hatırlatmakla birlikte “onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı.”“Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı.” Allah yurtlarının altını üstüne getirdi. Arkalarından da pişirilmiş taşlar gelip onları buluyordu ki bu taşlar Rabbinin nezdinde haddiaşan o günahkârlar için işaretlenmişti. Yüce Allah, Lût aleyhisselam ile onun aile halkını Rablerine şükürlerinin ve sadece O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın ibadet etmelerinin bir mükâfatı olarak o pek büyük sıkıntıdan kurtarmıştı.
Kamer 54:38
33- Lût kavmi de uyarıları yalanladı. 34- Biz, üzerlerine çakıl taşı yağdıran bir rüzgâr gönderdik (de onları helak ettik). Ancak Lût’un ailesi hariç; onları seher vaktinde kurtardık. 35- Bu, katımızdan bir nimet idi. Biz şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız. 36- Andolsun ki o (Lut), onları azabımıza karşı uyarmıştı, ama onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı. 37- Ondan misâfirlerini (kötülük yapmak için kendilerine vermesini) istemişlerdi de biz, gözlerini silme kör etmiştik. “Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)!” 38- Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı. 39- Tadın bakalım azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)! 40- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
33-40. “Lût kavmi de” Lût aleyhisselam kendilerini, kimseyi ortak koşmaksızın sadece Allah’a ibadete davet edip şirkten ve âlemler arasında kendilerinden önce hiç kimsenin işlemediği o hayasızlıktan vazgeçmelerini emrettiğinde “uyarıları yalanladı.” Onu yalanlayarak şirklerini ve çirkin işlerini sürdürmeye devam ettiler. Nihâyet misafirler suretinde gelen meleklerin haberini alan kavmi, onlara hayasızlık yapmak üzere çabucak yanına geliverdiler -Allah’ın lâneti üzerlerine olsun- ve bu misafirlerini elinden almak istediler. Yüce Allah da Cibril aleyhisselam'a emretti ve o da kanadıyla gözlerini kör etti. Peygamberleri, onlara Allah’ın çetin yakalayışını ve cezasını hatırlatmakla birlikte “onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı.”“Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı.” Allah yurtlarının altını üstüne getirdi. Arkalarından da pişirilmiş taşlar gelip onları buluyordu ki bu taşlar Rabbinin nezdinde haddiaşan o günahkârlar için işaretlenmişti. Yüce Allah, Lût aleyhisselam ile onun aile halkını Rablerine şükürlerinin ve sadece O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın ibadet etmelerinin bir mükâfatı olarak o pek büyük sıkıntıdan kurtarmıştı.
Kamer 54:39
33- Lût kavmi de uyarıları yalanladı. 34- Biz, üzerlerine çakıl taşı yağdıran bir rüzgâr gönderdik (de onları helak ettik). Ancak Lût’un ailesi hariç; onları seher vaktinde kurtardık. 35- Bu, katımızdan bir nimet idi. Biz şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız. 36- Andolsun ki o (Lut), onları azabımıza karşı uyarmıştı, ama onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı. 37- Ondan misâfirlerini (kötülük yapmak için kendilerine vermesini) istemişlerdi de biz, gözlerini silme kör etmiştik. “Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)!” 38- Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı. 39- Tadın bakalım azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)! 40- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
33-40. “Lût kavmi de” Lût aleyhisselam kendilerini, kimseyi ortak koşmaksızın sadece Allah’a ibadete davet edip şirkten ve âlemler arasında kendilerinden önce hiç kimsenin işlemediği o hayasızlıktan vazgeçmelerini emrettiğinde “uyarıları yalanladı.” Onu yalanlayarak şirklerini ve çirkin işlerini sürdürmeye devam ettiler. Nihâyet misafirler suretinde gelen meleklerin haberini alan kavmi, onlara hayasızlık yapmak üzere çabucak yanına geliverdiler -Allah’ın lâneti üzerlerine olsun- ve bu misafirlerini elinden almak istediler. Yüce Allah da Cibril aleyhisselam'a emretti ve o da kanadıyla gözlerini kör etti. Peygamberleri, onlara Allah’ın çetin yakalayışını ve cezasını hatırlatmakla birlikte “onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı.”“Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı.” Allah yurtlarının altını üstüne getirdi. Arkalarından da pişirilmiş taşlar gelip onları buluyordu ki bu taşlar Rabbinin nezdinde haddiaşan o günahkârlar için işaretlenmişti. Yüce Allah, Lût aleyhisselam ile onun aile halkını Rablerine şükürlerinin ve sadece O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın ibadet etmelerinin bir mükâfatı olarak o pek büyük sıkıntıdan kurtarmıştı.
Kamer 54:40
33- Lût kavmi de uyarıları yalanladı. 34- Biz, üzerlerine çakıl taşı yağdıran bir rüzgâr gönderdik (de onları helak ettik). Ancak Lût’un ailesi hariç; onları seher vaktinde kurtardık. 35- Bu, katımızdan bir nimet idi. Biz şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız. 36- Andolsun ki o (Lut), onları azabımıza karşı uyarmıştı, ama onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı. 37- Ondan misâfirlerini (kötülük yapmak için kendilerine vermesini) istemişlerdi de biz, gözlerini silme kör etmiştik. “Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)!” 38- Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı. 39- Tadın bakalım azabımı ve uyarılarımı (şüpheyle karşılamanın akıbetini)! 40- Andolsun ki Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu düşünüp öğüt alan?
33-40. “Lût kavmi de” Lût aleyhisselam kendilerini, kimseyi ortak koşmaksızın sadece Allah’a ibadete davet edip şirkten ve âlemler arasında kendilerinden önce hiç kimsenin işlemediği o hayasızlıktan vazgeçmelerini emrettiğinde “uyarıları yalanladı.” Onu yalanlayarak şirklerini ve çirkin işlerini sürdürmeye devam ettiler. Nihâyet misafirler suretinde gelen meleklerin haberini alan kavmi, onlara hayasızlık yapmak üzere çabucak yanına geliverdiler -Allah’ın lâneti üzerlerine olsun- ve bu misafirlerini elinden almak istediler. Yüce Allah da Cibril aleyhisselam'a emretti ve o da kanadıyla gözlerini kör etti. Peygamberleri, onlara Allah’ın çetin yakalayışını ve cezasını hatırlatmakla birlikte “onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı.”“Andolsun bir sabah vakti erkenden kalıcı bir azap onları yakaladı.” Allah yurtlarının altını üstüne getirdi. Arkalarından da pişirilmiş taşlar gelip onları buluyordu ki bu taşlar Rabbinin nezdinde haddiaşan o günahkârlar için işaretlenmişti. Yüce Allah, Lût aleyhisselam ile onun aile halkını Rablerine şükürlerinin ve sadece O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın ibadet etmelerinin bir mükâfatı olarak o pek büyük sıkıntıdan kurtarmıştı.
