Hulâsatü'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kur'ân — Nuh 71:1 – Mürselat 77:50
İçindekiler
- Nuh 71:1
- Nuh 71:2
- Nuh 71:3
- Nuh 71:4
- Nuh 71:5
- Nuh 71:6
- Nuh 71:7
- Nuh 71:8
- Nuh 71:9
- Nuh 71:10
- Nuh 71:11
- Nuh 71:12
- Nuh 71:13
- Nuh 71:14
- Nuh 71:15
- Nuh 71:16
- Nuh 71:17
- Nuh 71:18
- Nuh 71:19
- Nuh 71:20
- Nuh 71:21
- Nuh 71:22
- Nuh 71:23
- Nuh 71:24
- Nuh 71:25
- Nuh 71:26
- Nuh 71:27
- Nuh 71:28
- Cinn 72:1
- Cinn 72:2
- Cinn 72:3
- Cinn 72:4
- Cinn 72:5
- Cinn 72:6
- Cinn 72:7
- Cinn 72:8
- Cinn 72:9
- Cinn 72:10
- Cinn 72:11
- Cinn 72:12
- Cinn 72:13
- Cinn 72:14
- Cinn 72:15
- Cinn 72:16
- Cinn 72:17
- Cinn 72:18
- Cinn 72:19
- Cinn 72:20
- Cinn 72:21
- Cinn 72:22
- Cinn 72:23
- Cinn 72:24
- Cinn 72:25
- Cinn 72:26
- Cinn 72:27
- Cinn 72:28
- Müzzemmil 73:1
- Müzzemmil 73:2
- Müzzemmil 73:3
- Müzzemmil 73:4
- Müzzemmil 73:5
- Müzzemmil 73:6
- Müzzemmil 73:7
- Müzzemmil 73:8
- Müzzemmil 73:9
- Müzzemmil 73:10
- Müzzemmil 73:11
- Müzzemmil 73:12
- Müzzemmil 73:13
- Müzzemmil 73:14
- Müzzemmil 73:15
- Müzzemmil 73:16
- Müzzemmil 73:17
- Müzzemmil 73:18
- Müzzemmil 73:19
- Müzzemmil 73:20
- Müddessir 74:1
- Müddessir 74:2
- Müddessir 74:3
- Müddessir 74:4
- Müddessir 74:5
- Müddessir 74:6
- Müddessir 74:7
- Müddessir 74:8
- Müddessir 74:9
- Müddessir 74:10
- Müddessir 74:11
- Müddessir 74:12
- Müddessir 74:13
- Müddessir 74:14
- Müddessir 74:15
- Müddessir 74:16
- Müddessir 74:17
- Müddessir 74:18
- Müddessir 74:19
- Müddessir 74:20
- Müddessir 74:21
- Müddessir 74:22
- Müddessir 74:23
- Müddessir 74:24
- Müddessir 74:25
- Müddessir 74:26
- Müddessir 74:27
- Müddessir 74:28
- Müddessir 74:29
- Müddessir 74:30
- Müddessir 74:31
- Müddessir 74:32
- Müddessir 74:33
- Müddessir 74:34
- Müddessir 74:35
- Müddessir 74:36
- Müddessir 74:37
- Müddessir 74:38
- Müddessir 74:39
- Müddessir 74:40
- Müddessir 74:41
- Müddessir 74:42
- Müddessir 74:43
- Müddessir 74:44
- Müddessir 74:45
- Müddessir 74:46
- Müddessir 74:47
- Müddessir 74:48
- Müddessir 74:49
- Müddessir 74:50
- Müddessir 74:51
- Müddessir 74:52
- Müddessir 74:53
- Müddessir 74:54
- Müddessir 74:55
- Müddessir 74:56
- Kıyamet 75:1
- Kıyamet 75:2
- Kıyamet 75:3
- Kıyamet 75:4
- Kıyamet 75:5
- Kıyamet 75:6
- Kıyamet 75:7
- Kıyamet 75:8
- Kıyamet 75:9
- Kıyamet 75:10
- Kıyamet 75:11
- Kıyamet 75:12
- Kıyamet 75:13
- Kıyamet 75:14
- Kıyamet 75:15
- Kıyamet 75:16
- Kıyamet 75:17
- Kıyamet 75:18
- Kıyamet 75:19
- Kıyamet 75:20
- Kıyamet 75:21
- Kıyamet 75:22
- Kıyamet 75:23
- Kıyamet 75:24
- Kıyamet 75:25
- Kıyamet 75:26
- Kıyamet 75:27
- Kıyamet 75:28
- Kıyamet 75:29
- Kıyamet 75:30
- Kıyamet 75:31
- Kıyamet 75:32
- Kıyamet 75:33
- Kıyamet 75:34
- Kıyamet 75:35
- Kıyamet 75:36
- Kıyamet 75:37
- Kıyamet 75:38
- Kıyamet 75:39
- İnsan 76:1
- İnsan 76:2
- İnsan 76:3
- İnsan 76:4
- İnsan 76:5
- İnsan 76:6
- İnsan 76:7
- İnsan 76:8
- İnsan 76:9
- İnsan 76:10
- İnsan 76:11
- İnsan 76:12
- İnsan 76:13
- İnsan 76:14
- İnsan 76:15
- İnsan 76:16
- İnsan 76:17
- İnsan 76:18
- İnsan 76:19
- İnsan 76:20
- İnsan 76:21
- İnsan 76:22
- İnsan 76:23
- İnsan 76:24
- İnsan 76:25
- İnsan 76:26
- İnsan 76:27
- İnsan 76:28
- İnsan 76:29
- İnsan 76:30
- İnsan 76:31
- Mürselat 77:1
- Mürselat 77:2
- Mürselat 77:3
- Mürselat 77:4
- Mürselat 77:5
- Mürselat 77:6
- Mürselat 77:7
- Mürselat 77:8
- Mürselat 77:9
- Mürselat 77:10
- Mürselat 77:11
- Mürselat 77:12
- Mürselat 77:13
- Mürselat 77:14
- Mürselat 77:15
- Mürselat 77:16
- Mürselat 77:17
- Mürselat 77:18
- Mürselat 77:19
- Mürselat 77:20
- Mürselat 77:21
- Mürselat 77:22
- Mürselat 77:23
- Mürselat 77:24
- Mürselat 77:25
- Mürselat 77:26
- Mürselat 77:27
- Mürselat 77:28
- Mürselat 77:29
- Mürselat 77:30
- Mürselat 77:31
- Mürselat 77:32
- Mürselat 77:33
- Mürselat 77:34
- Mürselat 77:35
- Mürselat 77:36
- Mürselat 77:37
- Mürselat 77:38
- Mürselat 77:39
- Mürselat 77:40
- Mürselat 77:41
- Mürselat 77:42
- Mürselat 77:43
- Mürselat 77:44
- Mürselat 77:45
- Mürselat 77:46
- Mürselat 77:47
- Mürselat 77:48
- Mürselat 77:49
- Mürselat 77:50
Nuh 71:1
Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir. Yirmi sekiz ! âyeti camidir.
Yani; Nuh (A.S.) in kavmi tarik-ı tevhitten çıkıp tarik-ı dalâlet ve şirki irtikâb etmekle irşatla muhtaç oldukları bir zamanda Biz Azimüşşân lutf-u İlâhî'miz olarak irşad için Nuh'u kendi kavmine gönderdik ve dedik ki «Onlara azab-ı tufan gelmeden evvel sen kavmini korkut. Onlar irtikâb ettikleri şirkten ve sair günahlardan vazgeçerek azaptan halâs olsunlar n.
Vacip Tealâ bundan evvelki sûrede kıyametin şiddetiyle Ku-reyş müşriklerini inzâr buyurmuştu. Bu sûrenin evvelinde dahi Hz. Nuh'u kavmine irşad için gönderip kabul etmediklerini ve ne-bileriyle kendileri arasında cereyan eden mübâheşâtı ve hakkı kabul etmediklerinden dolayı akıbet helak olduklarını beyanla küf-far-ı Kureyş'i tehdid ettiği cihetle bu sûrenin evvelinin bundan evvelki sûrenin âhirine irtibatı zahirdir. Çünkü; her ikisi de insanları günahtan korkutmakla insafa davet gayesine ma'tuftur.
Bu âyet-i celile Hz. Nuh'u Cenab-ı Hakkın kavmine irşad için .gönderdiğini haber verdiği gibi kavmi, iman etmedikleri surette= °nlara şiddetli azabın gelip helak edeceğini dahi haber veriyor ve haber verdiği gibi vâki olmuş ve kavm-i Nuh da tufanla helak olmuştur.
Nuh 71:2
Vacip Tealâ Hz. Nuh'un kavmine gönderildiğini beyandan sonra kavmiyle kendi arasında ne gibi muamele cereyan ettiğine dair vârid olan suâle cevap olmak üzere buyuruyor.
Yani; Hz. Nuh kavmini irşad için risaletle taraf-ı İlâhî'den kavmine gönderilince kavmine hitaben «Ey benim kavmim! İtaat etmediğiniz surette başınıza gelecek azabı beyanla ben sizi korkutucuyum. Eğer isyan ederseniz sizi ihlâk edecek azabın geleceğini haber vermekle sizi taat-ı İlâhî'yeye davet ediyorum» demekle kavmini tarik-ı hakka davete başladı.
Nuh 71:3
Vacip Tealâ Hz. Nuh'un kavmine ilk sözünü beyandan sonra kavmine tebliğ buyurduğu ahkâmını alâtarikılhikâye beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Allahü Tealâ beni size irşad için gönderdi, size taraf-ı İlâhî'den tebliğ edeceğim ahkâm şunlardır ki onlar da Allahü Tea-lâ'ya ibadet etmeniz, Allah'ın haram kıldığı şeylerden içtinapla Allah'tan korkmanız, me'murat ve menhiyata dair benim emr ü nehyimde bana itaat eylemenizdir. Eğer şu üç şeye riâyet ve kabul ederseniz sizin için büyük faydalar vardır. Bunlara riâyet edin ki Allahü Tealâ sizi mağfiret buyursun, ecelinizi de muayyen olan vakte kadar te'hir etsin. Eğer şu beyan olunan ibadet ve ittikiiyi1 ve bana itaata riâyet etmezseniz günahlarınız mağfiret olunmaz. Binaenaleyh; âhiret azabından kurtulamazsınız, ömrünüz ecel-i muayyeninize te'hir olunmaz ve dünyada helakten kurtulamazsınız.
Fahri Râzi ve Nisâbûrî'nih beyanları veçhile bu âyette Nuh (A.S!) m kavmine tebligatında bütün ahkâm-ı şer'ive mevcuttur denilebilir. Çünkü ibadetle emir; vâcibai ve mendûbatın ce-miine şamil olduğu gibi ef'âl-i kalbiyeden olan itikadiyata ve ef âl-i cevârihten olan furu-u a'malin cümlesine dahi şamildir. Ittika ile emirse haram ve mekruh olan şeylerin cümlesine şamil olduğu cihetle zevacir-i şer'iyenin cümlesine şamildir. Şu halde İbadet ve ittika ile emir; ilm-i usulde beyan olunan ahkâm-ı hamse ki farz, vacip, nedib} ibahe, hürmet ve kerahetin cümlesine şamil olduğundan bu iki emir cümle ahkâm-ı şer'iyeyi cami denmeye lâyıktır.
Bu âyette üçüncü emir, yani Hz. Nuh'un kendine itaatla emri her ne kadar ibadetle emirde dahilse de diğer emirlerin kabulü Hz. Nuh'a itaat etmek olup diğer emirleri Hz. Nuh vasıtasıyla telâkki edebileceklerindenHz. Nuh'a itaat ayrıca zikrolunmuştur. Şu üç emre imtisal ettikleri surette Cenab-ı Hak iki şey vaad buyurmuştur. Birincisi-; bu evamire inkıyad ederlerse günahlarını mağfiret etmekle mazarrat-ı âhiretten halâs olmalarıdır. İkincisiı te'hiri mümkün olan bir zamana kadar ecellerinin te'hi-riyle helak ve mazarrat-ı dünyadan kurtulmalarıdır.
İşte bu âyetten fehmolunduğu veçhile kulların sadhı ; üç şeyle hasıl olur : Birincisi; Allahü Tealâ'ya şirketmeyip ubudiyet noktasında sebat • ve devam etmektir, ikincisi; Allah'tan korkup haram olan şeyleri irtikâb etmemektir. Üçüncüsü; taraf-ı İlâhî'den kullarını irşad için gönderilen resulüne kemal-i samimiyetle itaat etmektir. Ahkâm-ı
şer'iyenin cümlesinin hulâsası hemen bundan ibaret olduğu- cihetle Nuh (A.S.) herşeyden evvel kavmine bu üç şeyle emir buyurmuştur. Çünkü; kavmin salâhı bu üç şeyle hasıl olacağından evvel emirde bu üçü yerine getirmek lâzim olduğunu kavmine tenbih buyurmuştur.
Şu evâmire imtisal ettikleri surette günahlarının hepsinin affolunacağına işaret için her ferde delâlet eden ve istiğraka mevzu olan lâfzı vârid olmuştur. Çünkü nefiyden sonra lâfzının istiğraka hamlolunması kavaid-i Arabiye iktizasındandır. Yahut ba'za delâlet eder. Buna nazaran «İman ederlerse günahlarının bazısı affolunur» demektir. Çünkü; iman ederlerse hal-i küfürlerinde geçmiş olan günahları imanları sebebiyle affolunur. Ancak iman ettikten sonra işledikleri günahlarının affına delâlet etmez ve hal-i küfürde olan günahları bütün ömürlerinde olan günahlarının bazısı olduğunda şüphe yoktur.
Hulâsa; Allahü Tealâ'ya ibadet etmek, haram olan şeylerden kaçınmak ve irşad için taraf-ı İlâhî'den gönderilen resule itaat eylemek günahların affına ve ömrün ecel-i muayyenine kadar te'hi-rine sebep olacağı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Nuh 71:4
Vacip Tealâ îman ve itaat ettikleri surette vakt-i muayyenine kadar ecellerinin te'hirini vaad buyurduktan sonra iman etmedikleri surette ecellerinin te'hir olunmayacağını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kulları için Allah'ın tayin buyurduğu ecel geldiği zaman te'hir olunmaz, eğer siz bilmiş olsaydınız Allah'ın vereceği mühletten istifade etmek üzere derhal emr-i İlâhî'ye imtisalle iman eder ve lutf-u İlâhî'den müsteiid olurdunuz. Şu halde lutfundan müstefid olmadığınız hakikati bilmediğinizdendir.
Fahri Râzi'nin ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile Nuh (A.S.) kavmini cehle ısrar ettiklerinden dolayı tekdir etmek üzere fülin-jşıtinâ'ına delâlet eden kelimesiyle cehillerini açıktan beyan buyurmuştur. Çünkü; Lev kelimesiyle yani «Bilmiş olsaydınız» demek «Bilmezsiniz» demektir. Bundan evvelki âyette ecelin te'hir olunacağı iman ettikleri takdirde olup bu âyette ecelin te'hir olunmaması iman etmedikleri surete masruf olduğu cihetle âyetler arasında tenakuz yoktur. Zira tenakuzda tarafeynin cemi' kuyudatta ittifakları şarttır. Bu âyetlerde ise ecelin te'hiri imana muallâktır, te'hir olunmaması ise iman etmedikleri surete ma'tuftur. Binaenaleyh; tenakuz yoktur. Ecelin muallâk olması ehl-i sünnetten bazı ulemâ indinde caizdir. Yani kavm-i Nuh iman ederlerse meselâ bin sene yaşayacaklar, iman etmezlerse sekiz yüz sene yaşayacaklar suretinde Cenab-ı Hakkın takdir buyurması caizdir. Şu halde manâ-yı âyet:
…
demektir.