Kamer 54:41
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:42
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:43
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:44
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:45
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:46
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:47
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:48
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:49
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:50
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:51
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:52
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:53
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:54
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Kamer 54:55
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.
41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.
51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.
Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.
***
Rahman 55:1
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:2
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:3
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:4
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:5
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:6
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:7
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:8
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:9
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:10
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:11
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:12
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:13
1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:14
14- İnsanı çömlek gibi pişmiş kuru bir çamurdan yarattı. 15- Cinleri de ateşten bir karışımdan yarattı. 16- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
14. Bu da Yüce Allah’ın kullarına olan nimetlerinden birisidir. Onlara kudretinin ve harikulâde sanatının birtakım eserlerini göstermektedir. Şöyle ki O, “insanı” yani ataları olan Âdem aleyhisselam’ı “çömlek gibi pişmiş kuru bir çamurdan yarattı.” Yani önce su ile son derece sağlam ve ölçülü bir şekilde ıslatılmış, sonra kuruyuncaya kadar bırakılıp arkasından tıpkı ateşte pişirilmiş çamurdan yapılmış testi sesini andıran bir ses verecek hale gelmiş olan çamurdan yarattı.
15. “Cinleri” yani onların ataları olan melun İblis’i “de ateşten bir karışımdan yarattı.” Yani saf ateş alevinden yahut da kısmen dumanın karışmış olduğu alevden yarattı. Bu da ağırbaşlılığın, ağırlığın ve pek çok menfaatlerin yeri olan toprak ve çamurdan yaratılmış olan Âdem’in mayasının şerefli olduğuna delildir. Cinlerin mayasını teşkil eden ateş ise böyle değildir. Çünkü o; hafifliğin, gelişigüzel hareketlerin, kötülüğün ve fesadın kaynağıdır.
16. Yüce Allah, cin ve insanların yaratılışını açıkladıktan ve bunların yaratılış maddesini belirttikten sonra bunun kendilerine bir lütuf ve ihsanı olmasından dolayı:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.
Rahman 55:15
14- İnsanı çömlek gibi pişmiş kuru bir çamurdan yarattı. 15- Cinleri de ateşten bir karışımdan yarattı. 16- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
14. Bu da Yüce Allah’ın kullarına olan nimetlerinden birisidir. Onlara kudretinin ve harikulâde sanatının birtakım eserlerini göstermektedir. Şöyle ki O, “insanı” yani ataları olan Âdem aleyhisselam’ı “çömlek gibi pişmiş kuru bir çamurdan yarattı.” Yani önce su ile son derece sağlam ve ölçülü bir şekilde ıslatılmış, sonra kuruyuncaya kadar bırakılıp arkasından tıpkı ateşte pişirilmiş çamurdan yapılmış testi sesini andıran bir ses verecek hale gelmiş olan çamurdan yarattı.
15. “Cinleri” yani onların ataları olan melun İblis’i “de ateşten bir karışımdan yarattı.” Yani saf ateş alevinden yahut da kısmen dumanın karışmış olduğu alevden yarattı. Bu da ağırbaşlılığın, ağırlığın ve pek çok menfaatlerin yeri olan toprak ve çamurdan yaratılmış olan Âdem’in mayasının şerefli olduğuna delildir. Cinlerin mayasını teşkil eden ateş ise böyle değildir. Çünkü o; hafifliğin, gelişigüzel hareketlerin, kötülüğün ve fesadın kaynağıdır.
16. Yüce Allah, cin ve insanların yaratılışını açıkladıktan ve bunların yaratılış maddesini belirttikten sonra bunun kendilerine bir lütuf ve ihsanı olmasından dolayı:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.
Rahman 55:16
14- İnsanı çömlek gibi pişmiş kuru bir çamurdan yarattı. 15- Cinleri de ateşten bir karışımdan yarattı. 16- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
14. Bu da Yüce Allah’ın kullarına olan nimetlerinden birisidir. Onlara kudretinin ve harikulâde sanatının birtakım eserlerini göstermektedir. Şöyle ki O, “insanı” yani ataları olan Âdem aleyhisselam’ı “çömlek gibi pişmiş kuru bir çamurdan yarattı.” Yani önce su ile son derece sağlam ve ölçülü bir şekilde ıslatılmış, sonra kuruyuncaya kadar bırakılıp arkasından tıpkı ateşte pişirilmiş çamurdan yapılmış testi sesini andıran bir ses verecek hale gelmiş olan çamurdan yarattı.
15. “Cinleri” yani onların ataları olan melun İblis’i “de ateşten bir karışımdan yarattı.” Yani saf ateş alevinden yahut da kısmen dumanın karışmış olduğu alevden yarattı. Bu da ağırbaşlılığın, ağırlığın ve pek çok menfaatlerin yeri olan toprak ve çamurdan yaratılmış olan Âdem’in mayasının şerefli olduğuna delildir. Cinlerin mayasını teşkil eden ateş ise böyle değildir. Çünkü o; hafifliğin, gelişigüzel hareketlerin, kötülüğün ve fesadın kaynağıdır.
16. Yüce Allah, cin ve insanların yaratılışını açıkladıktan ve bunların yaratılış maddesini belirttikten sonra bunun kendilerine bir lütuf ve ihsanı olmasından dolayı:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.
Rahman 55:17
17- O, hem iki doğunun Rabbidir, hem de iki batının Rabbidir. 18- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
17-18. Yani güneşin, ayın ve parlak yıldızların hem aydınlattığı ve hem üzerlerine battığı şeylerin hem de bunların içinde bulunan her bir şeyin yüce Rabbi O’dur, hepsi O’nun iradesi ve rubûbiyeti altındadır. Burada doğu ve batının “iki” olarak belirtilmesi, yazın ve kışın doğuş yerleri itibari iledir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Rahman 55:18
17- O, hem iki doğunun Rabbidir, hem de iki batının Rabbidir. 18- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
17-18. Yani güneşin, ayın ve parlak yıldızların hem aydınlattığı ve hem üzerlerine battığı şeylerin hem de bunların içinde bulunan her bir şeyin yüce Rabbi O’dur, hepsi O’nun iradesi ve rubûbiyeti altındadır. Burada doğu ve batının “iki” olarak belirtilmesi, yazın ve kışın doğuş yerleri itibari iledir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Rahman 55:19
19- O iki denizi birbirlerine kavuşacak şekilde salıverdi. 20- Ama aralarında bir engel vardır (ki onu aşıp birbirlerine) karışmazlar. 21- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 22- O iki denizden de inci ve mercan çıkar. 23- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
19-23. İki denizden kasıt, tatlı sular ile tuzlu olan denizlerdir. Bunlar birbirlerine kavuşurlar. Tatlı su, tuzlu denizlere akar ve bunlar bir araya gelirler. Ancak Yüce Allah, bunlar arasında yeryüzünü bir engel kılmıştır ki, biri diğerine taşıp baskın gelmesin ve böylelikle her ikisinden de yararlanmak mümkün olsun. Tatlı sulardan içerler, ağaçlarını, ekinlerini ve tarlalarını onunla sularlar. Tuzlu su ile hava temizlenir, balıklar ürer, inci ve mercan bulunur. Ayrıca denizler, gemiler ve diğer deniz araçlarının yol alabilecekleri şekilde amade kılınmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:20
19- O iki denizi birbirlerine kavuşacak şekilde salıverdi. 20- Ama aralarında bir engel vardır (ki onu aşıp birbirlerine) karışmazlar. 21- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 22- O iki denizden de inci ve mercan çıkar. 23- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
19-23. İki denizden kasıt, tatlı sular ile tuzlu olan denizlerdir. Bunlar birbirlerine kavuşurlar. Tatlı su, tuzlu denizlere akar ve bunlar bir araya gelirler. Ancak Yüce Allah, bunlar arasında yeryüzünü bir engel kılmıştır ki, biri diğerine taşıp baskın gelmesin ve böylelikle her ikisinden de yararlanmak mümkün olsun. Tatlı sulardan içerler, ağaçlarını, ekinlerini ve tarlalarını onunla sularlar. Tuzlu su ile hava temizlenir, balıklar ürer, inci ve mercan bulunur. Ayrıca denizler, gemiler ve diğer deniz araçlarının yol alabilecekleri şekilde amade kılınmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:21
19- O iki denizi birbirlerine kavuşacak şekilde salıverdi. 20- Ama aralarında bir engel vardır (ki onu aşıp birbirlerine) karışmazlar. 21- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 22- O iki denizden de inci ve mercan çıkar. 23- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
19-23. İki denizden kasıt, tatlı sular ile tuzlu olan denizlerdir. Bunlar birbirlerine kavuşurlar. Tatlı su, tuzlu denizlere akar ve bunlar bir araya gelirler. Ancak Yüce Allah, bunlar arasında yeryüzünü bir engel kılmıştır ki, biri diğerine taşıp baskın gelmesin ve böylelikle her ikisinden de yararlanmak mümkün olsun. Tatlı sulardan içerler, ağaçlarını, ekinlerini ve tarlalarını onunla sularlar. Tuzlu su ile hava temizlenir, balıklar ürer, inci ve mercan bulunur. Ayrıca denizler, gemiler ve diğer deniz araçlarının yol alabilecekleri şekilde amade kılınmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:22
19- O iki denizi birbirlerine kavuşacak şekilde salıverdi. 20- Ama aralarında bir engel vardır (ki onu aşıp birbirlerine) karışmazlar. 21- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 22- O iki denizden de inci ve mercan çıkar. 23- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
19-23. İki denizden kasıt, tatlı sular ile tuzlu olan denizlerdir. Bunlar birbirlerine kavuşurlar. Tatlı su, tuzlu denizlere akar ve bunlar bir araya gelirler. Ancak Yüce Allah, bunlar arasında yeryüzünü bir engel kılmıştır ki, biri diğerine taşıp baskın gelmesin ve böylelikle her ikisinden de yararlanmak mümkün olsun. Tatlı sulardan içerler, ağaçlarını, ekinlerini ve tarlalarını onunla sularlar. Tuzlu su ile hava temizlenir, balıklar ürer, inci ve mercan bulunur. Ayrıca denizler, gemiler ve diğer deniz araçlarının yol alabilecekleri şekilde amade kılınmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:23
19- O iki denizi birbirlerine kavuşacak şekilde salıverdi. 20- Ama aralarında bir engel vardır (ki onu aşıp birbirlerine) karışmazlar. 21- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 22- O iki denizden de inci ve mercan çıkar. 23- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
19-23. İki denizden kasıt, tatlı sular ile tuzlu olan denizlerdir. Bunlar birbirlerine kavuşurlar. Tatlı su, tuzlu denizlere akar ve bunlar bir araya gelirler. Ancak Yüce Allah, bunlar arasında yeryüzünü bir engel kılmıştır ki, biri diğerine taşıp baskın gelmesin ve böylelikle her ikisinden de yararlanmak mümkün olsun. Tatlı sulardan içerler, ağaçlarını, ekinlerini ve tarlalarını onunla sularlar. Tuzlu su ile hava temizlenir, balıklar ürer, inci ve mercan bulunur. Ayrıca denizler, gemiler ve diğer deniz araçlarının yol alabilecekleri şekilde amade kılınmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:24
24- Denizde dağlar gibi akıp giden (insanlar tarafından) yapılmış gemiler de O’nundur. 25- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
24. Yüce Allah, insanoğullarının inşa ettikleri ve izni ile denizi yarıp giden gemileri kullarının faydasına amade kılmıştır. Bu gemiler, büyüklükleri dolayısı ile adeta büyük dağlar gibidirler. İnsanlar bunlara biner, üzerinlerinde eşyalarını ve çeşitli ticaret mallarını, bunun dışında ihtiyaç duydukları, hatta zaruri gördükleri daha başka şeylerini de taşırlar. Gökleri ve yeri koruyan Allah, bunları da korur. 25. İşte bu da Yüce Allah’ın pek büyük ve değerli nimetlerindendir. Bundan dolayı Yüce Allah:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.
Rahman 55:25
24- Denizde dağlar gibi akıp giden (insanlar tarafından) yapılmış gemiler de O’nundur. 25- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
24. Yüce Allah, insanoğullarının inşa ettikleri ve izni ile denizi yarıp giden gemileri kullarının faydasına amade kılmıştır. Bu gemiler, büyüklükleri dolayısı ile adeta büyük dağlar gibidirler. İnsanlar bunlara biner, üzerinlerinde eşyalarını ve çeşitli ticaret mallarını, bunun dışında ihtiyaç duydukları, hatta zaruri gördükleri daha başka şeylerini de taşırlar. Gökleri ve yeri koruyan Allah, bunları da korur. 25. İşte bu da Yüce Allah’ın pek büyük ve değerli nimetlerindendir. Bundan dolayı Yüce Allah:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.