Nuh 71:5
Vacip Tealâ Nuh (A.S.) m kavmine vâki olan tebliğini beyandan sonra tebliğin kavmine te'sir etmediğini beyanla Rabb'isine arzuhal ettiğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Hz. Nuh kavmini birçok zaman imana davet edip onlara hiç te'sir etmeyince imanlarından me'yus olması üzerine Cenab-ı Hakka tazarru' ve niyaz ederek arzuhal suretiyle dedi ki «Ey beni terbiyeyle kemalât-ı inşaniyeye ulaştıran Rabbim! Senin vahyin muktezası ben kavmimi her türlü zahmetlere katlanarak gecede, gündüzde ve her zamanda usanmaksızın imana ve hidayete davet ettim. Fakat benim davetim onlara hiç fayda etmedi, illâ onların icabetten kaçmalarını ve küfr ü tuğyanda ısrarlarını ziyade etti.» Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyet; herşeyin kaza-yı İlâhî'-ye ve irade-i sübhaniyeyle olduğuna delâlet eder. Zira; abdin teşebbüsü ve tedbiri takdir-i îlâhî'ye muvafık olmayınca birgey husul bulmayacağını beyan etmiştir. Çünkü; Nuh (A.S.) kavminin imanı için her türlü teşebbüsatta ve sa'y ü gayrette bulunduğu halde hiçbir faydayı müfid olmadığı gibi gittikçe imandan nefretlerini arttırdı. Şu halde takdire muvafık olmayınca abdin tedbiri hiçbir semere vermez. Lâkin ezelde Cenab-ı Hakkın takdiri lâyezaide abdin iradesini sarfedeceği veçhüzere vukubulduğundan abdin mes'-ûliyetten kurtulması lâzım gelmez. Zira abdin fiili; iradesi ve ihtiyarıyla hasıl olduğundan her zaman, abid fiilinden mes'ûldür. Takdir-i- İlâhî abdin iradesi veçhile olduğundan abdi mecbur kılmaz ki mesuliyetten kurtulsun.
Nuh 71:6
Vacip Tealâ Nuh (A.S.) m kavmine vâki olan tebliğini beyandan sonra tebliğin kavmine te'sir etmediğini beyanla Rabb'isine arzuhal ettiğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Hz. Nuh kavmini birçok zaman imana davet edip onlara hiç te'sir etmeyince imanlarından me'yus olması üzerine Cenab-ı Hakka tazarru' ve niyaz ederek arzuhal suretiyle dedi ki «Ey beni terbiyeyle kemalât-ı inşaniyeye ulaştıran Rabbim! Senin vahyin muktezası ben kavmimi her türlü zahmetlere katlanarak gecede, gündüzde ve her zamanda usanmaksızın imana ve hidayete davet ettim. Fakat benim davetim onlara hiç fayda etmedi, illâ onların icabetten kaçmalarını ve küfr ü tuğyanda ısrarlarını ziyade etti.» Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyet; herşeyin kaza-yı İlâhî'-ye ve irade-i sübhaniyeyle olduğuna delâlet eder. Zira; abdin teşebbüsü ve tedbiri takdir-i îlâhî'ye muvafık olmayınca birgey husul bulmayacağını beyan etmiştir. Çünkü; Nuh (A.S.) kavminin imanı için her türlü teşebbüsatta ve sa'y ü gayrette bulunduğu halde hiçbir faydayı müfid olmadığı gibi gittikçe imandan nefretlerini arttırdı. Şu halde takdire muvafık olmayınca abdin tedbiri hiçbir semere vermez. Lâkin ezelde Cenab-ı Hakkın takdiri lâyezaide abdin iradesini sarfedeceği veçhüzere vukubulduğundan abdin mes'-ûliyetten kurtulması lâzım gelmez. Zira abdin fiili; iradesi ve ihtiyarıyla hasıl olduğundan her zaman, abid fiilinden mes'ûldür. Takdir-i- İlâhî abdin iradesi veçhile olduğundan abdi mecbur kılmaz ki mesuliyetten kurtulsun.
Nuh 71:7
Vacip Tealâ Hz. Nuh'un kavmini davetinin keyfiyetini beyandan -sonra peygamberin davetine karşı kavminin muamelesini hikâye tarikıyla beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Hz. Nuh Cenab-ı Hakka tazarruunda kendinin vazifesini bihakkın îfa ettiğini beyandan sonra sözüne şu surette devam etti ve dedi ki «Ya Rab! Senin onların kusurlarını affetmen için ben onları bu kadar uzun müddette her ne zaman imana ve itaata davet ettimse benim sözümü işitmemek ve serdettiğim delâili dinlememek için kendi kulaklarına parmaklarını tıkarlardı, bununla da iktifa etmeyerek yüzümü görmemek, sözümü hiç duymamak $ için elbiselerini başlarına Örttüler, onlar bâtıl olan mezheplerinde ısrarla hakkı kabulden gereği gibi boyunlarını çektiler, kendilerini gayet büyük addettiler. Hatta kendi itikatlarmca kendilerini büyük gördüklerinden kötü söylediler ve darba kadar cesaret ettiler> Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Hz, Nuh'un daveti üzerine kav-Ş İminin dört suretle mukabelede bulunduklarına bu âyet delâlet\ peder. Briîncisi; Hz. Nuh'un sözünü duymamak için par-fmaklarını kulaklarına tıkamaktır. İkincisi; yüzünü gor-\ meme/c için elbiselerini başlarına örtmektir. Üçüncüsü ^mezheplerinde ısrar etmektir. Dördüncüsü; son derece\ kibr etmeleridir.
Nuh 71:8
Vacip Tealâ Hz.-Nuh'un daveti üzerine kavminin muâmelele-ımi beyandan sonra davetinin mertebelerini hikâye tarîkıyla beyan etmek üzere buyuruyor.
f Yani; Hz. Nuh kavminden bâlâda beyan olunan muameleyi .- gördüğünü beyandan sonra sözüne şu veçhile devam ederek dedi ki «Yâ Rab! Senin emrin veçhüzere onları gizlice davetten sonra ? savt-ı bâlâ ile davet ettim. Sonra davetimi mele-i nasta dahi icra ettim ve tenha mahallerde te'siri ziyade olur ümidiyle gizlice davet ettim».
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile kelimeleri davetin mertebelerini beyan içindir.' Çünkü; Hz. Nuh birinci merrede davete gizlice nasihatla başlamıştır. Buna karşı kavminden bundan evvelki âyette beyan, olunan dört muameleyi gördü. Sonra açıktan davete başladı. Bunun da te'siri olmayınca gizli ve alenî her iki surette tevessül etti. Çünkü gizli nasihat; tebliğin ehveni ve kabulde te'siri ziyade olanıdır. Bu kifayet etmeyince bir mertebe şiddetli olan alâniyete başladı. Onun da te'sirini göremeyince daha şiddetli olan gizli ve alenî suretlerine tevessül etti.
Nuh 71:9
Vacip Tealâ Hz.-Nuh'un daveti üzerine kavminin muâmelele-ımi beyandan sonra davetinin mertebelerini hikâye tarîkıyla beyan etmek üzere buyuruyor.
f Yani; Hz. Nuh kavminden bâlâda beyan olunan muameleyi .- gördüğünü beyandan sonra sözüne şu veçhile devam ederek dedi ki «Yâ Rab! Senin emrin veçhüzere onları gizlice davetten sonra ? savt-ı bâlâ ile davet ettim. Sonra davetimi mele-i nasta dahi icra ettim ve tenha mahallerde te'siri ziyade olur ümidiyle gizlice davet ettim».
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile kelimeleri davetin mertebelerini beyan içindir.' Çünkü; Hz. Nuh birinci merrede davete gizlice nasihatla başlamıştır. Buna karşı kavminden bundan evvelki âyette beyan, olunan dört muameleyi gördü. Sonra açıktan davete başladı. Bunun da te'siri olmayınca gizli ve alenî her iki surette tevessül etti. Çünkü gizli nasihat; tebliğin ehveni ve kabulde te'siri ziyade olanıdır. Bu kifayet etmeyince bir mertebe şiddetli olan alâniyete başladı. Onun da te'sirini göremeyince daha şiddetli olan gizli ve alenî suretlerine tevessül etti.
Nuh 71:10
Vacip Tealâ Nuh (A.S.) dan kavmine vâki.olan davetin mertebelerini beyandan sonra esas itibarıyla tebliğin neden ibadet olduğunu alâtraikılhikâye beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; gizli ve aşikâr davetimde ben onlara dedim ki «Günahlarınızın affolunmasını Rabb'inizden isteyin, küfür ve Allah'ın gay-riya ibadet etmekten tevbe edin, vazgeçin ki Rabb'iniz, sizi mağfiret buyursun. Zira; Rabb'iniZ' tevbe ve istiğfar edenlerin günahlarını şiddetle mağfiret edicidir».
Ehl-i sünnet indinde' küfürden başka ne kadar büyük günah olsa tevbesiz aff-ı İlâhî'nin taalluku caizdir. Binaenaleyh; tevbeye mukarin olan günahların tevbesi kabul olunduğu surette mağfiret olunacağı evleviyetle sabit olur.
Nuh 71:11
Vacip Tealâ Hz. Nuh'un bâkiye-i kelâmını beyan etmek üzere buyuruyor.
Fahri Râzi ve Hâzin'in beyanları veçhile kavm-i Nuh'ta vâki olan kıtlık üzerine Nuh (A.S.) onlara «Siz Rabb'inizden mağfiret isteyin ve kusurunuzun affını dileyin ki Allahü Tealâ size birbiri arkasına büyük taneli rahmetlerini göndersin, sizin arzunuz veçhile hatunlarınız oğlanlar doğursun, size birçok mallar ihsan etmekle, imdad etsin ve o yağmurlar sebebiyle bahçeler ve nehirler ihsan buyursun» demekle nasihat etti.
Rivayet-i mevsûkaya nazaran Hz. Nuh'un kavminin uzun müddet küfrüzere inat ve ısrar etmeleri üzerine Cenab-ı Hak, kırk sene yağmurlarını hapsederek kıtlıkla müptelâ kılmakla malları ve hayvanları bütün helak ve kadınları çocuk getirmez olup son derece müzayakaya duçar olduklarından Hz. Nuh'a müracaatla şikâyette bulununca onlara sahâ-i selâmeti ve bu müzayakadan kurtulmanın çaresini ta'rif etmiştir. Çünkü bu sözünde Hz. Nuh ibadet ve taatla iştigalin ebvâb-ı hayratın açılmasına sebep olduğunu suret-i kafiyede beyan etmiştir. Zira; bu nazımda yağmurun yağmasını, evlât ve emvalin ihsan olunmasını, tab'-ı beşerin arzu ettiği bağların ve nehirlerin vücut bulmasını istiğfar etmelerine talik buyurmuştur. Çünkü küfür; harab-ı âleme badî olduğu gibi imanla ibadet ve istiğfar dünyanın ma'mur olmasına ve menafi-i dünyeviyenin te'mi-nine hadimdir. Hz. Ömer'in nâsla üç gün yağmur duasına çıktığı ve nâsla beraber istiğfardan başka bir şeyle meşgul olmadığı mer-vîdir. Bunun üzerine huzur-u Ömer'de bulunan bazı ashap «Ya Ömer! Biz buraya rahmet duasına geldik. Sen rahmet duâsıyla meşgul olmadın» deyince Hz. Ömer (R.A.) «Ben semânın yağmur damarlarıyla duâ ettim» demiş ve bu âyeti okumuştur.
Hz. Hasan'm kıtlıktan, neslinin azlığından ve rızkının darlığından şikâyet edenlerin cümlesine istiğfarla tavsiye ettiği ve birçok şeylerin cümlesine «İstiğfarla cevap verdin» denildiğinde bu âyeti okuduğu mervidir. Şu rivayetlerin kâffesinden ve âyetin manâsından müstefad olan; istiğfara devam cümle ihtiyacı defeder. İstiğfara devam edip de ihtiyaçtan kurtulmayanlar istiğfarın şeraitine riâyet etmeyenlerdir. Çünkü; şeraitine riâyet olunmayan ve ihlâs bulunmayan istiğfara devam, yok mesabesindedir., Binaenaleyh; ihlâsa mukarin olmayan istiğfar da ayrıca bir istiğfara muhtaçtır. Zira; şartlarına riâyet olunmayan ibadet indeş seri' muteber olamaz. İstiğfar la murad; Vacip Tealâ'dan kusurunun affını dilemek ve merhamet-i İlâhî'yeyi cezbedecek ibadette bulunmak ve Allahü Tealâ'ya tezellül edip boyun eğmektir. Şu halde istiğfar ayn-ı lâfızla olduğu gibi sair ibadetle dahi olabilir.
Nuh 71:12
Vacip Tealâ Hz. Nuh'un bâkiye-i kelâmını beyan etmek üzere buyuruyor.
Fahri Râzi ve Hâzin'in beyanları veçhile kavm-i Nuh'ta vâki olan kıtlık üzerine Nuh (A.S.) onlara «Siz Rabb'inizden mağfiret isteyin ve kusurunuzun affını dileyin ki Allahü Tealâ size birbiri arkasına büyük taneli rahmetlerini göndersin, sizin arzunuz veçhile hatunlarınız oğlanlar doğursun, size birçok mallar ihsan etmekle, imdad etsin ve o yağmurlar sebebiyle bahçeler ve nehirler ihsan buyursun» demekle nasihat etti.
Rivayet-i mevsûkaya nazaran Hz. Nuh'un kavminin uzun müddet küfrüzere inat ve ısrar etmeleri üzerine Cenab-ı Hak, kırk sene yağmurlarını hapsederek kıtlıkla müptelâ kılmakla malları ve hayvanları bütün helak ve kadınları çocuk getirmez olup son derece müzayakaya duçar olduklarından Hz. Nuh'a müracaatla şikâyette bulununca onlara sahâ-i selâmeti ve bu müzayakadan kurtulmanın çaresini ta'rif etmiştir. Çünkü bu sözünde Hz. Nuh ibadet ve taatla iştigalin ebvâb-ı hayratın açılmasına sebep olduğunu suret-i kafiyede beyan etmiştir. Zira; bu nazımda yağmurun yağmasını, evlât ve emvalin ihsan olunmasını, tab'-ı beşerin arzu ettiği bağların ve nehirlerin vücut bulmasını istiğfar etmelerine talik buyurmuştur. Çünkü küfür; harab-ı âleme badî olduğu gibi imanla ibadet ve istiğfar dünyanın ma'mur olmasına ve menafi-i dünyeviyenin te'mi-nine hadimdir. Hz. Ömer'in nâsla üç gün yağmur duasına çıktığı ve nâsla beraber istiğfardan başka bir şeyle meşgul olmadığı mer-vîdir. Bunun üzerine huzur-u Ömer'de bulunan bazı ashap «Ya Ömer! Biz buraya rahmet duasına geldik. Sen rahmet duâsıyla meşgul olmadın» deyince Hz. Ömer (R.A.) «Ben semânın yağmur damarlarıyla duâ ettim» demiş ve bu âyeti okumuştur.
Hz. Hasan'm kıtlıktan, neslinin azlığından ve rızkının darlığından şikâyet edenlerin cümlesine istiğfarla tavsiye ettiği ve birçok şeylerin cümlesine «İstiğfarla cevap verdin» denildiğinde bu âyeti okuduğu mervidir. Şu rivayetlerin kâffesinden ve âyetin manâsından müstefad olan; istiğfara devam cümle ihtiyacı defeder. İstiğfara devam edip de ihtiyaçtan kurtulmayanlar istiğfarın şeraitine riâyet etmeyenlerdir. Çünkü; şeraitine riâyet olunmayan ve ihlâs bulunmayan istiğfara devam, yok mesabesindedir., Binaenaleyh; ihlâsa mukarin olmayan istiğfar da ayrıca bir istiğfara muhtaçtır. Zira; şartlarına riâyet olunmayan ibadet indeş seri' muteber olamaz. İstiğfar la murad; Vacip Tealâ'dan kusurunun affını dilemek ve merhamet-i İlâhî'yeyi cezbedecek ibadette bulunmak ve Allahü Tealâ'ya tezellül edip boyun eğmektir. Şu halde istiğfar ayn-ı lâfızla olduğu gibi sair ibadetle dahi olabilir.
Nuh 71:13
Vacip Tealâ Nuh (A.S.) m kavmini istiğfara davet ve istiğfarın faydalarını tefhim ettiğini beyandan sonra kavminin noksanla rını beyan hususunda söylediği sözlerini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Hz. Nuh kavmine hitaben gittikleri yolun fena olduğunu beyan için onlara dedi ki «Ey kavmim! Size ne gibi şey ânz oldu ki siz Allahü Tealâ'nm sanma lâyık büyüklüğünü itikad etmiyorsunuz? Halbuki Allah'ın büyüklüğüne sizin için delil çoktur. Zira; Allahü Tealâ sizi birtakım muhtelif hallerden halketti ki evvelâ toprak, sonra ot, ondan sonra gıda-yı hayvanı, sonra nutfe, ba'dehu et parçası ve etle kemik karışık ve daha sonra şu görülen güzel suret üzere insan olarak halketmek Halik Tealâ'nm azametine delâlette kâfi değil mi ki büyüklüğünü tasdik ederek iman etmiyorsunuz? Halbuki iman, ibadet ve istiğfara devam ettiğinizde Allahü Tealâ'nm enva-ı nimetleriyle, sizi taltif edeceğini vaad bu-1 yurduğu halde ne oluyorsunuz ki bu cihetlerden gafil bulunuyorsunuz? Bu kadar nimetlere karşı gaflet ederek Allah'ın azametini bilmemek yakışır mı? Zira; Allahü Tealâ zatına tazim eden kullarını lâyık oldukları veçhüzere taltif eder».