Rahman 55:26
26- O (yeryüzü) üzerindeki herkes yok olacaktır. 27- Rabbinin celâl ve ikrâm sahibi yüzü ise baki kalacaktır. 28- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
26-28. Yeryüzünde bulunan insan, cin, hayvan ve diğer bütün yaratıklar ölecek, yok olup gidecekler. Oysa asla ölmeyece olan kamil hayat sahibi ise baki kalacaktır. O, “celâl ve ikrâm sahibi” yani azamet, kibriyâ ve şeref sahibidir. Bundan dolayı O, ta’zim edilip yüceltilir. Yine ikram, yani geniş lütuf ve kerem sahibidir. Dostlarını ve has kullarını türlü ikramlarla donatır. Gerçek dostları da O’na saygı ve tazimde bulunurlar, O’nu yüceltirler, severler ve O’na yönelip ibadet ederler. “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
Rahman 55:27
26- O (yeryüzü) üzerindeki herkes yok olacaktır. 27- Rabbinin celâl ve ikrâm sahibi yüzü ise baki kalacaktır. 28- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
26-28. Yeryüzünde bulunan insan, cin, hayvan ve diğer bütün yaratıklar ölecek, yok olup gidecekler. Oysa asla ölmeyece olan kamil hayat sahibi ise baki kalacaktır. O, “celâl ve ikrâm sahibi” yani azamet, kibriyâ ve şeref sahibidir. Bundan dolayı O, ta’zim edilip yüceltilir. Yine ikram, yani geniş lütuf ve kerem sahibidir. Dostlarını ve has kullarını türlü ikramlarla donatır. Gerçek dostları da O’na saygı ve tazimde bulunurlar, O’nu yüceltirler, severler ve O’na yönelip ibadet ederler. “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
Rahman 55:28
26- O (yeryüzü) üzerindeki herkes yok olacaktır. 27- Rabbinin celâl ve ikrâm sahibi yüzü ise baki kalacaktır. 28- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
26-28. Yeryüzünde bulunan insan, cin, hayvan ve diğer bütün yaratıklar ölecek, yok olup gidecekler. Oysa asla ölmeyece olan kamil hayat sahibi ise baki kalacaktır. O, “celâl ve ikrâm sahibi” yani azamet, kibriyâ ve şeref sahibidir. Bundan dolayı O, ta’zim edilip yüceltilir. Yine ikram, yani geniş lütuf ve kerem sahibidir. Dostlarını ve has kullarını türlü ikramlarla donatır. Gerçek dostları da O’na saygı ve tazimde bulunurlar, O’nu yüceltirler, severler ve O’na yönelip ibadet ederler. “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
Rahman 55:29
29- Göklerde ve yerde bulunan herkes O’ndan istekte bulunur. O her gün bir iştedir. 30- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
29-30. Yani O, yaratılmışların hiçbirine muhtaç olmayandır. Lütuf ve keremi pek boldur. Bütün varlıklar O’na muhtaçtır. Bütün ihtiyaçlarını hem halleri hem de sözleri ile O’ndan isterler. Bir göz açıp kırpacak kadarlık bir süre ve hatta ondan da daha az bir süre dahi O’na muhtaç olmamaları düşünülemez. "O, her gün bir iştedir.” Fakiri zenginleştirir, kalbi kırık olanın gönlünü yapar, kimilerine verir, kimilerine vermez, öldürür, diriltir, alçaltır, yükseltir. Kimi işleri yapması başka işlerle uğraşmasına engel değildir. Dileklerin çokluğu O’nu şaşırtmaz. Israr edenlerin ısrarları, dilekte bulunanların dileklerinin fazlalığı O’nu usandırmaz. Bağışları yerde ve göklerde bulunanların hepsini kuşatan, pek çok bağış ve kerem sahibi olan Allah’ın şanı ne yücedir! O’nun lütfu her an ve tüm zamanlarda, bütün mahlukatı tamamı ile kapsamıştır. İsyankârların isyanı, kendisini tanımayan ve lütfunu bilmeyen cahil muhtaçların O’na ihtiyaçları yokmuş gibi davranmaları, bağış ve ihsanını engellemeyen Allah ne yücedir! Yüce Allah’ın “O, her gün bir iştedir” diyerek haber verdiği bütün bu hususlar, ezelde belirleyip hükme bağladığı bütün takdir ve tedbirlerini ifade eder. Yüce Allah, bunları hikmetinin gerektirdiği zamanları geldikçe gerçekleştirip yürürlüğe koyar. Bunlar, emir ve yasaklardan oluşan dinî hükümleri de bu dünya yurdunda kaldıkları sürece kullarına uyguladığı kaderî hükümleri de kapsar. Nihayet bütün varlıklar son bulup Allah kendilerini yok ettikten ve ceza (amellerinin karşılığına dair) hükümleri uygulamayı dileyip adaletini, lütfunu ve ihsanının çokluğunu kendisi ile tanıyacakları ve O’nu tevhid edecekleri şekilde göstermeyi murat edeceği vakit, bütün mükellefleri imtihan yurdundan ebedi hayatta kalınacak yurda taşıyacaktır. İşte o vakit de bu (cezâi) hükümlerinin uygulanma sırası gelmiş olacaktır. İşte bir sonraki ayetten kasıt da budur:
Rahman 55:30
29- Göklerde ve yerde bulunan herkes O’ndan istekte bulunur. O her gün bir iştedir. 30- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
29-30. Yani O, yaratılmışların hiçbirine muhtaç olmayandır. Lütuf ve keremi pek boldur. Bütün varlıklar O’na muhtaçtır. Bütün ihtiyaçlarını hem halleri hem de sözleri ile O’ndan isterler. Bir göz açıp kırpacak kadarlık bir süre ve hatta ondan da daha az bir süre dahi O’na muhtaç olmamaları düşünülemez. "O, her gün bir iştedir.” Fakiri zenginleştirir, kalbi kırık olanın gönlünü yapar, kimilerine verir, kimilerine vermez, öldürür, diriltir, alçaltır, yükseltir. Kimi işleri yapması başka işlerle uğraşmasına engel değildir. Dileklerin çokluğu O’nu şaşırtmaz. Israr edenlerin ısrarları, dilekte bulunanların dileklerinin fazlalığı O’nu usandırmaz. Bağışları yerde ve göklerde bulunanların hepsini kuşatan, pek çok bağış ve kerem sahibi olan Allah’ın şanı ne yücedir! O’nun lütfu her an ve tüm zamanlarda, bütün mahlukatı tamamı ile kapsamıştır. İsyankârların isyanı, kendisini tanımayan ve lütfunu bilmeyen cahil muhtaçların O’na ihtiyaçları yokmuş gibi davranmaları, bağış ve ihsanını engellemeyen Allah ne yücedir! Yüce Allah’ın “O, her gün bir iştedir” diyerek haber verdiği bütün bu hususlar, ezelde belirleyip hükme bağladığı bütün takdir ve tedbirlerini ifade eder. Yüce Allah, bunları hikmetinin gerektirdiği zamanları geldikçe gerçekleştirip yürürlüğe koyar. Bunlar, emir ve yasaklardan oluşan dinî hükümleri de bu dünya yurdunda kaldıkları sürece kullarına uyguladığı kaderî hükümleri de kapsar. Nihayet bütün varlıklar son bulup Allah kendilerini yok ettikten ve ceza (amellerinin karşılığına dair) hükümleri uygulamayı dileyip adaletini, lütfunu ve ihsanının çokluğunu kendisi ile tanıyacakları ve O’nu tevhid edecekleri şekilde göstermeyi murat edeceği vakit, bütün mükellefleri imtihan yurdundan ebedi hayatta kalınacak yurda taşıyacaktır. İşte o vakit de bu (cezâi) hükümlerinin uygulanma sırası gelmiş olacaktır. İşte bir sonraki ayetten kasıt da budur:
Rahman 55:31
31- Ey insanlar ve cinler! Yakında sıra size gelecek/yalnız sizin (hesabınızla) ilgileneceğiz. 32- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
31-32. Yani sadece hesabınızı görmekle ve dünya yurdunda iken işlemiş olduğunuz amellerinizin karşılıklarını size vermekle meşgul olacağız.
Rahman 55:32
31- Ey insanlar ve cinler! Yakında sıra size gelecek/yalnız sizin (hesabınızla) ilgileneceğiz. 32- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
31-32. Yani sadece hesabınızı görmekle ve dünya yurdunda iken işlemiş olduğunuz amellerinizin karşılıklarını size vermekle meşgul olacağız.
Rahman 55:33
33- Ey cin ve insan toplulukları! Eğer göklerin ve yerin bucaklarından çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa çıkın. Ama büyük bir güç olmadıkça çıkamazsınız! 34- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
33. Yani Allah, onları Kıyamette bir araya getireceği vakit âcizliklerini ve güçsüzlüklerini, buna karşılık kendisinin egemenliğinin kemâlini, meşîet ve kudretinin mutlak geçerliliğini onlara haber verecektir. Onların âcizliklerini dile getirmek üzere de şöyle buyuracaktır:“Ey cin ve insan toplulukları! Eğer göklerin ve yerin bucaklarından çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa çıkın.” Yani Allah’ın egemenlik ve saltanatının dışına çıkabilmek için bir yer, bir çıkış yolu bulabiliyorsanız çıkın. "Ama büyük bir güç olmadıkça çıkamazsınız!” Oradan ancak büyük bir güç, bir egemenlik ve kemâl derecesindeki bir kudret sahibi olmak suretiyle çıkabilirsiniz. Ancak bunu nerede bulabilecekler? Kendilerine bir fayda sağlayamıyorlar, bir zararı defedemiyorlar, öldüremiyor, hayat veremiyor, öldükten sonra da diriltemiyorlar. İşte o konumda O’nun izni olmaksızın hiç kimse konuşamayacaktır. Orada fısıltı dışında bir şey işitilmeyecektir. O konumda hükümdarlar da, köleler de, yönetenler de yönetilenlerde, zenginler de fakirler de eşit olacaktır.
Daha sonra Yüce Allah, böyle bir günde onlara neler hazırladığını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:34
33- Ey cin ve insan toplulukları! Eğer göklerin ve yerin bucaklarından çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa çıkın. Ama büyük bir güç olmadıkça çıkamazsınız! 34- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
33. Yani Allah, onları Kıyamette bir araya getireceği vakit âcizliklerini ve güçsüzlüklerini, buna karşılık kendisinin egemenliğinin kemâlini, meşîet ve kudretinin mutlak geçerliliğini onlara haber verecektir. Onların âcizliklerini dile getirmek üzere de şöyle buyuracaktır:“Ey cin ve insan toplulukları! Eğer göklerin ve yerin bucaklarından çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa çıkın.” Yani Allah’ın egemenlik ve saltanatının dışına çıkabilmek için bir yer, bir çıkış yolu bulabiliyorsanız çıkın. "Ama büyük bir güç olmadıkça çıkamazsınız!” Oradan ancak büyük bir güç, bir egemenlik ve kemâl derecesindeki bir kudret sahibi olmak suretiyle çıkabilirsiniz. Ancak bunu nerede bulabilecekler? Kendilerine bir fayda sağlayamıyorlar, bir zararı defedemiyorlar, öldüremiyor, hayat veremiyor, öldükten sonra da diriltemiyorlar. İşte o konumda O’nun izni olmaksızın hiç kimse konuşamayacaktır. Orada fısıltı dışında bir şey işitilmeyecektir. O konumda hükümdarlar da, köleler de, yönetenler de yönetilenlerde, zenginler de fakirler de eşit olacaktır.
Daha sonra Yüce Allah, böyle bir günde onlara neler hazırladığını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:35
35- Üzerinize ateş alevi ve bir duman gönderilir de ne kendinize ne birbirinize yardım edemezsiniz. 36- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
35. Yani üzerinize saf bir ateş alevi ve kısmen dumanın karıştığı bir alev salınır. Bu korkunç iki şey üzerinize salınır ve bunlar her yanınızı kuşatır, ey cin ve insan topluluğu! Ne buna karşı koymaya gücünüz olur, ne de Allah’tan başka size yardım edecek bir kimse bulunur. 36. Yüce Allah’ın kullarını korkutması, hem bir nimet hem de en yüce maksatlara ve en değerli bağışlara doğru itecek bir kamçı niteliğinde olduğundan dolayı, bunları hatırlatmakla onlara ihsan etmiş olduğu lütfunu dile getirerek:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.
Rahman 55:36
35- Üzerinize ateş alevi ve bir duman gönderilir de ne kendinize ne birbirinize yardım edemezsiniz. 36- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
35. Yani üzerinize saf bir ateş alevi ve kısmen dumanın karıştığı bir alev salınır. Bu korkunç iki şey üzerinize salınır ve bunlar her yanınızı kuşatır, ey cin ve insan topluluğu! Ne buna karşı koymaya gücünüz olur, ne de Allah’tan başka size yardım edecek bir kimse bulunur. 36. Yüce Allah’ın kullarını korkutması, hem bir nimet hem de en yüce maksatlara ve en değerli bağışlara doğru itecek bir kamçı niteliğinde olduğundan dolayı, bunları hatırlatmakla onlara ihsan etmiş olduğu lütfunu dile getirerek:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.
Rahman 55:37
37- Gök yarılıp da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi olduğu zaman... 38- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 39- O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak. 40- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 41- Günahkârlar simalarından tanınacak, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup (yaka paça ateşe atılacaklardır). 42- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
37-38. Kıyamet gününde dehşetli hallerden, pek çok musibetlerden, korku verici durumların ardı arkasına gelmesinden dolayı “gök yarılıp” ayı ve güneşi söndürüleceği, yıldızları dağıtılacağı; korku ve dehşetin şiddetinden dolayı “da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi” eritilmiş bakır yahut kurşun gibi “olduğu zaman... O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
39-40. “O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak.” Onları öğrenme kastı ile böyle bir soru sorulmayacak. Çünkü Yüce Allah, gizliyi de açığı da geçmişi de geleceği de bilendir. O, onların durumları hakkındaki bilgisine göre kullara amellerinin karşılığını verecektir.
41-42. Yüce Allah, kıyamet gününde dünyada iken hayır işlemiş olanlarla, kötülük işlemiş olanlara kendileri vasıtası ile tanınmalarını sağlayacak alâmetler yaratacaktır. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Yani günahkârlar, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecek ve cehenneme atılacaklardır. Yüce Allah (günahlarına dair sorduğu soruları) -kendisi bunları onlardan daha iyi bilmekle birlikte-onları azarlamak ve yaptıklarını itiraf ettirmek için soracaktır. Çünkü Yüce Allah, delillerini insanlara karşı en ileri derecede ortaya koymak ve pek üstün hikmetini açığa çıkarmayı murat edecektir.