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile Vacip Tealâ için azamet tasavvur etmediklerine bir sebep olmadığından bulundukları halin sebebini inkâr için inkâra delâlet eden istifham-ı inkârı varid olmuş ve denmiştir ki «Ne oluyor size!1 ve ne gibi sebep var ki Allah'ın azametini düşünmüyorsunuz?»* demektir. Belki ta'zimi icab eden esbabın mevcut olduğunu beyan zımnında muhtelif etvardan halkolundukları beyan olunmuştur.
manasınadır. Yani «Size ne oldu ki Allah'ın büyüklüğünü itikad etmiyorsunuz?» demektir ahval-i muhtelife demektir. Yahut esnaf-ı muhtelife manasınadır. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir.
Nuh 71:14
Vacip Tealâ Nuh (A.S.) m kavmini istiğfara davet ve istiğfarın faydalarını tefhim ettiğini beyandan sonra kavminin noksanla rını beyan hususunda söylediği sözlerini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Hz. Nuh kavmine hitaben gittikleri yolun fena olduğunu beyan için onlara dedi ki «Ey kavmim! Size ne gibi şey ânz oldu ki siz Allahü Tealâ'nm sanma lâyık büyüklüğünü itikad etmiyorsunuz? Halbuki Allah'ın büyüklüğüne sizin için delil çoktur. Zira; Allahü Tealâ sizi birtakım muhtelif hallerden halketti ki evvelâ toprak, sonra ot, ondan sonra gıda-yı hayvanı, sonra nutfe, ba'dehu et parçası ve etle kemik karışık ve daha sonra şu görülen güzel suret üzere insan olarak halketmek Halik Tealâ'nm azametine delâlette kâfi değil mi ki büyüklüğünü tasdik ederek iman etmiyorsunuz? Halbuki iman, ibadet ve istiğfara devam ettiğinizde Allahü Tealâ'nm enva-ı nimetleriyle, sizi taltif edeceğini vaad bu-1 yurduğu halde ne oluyorsunuz ki bu cihetlerden gafil bulunuyorsunuz? Bu kadar nimetlere karşı gaflet ederek Allah'ın azametini bilmemek yakışır mı? Zira; Allahü Tealâ zatına tazim eden kullarını lâyık oldukları veçhüzere taltif eder».
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile Vacip Tealâ için azamet tasavvur etmediklerine bir sebep olmadığından bulundukları halin sebebini inkâr için inkâra delâlet eden istifham-ı inkârı varid olmuş ve denmiştir ki «Ne oluyor size!1 ve ne gibi sebep var ki Allah'ın azametini düşünmüyorsunuz?»* demektir. Belki ta'zimi icab eden esbabın mevcut olduğunu beyan zımnında muhtelif etvardan halkolundukları beyan olunmuştur.
manasınadır. Yani «Size ne oldu ki Allah'ın büyüklüğünü itikad etmiyorsunuz?» demektir ahval-i muhtelife demektir. Yahut esnaf-ı muhtelife manasınadır. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir.
Nuh 71:15
Vacip Tealâ iman etmelerini icab eden delâil-i enfüsiyeyi zik-rettikten sonra Hz. Nuh'un delâil-i hariciyeye nakli kelâm ettiğini| alâtarikılhikâye beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Hz. Nuh kavmini vahdaniyete davet hususunda vahdaniyete ve kudret-i kahire-i Ilâhî'yeye delâlet eden delâil-i enfüsi-yeyi beyandan sonra delâil-i âfâkiyeye nakl-i kelâm ederek dedi ki «Ey vahdaniyeti inkâr eden kimseler! Siz görmez misiniz ki Allahü Tealâ kudret-i kâmîlesiyle bazıları bazılarının üzerinde olarak yedi kat gökleri nasıl halketti? Şu görülen halat üzere göklerin yaratılması halikının vâhid-i hakîkî olduğuna delâlet ettiği cihetle bunu gören kimsenin eserden müessire istidlal tarikıyla halikına iman etmesi 'lâzımken niçin iman etmiyorsunuz, Allahü Tealâ'nm göklerin içinde kameri ziya verici bir nur kıldığını ve güneşi gecenin karanlığını giderici bir çerağ kıldığını görmez misiniz, bunları nasıl halkettiğini düşünüp de neden iman etmezsiniz?»
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile göklerin birbirine mutabık olmasının manâsı; birbirine muvazi ve müsavi olup müsavi olmasından birbirine temas etmesi lâzım gelmediği cihetle «Sema tabaka tabaka olunca melekler nerede sakin olurlar?» diye suâl varid olmaz. Çünkü; gökler yekdiğerine karşı muhazîdir, lâkin araları açıktır. Yani aralarında boşluk vardır. Birbirinin hizasında olmalarından yekdiğerine muttasıl olması lâzım gelmez.
Kamerin birinci semada bulunması, «Kamer semavatta» kelâmının sıhhatmda kâfi olduğundan kamerin semavattan herbirinde bulunması lâzım gelmez. çerağ manâsına olduğundan ziyası olup ziya ise nurdan kuvvetli olduğu cihetle kamere nispetle ziyası çok olan güneş sıraca teşbih olunmuştur. Nuru ziyaya nispetle zayıf olduğundan şemse nispetle ziyası az olan kamer nura teşbih olunmuştur.
Nuh 71:16
Vacip Tealâ iman etmelerini icab eden delâil-i enfüsiyeyi zik-rettikten sonra Hz. Nuh'un delâil-i hariciyeye nakli kelâm ettiğini| alâtarikılhikâye beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Hz. Nuh kavmini vahdaniyete davet hususunda vahdaniyete ve kudret-i kahire-i Ilâhî'yeye delâlet eden delâil-i enfüsi-yeyi beyandan sonra delâil-i âfâkiyeye nakl-i kelâm ederek dedi ki «Ey vahdaniyeti inkâr eden kimseler! Siz görmez misiniz ki Allahü Tealâ kudret-i kâmîlesiyle bazıları bazılarının üzerinde olarak yedi kat gökleri nasıl halketti? Şu görülen halat üzere göklerin yaratılması halikının vâhid-i hakîkî olduğuna delâlet ettiği cihetle bunu gören kimsenin eserden müessire istidlal tarikıyla halikına iman etmesi 'lâzımken niçin iman etmiyorsunuz, Allahü Tealâ'nm göklerin içinde kameri ziya verici bir nur kıldığını ve güneşi gecenin karanlığını giderici bir çerağ kıldığını görmez misiniz, bunları nasıl halkettiğini düşünüp de neden iman etmezsiniz?»
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile göklerin birbirine mutabık olmasının manâsı; birbirine muvazi ve müsavi olup müsavi olmasından birbirine temas etmesi lâzım gelmediği cihetle «Sema tabaka tabaka olunca melekler nerede sakin olurlar?» diye suâl varid olmaz. Çünkü; gökler yekdiğerine karşı muhazîdir, lâkin araları açıktır. Yani aralarında boşluk vardır. Birbirinin hizasında olmalarından yekdiğerine muttasıl olması lâzım gelmez.
Kamerin birinci semada bulunması, «Kamer semavatta» kelâmının sıhhatmda kâfi olduğundan kamerin semavattan herbirinde bulunması lâzım gelmez. çerağ manâsına olduğundan ziyası olup ziya ise nurdan kuvvetli olduğu cihetle kamere nispetle ziyası çok olan güneş sıraca teşbih olunmuştur. Nuru ziyaya nispetle zayıf olduğundan şemse nispetle ziyası az olan kamer nura teşbih olunmuştur.
Nuh 71:17
Vacip Tealâ vahdaniyetine delâlet eden delâil-i afakiye ve en-füsiyeden bazılarını beyandan sonra nüfus-u beşere müteallik olan bazı delâili beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Nuh (A.S.) kavmine vahdaniyyete delâlet eden delillerden bazılarını beyandan sonra insanın iptidâen yaratılışında olan delili ve öldükten sonra dirileceğini beyan zımnında kavmine irad etmiş olduğu delili beyan ve irşat için dedi ki «Ey kavmim! Siz Allah'ın vahdaniyyetini ikrar edin. Zira; Allahü Tealâ sizi otları bitirdiği gibi topraktan bitirdi, siz de birtakım acayip ve garaip halat üzere meydana geldiniz. Şu halde sizin topraktan biterek ma'rifet-i Ilâhî'yeye ve imana kabiliyetli bir insan olmanız Allah'ın birliğine büyük bir delilken size ne oluyor ki Allah'ın azametini ikrarla vahdaniyetine iman etmiyorsunuz? Siz ot gibi topraktan bitip dünyada müddet-i ömrünüzü ikmalden sonra mukadder olan eceliniz geldiğinde öldürüp kabrinize defnettirmek suretiyle toprağa iade eder ve bundan sonra kıyamet gelince kabrinizden çıkarır ve a'mâlinizin cezasını verir. Zira; iptidâen sizi icada kadir olanın tekrar iadeye kadir olacağı evleviyetle sabit olur» demekle kavmini' insafa davet etmiştir.
Hz. Nuh şu sözleriyle evvelâ vahdaniyetin delilini beyanla kavmini imana davet ettiği gibi saniyen âhirete nakl-i kelâm ederek iman etmedikleri surette mücazat göreceklerini beyanla tehdid etmiştir.
Nuh 71:18
Vacip Tealâ vahdaniyetine delâlet eden delâil-i afakiye ve en-füsiyeden bazılarını beyandan sonra nüfus-u beşere müteallik olan bazı delâili beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Nuh (A.S.) kavmine vahdaniyyete delâlet eden delillerden bazılarını beyandan sonra insanın iptidâen yaratılışında olan delili ve öldükten sonra dirileceğini beyan zımnında kavmine irad etmiş olduğu delili beyan ve irşat için dedi ki «Ey kavmim! Siz Allah'ın vahdaniyyetini ikrar edin. Zira; Allahü Tealâ sizi otları bitirdiği gibi topraktan bitirdi, siz de birtakım acayip ve garaip halat üzere meydana geldiniz. Şu halde sizin topraktan biterek ma'rifet-i Ilâhî'yeye ve imana kabiliyetli bir insan olmanız Allah'ın birliğine büyük bir delilken size ne oluyor ki Allah'ın azametini ikrarla vahdaniyetine iman etmiyorsunuz? Siz ot gibi topraktan bitip dünyada müddet-i ömrünüzü ikmalden sonra mukadder olan eceliniz geldiğinde öldürüp kabrinize defnettirmek suretiyle toprağa iade eder ve bundan sonra kıyamet gelince kabrinizden çıkarır ve a'mâlinizin cezasını verir. Zira; iptidâen sizi icada kadir olanın tekrar iadeye kadir olacağı evleviyetle sabit olur» demekle kavmini' insafa davet etmiştir.
Hz. Nuh şu sözleriyle evvelâ vahdaniyetin delilini beyanla kavmini imana davet ettiği gibi saniyen âhirete nakl-i kelâm ederek iman etmedikleri surette mücazat göreceklerini beyanla tehdid etmiştir.
Nuh 71:19
Vacip Tealâ Hz. Nuh'un vahdaniyete dair serdettiği delâilden bazılarını beyandan sonra bazı aharı alâtarikılhikâye beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Allahü Tealâ lutf u ihsan olarak arzı size muti kıldı. döşek gibi üzerinde yatar ve oturursunuz, istishali mümkün olan menfaati istihsal edersiniz, sizin kullanışınıza elverişli kıldı ki siz onda bol yollar açmakla esbab-ı maişetinizde suhulet üzere istediğiniz yerlere gidip gelesiniz.
Bu âyette yolların insanlar için nimet olduğuna işaret olduğu gibi bol yollar ittihaz etmek ve açmanın memduh olduğuna dahi işaret vardır. Çünkü; yolun vasi' olması insanların rahatım te'mine hadim olduğu her zaman görülen şeylerdendir. Binaenaleyh; esas itibariyle kasabadan kasabaya, köyden köye yollar nimet olduğu gibi o yolların geniş olması da ayrıca bir nimettir. Şu halde yol olmayan yerlerde yollar açmak ve dar olan yerleri genişletmek ve insanların rahatını te'min için yollarda olan arızaları kaldırmak envâ'-ı menafii cami olduğuna bu âyet delâlet eder.
Hulâsa; Allahü Tealâ'nm yeryüzünü bizim için döşek mesabesinde kılması ve bizim kullanışımıza elverişli olması; bizlerin arz üzerinde vâsi yollar açıp o vâsi yollarda maişetimizi tahsil için gidip gelmemize masruf olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Nuh 71:20
Vacip Tealâ Hz. Nuh'un vahdaniyete dair serdettiği delâilden bazılarını beyandan sonra bazı aharı alâtarikılhikâye beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Allahü Tealâ lutf u ihsan olarak arzı size muti kıldı. döşek gibi üzerinde yatar ve oturursunuz, istishali mümkün olan menfaati istihsal edersiniz, sizin kullanışınıza elverişli kıldı ki siz onda bol yollar açmakla esbab-ı maişetinizde suhulet üzere istediğiniz yerlere gidip gelesiniz.
Bu âyette yolların insanlar için nimet olduğuna işaret olduğu gibi bol yollar ittihaz etmek ve açmanın memduh olduğuna dahi işaret vardır. Çünkü; yolun vasi' olması insanların rahatım te'mine hadim olduğu her zaman görülen şeylerdendir. Binaenaleyh; esas itibariyle kasabadan kasabaya, köyden köye yollar nimet olduğu gibi o yolların geniş olması da ayrıca bir nimettir. Şu halde yol olmayan yerlerde yollar açmak ve dar olan yerleri genişletmek ve insanların rahatını te'min için yollarda olan arızaları kaldırmak envâ'-ı menafii cami olduğuna bu âyet delâlet eder.
Hulâsa; Allahü Tealâ'nm yeryüzünü bizim için döşek mesabesinde kılması ve bizim kullanışımıza elverişli olması; bizlerin arz üzerinde vâsi yollar açıp o vâsi yollarda maişetimizi tahsil için gidip gelmemize masruf olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Nuh 71:21
Vacip Tealâ Hz. Nuh'un ümmetini irşad için çalıştığını ve onun çalışmasına rağmen kavmine te'sir etmeyip küfürlerinde ısrar ettiklerini beyandan sonra Nuh (A.S.) m tekrar münacaatmı hikâye tarikıyla beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Nuh (A.S.) kavmine vahdaniyete delâlet eden birçok delilleri beyan edip itaatlarından ümidini kesince Rabb'isine tazarru tankıyla.dedi ki «Ey benim Rabbim! Kavmim her tebligatımda bana isyan ettiler, sözümü dinlemediler, inalı ve evlâdı çok olan
reislerine ve büyük tanıdıklarına ittibâ' ettiler ki onların malları ve evlâtları kendilerine ziyade etmedi, ancak zarar ve helak olmalarını ziyade etti» demekle Rabb'isine arzuhal etti.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Nuh (A.S.) şu münacatmda kavminin yalnız Allahü Tealâ'ya şirkle iktifa etmeyip belki kendilerini küfre davet eden reislerine ittibâ' etmek gibi ikinci bir ma'-siyet dahi irtikâb ettiklerini beyan etmiştir. Mal ve evlât gerçi dünya nimetlerinden ise de kâfirlerin mallarına ve çocuklarına is-tinad ederek küfürlerinde inatlarına sebep olduklarından haklarında ayn-ı mazarrat olmuşlardır. Binaenaleyh dünyada nimet; âhi-rette derecâta sebep olan şeydir, âhirette azab olan veyahut azaba sebep olan dünya nimetleri nimetten ma'dud olmadığından kâfirlerin nimetlerinin hakîkî nimet sayılmayacağına bu âyet delâlet eder. Çünkü; mal ve evlât herkes hakkında nimet olduğu halde kâfirler hakkında ayn-ı zarar olduğu beyan olunmuştur.
Nuh 71:22
;
Yani; Hz. Nuh'un kavminin uluları zayıf olanlara iman ettirmemek için birçok tezvirât icâd ederek gayet büyük hilelere tevessül ettiler, Hz. Nuh'un nasihatini dinletmemeye son derece çalıştılar, Nuh (A.S.) m davetine efrâd-ı ahâlinin itaat etmemesi için çareler düşündüler. Hatta nâsın avam kısmını Hz. Nuh'a eza etmeye teşvik ettiler. Binaenaleyh; Nuh (A.S.) şu sözleriyle bu hallerini beyan buyurmuş ve Cenab-ı Hakk'a şikâyet etmiştir.
Nuh 71:23
Vacip Tealâ yapmış oldukları hilelerinden bazılarını bej etmek üzere buyuruyor.
Yani; kavm-i Nuh'un mâl, mansıp ve evlât sahibi olup hatırlı olanları avam-ı nâsa hitaben «Ma'budlarınızı Hz. Nuh'un sözüne aldanıp da terketmeyin. Zira; size her iyiliği veren o ma'budları-nızdır. Hz. Nuh'un Rabbisi sizin ma'budlarmız gibi değildir. Bahusus ma'budlarmızm pek büyüğü olan (Ved), (Suva'), (Yağus), (Yauk) ve (Nesr)'i elbette terketmeyin. Zira; bunların cümlesi âbâ ve ecdadınızdan mevrûs büyük ma'budlarmızdır. Bunları ter-ketmek; kendinizi ve âbâ ve ecdadmızı techil etmektir» demekle avam-ı nâsı Nuh (A.S.) a ittibadan menettiler ve bu gibi hilelerle esafil-i nâsı aldattılar.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile kavm-i Nuh'uiî uluları âliheyi âvâm-ı nâsa muzaf kılmak suretiyle onlara mâl ederek kanlarını tahrik ettiler ve dediler ki «Bunlar sizin ma'budlarmızdır. Bunları terketmek kendinizin ve babalarınızın küfrünü kabul etmektir». İşte kavm-i Nuh'un uluları böyle demekle hile yaptılar ve âvâm-ı nasın asabiyetlerini tahrik ettiler! Çünkü; insanların kendilerine ve geçmişlerine kusur, noksan ve cehil isnad etmesi gayet ağır olduğundan bu cürmü itiraf etmek müşkül olduğu cihetle Nuh (A.S.) m nasihatini kabul ettirmek için bu türlü hileler düşündüler. Filhakika evvelden beri câri olan âdetten halkı döndürmek de müşküldür. Çünkü; bazı rivayete nazaran bu âyette beyan olunan beş putun isimleri Hz. Âdem'in evlâtlarından beş zatın ismidir. Onlar vefat edince şeytan insan suretinde geldi ve «Bunların suretlerini tasvir ederseniz unutmamış olur, istediğiniz zamanda onlara bakarsınız» demekle tasvirlerini yaptırdı. Bu minval üzere onlara nazar ederken mürûr-u zamanla bu âdet ibadete münkalib oldu. Gittikçe muhabbet tezayüd etti, sonra gelenler herşeyi onlardan beklemeye ve hakîkî ma'bud demeye başladılar. Halbuki putların hiçbir şeye kadir olmadıkları cümle ukalâca müsellem bir hakikattir. Böyle olduğu halde bu hal her zamanda carî olup bu mesleği ihtiyar edenlerin herbiri bir gûnâ te'vüle meşguldürler. Meselâ bazıları «Allahü Tealâ cisimdir, arş-ı âlâdadır, melekler etrafında safbeste dururlar» derler ve haşa Allah'ın sureti olmak üzere bir büyük suret ve etrafına meleklerin suretleri olmak üzere birtakım küçük suretler yaparlar ve onlara ibadeti «Allah'a ibadet» addederler, meleklerin suretlerine ibadeti «Onlardan şefaat istemek suretiyle ibadet ederiz» derler, bazılarıysa yıldızların suretlerine ibadet ederler. Çünkü âlemin saadet ve nuhusetlerini yıldızlardan bilirler. Velhasıl her zamanda herkes kendine göre bir te'vil bularak batılı irtikâb etmek âdet olduğundan şeriat-ı Mu-hammediye zîruh olan bilcümle mahrukatın tasvirini yapmayı menetmiştir ki sevdiği kimsenin fotoğrafına nazar ederek âdeti ibadete kalbetmesinler. Binaenaleyh; şeriat-ı Muhammediye put ittihazını suret-i kafiyede menettiğinden her ne suret ve maksada mebni olursa olsun puta karşı ibadet küfür ve bâtıldır.
Şu zikrolunan beş put evvelden beri kâfirler arasında meşhur olduğundan umum aliheden sonra bunların isimleri sarahaten zik-rolunmuştur.
Nuh 71:24
Vacip Tealâ kavm-i Nuh'un iman etmemek ve ettirmemek üzere yaptıkları hilelerden bazılarını beyandan sonra bazı aharı beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kavmin reisleri avâm-ı nâsın çoklarını hilelerle yoldan Çıkardılar. Şu halde ya Rab! Kavmimden zalim olanlara hiçbir şey ziyade etme, ancak onların hilelerinde dalâllerini ziyade et ki hilelerini terviç edemesinler ve hileleri kendilerinin helaklerine bâdî olsun, yahut mesalih-i beytiyelerini tesviyeden âciz ve hayran kalsınlar.
Şu manâdan anlaşıldığı veçhile daIâIle murad; emr-i dinde dalâl olmayıp dünya umurunda dalâldir. Binaenaleyh; «Hz. Nuh peygamberdir. Bir peygambere ümmetinin dalâletiyle duâ yakışmaz» unvanında îrad olunan suâl merduddur. Çünkü daIâ ile murad; emr-i dinde dalâl olsa bu suâl vârid olabilirdi. Lâkin emr-i dünyada dalâl murad olunca bu suâl vârid olmaz.
Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile kavm-i Nuh'un zalim olduklarını sarahaten beyan ve zulümlerini âleme ilân için ism-i zamir mahallinde ism.-i zahir olarak ( oŞı&l\ ) lâfzı varid olmuştur ki dalâlle duaya istihkaklarına illet ve esbap, zulümleri olduğu beyan olunsun. Hz. Nuh birçok kötülüklerini zikirden hasıl olan gazabına binaen kavminin aleyhine duâ ile hatm-i kelâm etmiştir. Binaenaleyh; bir nebi tarafından emr-i dünyada ümmeti aleyhine duanın caiz olduğuna bu âyet delâlet eder.
Hulâsa; Hz. Nuh kavminin imanından me'yus olunca Cenab-ı Hakka münacaat ederek kavminin kendine isyan ve avâmm rüe-saya ittibâ ettiklerini ve ayamın iman etmemeleri hususunda büyük hileler yaptıklarını ve cümle-i hilelerinden olarak «Ma'budla-rınızı ve bilhassa meşhur putlarınızı terketmeyin» dedikleri ve bu hileleriyle birçok kimseleri idlâl edip yoldan çıkardıkları ve Nuh (A.S.) in zulümlerini tasrih ederek aleyhlerine duâ ettiği bu âyetlerden müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Nuh 71:25
Vacip Tealâ Hz. Nuh'un kavminden me'yus olunca kavminin aleyhine duasını beyandan sonra tufanla garkolunduklarmı beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kavm-i Nuh ancak kendi hatâları sebebiyle dünyada tufanla garkolundular. Ba'dehu kabirde veyahut âhirette azaba ithal olundular da gerek tufanın tuğyanında ve gerek nâra ithal olunduklarmda Allah'tan gayrı yardımcı bulamadılar. Zira; onların dünyada yardımcı tanıdıkları putlardan veyahut etbâ' ve a'vandan hiç birisi işlerine yaramamıştır.
Fahri Râzi ve Kazî'nin beyanları veçhile kavm-i Nuh'un helakine sebep ancak kendi hataları olup başka bir sebep olmadığına işaret için ta'lil manâsına olan lafzıyla hatîe, iğrak üzerine takdim olunmuştur. Onların gar kolunduk-larından sonra ithal olundukları ateşle murad; kabir asabı olduğuna işaret için ta'kîbe delâlet eden fa lâfzı varid olmuştur. Çünkü fa lâfzı bilâmühletin ta'kibe delâlet ettiğinden tufanla garkın akîbinde kabir vardır. Onların garkıyla âhiret arasında birçok mühlet ve mesafe olduğu cihetle âhiret azabı murad olunmak uzaktır. Binaenaleyh bu âyet; kabir azabına delâlet eder.
Yahut Ebussud Efendi'nin beyanı veçhile garkolun-duklarının akabinde ithal olundukları ateşle murad; âhiret azabıdır. Zira; her ne kadar âhiretle bunların garkı arasında birçok zaman varsa da âhiret muhakkakulvuku olup şüphe olmadığından bunların garkolunmalarmı ta'kip menziline tenzil ile âhiret azabı murad olunmak bâid değildir. Azaba dahil olduklarını beyandan sonra onları azaptan kurtaracak bir kimse bulamadıklarını beyan; onlara ta'rizdir. Çünkü; onların putlara ibadetleri yardım ümidine mebniyken azabın zuhurunda yardım edemediklerini beyan; yardım ümid edenlere ta'riz olduğunda şüphe yoktur. Şu halde âyet-i celile; Allah'ın gayrı birşeye itimat caiz olmadığına ve itimad edenlerin Allah'ın gayrıdan fayda görmeyeceklerine delâlet eder.
Nuh 71:26
Vacip Tealâ kavm-i Nuh'un garkolunduklarmı beyandan sonra Nuh (A.S.) in kavminin hidâyetten hisseleri olmayıp garkolu-nacaklarmı bilince vâki olan duasını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Nuh (A.S.) kavmine vâki olan türlü türlü nasihatları-nın te'sirini görmeyince Cenab-ı Hakka- iltica ederek «Ya Rabbi! Bu kâfirlerden yeryüzünde devredip, gidip gelici bir ferdi terketme ki yeryüzünü ifsâd etmesin. Çünkü; terkedersen bîçare kullarını ıdlâl ve itikatlarını ifsad ederler, onlar ancak kâfir ve fâcir doğururlar. Binaenaleyh; bunları terketme ki kendileri gibi kâfir doğurmasınlar» demekle münacatta bulundu ve tecrübeyle kavminin halinden anladığını arzuhaline dercetti.
Nuh (A.S.) düşmanlarının aleyhlerine duadan sonra kendine ve dostlarına duaya başladı :
Nuh 71:27
Vacip Tealâ kavm-i Nuh'un garkolunduklarmı beyandan sonra Nuh (A.S.) in kavminin hidâyetten hisseleri olmayıp garkolu-nacaklarmı bilince vâki olan duasını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Nuh (A.S.) kavmine vâki olan türlü türlü nasihatları-nın te'sirini görmeyince Cenab-ı Hakka- iltica ederek «Ya Rabbi! Bu kâfirlerden yeryüzünde devredip, gidip gelici bir ferdi terketme ki yeryüzünü ifsâd etmesin. Çünkü; terkedersen bîçare kullarını ıdlâl ve itikatlarını ifsad ederler, onlar ancak kâfir ve fâcir doğururlar. Binaenaleyh; bunları terketme ki kendileri gibi kâfir doğurmasınlar» demekle münacatta bulundu ve tecrübeyle kavminin halinden anladığını arzuhaline dercetti.
Nuh (A.S.) düşmanlarının aleyhlerine duadan sonra kendine ve dostlarına duaya başladı :
Nuh 71:28
Yani; beni, peder ve validemi ve bilcümle ehl-i imanı mağfiret et demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Hz. Nuh, kavminden gördüğü ezaya karşı onların aleyhine dua etmek onlardan intikam almak gibi olup buysa nefsin hazzına tebaiyet olduğu cihetle evlâyı terk olduğundan nefsi için istiğfara lüzum görmüş ve istiğfar etmiştir.
Hz. Nuh'un pederi (Lemek), 'validesi (Enuş)'un kızı (Sem-ha)'dır ve her ikisi de müminlerdir. Hz. Nuh'la Hz. Âdem arasıngeçmiş olan pederleri on adet zevat olup hepsinin de mümin oldukları mervîdir.
Hz . Nuh'un beytiyle murad; mescidi veya gemisi yahut hane-i saadetidir. Bazıları da dini haneye teşbih tarikıyla beytle murad; dindir demişlerdir. Çünkü; zarardan hıfzetmekte din eve benzer. Nasıl ki bir kimsenin hanesi o kimseyi sıcaktan, soğuktan, bazı âfât ve avarızdan hıfzederse kezalik bir kimsenin dini o kimseyi küfrüzere terettüb eden cümle afattan muhafaza eder. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir.
Vacip Tealâ Nuh (A.S.) m müminlere mağfiretle duasını beyandan sonra kâfirlere helakle duâ ederek hatm-i kelâm ettiğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Cenab-ı Hak Hz. Nuh'un duasını kabul buyurup zalimlerin küllisini ihlâk etmiştir. Ancak ehl-i iman olarak gemiye girenler helakten ve tufandan mahfuz kalmışlardır. Helakten kırk sene evvelinden beri karıları çocuk doğurmaz oldukları cihetle helak zamanı kavm-i Nuh içinde sıbyan olmadığından »Büyüklerin kusurları sebebiyle küçükler niçin helak oldu?» şeklinde vârid olan suâl mündefîdir. Eğer bu rivayet doğru değil de helak zamanı sıbyamn mevcut olduğu farzolunursa sıbyanm helaki analarının ve babalarının azabı teşeddüd etsin içindir. Çünkü evlâdın helakinden mütehassıl acının ana ve babaya ziyade te'sir ettiği cümlece malûmdur. Bununla beraber sıbyanm helaki günahlarından dolayı azap için değil ki bu suâl vârid olsun, belki sıbyanm o zamanda helak olmaları alelade ölüm olduğundan bu suâle mahal yoktur.
Cinn 72:1
Mekke-i Mükerreme'de nâzi] olan sûrelerdendir. Yirmi sekiz âyeti camidir.
Yani; ey Habibim! Sen kavmine haber vermek suretiyle «Tai-fe-i cinden bir cemaat benden Kur'anı işittikleri taraf-ı İlâhî'den vahyolunmak tankıyla bana haber verildi» demekle cinlerin de şe-ref-i sohbetimle müşerref olduklarını ümmetine haber ver.
Fahri Râzi ve Nisâ'pûrî'nin beyanları veçhile taife-i cinnin vücudunu felâsifeden bir fırka inkâr ediyorlarsa da diğer bir fırkayla bütün erbâb-ı edyân cinnin vücudunu ikrar ve bilhassa millet-i İs-lâmiye cinnin vücudunu itikâd ederler, itikad da zaruridir. Zira: Kur'an bir çok âyetlerle cinnin vücudunu suret-i kafiyede haber vermiştir. Binaenaleyh- inkâr eden kâfir olur.
Vücudunu itikad edenler; cinnin mahiyeti havai hayvan mıdır veyahut cevahir-i kesife veya lâtife ecsam mıdır? Bu hususta ihtilâf ettikleri gibi eşkâllerinde de ihtilâf etmişlerdir, lâkin ekser-. ulemânın beyanları ecsâm olmalarıdır, uzunluk, kısalık ve bir mekânda bulunmak gibi sıfatları haizdirler. Bunların, beşerin kadir olamadığı meşakkatli efâl-i acibeye kadir olmak ve kendilerine mahsus ilimleri bulunmak ve eşkâl-i muhtelifeyle teşekkül etmek gibi hassaları da mevcuttur. Binaenaleyh; hayvanat-ı saire surttinde de görünebilirler ve hatta çok defa yılan suretinde görüldükleri rivayet olunmaktadır.