Rahman 55:38
37- Gök yarılıp da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi olduğu zaman... 38- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 39- O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak. 40- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 41- Günahkârlar simalarından tanınacak, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup (yaka paça ateşe atılacaklardır). 42- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
37-38. Kıyamet gününde dehşetli hallerden, pek çok musibetlerden, korku verici durumların ardı arkasına gelmesinden dolayı “gök yarılıp” ayı ve güneşi söndürüleceği, yıldızları dağıtılacağı; korku ve dehşetin şiddetinden dolayı “da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi” eritilmiş bakır yahut kurşun gibi “olduğu zaman... O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
39-40. “O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak.” Onları öğrenme kastı ile böyle bir soru sorulmayacak. Çünkü Yüce Allah, gizliyi de açığı da geçmişi de geleceği de bilendir. O, onların durumları hakkındaki bilgisine göre kullara amellerinin karşılığını verecektir.
41-42. Yüce Allah, kıyamet gününde dünyada iken hayır işlemiş olanlarla, kötülük işlemiş olanlara kendileri vasıtası ile tanınmalarını sağlayacak alâmetler yaratacaktır. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Yani günahkârlar, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecek ve cehenneme atılacaklardır. Yüce Allah (günahlarına dair sorduğu soruları) -kendisi bunları onlardan daha iyi bilmekle birlikte-onları azarlamak ve yaptıklarını itiraf ettirmek için soracaktır. Çünkü Yüce Allah, delillerini insanlara karşı en ileri derecede ortaya koymak ve pek üstün hikmetini açığa çıkarmayı murat edecektir.
Rahman 55:39
37- Gök yarılıp da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi olduğu zaman... 38- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 39- O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak. 40- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 41- Günahkârlar simalarından tanınacak, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup (yaka paça ateşe atılacaklardır). 42- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
37-38. Kıyamet gününde dehşetli hallerden, pek çok musibetlerden, korku verici durumların ardı arkasına gelmesinden dolayı “gök yarılıp” ayı ve güneşi söndürüleceği, yıldızları dağıtılacağı; korku ve dehşetin şiddetinden dolayı “da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi” eritilmiş bakır yahut kurşun gibi “olduğu zaman... O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
39-40. “O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak.” Onları öğrenme kastı ile böyle bir soru sorulmayacak. Çünkü Yüce Allah, gizliyi de açığı da geçmişi de geleceği de bilendir. O, onların durumları hakkındaki bilgisine göre kullara amellerinin karşılığını verecektir.
41-42. Yüce Allah, kıyamet gününde dünyada iken hayır işlemiş olanlarla, kötülük işlemiş olanlara kendileri vasıtası ile tanınmalarını sağlayacak alâmetler yaratacaktır. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Yani günahkârlar, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecek ve cehenneme atılacaklardır. Yüce Allah (günahlarına dair sorduğu soruları) -kendisi bunları onlardan daha iyi bilmekle birlikte-onları azarlamak ve yaptıklarını itiraf ettirmek için soracaktır. Çünkü Yüce Allah, delillerini insanlara karşı en ileri derecede ortaya koymak ve pek üstün hikmetini açığa çıkarmayı murat edecektir.
Rahman 55:40
37- Gök yarılıp da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi olduğu zaman... 38- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 39- O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak. 40- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 41- Günahkârlar simalarından tanınacak, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup (yaka paça ateşe atılacaklardır). 42- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
37-38. Kıyamet gününde dehşetli hallerden, pek çok musibetlerden, korku verici durumların ardı arkasına gelmesinden dolayı “gök yarılıp” ayı ve güneşi söndürüleceği, yıldızları dağıtılacağı; korku ve dehşetin şiddetinden dolayı “da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi” eritilmiş bakır yahut kurşun gibi “olduğu zaman... O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
39-40. “O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak.” Onları öğrenme kastı ile böyle bir soru sorulmayacak. Çünkü Yüce Allah, gizliyi de açığı da geçmişi de geleceği de bilendir. O, onların durumları hakkındaki bilgisine göre kullara amellerinin karşılığını verecektir.
41-42. Yüce Allah, kıyamet gününde dünyada iken hayır işlemiş olanlarla, kötülük işlemiş olanlara kendileri vasıtası ile tanınmalarını sağlayacak alâmetler yaratacaktır. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Yani günahkârlar, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecek ve cehenneme atılacaklardır. Yüce Allah (günahlarına dair sorduğu soruları) -kendisi bunları onlardan daha iyi bilmekle birlikte-onları azarlamak ve yaptıklarını itiraf ettirmek için soracaktır. Çünkü Yüce Allah, delillerini insanlara karşı en ileri derecede ortaya koymak ve pek üstün hikmetini açığa çıkarmayı murat edecektir.
Rahman 55:41
37- Gök yarılıp da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi olduğu zaman... 38- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 39- O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak. 40- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 41- Günahkârlar simalarından tanınacak, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup (yaka paça ateşe atılacaklardır). 42- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
37-38. Kıyamet gününde dehşetli hallerden, pek çok musibetlerden, korku verici durumların ardı arkasına gelmesinden dolayı “gök yarılıp” ayı ve güneşi söndürüleceği, yıldızları dağıtılacağı; korku ve dehşetin şiddetinden dolayı “da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi” eritilmiş bakır yahut kurşun gibi “olduğu zaman... O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
39-40. “O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak.” Onları öğrenme kastı ile böyle bir soru sorulmayacak. Çünkü Yüce Allah, gizliyi de açığı da geçmişi de geleceği de bilendir. O, onların durumları hakkındaki bilgisine göre kullara amellerinin karşılığını verecektir.
41-42. Yüce Allah, kıyamet gününde dünyada iken hayır işlemiş olanlarla, kötülük işlemiş olanlara kendileri vasıtası ile tanınmalarını sağlayacak alâmetler yaratacaktır. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Yani günahkârlar, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecek ve cehenneme atılacaklardır. Yüce Allah (günahlarına dair sorduğu soruları) -kendisi bunları onlardan daha iyi bilmekle birlikte-onları azarlamak ve yaptıklarını itiraf ettirmek için soracaktır. Çünkü Yüce Allah, delillerini insanlara karşı en ileri derecede ortaya koymak ve pek üstün hikmetini açığa çıkarmayı murat edecektir.
Rahman 55:42
37- Gök yarılıp da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi olduğu zaman... 38- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 39- O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak. 40- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 41- Günahkârlar simalarından tanınacak, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup (yaka paça ateşe atılacaklardır). 42- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
37-38. Kıyamet gününde dehşetli hallerden, pek çok musibetlerden, korku verici durumların ardı arkasına gelmesinden dolayı “gök yarılıp” ayı ve güneşi söndürüleceği, yıldızları dağıtılacağı; korku ve dehşetin şiddetinden dolayı “da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi” eritilmiş bakır yahut kurşun gibi “olduğu zaman... O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
39-40. “O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak.” Onları öğrenme kastı ile böyle bir soru sorulmayacak. Çünkü Yüce Allah, gizliyi de açığı da geçmişi de geleceği de bilendir. O, onların durumları hakkındaki bilgisine göre kullara amellerinin karşılığını verecektir.