Bu âyette beyan olunduğuna nazaran Resulullah (Nahle) mevkiinde cinnîleri görmemiştir. Çünkü; cinnilerin Kur'anı işittikleri Resulullah'a vahyile haber verilmiştir. Eğer Resulullah Kur'anı okurken cinnîleri görmüş olsaydı vahyile haber vermeye hacet messetmezdi. İbn-i Abbas Hazretlerinin vak'a hakkındaki rivayeti de böyle olduğunu te'yid etmektedir. Çünkü; İbn-i Abbas'm rivayetine nazaran Resulullah bazı ashabıyla (Ukâz) denilen panayıra giderken (Nahle) nâm mahalli teşrif buyurduğunda ashabıyla beraber sabah namazı kılarken (Tihame) ve (Hicaz) cihetlerine me'-mur olarak gelen cinnîlerden bir fırka tesadüf ederek Kur'anı işitirler ve dinlerler, kendi kavimlerine bu sûrenin diğer âyetlerinde beyan olunduğu veçhile haber verirler. Zira; tâife-i cinnin semaya çıkmakta ve meleklerden işittikleri haberleri kâhinlere vesvese tankıyla ilka etmekte ve bu suretle birçok ifsadatta bulunmakta ve nâs arasında fitne yapmaktayken ufk-u nübüvvetten Fahri Kâinat tulü' edip hidayet yolları açılmaya başlayınca cinnîler semadan tardolundular ve bu tardolunmalarının esbabını aramak üzere bölük bölük etraf-ı arza dağılmışlardı. İşte bu maksat üzerine Tihame ve Hicaz cihetine gelen fırka (Nahle) denilen mevzide sabah namazında Resulullah'ıri Kur'an okuduğunu görünce «İşte bizim semadan tardolunduğumuzun sebebi budur» derler ve kemal-i edeple okunan Kur'anı dinlerler ve iman ederler, dönerler, kendi kavimlerine haber verirler. Bunların haberleri üzerine iman edenler olduğu gibi iman etmeyenler de olur. îman edenleri fırkalara ayrılır, iman etmeyenlerin de Yahudi, Nasranî, Mecusi ve müşrik olanları mevcuttur. Şu halde din ve itikat noktasında cinnîler de ayn-ı inşan gibidirler.
Resulullah'ın cinnîleri görmemesi bu vak'adadır. Çünkü; İbn-i Mesud Hazretlerinin rivayeti veçhile Taif te Resulullah'tan Kur'an taallüm ve kavimlerine tebliğ etmek üzere cinden bir taife gelmiş Kur'anı öğrenmiş ve Resulullah tarafından kendi kavimlerine ta'-lim-i din için me'mur olmuşlardır. İşte bu rivayete nazaran Resulullah onlarla sohbet etmiş, emr ü nehyi ve ahkâm-ı dini öğretmiş ve tarafından onları tebliğ-i ahkâma me'mur etmiştir. İşte (Sûre-i Ahkâf)'ta olan âyetler de bu manâya şahittir ve bu rivayetlerin her ikisi de doğru olabilir. Çünkü râviler başka başka oldukları gibi vak'alarm mevkileri de başkadır. Binaenaleyh; rivayetler yekdiğerine münafi değildir ve Resuiullah'm ins ü cinne meb'ûs olması da bunu te'yid ve cinnıleri görmesini icâb eder. Çünkü; Resuluilah'ın tâife-i cinne nebi olması onlarla ihtilât, mü-kaleme ve mübahâse etmesini icab ettiğinden her halde görmesi lâzım gelir. Binaenaleyh; görüşmüş ve sohbet etmiştir. Şu halde Resuiullah'm insten ashabı olduğu gibi cinden dahi ashabı vardır.
İnsle cinnin ahkâm-ı fıkhiyesine gelince; insanlarla cinnller arasında nikâh cereyan etmez. Çünkü nikâhın muktezası; zevçle zevce birbirine ülfet etmektir. Halbuki insanlarla cinmler beyninde ülfet mümkün değildir. Zira; me'kûlat ve meşrubatta, mesken ve me'vâda yekdiğeriyle münasebât olmadığından imtizaç olamaz. Şu halde tezevvücden maksat olan ünsiyet olamadığı cihetle aralarında nikâhın cereyanında bir fayda yoktur, binaenaleyh; nikâh da yoktur, siyaset-i şer'iye de bunu icap eder. Çünkü; nikâhın cevazı kabul edilse zinadan hâmil olan kadınlar hamlinin cinnîden olan zevcinden olduğunu iddia eder, bu sebeple âleme fesat saçılmasına sebep olur. Binaenaleyh; bu fesadın defi için de nikâh caiz olmamak lâzım gelir.
Cinnîlerin ahkâmından birisi de onlarla eda-yı salâtta cemaat mün'akid olur. Hatta berr-i beyabanda bir kimse ezanla ve ikametle yalnız olduğu halde namaz kıldıktan sonra «Ben cemaatla namaz kıldım d diyerek yemin etse yemininde yalancı olmaz. Zira; ezan ve ikametle eda ettiği için o mekânda bulunan müslim cinnîlerin kendine iktida etmek ihtimali vardır. Şu ihtimale binaen «Ben cemaatla namaz kıldım» diyebilir ve cinnin iktida edip etmediği malûm olmadığından meçhul üzerine yeminde bânis olmakla hükmolunamaz. Kezalik cinnin ahkâmından birisi de derni mahfuz olmaktır. Binaenaleyh; bigayrıhakkm katloîunması caiz değildir.
(Nahle)'de Resulullah'tan Kur'an işiten cinnîlerin adedinin yedi veya dokuz olmasında rivayetler varsa da âyette adede.delâlet yoktur. Yalnız cin lâfzı üçle on arasında olan zcvala ıtlak olunduğundan işitenlerin üçten aşağı ve ondan yukarı olmadığına âyette delâlet vardır.
Cinn 72:2
Vacip Tealâ cinnîlerin Resulullah'tan Kur'anı işittiklerini beyandan sonra işitenlerin dönüp memleketlerine geldiklerinde kendi kabileleriyle konuştukları sözleri hikâye etmek üzere buyuruyor.
Yani; Resulullah'tan Kur'anı işiten cinnîler dönüp memleketlerine geldiklerinde kendi" kavimlerine hitaben vuku-u hali beyan etmek üzere dediler ki «Biz bir irisan-ı kâmilden envâ-ı hakayıkı cami ve vahdaniyet-i İlâhî'yeyi beyan eder uslûb-u acayip üzere müştemil ve manâsı evvelin ve âhirinin ilimlerini havı Kur'anı işittik ki o Kur'anın en büyük hassası iman edenleri doğru yola götürmektir. İşte biz o Kur'ana iman ettik ve bundan sonra biz elbette Rabb'imize hiçbir kimseyi şerik itikad etmeyiz ve şirket-meyeceğimize ahd ü misak ettik».
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile (Nahle)'de Kur'anı dinleyen taifenin müşrik olduklarına bu âyet delâlet eder. Zira; iman ettikten sonra «Biz şirketmeyeceğiz» demeleri imandan evvel müşrik olduklarını beyan etmektir. Cinnîlerin imanlarını beyan etmek; Kureyş müşriklerine ta'rizdir. Çünkü cinnîlerin kemal-i temerrüd-leriyle beraber cins-i beşerden olmadıkları halde Kur'anı işitince Allahü Tealâ'nın kelâmı olduğunu idrakle derhal iman ettiklerini beyan Kureyş'in idrak ve insaf sahibi olmadıklarını beyan etmek-•tir. Çünkü; Kureyş Resuiullah'm kendi kabilesinden olmakla beraber lisan-ı Araba da kemal-i vukufları olduğu halde iman etmemeleri kemal-i hamakatlarına delâlet eder.
Cinn 72:3
Vacip Tealâ cinnîlerin şirketmeyeceklerine ahid verdiklerini beyandan sonra Allahü Tealâ'nm şerikten münezzeh olduğuna dair serdettikleri delillerini beyan ve hikâye etmek üzere buyuruyor.
Yani; bizim Rabbimizin nasıl şeriki olabilir? Olamaz. Zira; Rabb'imizin büyüklüğü herşeyden yüksek oldu ve büyüklüğü her-şeyden âlî olunca şerik ittihazından dahi âlî olacağı aşikârdır. Binaenaleyh; Rabbimiz kendine zevce ve velet ittihaz etmedi. Zira bunları ittihaz etmek; ihtiyaç üzere müptenidir. İhtiyaç ise Allahü Tealâ'da yoktur. Çünkü; ganiyy-i mutlaktır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile cedd in manâsı; azamet ve büyüklüktür. Yahut gani manasınadır. Yahut hakikat manasınadır. Buna nazaran manâ-yt âyet:
…
demektir. Şu halde hatun ittihaz etmedi. Zira hatun ittihazı; onunla istinasa ihtiyaçtan tevei-lüd edip Cenab-ı Hakkın gmasıysa ihtiyacın fevkinde olduğundan hatun ittihazına ihtiyaçtan münezzehtir. Kezalik velet ittihazı; neslin çoğalması ve bekası için olup Cenab-ı Hak ise kendi bakî ve gınası nesle ihtiyacın fevkinde olduğundan nesil ittihazından da münezzehtir. Binaenaleyh; ced lâfzından hangi manâ murad olunursa Cenab-ı Hakkın şerikten münezzeh olduğuna delâlet eder ve takriri şöyledir: «Allahü Tealâ şerikten münezzehtir. Zira; Allahü Tealân'm hakikati sair hakayıktan yüksektir. Her zat ki hakikati sair hakayıktan yüksektir, o zat şerikten münezzehtir. Binaenaleyh; Allahü TeaIâ şerikten münezzehtir» demektir ve diğer manâlara nazaran delil-i takrir, bu minval üzeredir. Kezalik fıkrası da,cümlesinin delilidir ve takriri şöyledir: «Allahü Tealâ'nm hakikati cümle hakayıktan yüksektir. Zira; Allahü Tealâ ihtiyacı olmadığından hatun ve velet ittihaz etmedi. Her zat ki ihtiyacı olmadığından hatun ve velet ittihaz etmeye, hakikati her hakikattan yüksektir. Binaenaleyh Ailahü Tealâ'nm hakikati her hakikattan yüksektir» demektir
Cinn 72:4
Vacip Tealâ cinnîlerin kendi kavimleriyle konuştukları söil rinden bazılarını ba'delbeyan bazı aharı beyan etm&k üzere buyuruyor
Yani; cinnîler Resulullah'tan Kuranı işitip kendi kavimlerine gelip hakikati haber verdikten sonra dediler ki «Bizim cahil ve sefih olanlarımız Allahü Tealâ üzerine lâyık olmadık veled ve hatun ittihaz etmesi, şerik ve nazîri olması gibi haktan gayet uzak olan Şeyleri söylerler. Halbuki onların sözleri iftiradan ibaret ve haktan uzaktır. Binaenaleyh; onların sözleri hakikata muvafık olmadığından itimad etmemek lâzımdır». İşte cinnîler kabilelerine böyle demekle nasihatta bulunmuşlardır.
Sefih; aklı hafif olan kimsedir. Şatat ; haddini tecavüz etmek ve lâyikmı gözetmemek manasınadır. Şu halde Allahü Tealâ'yı nefyi inkâr suretiyle haddini tecavüzde sânii inkâr ve tatil vardır, ispattaysa haddini tecavüzde şerik, velet ve hatun itti-nazı ve sair nevâkıs isnadı vardır. Binaenaleyh; her iki cihetten üe mezmum olduğundan cinnîler sefihlerini şu sözleriyle zemmetmişler ve demişlerdir ki «Bizim aklı yok olanlarımız Allahü Tealâ üzerine haddini tecavüzde bulunmuş ve iftira etmişlerdir».
Sefihle muradları; İblis'tir veyahut cinnin anudiarıdır. Allahü Tealâ üzerine söyledikleri sözlerin şatat, yi;ni haddini tecavüz olduğunu ve kabule şayan olmadığını söyleyenlerin sefih olduğunu beyanla iş'âr etmişlerdir. Eu sefihlerin sözlerinin haktan uzak olduğunu, Kur'anı işittikten sonra bilmişlerdir, belki Kur'anı işitmeden evvel onları ukalâ bilirler ve kendilerine iktida ederlerdi.
Cinn 72:5
Vacip Tealâ cinnîlerin sefihlerinin haktan uzak olarak Allahü Tealâ'ya lâyık olmadık şeyler isnad ettiklerini ikrarlarını hikâyeden sonra o sefihleri taklitlerinde kendilerinin ma'zur olmalarını beyan ettiklerini hikâye etmek üzere buyuruyor.
Yani; cinden bir taife (Nahle) mevkiinde Resulullah'tan Kur'anı dinleyip iman ederek kavimlerine geldiklerinde Allahü Tealâ'-nın şerikten, hatun ve velet ittihaz etmek gibi nekaisten münezzeh olduğunu ve sefihlerinin Allah'a iftira ettiklerini söyledikten sonra dediler ki «Muhakkak hakikat bize keşfolunmadan evvel zannediyorduk ki ins ü cin Allahü Tealâ'ya iftira ederek, yalan söylemezler. Halbuki biz Kur'anı işitince bildik ki ins ü cin Allahü Tealâ hakkında çok yalan söyleyip lâyık olmadık şeyler isnad ederler, biz de bilmeyerek onlara ittibâ* ediyorduk, bu ittibâ'ımızm hata olduğunu şimdi bildik)). İşte cinnîler böyle demekle geçmiş hatalarından i'tizar etmek istediler ve bu hatalarının cehaletten neş'et ettiğini ve Kur'anı işitmekle Allah'ın vahdaniyetine istidlal edere"k zulümat-ı cuhilden kurtulup nur-u imanla münevver olduklarını beyanla geçmiş kusurlarına istiğfar etmişlerdir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile istidlal etmeksizin mücerret zanla itikadın batıl olduğuna bu âyet delâlet eder. Çünkü; itikadi-yâtta zanna itibar yoktur.
Cinn 72:6
Vacip Tealâ cinnîlerin hataları sefihlerinin sözlerini doğru zannetmelerinden neş'et ettiğini zikrettiklerini beyandan sonra insanların ilticası,üzerine cinnîlerin tuğyan ettiklerini hikâye etmek üzere buyuruyor,
Yani; zaman-ı cahiliyede insanlar müsaferetle bir tenha mahalle konduklarında «Biz bu vadide bulunan taife-i cinnin büyüğüne ve ulusuna iltica ederiz» derlerdi ki o mahalde bulunan cinnîlerin gençleri ve sefihleri onlara eza etmesin. Halbuki çok kere o mahalde bulunan cinnîlerin kibri artar ve iltica eden insanları korkuturlar ve bu vesileyle insanlara zulüm ve taaddî ederlerdi. İşte şu Kur'anı işitmekle iman edentaife kendi kavimlerini zemmi-çin bunu hikâye edip demişlerdir ki «İnsanlardan bazı rical cinnî-îerden bazı ricalin âmânma dahil olup sığındıklarında cinnîler kibir ve inatlarını arttırdılar».
İnsanların her vakit Allahü Tealâ'ya iltica etmesi lâzımken ftiahlûkata iltica ettikleri için Allahü Tealâ onları cinnîlerin kibr ü azametleri, zulüm ve taaddîleri altında ezmiştir. Binaenaleyh insanlar için vazife; her zaman Allahü Tealâ'ya iltica etmektir, yoksa birtakım âciz mahlûkata iltica etmek her zaman zilleti muciptir
Cinn 72:7
Vacip Tealâ cinnîlere iltica edenlere karşı kibir ve azametlerini kırdıklarını beyandan sonra bu kibrin sebebini hikâye tarikıyla beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; taife-i cin de insanlar gibi Allahü Tealâ hiçbir kimseyi öldükten sonra diriltip kabrinden kaldırmaz itikadında bulunurlar ve binaenaleyh; kibir ve tuğyanlarını arttırırlardı.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyet insanlar gibi cinnîlerin de birçok fırkaları olduğuna delâlet eder. Zira; insanlarda olduğu gibi cinnîlerde de âhireti inkâr edenler bulunduğunu âyet beyan buyuruyor. Şu halde onlarda da Yahudi, Nasrani, Mecusi, müşrik ve mümin fırkaları mevcuttur.
Cinn 72:8
Vacip Tealâ cinlerin sözlerinden bazılarını beyandan sonra bazı aharı beyan ve hikâye etmek üzere buyuruyor.
Yani; Resulullah'tan KUr'anı işiterek gelip kavimlerine haber veren cinnîler esna-yı Kelâmlarında dediler ki «Biz âdet-i sabıkamız veçhile meleklerin kelâmlarını işitmek üzere göğe çıktık, elimizle dokunduk ve bulduk ki sema kuvvetli bekçilerle dolmuş ve ateş parçalarını bize savurtmakla bizi semadan tardediyorlar».
Mess ; esas itibarıyla dokunvıak manâsmaysa da bu makamda aramak manâsına olabilir. Çünkü; cinnîler semaya meleklerden söz aramak ve dinlemek için giderler, işittiklerini yeryüzünü ifsad için kâhinlere haber verirlerdi. Resulullah'ın tulûundan sonra yukarıda beyan olunduğu veçhile semadan menolunmuşlardı. Bu âyette semaya çıkmaktan menolunduklarmı kendileri haber veriyorlar. Şu halde bu âyet, batıla sa'yedenlerin akıbet merdud olacaklarına delâlet eder.
Cinn 72:9
Vacip Tealâ cinnîlerin semadan tardolunduklarma dair sözlerini hikâyeden sonra somadan meleklerin kelâmını nasıl işittiklerine dair sözlerini hikâye etmek üzere buyuruyor.
Yani; biz. «Kur'anın nüzulünden evvel semadan oturmaya münasip olan bazı mahallere oturur ehl-i asumanın haberlerini dinlerdik. Şimdi ise işitmek için semaya giden kendi için hazırlanmış recim yıldızlarını bulur. Binaenaleyh bundan sonra semaya çıkıp haber getirmek hiç kimsenin haddi değildir. Çünkü; böyle niyet-i fâsideyle semaya kim çıkarsa kemal-i hakaretle reddolunacağı muhakkaktır» demekle vukuatı beyan ettiler.
yıldız gözetmek manasınadır. Çünkü; yıldızları atmak için melekler cinnîleri gözetirler. Şeytanlara recmolunan yıldızların bizim nebimizin bisetinden evvel mevcut olup olmadığına dair ihtilâf mevcutsa da Fahri Râzi ve Nisâbûrî'-nin beyanları veçhile esah olan mevcut olmasıdır. Lâkin bizim nebimize hürmet olmak üzere ba'solunduktan sonra âlemi ifsad zımnında semaya çıkmayı âdet edenleri tardetmek için yıldızların adedi çoğalmıştır. Çünkü; bu âyetten evvelki âyette cinnîler «Biz semayı dolu bulduk» demeleri, evvelden gördüğümüz ve bildiğimiz gibi değil, bize atılan yıldızlar çoğalmıştır» demek olduğundan evvelden o Yıldızların bulunup ancak az olduğuna delâlet eder. Re-sulullah'a tahsis, zamanında şiddetle menolunduğu içindir. Yoksa o nevi yıldızlar evvelden mevcut olmadığından değildir.
Cinn 72:10
Vacip Tealâ evvelkinden ziyade vaki olan zecrin sebebini bizim peygamberimizin bi'seti olarak bulduklarını beyandan sonra .şu bi'setin nâs hakkında ne gibi te'siri olacağına dair mübâhâselerini hikâye etmek üzere buyuruyor.
Yani; «Bizlerin evvelkinden ziyade semadan tardolunmamızm sebebi; Hz. Muhammed'in ba'solunmasıdır.' Şu halde biz bilemiyoruz ki yeryüzünde olan kimseler iman etmediklerinden dolaya geçmiş ümmetler gibi haklarında lühlik birşey mi olacak, yoksa iman edip de haklarında hayr-ı mahız mı olacak? Şu cihetler bizce malûm değildir» dediler veyahut manâ-yı âyet:
…
demektir.
Bu nn'silli sözler insanların muhaverelerinde dahi olur. Meselâ bir hâdise vukuunda «Bu hâdisenin altından ne çıkacak? Acaba hayır mı var, yoksa şer mi var?» denir. İşte bu misilli muhaverenin aynıyla cinnîlerde dahi olduğunu Cenab-ı Hak beyan buyurmuştur.
Cinn 72:11
Vacip Tealâ cinnîlerin kendilerinden mümin olan ve olmayan olduğunu beyan ettiklerini hikâye etmek üzere buyuruyor.
Yani: cinnîler muhaverelerinde dediler ki «Bizden birtaknri iyi işli mümin-i kâmiller vardır ki oniar işittikleri haberlere asi. yalan karıştırmazlar, bunların gayrı birtakım kötü işli kimseleı vardır ki onlar işittikleri haberlere birçok yalan,karıştırır, âlemi ifsad ederler. Binaenaleyh; biz muhtelif mezhep sahipleri olduk Hatta1 cinnîlerde mümin ve kâfir olduğu gibi mümin olanlarında dahi ehl-i sünnet, Rafız, Havaric, Mu'tezile ve sair fırkalar meyj cuttur, o fırkaların mevcut olduğuna bu âyette işaret varda1. Çünkü; teferruk manâsına olduğundan taraik : meza\ hip manâsına olunca mezahib-i müteferjğfea sahibi olduklarını beyetmişlerdir.
Cinn 72:12
Vacip Tealâ Kur'anm nüzulü üzerine cinnîierin hakikati keşj fettiklerini beyandan sonra Allah'ın kudreti hakkında itikatların! beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; biz şeriat-ı Muhamnıe diyen in esası olan Kur'anm hakikatini keşfettikten sonra fena olan hallerimizi terkettik. Zira; biz bildik ki Allahü Tealâ her türlü intikama kaadir olduğundan yeryüzünde olacak intikamın hiçbirisinde biz Allahü Tealâ'yı âciz kıla-mayız. Binaenaleyh; kötü fiillerin cezasını verir, intikamını alır, biz kahr-ı İlâhî'den firar etmekle kurtulup elbette Allah'ı âciz kı-lamayız. Çünkü; cümle emkine Kudretullah'a nispetle müsavidir. Şu halde her nereye firar edersek Allah'ın kudreti o mahalde hazır olduğundan kurtuluş yoktur
Cinn 72:13
Vacip Tealâ cirimlerin Kudretullah'ı tasdik ve kaçmakla ga-zab-ı İlâhiden kurtulamayacaklarını itikad ettiklerini beyandan sonra iman ettiklerini hikâye tarikıyla beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; biz Hz. Muhammed'den işitince Kur'ana iman ettik. Hal böyle olunca Rabb'isine iman eden kimse hidâyeti bulduğu için amelinin ecri noksan olmasından ve kendine zulmolunmakla züll ü meskenet her tarafını ihata etmesinden korkmaz. Zira; iman eden kimse Kur'anm emri veçhile gerek kendi nefsinde ve gerek gayrı-larda adaleti icra ettiğinden bir kimsenin hakkını noksan vermez ki ecri noksan olsun ve bir kimseyi zulümle zelil kılmaz ki kendinin zilletle ihata olunmasından korksun, hiçbirisi olmaz. Çünkü; «herkes serdiği döşeğe oturur» fahvasmca bir kimsenin hakkını noksan vermeyenin hakkmda noksan olmadığı gibi zulmetmeyen kimseye zulüm dahi olunmaz.
birşeyde noksan ve inşam ihata edici zulüm manâsına olduğundan «Kur'ana iman eden ne ecrinin noksan olmasından ve ne de kendisine zulmolunmasından korkusu olun' demektir.
Cinn 72:14
Vacip Tealâ cinnîlerden bazılarının iman ettiklerini beyandan sonra onlardan müslim olanlar olduğu gibi İslâm'dan i'raz edenler olduğunu da hikâye tarikıyla beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; bizden bir kısım var ki onlar tamamen hükm-ü İlâhîye muti' ve münkaddırlar. Onlar Kur'ana iman ettiklerinden Kur'anm bütün evamir ve nevahisine boyun eğmekle her umurlarını kitaba tatbikle adalet ederler, bizden bir kısım dahi var ki onlar Kur'ana iman etmediklerinden cadde-i adaletten çıkmakla zâlimdirler. Hal böyle olunca işte şu İslâmla müşerref olan kimseler doğru yol aradılar, buldular. Maksatlarına nail oldular. Bu maksada nail olanların dereceleri büyük olduğuna işaret içîiı ( '-^ lâfzı ta'zime delâlet eden tenvinle vârid olmuştur.
Vacip Tealâ cinnîlerin kendilerini iki kısma tefrik ettiklerini beyandan sonra kâfir olanları zemmetmek üzere :
Cinn 72:15
buyuruyor.
Yani; insanlar gibi cinnîlerden kâfir olanlar Cehennem'inj odunu olarak yanarlar.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile cinnîler her ne kadar ateşten halkolunmuşlarsa da keyfiyetleri değiştiğinden ateş hali kalmadığı cihetle ateşle muazzap olmalarına madde-i asliyeleri mani olamaz. Binaenaleyh; «Ateşten halkolunan ateşle muazzap olunmaz» şeklinde irâd olan suâl merdûddur. Zira; ateşten halkolunmuşlarsa da ateş halinde kalmamışlardır. Bununla beraber ateşe ateşle azab etmeye Cenab-i Hak kadirdir. Şu halde Cenab-ı Hakkın kudret-i kâ-milesine itikad eden kimse bu gibi itiraza cür'et etmez.
Cinn 72:16
Tealâ Resulullah'a vahyolunan ahkâmdan bazılarını beyandan ve cirmîlerin kelâmını hikâyeden sonra vahyolunan ahkâmdan bazı aharı beyan etmek üzere :
Yani; hal ü şan şöyledir ki ins ü cin işlerini ve sözlerini şeriata tatbik ederek adalet üzere hareket ve târik-ı müstakim üzerine istikamet etseler onları gayet tatlı yağmur sularıyla sularız, o su sayesinde rızıklarım bol verir, refah ü saadetle yaşatır ve bu nimetlerin şükrünü eda edip etmemek hususunda o su hakkında onları imtihan ederiz ve bu nimetler onlara imtihan hikmetine meb-nidir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile rahmetten hasıl olan tatlı su veyahut menfaat, hayrat ve bol rızıkt ir. 'Şu halde ins ü cin şeriat.üzere istikamet etmiş olsalar biz menafi-i kesire ve bol rı-zıkla merzûk eder ve envâ-ı hayratı onlara îsâl ederiz ki biz onlara imtihan muamelesi yaparız. Bakalım o nimetlere şükrederler mi?
Bu makamda bahis; cinnîlerde olduğu için istikamet cinne râ-cidir. Yahut tatlı suyla intifa' edecek insanlar olduğu için her ne kadar insan geçmemigse de halen insan malûm olduğu cihetle 'zamirin insana râci olması caiz olduğundan istikamette mu-rad; insanların istikameti denmişse de esah olan her ikisine de şâmil olmaktır. Akla ve nakle muvafık olan da budur. Zira; istikametle her iki taife me'murdur ve âyette Cenab-ı Hak bol rızık vereceğini istikamete talik buyurduğu gibi bol rızka her iki taife de muhtaçtır. Binaenaleyh; taifeden birine tahsiste fayda yoktur. Belki fayda; bol rızka illet olan istikametle cümlesi mükellef olduğu gibi hükmün de cümleye şâmil olmasındadır.
Adet-i Ilâhî'ye; nimetini ihsan ettiği her kulunu o nimetin şükrünü eda etmekle mükellef -ve her nimet sahibini nail olduğu nimetle imtihan etmek olduğuna işaret için Ayetin âhirinde imtihan edeceğini beyan ve her nimetin, bol rızkın ve güzel yaşamanın esası su olduğuna işaret için Vacip Tealâ istikamete tatlı su vereceğini beyanla teşvik buyurmuştur.
Hulâsa; istikametin bol rızka, çok yağmura ve envâ'-ı hayrata sebep olacağı ve her nimete şükretmek lâzım olduğundan nimete karşı Cenab-ı.Hakkın kullarına imtihan muamelesi yaptığı bu âyetten müstefad-olan fevaid cümlesindendir.
Cinn 72:17
Vâcip'Tealâ istikametin bol rızka sebep olduğunu beyandan sonra istikametin esası olan zikirden i'raz edenleri Cehennem'e ithal edeceğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ey ibadetle mükellef olan ins ü cin! Siz bilin ki ibadet için bina kılman mescitlerin hepsi Allahü Tealâ'ya mahsustur. Binaenaleyh; o mescitlerde Allahü Tealâ'ya ibadet ederken Allah'la beraber başka bir kimseye dahi ibadet etmeyin ki Allahü Tealâ'ya şirket mey e siniz.
Fahri Râzi ve Hâzin'in beyanları veçhile mesacidle murad; ibadet için bina kılınan mahal olduğuna nazaran Yehûd ve Nasarâ'nın havra ve kiliselerine ve ehl-i İslâm'ın mescitlerine şamildir. Zira; Yehûd ve Nasârâ ma'bedhanelerinde Allah'a şirket-tiklerinden Cenab-ı Hak bu âyette şirkten nehyile ihlâs üzere ibadet olunmasını emir buyuruyor. Çünkü; bilûmum ibadet için bina kılınan mahaller Allah'a mahsus olunca ibadetin hepsinin Allah'a mahsus olması lâzımdır.
Imam-ı Hasan'm rivayetine nazaran mesacitle murad; secde mümkün olan her yerdir ki yeryüzünün kâffesine şamildir.
Zira; Resulullah buyurmuştur. Yani «Benim için yeryüzünün küllisi mescit kılındı» demektir. Binaenaleyh âyet-i celile; secde mümkün olan her yere şamil olmak lâzımdır ki bu manâ murad olunduğunda hadis-i şerife muvafık olarak tefsir olunduğu gibi kavaid-i Arabiyeye dahi muvafıktır. Çünkü ile varid olan cemilerde tercih-i bilâmüreccah lâzım gelmesin için istiğrak yani şümulü mümkün olan cemi' efrada şamil olması murad olunmak kavaid-i Arabiye iktizasındandır. Binaenaleyh; Eliflâm ile cemi' olduğundan «Mescit ıtlakma seza olan her yeri Allahü Tealâ halkettiği için Allah'a mahsus ve Allah'ındır» demek olur. Şu halde Allah'ın halkettiği her yerde Allah'ın gayrıya ibadet caiz olamayacağını Cenab-ı Hak bu âyette beyan buyurmuştur. Yahut mesâcitle murad; vü-cud-u insanda kendisiyle secde olunan yedi azadır ki eller, ayaklar, dizler ve bir de yüzdür, bu azalar Allah'ın mahlûku olduğundan «Bunlarla Allah'ın gayrıya ibadet etmeyin»' demektir.
Bu âyetin âhiri evvelini te'kid eder. Çünkü; «arzın küllisi Allah'ındır» deyince Allahü Tealâ'ya hiçbir şeyde kimsenin şerik olamadığı gibi ibadette dahi şerik olamayacağı evleviyetle sabit olur. Bundan sonra «İbadette Allah'a hiçbir kimseyi şerik etmeyin" demek âyetin evvelinden lâzım gelen şeyi te'kid olur
Bu âyette mescide giren kimseye zikretmesiyle emir vardır. Zira; «Allah'la beraber gayrıya çağırmayın» demek «Allahü Tealâ'ya çağırın» demektir. Çünkü birşeyden nehyetmek; o şeyin zıddıyla emir olduğundan şirkten nehyetmek; tevhidle emretmektir. Binaenaleyh; mescid-i .şerife giren kimsenin bu âyete imtisalen tevhidle girmesinin sünnet olduğu Fahri Râzi'nin cümle-i beyanatıri-dandır.
Hulâsa; ma'bedhaneler Allahü Tealâ'ya mahsus olduğundan Allahü Tealâ ile beraber başka bir kimseye ibadet etmek caiz olmadığı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Cinn 72:18
Vâcip'Tealâ istikametin bol rızka sebep olduğunu beyandan sonra istikametin esası olan zikirden i'raz edenleri Cehennem'e ithal edeceğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ey ibadetle mükellef olan ins ü cin! Siz bilin ki ibadet için bina kılman mescitlerin hepsi Allahü Tealâ'ya mahsustur. Binaenaleyh; o mescitlerde Allahü Tealâ'ya ibadet ederken Allah'la beraber başka bir kimseye dahi ibadet etmeyin ki Allahü Tealâ'ya şirket mey e siniz.
Fahri Râzi ve Hâzin'in beyanları veçhile mesacidle murad; ibadet için bina kılınan mahal olduğuna nazaran Yehûd ve Nasarâ'nın havra ve kiliselerine ve ehl-i İslâm'ın mescitlerine şamildir. Zira; Yehûd ve Nasârâ ma'bedhanelerinde Allah'a şirket-tiklerinden Cenab-ı Hak bu âyette şirkten nehyile ihlâs üzere ibadet olunmasını emir buyuruyor. Çünkü; bilûmum ibadet için bina kılınan mahaller Allah'a mahsus olunca ibadetin hepsinin Allah'a mahsus olması lâzımdır.
Imam-ı Hasan'm rivayetine nazaran mesacitle murad; secde mümkün olan her yerdir ki yeryüzünün kâffesine şamildir.