41-42. Yüce Allah, kıyamet gününde dünyada iken hayır işlemiş olanlarla, kötülük işlemiş olanlara kendileri vasıtası ile tanınmalarını sağlayacak alâmetler yaratacaktır. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Yani günahkârlar, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecek ve cehenneme atılacaklardır. Yüce Allah (günahlarına dair sorduğu soruları) -kendisi bunları onlardan daha iyi bilmekle birlikte-onları azarlamak ve yaptıklarını itiraf ettirmek için soracaktır. Çünkü Yüce Allah, delillerini insanlara karşı en ileri derecede ortaya koymak ve pek üstün hikmetini açığa çıkarmayı murat edecektir.
Rahman 55:43
43- İşte bu, günahkârların yalanladığı cehennemdir. 44- Onlar, onunla kaynar su arasında gidip geleceklerdir. 45- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
43. Allah’ın vaat ve tehditlerini yalanlayan kimselerin üzerlerine cehennem ateşi tutuşturulacağı vakit:“İşte bu, günahkârların yalanladığı cehennemdir” denilecektir. Şimdi onu yalanlamalarının kendilerini zelil düşürdüğünü görsünler, onun azabını, ibretli cezasını, alevini, zincir ve prangalarını tatsınlar! Bütün bunlar, onların yalanlamalarının bir cezasıdır. 44-45. “Onlar, onunla” yani cehennemin kat kat azabı ve alevi ile son derece “kaynar su” ve ayrıca alabildiğine soğuk zemheri “arasında gidip geleceklerdir. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
Yüce Allah, günahkârlara yapacaklarını söz konusu ettikten sonra takvâ sahibi olup kendisinden korkanların amellerinin karşılıklarını söz ederek şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:44
43- İşte bu, günahkârların yalanladığı cehennemdir. 44- Onlar, onunla kaynar su arasında gidip geleceklerdir. 45- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
43. Allah’ın vaat ve tehditlerini yalanlayan kimselerin üzerlerine cehennem ateşi tutuşturulacağı vakit:“İşte bu, günahkârların yalanladığı cehennemdir” denilecektir. Şimdi onu yalanlamalarının kendilerini zelil düşürdüğünü görsünler, onun azabını, ibretli cezasını, alevini, zincir ve prangalarını tatsınlar! Bütün bunlar, onların yalanlamalarının bir cezasıdır. 44-45. “Onlar, onunla” yani cehennemin kat kat azabı ve alevi ile son derece “kaynar su” ve ayrıca alabildiğine soğuk zemheri “arasında gidip geleceklerdir. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
Yüce Allah, günahkârlara yapacaklarını söz konusu ettikten sonra takvâ sahibi olup kendisinden korkanların amellerinin karşılıklarını söz ederek şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:45
43- İşte bu, günahkârların yalanladığı cehennemdir. 44- Onlar, onunla kaynar su arasında gidip geleceklerdir. 45- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
43. Allah’ın vaat ve tehditlerini yalanlayan kimselerin üzerlerine cehennem ateşi tutuşturulacağı vakit:“İşte bu, günahkârların yalanladığı cehennemdir” denilecektir. Şimdi onu yalanlamalarının kendilerini zelil düşürdüğünü görsünler, onun azabını, ibretli cezasını, alevini, zincir ve prangalarını tatsınlar! Bütün bunlar, onların yalanlamalarının bir cezasıdır. 44-45. “Onlar, onunla” yani cehennemin kat kat azabı ve alevi ile son derece “kaynar su” ve ayrıca alabildiğine soğuk zemheri “arasında gidip geleceklerdir. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
Yüce Allah, günahkârlara yapacaklarını söz konusu ettikten sonra takvâ sahibi olup kendisinden korkanların amellerinin karşılıklarını söz ederek şöyle buyurmaktadır:
Rahman 55:46
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:47
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:48
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:49
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:50
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:51
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:52
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:53
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:54
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:55
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:56
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:57
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:58
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:59
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:60
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:61
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:62
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:63
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:64
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:65
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:66
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:67
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:68
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:69
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:70
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:71
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:72
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:73
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:74
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***
Rahman 55:75
46- Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. 47- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 48- İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır. 49- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 50- İkisinde de akan iki pınar vardır. 51- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 52- İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır. 53- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 54- Onlar, astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır. 55- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 56- İçlerinde onlardan önce ne bir insanın ne de bir cinin el sürmediği, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır. 57- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 58- Sanki onlar, yakut ve mercan gibidirler. 59- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 60- Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi? 61- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 62- O ikisinin dışında/altında iki cennet daha vardır. 63- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 64- İkisi de siyaha çalan koyu yeşildir. 65- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 66- İkisinde de coşkun iki pınar vardır. 67- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. 69- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü (huriler) vardır. 71- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 72- Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır. 73- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 74- Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin. 75- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 76- Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar. 77- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 78- Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!
46-47. Rabbinin huzurunda durmaktan ve O’nun kendisinden haberdar olmasından dolayı O’ndan korkup çekinen, bundan dolayı da yasakladıklarını terk edip verdiği emirleri yerine getirene iki cennet vardır. Bu cennetlerin kap kacakları, süsleri, yapıları ve içlerindeki her şey altından olacaktır. Bu cennetlerden birisi yasakları terk etmenin, diğeri ise itaatte bulunmanın mükâfatıdır. Bu cennetlerin bazı nitelikleri ise şöyledir:
48-49. Yani o iki cennette çok çeşitli nimetler vardır. Gizli ve açık, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırındna geçmeyen pek çok nimetler. Onlarda yumuşak, çok lezzetli ve olgun meyveler bulunan, yumuşak dalları olan gayet güzel ve pek çok ağaç vardır.
50-51. “İkisinde de” bu iki cennette, cennetliklerin istedikleri gibi ve canlarının arzu edeceği şekilde “akan iki pınar vardır.”
52-53. Orada tüm çeşitleriyle “her tür meyveden çifter çifter vardır.” Her bir türünün ayrı bir rengi, bir lezzeti vardır. Ondaki bu güzellik ve lezzet başka bir türde yoktur.
54-55. Cennetliklerin döşekleri ve onların üzerindeki halleri işte budur. Bu döşeklere yaslanacaklardır. Orada rahatlık içinde oturacak, kurulacaklardır. Tıpkı kralların tahtları üzerinde kuruldukları gibi. Bu döşeklerin niteliklerini ve güzelliklerini Yüce Allah’tan başkası bilmez. Öyle ki bunların yere değen astarları ipeğin en güzeli ve en değerlisi olan “kalın ipekten” olacaktır. Ya onların üzerinde oturacakları yüz kısımları nasıl olacak dersiniz? “Her iki cennetin de meyveleri (onlara) yakındır.” Yani bu iki cennetteki olgun ve toplanma zamanı gelmiş olan meyvelere ulaşım gayet kolaydır. Oturan da ayakta olan da uzanmış yatan da bunları kolaylıkla alabilir.