Zira; Resulullah buyurmuştur. Yani «Benim için yeryüzünün küllisi mescit kılındı» demektir. Binaenaleyh âyet-i celile; secde mümkün olan her yere şamil olmak lâzımdır ki bu manâ murad olunduğunda hadis-i şerife muvafık olarak tefsir olunduğu gibi kavaid-i Arabiyeye dahi muvafıktır. Çünkü ile varid olan cemilerde tercih-i bilâmüreccah lâzım gelmesin için istiğrak yani şümulü mümkün olan cemi' efrada şamil olması murad olunmak kavaid-i Arabiye iktizasındandır. Binaenaleyh; Eliflâm ile cemi' olduğundan «Mescit ıtlakma seza olan her yeri Allahü Tealâ halkettiği için Allah'a mahsus ve Allah'ındır» demek olur. Şu halde Allah'ın halkettiği her yerde Allah'ın gayrıya ibadet caiz olamayacağını Cenab-ı Hak bu âyette beyan buyurmuştur. Yahut mesâcitle murad; vü-cud-u insanda kendisiyle secde olunan yedi azadır ki eller, ayaklar, dizler ve bir de yüzdür, bu azalar Allah'ın mahlûku olduğundan «Bunlarla Allah'ın gayrıya ibadet etmeyin»' demektir.
Bu âyetin âhiri evvelini te'kid eder. Çünkü; «arzın küllisi Allah'ındır» deyince Allahü Tealâ'ya hiçbir şeyde kimsenin şerik olamadığı gibi ibadette dahi şerik olamayacağı evleviyetle sabit olur. Bundan sonra «İbadette Allah'a hiçbir kimseyi şerik etmeyin" demek âyetin evvelinden lâzım gelen şeyi te'kid olur
Bu âyette mescide giren kimseye zikretmesiyle emir vardır. Zira; «Allah'la beraber gayrıya çağırmayın» demek «Allahü Tealâ'ya çağırın» demektir. Çünkü birşeyden nehyetmek; o şeyin zıddıyla emir olduğundan şirkten nehyetmek; tevhidle emretmektir. Binaenaleyh; mescid-i .şerife giren kimsenin bu âyete imtisalen tevhidle girmesinin sünnet olduğu Fahri Râzi'nin cümle-i beyanatıri-dandır.
Hulâsa; ma'bedhaneler Allahü Tealâ'ya mahsus olduğundan Allahü Tealâ ile beraber başka bir kimseye ibadet etmek caiz olmadığı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Cinn 72:19
Vacip Tealâ ibadetin ancak Allah'a mahsus olduğunu beyandan sonra Resulullah'ın Allahü Tealâ'ya ibadetinden cinnîlerin ta-hayyürlerini beyan etmek üzere buyuruyor, .
Yani; vakta ki Resulullah Mekke'ye yakın (Nahle) denilei? mevkide ashâbıyla sabah namazını eda etmek üzere ayağa kalkıp ibadet etmeye başlayınca o mevkide tesadüf eden cinnîler Resulul-lah'ın ibadetindeki intizamında, erkân-ı salâtında yani kıyam, kı-raet, rükû ve sücûdunda ashabının kemal-i intizamla iktidasma, kıraet olunan Kur'anın acayib ve garaibine son derece dikkatla bakarak görmedikleri ibadeti görüp, işitmedikleri kelâmı işitince kemal-i taaccüple birbirlerine sarılarak ip yumağı gibi sıkıştılar, hatta o derece sıkıştılar ki âdeta birbirine yapışmış keçelenmiş tüyler gibi olmaya yaklaştılar.
Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile ibadete kıyamın ubudiyet iktiza ettiğine işaret için Resulullah'tan abidle tâbir olunmuştur. Allah'ın kulu Allah'a ibadet eder deyince Resulullah'a muarız olan kâfirlere ta'riz vardır. Çünkü; o kâfirler de Allah'ın kuludur. Nasıl ki Resulullah, Allah'ın kulu olduğu için Allah'a' ibadet ediyorsa Allahü Tealâ'nın diğer kulları da hep ibadet etmelidir. Binaenaleyh; Allah'a ibadet etmeyenler ta'rıze ve tekdire şayandırlar.
birbirine karışıp sarılmak manasınadır. Burada top-lanmak ve sıkışmaktan ibarettir. Yahut Fahri Râzi'nin beyanı veçhile manâ-yı âyet:
…
demektir.
Cinn 72:20
Vacip Tealâ Resulullah'm ibadetini beyandan sonra «İbadetten vazgeç» diyen müşriklere Resulullah.'m cevabını hikâye etmek üzere buyuruyor.
Yani; Mekke ahalisinin Resulullah'a «Sen âbâ ve ecdadımızın hilâfına bir din getirdin, gittiğin yoldan, tuttuğun meslekten dolayı herkes sana husûmet etti. Vazgeç bundan" demeleri üzerine Resulullah onlara dedi ki «Ben herkesin adavetini icab eder bir-şeyde bulunmuyorum. Ancak Rabbime ibadet ediyorum ve Rabbime kimseyi şerik kılmam ki bana adavet etsinler. Çünkü; bu din ve ibadet kimseyi incitmeyen akıl ve hikmete muvafık bir meslek olduğundan husumet etmek şöyle dursun belki muhabbet icab eder bir meslektir».
Nisâbûrî'nin beyanı veçhile bu âyette fıkra-i ûlânın mutazam-mm olduğu manâ-yı tevhid, makamın şanına ihtimam için fıkra-i saniyede sarahaten beyan olunmuştur. Çünkü; mesele tevhide müteallik olduğundan şanına ihtimamın lüzumunu beyana hacet olmadığı gibi lâfzı hasır ifade ettiği ci-hetle «Ancak ben Rabbime ibadet ederim» demek «Gayriyi teşrik etmem» demeyi müstelzimse de ancak tevhidin şanına itina lâzım olduğundan zımnen beyan olunan tevhidi sarahaten beyan-etmekle te'kid olunmuştur.
Yahut bu kelâm Resulullah'm etrafını çeviren cirimlere cevaptır. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir. Lâkin bu tevcih zayıftır. Zira; bundan evvel beyan olunduğu veçhile Resulullah bu vak'ada cinnîleri görmemiştir. Amma başka vak'ada görmüş ve tebligatta bulunmuştur.
Cinn 72:21
Vacip Tealâ resulünün Rabbisine ibadet edip şirketmediğini beyandan sonra ibadetinden dolayı husûmet eden kâfirlere verilecek cevabı beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ey Habibim! Senin ibadetinden dolayı sana husumet eden kâfirlere sen de ki «Herşeyi halkeden Allahü Tealâ'dır. Binaenaleyh; ben sizin mazarratınızı defa ve menfaatinizi celbe mâlik değilim, size gazab edersem mazarrat etmeye, muhabbet edersem menfaat vermeye kadir olamam. Zira; hergeyin halikı Allahü Tealâ olduğundan kullar hiçbir menfaat ve mazarrata muktedir olamaz. Şu halde benim gibi siz de ibodetinizi Allah'a hasredin ve gir-ketmeyin ki herşeyi Allah'tan bekleyesiniz. Çünkü; menfaat ve mazarrat ondandır, başkasından değildir».
Bu âyetten anlagıldığı veçhile enbiya-yı izam hazaratı nef u zarra malik olmayınca avam-ı nâsm malik olamayacağı evleviyetle sabit olur. Binaenaleyh; kâfirlerin Resulullah'ı tehdidlerinin semeresi olmayacağı bu âyetle sabittir.
Vacip Tealâ Resulullah'ın «Ben sizin için mazarrat ve menfa-ata malik değilim» dediğini beyandan sonra kâfirlerin «Sen davandan vazgeçersen biz seni kurtarırız» demelerine mukabil verilen cevabı beyan etmek üzere
Cinn 72:22
buyuruyor.
Bu âyette Allah'ın gazabından hiç bir kimse diğer bir kimseyi halâs edemeyeceğini beyanla kâfirlerin «Davandan vazgeçersen biz seni kurtarırız» sözleri reddolunmug ve hergeyin Vacip Tealâ'-nm yed-i kudretinde olduğunu beyanla kâfirleri küfürden tenfir ve imana terğip olduğu gibi Allah'ın iradesine karşı herkesin âciz olduğu dahi beyan edilmiş ve Allah'ın gayrı bir melce' olmadığını beyanla herkesin melcei ancak Vacip Tealâ olduğunu tefhimle cümlenin dertlerine çare Cenab-ı Hak'tan olacağını sarahaten beyanla kâfirleri tekdir de hasıl olmuştur.
Fahri Râzi'nin beyanına nazaran melce' manasınadır. cümlesi 'den istisna olduğuna nazaran manâ-yı âyet;
…
demektir.
Cinn 72:23
Vacip Tealâ çare-i necat ancak Allah'ın emri veçhüzere tebliğ olup yoksa kâfirlerin teklifi veçhüzere tebliği terketmek olmadığı- nı beyandan sonra mutlaka âsîlerin hallerini beyanla kâfirlerin teklifleri kabul olunmayacağını tekrar beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; her kim ki emr-i tevhidde Allah'a ve Resulüne isyan ederse onun için muhakkak Cehennem azabı vardır ve Cehennem'de ebeden kalıcı olduğu halde Cehennem'den çıkmaz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyet küfre ve küfrün gayrı cümle isyana şâmil olduğu cihetle ehl-i imandan sudur eden günahlara dahi şâmildir. Binaenaleyh; firak-ı dâlleden Mutezile ehl-i imanm günahkârlarının Cehennem'de ebeden yanacaklarını bu âyetle istidlal ederek mezheplerini isbat etmişlerdir. Ehl-i sünnet itikadmea mümin olan bir kimse velevse büyük günah sahibi olsa dahi Cehennem'de ebeden kalmaz. Zira; en büyük ibadet olan imanm sevabını görmek üzere elbette Cehennem'den kurtulup Cennet'e girmek delâil-i akliye ve nakliyeye muvafık olduğu cihetle bu misilli âyât ve ehadiste olan hulûd; uzun müddet
manâsına olmak lâzımdır. Fakat bu âyette hulûd kelimesiyle te'kid olunduğundan uzun müddet manâsına olması zayıf olduğu için âyet-i celile emr-i tebliğden sonra varid olduğundan isyan her ne kadar umum günahlara şamilse de bu vak'aya mahsus olması bedihidir. Buna- nazaran âyetin manâsı:
…
demektir. Emri tebliğde isyan ise küfürdür. Şu halde bu âyet Mu'tezile'nm davasını ispat edemez. Zira isyan; bu âyette cümle günahlara şamil olamaz ki onların davalarını ispat etsin. Binaenaleyh; isyanın emr-i tebliğde isyan üzere mahmul olmasını, kâfirlerin «Davandan vazgeçersen biz seni kurtarırız» demeleri emr-i tebliğde isyan teklif etmelerini teyid eder.
Bu âyette isyanla muradın en büyük günah olduğuna işaret için insan huIûd yani ebediyetle tavsif ve takyid olunmuştur, kâfir her ne kadar dünyada az bir zamanda küfretmişse de ebeden dünyada yaşamış olsa küfürden ayrılmayacağına binaen ebedî azaba müstehak olmuştur.
Hulâsa; Allah'a ve Resulüne isyanla küfreden kimsenin yeri ebeden Cehennem ateşi olacağı ve onda muhalled kalacağı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir
Cinn 72:24
Vacip Tealâ bundan evvel sarahaten ve zımnen kâfirlerin adavetini beyandan sonra bu adavetin nihayesini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kâfirler kendilerinin adetleri çok, kuvvetleri büyük, Resulullah'ı ve etbâ'mı adet yönünden az, kuvvet yönünden zayıf addederek adavetleri devam eder ve bu davadan-vazgeçmezler, ta ki dünya ve âhirette vaadolundukları azabı görünceye kadar. Binaenaleyh; yardımcısı zayıf, etbâ'ı gayet az olan kim olduğunu yakında bilirler.
Bu âyette kâfirleri tehdid olduğu gibi envâ'-ı azabı görmeyince Resulullah'a adavetten vazgeçmeyeceklerine dahi işaret vardır. Amma envâ'-ı azabın dünyada olması ihtimali de vardır: Gaza-yı Bedir gibi. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir. Çünkü; Bedir vak'ası kâfirlerin Resulullah'a ezalarına hatime olmuştur. Yahut azapla murad; âhiret azabıdır. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
Cinn 72:25
Vacip Tealâ kâfirlerin adavetleri vaadolundukları azabı görünceye kadar uzayacağını beyandan sonra kâfirler tarafından istihza tarikıyla «Bu vaadetmiş olduğun azap ne zaman olacaktır?)-demeleri üzerine Resulullah'ın cevabını beyan zımnında buyuruyor.
Yani vaadolunan azabın vukuu muhakkaktır, lâkin vakti malûm değildir.
nafiyedir. Şu halde demek ( demektir. Yani «Ben bilmem yakın mıdır, yoksa uzun müddet var mıdır? Orasını Allahü Tealâ bilir» demektir. Resulullah bundan evvelki âyette beyan olunduğu veçhile kâfirlere azabı vaadedince müşriklerden (Nadr b. Haris) «Bu vaadolunan azabm zamanı ne vakittir?» demesi üzerine bu âyetin nazil olduğu mervidir.
Vacip Tealâ Resulünün «Azabm vaktini bilmem» demesi üzerine azabm vakti gaip olup gaibi de Allahü Tealâ'dan başka bilen olmadığını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ey müşrikler! Size vaadolunan kıyametin vaktini ben bilmem. İlmi Allah'a mahsustur. Zira; gaibi bilen ancak kendisidir. Binaenaleyh; kıyamet gibi ilmini kendine hasrettiği mugayyebat-tan hiçbirisini kimseye bildirmez. Ancak peygamberan-ı izamdan gaybı bilmesine razı olduğu zatlara bildirir.
Bu âyette Resulullah'ın «Ben kıyametin vaktini bilmem» dediği kelâmını takrir ve ta'lildir, takriri şöyledir: «Azabın zamanını ben bilmem. Zira; bunun zamanını bilici ancak Allahü Tealâ'dir. Binaenaleyh; ben bilmem» demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette gaybı bilmesine razı olduğu resullerini istisna; umur-u risaleti edaya müteallik olan mugayyebatta istisnadır. Çünkü; bir resul risaletini ispat için getirdiği mu'cizeleri ve ahkâm-ı şer'iyeyi ve ümmetinin amelinin keyfiyetini beyan ve amel üzerine cezanın tertibi ekseriyetle mugay-yebattan, ahval-i âhirete müteallik olup ukul-ü beşerin idrakinden âciz olduğu cihetle birtakım ahvalde resullerini müstesna kılmıştır. Zira; bazı mugayyebata muttali' olmak; nübüvvetin levazımatın-dandır. Kezalik resulünü bazı mugayyebatma muttali' kılacağım beyan etmek; o resulün ümmetinden bazı evliyasını kerametle taltif edeceğini müstelzimdir. Çünkü; Vacip Tealâ'nm kıyamet gibi bazı mugayyebatı kendine münhasır kılması, bazı aharı enbiyasına tahsis etmesiyle diğer kullarını hiçbir gayba muttali' kılmaması lâzım gelmez. Zira; kerâmât-ı evliyanın diğer nususla sabit olduğu gibi bazı kimselerde bilfiil vukuu da bunu ispat etmektedir. Binaenaleyh; Mu'tezile'nin dedikleri gibi bu âyet kerâmât-ı evliyayı menet-mez, bilâkis delâlet-i iltizamiye tarikıyla ispat eder. İlhâmât ve rü-ya-yı sadıka gibi zuhur eden şeylerin cümlesi az çok gaibe delâlet eden şeylerdendir. Şu halde Kur'an bunun hilâfına delâlet eder demek; Kur'ana bir nevi ta'netmek olduğundan bu gibi şeylere cesaret etmemek lâzımdır. Binaenaleyh; intizam-ı âleme halel vermeyecek ve hikmet-i teşriiyeye muhalif olmayacak bazı gaibi kullarından bazılarına Allah'ın bildirmesinde aklen ve naklen bir manı yoktur. Amma bilmesi mazarrat olan şeyleri bildirmez ve zat-ı ülûhiyetine tahsis buyurduğu gaybı bilirim davasında bulunan kimse nazar-ı şeri'de tekfir olunur.