56-57. Onlardan önce ne bir insan, ne bir cin, hiç kimse bu eşlere ulaşamamıştır. Aksine hepsi bakiredirler. Kocalarına güzellikle yaklaşmaları ve nazları ile kocaları tarafından çokça sevilirler. Gözleri, kocalarının güzellikleri ve onlara duydukları kemâl derecesindeki sevgileri dolayısı ile kocalarından başkasını görmeyecektir. Aynı şekilde kocalarının gözleri de eşlerinin güzellikleri, onlara kavuşmanın lezzeti ve ileri derecedeki sevgileri dolayısı ile onlardan başkasını görmeyecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58-59. “Sanki onlar” berraklıkları, görünüşlerinin güzellikleri ve göz alıcıkları dolayısı ile “yakut ve mercan gibidirler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
60-61. Yaratıcıya güzel bir şekilde ibadet eden, kullarına faydalı olan kimsenin bu yaptıklarının, pek büyük mükâfatlar, kurtuluş, çok üstün nimetler ve her türlü olumsuzluktan arınmış güzel bir yaşantıdan başka bir mükâfaatı olabilir mi? İşte bu çok üstün iki cennet, Allah’ın mukarreb/yakın kullarınadır.
62-63. “O ikisinin dışında” yapıları, süsleri ve orada bulunan her şeyi gümüşten olan ve “ashabu’l-yemin”e (amel defterini sağ elden alanlara) verilecek olan “iki cennet daha vardır.” 64-65. Bu cennetlerin “ikisi de” çokça yeşillikleri ve çok su aldıkları için “siyaha çalan koyu yeşildir.” 66-67. “İkisinde de coşkun” durmadan kaynayan “iki pınar vardır.” 68-69. “İkisinde de” bütün türlerinden “meyve” ve özellikle de pek çok menfaatleri bulunan “hurma ve nar vardır.”
70-71. “İçlerinde” yani bütün cennetlerde “güzel huylu, güzel yüzlü” huriler “vardır.” Bunlar gizli ve açık güzelliklere sahiptirler. Hem yaratılışları itibari ile hem de huyları itibari ile güzeldirler. 72-75. “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır.” Yani orada inciden çadırlar içerisinde saklanmış, kendilerini kocalarına hazırlamış huriler vardır. Bu, onların çıkıp cennet bahçelerinde dolaşmalarına aykırı değildir. Tıpkı koruma altında ve dışarı çıkmayan hükümdar kızlarının âdet üzere bahçelerde dolaştıkları onlar da dolaşırlar. “Onlara onlardan önce ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin.”
76-77. Bu iki cennete girecekler “yeşil yastıklara” yaslanacaklardır. Oturdukları yerlerden taşarak arkadan daha güzel görünümlü ve alımlı olması için saçakları bulunan yüksek oturma yerlerinin altındaki sergiler bunlar olacaktır. "ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” “Döşemeler”den kasıt, oldukça güzel bir şekilde dokunmuş, değerli her türlü dokuma demektir. Bundan dolayı Yüce Allah, hem nitelikleri, hem görünüşleri itibari ile güzel olmaları, hem de yumuşak dokunuşları dolayısı ile bunların hepsini kapsayacak şekilde “son derece güzel” diyerek onları nitelendirmiştir. Bu iki cennet, daha önce anılan iki cennetten mertebe itibari ile daha aşağıdadır. Nitekim Yüce Allah:“O ikisin dışında/altında iki cennet daha vardır” buyruğu ile buna işaret etmiştir. Diğer taraftan Yüce Allah önceki iki cenneti nitelendirdiği pek çok sıfatı daha sonra sözünü ettiği bu iki cennet hakkında zikretmemiştir. Mesela ilk iki cennet hakkında:“İkisinde de akan iki pınar vardır” buyurduğu halde sonraki iki cennet hakkında: “İkisinde de coşkun iki pınar vardır” buyurmaktadır. Akan ile coşan arasındaki fark ise açıktır. Önce sözü edilen cennetler hakkında “İkisinde de (meyvelerle dolu) türlü ağaçlar vardır” buyrulmuş ama bu sonrakiler hakkında söz konusu edilmemiştir. Önceki iki cennet hakkında:“İkisinde de her tür meyveden çifter çifter vardır” buyurduğu halde sonrakiler hakkında: “İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır” buyurmaktadır. Her iki vasıf arasındaki fark da bilinen bir husustur. Önce sözü edilen cennetler hakkında:“Astarları kalın ipekten döşeklere yaslaırlar” buyrulmuştur. Sonraki iki cennet hakkında böyle buyurulmayarak:“Yeşil yastıklara ve son derece güzel döşemelere yaslanırlar.” buyurulmaktadır. Daha önce anılan cennetlerdeki hanımların ve hurilerin nitelikleri ile ilgili olarak:“Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış (huriler) vardır” buyrulduğu halde daha sonra sözü edilen cennetlerdekiler hakkında: “Çadırlar içinde (eşleri için) saklanmış huriler vardır” buyrulmaktadır. Yine bunlar arasındaki fark da malumdur. Daha önce anılan cennetlikler ile ilgili olarak:“Hiç iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?” buyrulması orada sayılanların, ihsan makamında olanların mükâfatı olduğunu göstermektedir. Ancak sonrakiler ile ilgili olarak böyle buyrulmamaktadır. Sadece önceki iki cennetin daha önce söz konusu edilmesi bile onların üstünlüklerini göstermeye yeterlidir. İşte bu hususlar, öncekilerin sonrakilerden üstün olduğunu ve bu iki cennetin peygamberler, sıddîkler, Allah’ın salih, has ve yakın/mukarreb kullarına hazırlanmış olduklarını, sonradan söz konusu edilen iki cennetin ise genel olarak bütün mü’minlere hazırlanmış olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte sözü edilen bütün cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimetler vardır. Orada canların çektiği, gözlerin görmekten zevk aldığı her şey olacaktır. O cennetlerde bulunanlar son derece rahat olacaklar. Hoşnut kalacaklar, huzur içerisinde bulunacaklar, barınakları da pek güzel olacaktır. Öyle ki onların hiçbiri kimsenin kendisinden daha iyi bir durumda olduğunu, içinde bulunduğu nimetlerden daha yüksek nimetlere sahip olduğunu düşünmeyecektir.
78. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının genişliğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Lütuf ve hayrı pek büyük ve pek çoktur. Göz kamaştırıcı celâl ve azameti, en mükemmel şan ve şerefi, dostlarına lütuf ve ikramı son derece ileridir.
Rahman Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve bütün güzel övgüler yalnız Allah’adır.
***