Enbiyaya mahsus olan gaibi de enbiyanın gayrılarma bildirmez. Eğer bildirmiş olsa emr-i nübüvvet haleldar olur. Buysa ak-len ve naklen tecviz olunur bir şey değildir.
Vacip Tealâ kendine mahsus olan mugayyebata hiç kimseyi muttali' kılmayacağına işaret için gayb lâfzını kendine râci zamire muzaf kılmıştır. Ayetin evvelindeki gayh ; Resulullah'm «Ben bilmem» dediği gayb-ı ma'huddur ki kâfirlerin suâl ettikleri azabın zamanı ve kıyamet günüdür.
Hulâsa; Allah'ın gizlediği mugayyebata hiçbir kimseyi muttali' kılmayacağı, ancak bazı gaybı bildirmesi lâzım gelen resullerine bildirdiği bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Cinn 72:26
Vacip Tealâ Rusül-ü kiramdan razı olduğu zatlara bilinmesi lâzım gelen gaybı bildireceğini beyandan sonra o resulüne gaybı bildirmenin ve izhar etmenin keyfiyetini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Allahü Tealâ gaybı bilmesine razı olduğu resul kullarına vahiy ve ilham tarikıyla sekten ârî olarak bazı gaybı bildirir. Zira; o resulü resul olarak gönderince insanların, şeytanların zarar ve 'ezalarından ve cinnin keferesinin vesvesesinden muhafaza için o resulün önünde ve arkasında bekçi melekler bulunur, o nebi ile beraber gezer, gider gelirler, onlar devam üzere o resulü beklediklerinden ins ü cinnin şeytanları tasallut edemez. Binaenaleyh; enbiyadan zuhur eden şeyin cümlesi galattan ve hatadan salimdir. Zira; enbiyadan hatanın vukuu farz olunsa bile hata olduğu taraf-ı İlâhî'den derhal beyan olunur. İşte bundan dolayı enbiya bildiklerini kat'î bilirler. Binaenaleyh; onların sözlerinin, işlerinin, harekât ve sekenâtlarmm cümlesi ümmetlerin hakkında ayn-ı şeriat ve tarik-ı necattır. Emr-i nübüvvetlerinin hüsn-ü cereyanı da bununla husul bulacağından Cenab-ı Hak kullarını irşad için gönderdiği nebisini meleklere bekletir, onları muhafaza eder. Çünkü; eğer muhafaza etmese Cibril-i Emin vahyile geldiğinde şeytan gelen vahyi sirkat ederek nebiden evvel başkalarına haber vermekle emr-i nübüvveti işkâle uğratır ve nebinin emr-i tebliğde hali müşkül olur, buysa hikmet-i nübüvvete muhaliftir. Binaenaleyh; Cenab-ı Hak yeryüzünde te'sisini murad ettiği şeriatın sahibi olan nebiye emr-i nübüvvette o nebinin umurunu teshil buyurması akl ü hikmete ve mantığa muvafık bir hakikattir. İşte şu esaslarav binaen resulünü melekler vasıtasıyla hıfz u himaye ettiğini ve başkalarının muttali' olamayacağı bazı mugayyebatı melekler vasıtasıyla enbiyanın bilmesinde bir mahzur olmadığını Cenab-ı Hak bu âyetle beyan buyurmuştur. Binaenaleyh; melekler enbiyayı şeytan'ın yaklaşmasından muhafaza edip her hallerinde huzur ve emniyet-i tâmme üzerine bulunduklarından ümmetlerinin herhalde ittibâ'ları vacip olmuştur.
Cinn 72:27
Vacip Tealâ Rusül-ü kiramdan razı olduğu zatlara bilinmesi lâzım gelen gaybı bildireceğini beyandan sonra o resulüne gaybı bildirmenin ve izhar etmenin keyfiyetini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Allahü Tealâ gaybı bilmesine razı olduğu resul kullarına vahiy ve ilham tarikıyla sekten ârî olarak bazı gaybı bildirir. Zira; o resulü resul olarak gönderince insanların, şeytanların zarar ve 'ezalarından ve cinnin keferesinin vesvesesinden muhafaza için o resulün önünde ve arkasında bekçi melekler bulunur, o nebi ile beraber gezer, gider gelirler, onlar devam üzere o resulü beklediklerinden ins ü cinnin şeytanları tasallut edemez. Binaenaleyh; enbiyadan zuhur eden şeyin cümlesi galattan ve hatadan salimdir. Zira; enbiyadan hatanın vukuu farz olunsa bile hata olduğu taraf-ı İlâhî'den derhal beyan olunur. İşte bundan dolayı enbiya bildiklerini kat'î bilirler. Binaenaleyh; onların sözlerinin, işlerinin, harekât ve sekenâtlarmm cümlesi ümmetlerin hakkında ayn-ı şeriat ve tarik-ı necattır. Emr-i nübüvvetlerinin hüsn-ü cereyanı da bununla husul bulacağından Cenab-ı Hak kullarını irşad için gönderdiği nebisini meleklere bekletir, onları muhafaza eder. Çünkü; eğer muhafaza etmese Cibril-i Emin vahyile geldiğinde şeytan gelen vahyi sirkat ederek nebiden evvel başkalarına haber vermekle emr-i nübüvveti işkâle uğratır ve nebinin emr-i tebliğde hali müşkül olur, buysa hikmet-i nübüvvete muhaliftir. Binaenaleyh; Cenab-ı Hak yeryüzünde te'sisini murad ettiği şeriatın sahibi olan nebiye emr-i nübüvvette o nebinin umurunu teshil buyurması akl ü hikmete ve mantığa muvafık bir hakikattir. İşte şu esaslarav binaen resulünü melekler vasıtasıyla hıfz u himaye ettiğini ve başkalarının muttali' olamayacağı bazı mugayyebatı melekler vasıtasıyla enbiyanın bilmesinde bir mahzur olmadığını Cenab-ı Hak bu âyetle beyan buyurmuştur. Binaenaleyh; melekler enbiyayı şeytan'ın yaklaşmasından muhafaza edip her hallerinde huzur ve emniyet-i tâmme üzerine bulunduklarından ümmetlerinin herhalde ittibâ'ları vacip olmuştur.
Cinn 72:28
Vacip Tealâ enbiya-yı izamın meleklerin muhafazası altında olduklarından taht-i emniyette bulunduklarını beyandan sonra böyle enbiyanın meleklere bekletildiklerinin hikmetini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; enbiyanın melekler vasıtasıyla mahfuz olmalarının hikmeti; enbiya-yı izam kendilerine vahyile gelen melekler Rab'lerinin göndermiş olduğu vahyi emr-i İlâhî veçhüzere îsâl ettiklerini kemal-i emniyetle bilmeleridir. Çünkü; bir nebiye taraf-ı İlâhî'den gelen vahyin Rahmanî olduğunu bilmesi şeytan'dan melekler vasıtasıyla mahfuz olup, o meleklerin şehadetiyle Rahmanî olduğunu bilmesinde şüphesi kalmaz ve ümmetine tebliğde tereddüd etmez.
Çünkü; o nebi bildi ki vahyi getiren melektir, taraf-ı İlâhî'den gelmiş ve vahyi yoluyla tebliğ ettiğini seksiz olarak bilmiştir. Şu halde o da ümmetine seksiz olarak tebliğ ve şeriat da lâyıkı veçhü-zere teessüs eder.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile âyette ikinci bir ihtimal dahi vardır ki o da ( A*J )'de bulunan zamirin
Vacip Tealâ'ya raci olmasıdır. Buna nazaran manâ-yı âyet şöyledir:
…
demektir. Gerçi Cenab-ı Hak bilâvasıta herşeyi bildiği gibi resullerinin ümmetlerine tebliğini de bilirse de sair efâl-i ibadı bildiği halde kullarını ilzam için onların bütün işlerini ve amellerini meleklere yazdırdığı gibi enbiyanın risaleti tebliğ ettiklerini dahi meleklere yazdırmasında aklen bir mani yoktur. Şu ikinci manâ; bazı ulema tarafından beyan olunmuşsa da evvelki manâ makama daha ziyade muvafıktır. Çünkü makam; resulün risaleti yoluyla temşiyet etmesine dair meleklerin yanlarında bulunduğunu beyan etmek olduğu için enbiyanın «Umur-u risaleti meleklerin kendilerine yoluyla eda ettiklerini bilsinler, ümmetlerine de kendileri tereddütsüz tebliğ etsinler için melekler bulunur» demek daha münasiptir zannolunur.
Yani; Rasül-ü Kiramın beraberlerinde şeytan'm vahyi sirka-tmdan, vesvesesinden ve insanın şerrinden muhafaza için melekler bulunur. Halbuki Allahü Tealâ rusül-ü kiram huzurunda cereyan eden ahvalin cümlesini bilir ve ilmi muhittir, herşeyin adedini sayar gibicesine saydı. Binaenaleyh; ilm-i İlâhî'den hiçbir şeyin zerresi çıkmaz cümlesini kemaliyle bilir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette Allah'ın cüz'iyat-ı eşyaya ilmi lâhik olduğuna işaret için cüz'î ve külli herşeye şamil olan lâfzı varid olmuştur ve ihata kelimesinin şümule delâleti de bunu te'yid eder. Çünkü; «İlmi enbiya-yı izam huzurunda olan herşeyi ihata etti» demek olduğundan «Cüz1-iyât ve külliyâtın cümlesini ihata etti» demektir.
Kezalik Vacip Tealâ mevcudatın cümlesine âlim olduğuna işaret için varid olmuştur. Çünkü şey; mevcut manâsına olduğundan demek mevcudun küllisini saydı demektir. Binaenaleyh; hukemânm «Allahü Tealanm ilmi cüz'iyâta taalluk etmez» dedikleri iddiaları bu âyetle merduddur.
Zira; 'de cüz'iyât da dahildir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile adet yani saymak mütenahi olan şeyde olup de gayr-ı mütenahi olduğuna delâlet ettiğinden âyette tenakuz vardır şeklinde varid olan suâl merduddur. Zira adedi saymak; mütenahide olduğu gibi de mevcut olup mevcut ise mütenahi olduğundan tenakuz yoktur. Bu âyet ma'dumun şey olmadığına delâlet eder. Çünkü; eğer ma'-duma şey denilmiş olsaydı ahşaya taalluk etmezdi. Zira ahsa; mü-tenahiye delâlet eder.
Müzzemmil 73:1
Mekke-i Mükerreme'de nâzü fblmuştur. Ondokuz veyahut yirmi âyeti camidir.
Yani; ey vahyin dehşetiyle kendine üşümek arız olduğundan nâşi elbisesini bürünmüş olan Nebiyy-i Muhtar! Sen gecede kalk, teheccüd namazına devam et. Ancak azalarına neşat ve bedenine kuvvet için gecenin azında uyku uyumakla istirahat et ve nısfında kıyamla namaz kıl veyahut gecenin nısfından da biraz noksan kıl-san beis yoktur veya gecenin nısfı üzerine bir miktar ziyade etmek de olabilir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ( %& ) ile murad; gecenin üçte biridir. Binaenaleyh; iptida-yı İslâmda gecenin üçte ikisinde uyanık bulunmak ve teheccüd namazı kılmak vacip olmuştu. Sonra gecenin nısfı veya nısfından ziyade ve noksan olmak beyninde muhayyer kılınmakla âyetin evvelindeki hüküm nesholunmuştur. Çünkü; gecenin üçte birinde uyku bedenin kıvamında kâfi olamadığından ashab-ı Resul uilah müşkülât çekmeye başladıkları cihetle Cenab-ı Hak nısfında ziyade veya noksan olmak beyninde muhayyer kılmakla tahfif buyurmuştur.
İbn-i Abbas Hazretlerinden rivayet olunduğuna nazaran Cib-ril-i Emin iptida vahyile gelince Resulullah'a cüz'î korku geldiği cihetle üşümek arız olup Hz. Hatice'nin hanesinde bir libasa bürünmüş oturur veyahut yatarken Cibril tekrar bu âyetle gelmiş ve bulunduğu hale işaret ederek hitab etmek Arap indinde âdet ve lâtife kabilinden olduğu cihetle ile hitab olunmuş, resul ve nebi lâfızlarıyla hitab olunmamıştır. Çünkü; Resulullah henüz vahiy ve risaletle ünsiyet etmediğinden ünsiyet eylesin için lâtife tarikıyla hitab olunmuştur.
Yahut müzzemmil; erar-i nübüvveti götürücü demektir. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demek olur..İptida-yı İslâm'da teheccüd namazının farz olduğuna bu âyet delâlet eder. Çünkü, emirlerde asıl olan; vücuba delâlet etmektir. Sonra teheccüdün farziyeti bir sene müddetinde beş vakit namazın farzolmasıyla nesholunmuştur. Neshin sebebi; ashab-ı Resulullah'a arız' olan meşakkattir. Çünkü meşakkat; daima kolaylığı celbeder. Zira; gündüz umur-u maişetle meşgul olan bir kimsenin gece de biraz rahat etmesi bünye-i beşerin levzaımmdandır. Binaenaleyh; bir hükm-ü şer'înin neshi başka hikmete mebni olduğu gibi kullara ânz olan meşakkati kaldırmak için dahi olur. İşte teheccüdün far-ziyetini neshetmek kulların meşakkatim kaldırmak için olduğundan lutf-u İlâhî'dir.
Teheccüdün farz olması nesholunmuşsa da nafile olarak bakî kalmıştır, farz olmasıyla nesholunması arasında bir sene müddet olduğu Müslim'de Hz, Âişe'den rivayet olunan bir hadisle sabittir.
Müzzemmil 73:2
Mekke-i Mükerreme'de nâzü fblmuştur. Ondokuz veyahut yirmi âyeti camidir.
Yani; ey vahyin dehşetiyle kendine üşümek arız olduğundan nâşi elbisesini bürünmüş olan Nebiyy-i Muhtar! Sen gecede kalk, teheccüd namazına devam et. Ancak azalarına neşat ve bedenine kuvvet için gecenin azında uyku uyumakla istirahat et ve nısfında kıyamla namaz kıl veyahut gecenin nısfından da biraz noksan kıl-san beis yoktur veya gecenin nısfı üzerine bir miktar ziyade etmek de olabilir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ( %& ) ile murad; gecenin üçte biridir. Binaenaleyh; iptida-yı İslâmda gecenin üçte ikisinde uyanık bulunmak ve teheccüd namazı kılmak vacip olmuştu. Sonra gecenin nısfı veya nısfından ziyade ve noksan olmak beyninde muhayyer kılınmakla âyetin evvelindeki hüküm nesholunmuştur. Çünkü; gecenin üçte birinde uyku bedenin kıvamında kâfi olamadığından ashab-ı Resul uilah müşkülât çekmeye başladıkları cihetle Cenab-ı Hak nısfında ziyade veya noksan olmak beyninde muhayyer kılmakla tahfif buyurmuştur.
İbn-i Abbas Hazretlerinden rivayet olunduğuna nazaran Cib-ril-i Emin iptida vahyile gelince Resulullah'a cüz'î korku geldiği cihetle üşümek arız olup Hz. Hatice'nin hanesinde bir libasa bürünmüş oturur veyahut yatarken Cibril tekrar bu âyetle gelmiş ve bulunduğu hale işaret ederek hitab etmek Arap indinde âdet ve lâtife kabilinden olduğu cihetle ile hitab olunmuş, resul ve nebi lâfızlarıyla hitab olunmamıştır. Çünkü; Resulullah henüz vahiy ve risaletle ünsiyet etmediğinden ünsiyet eylesin için lâtife tarikıyla hitab olunmuştur.
Yahut müzzemmil; erar-i nübüvveti götürücü demektir. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demek olur..İptida-yı İslâm'da teheccüd namazının farz olduğuna bu âyet delâlet eder. Çünkü, emirlerde asıl olan; vücuba delâlet etmektir. Sonra teheccüdün farziyeti bir sene müddetinde beş vakit namazın farzolmasıyla nesholunmuştur. Neshin sebebi; ashab-ı Resulullah'a arız' olan meşakkattir. Çünkü meşakkat; daima kolaylığı celbeder. Zira; gündüz umur-u maişetle meşgul olan bir kimsenin gece de biraz rahat etmesi bünye-i beşerin levzaımmdandır. Binaenaleyh; bir hükm-ü şer'înin neshi başka hikmete mebni olduğu gibi kullara ânz olan meşakkati kaldırmak için dahi olur. İşte teheccüdün far-ziyetini neshetmek kulların meşakkatim kaldırmak için olduğundan lutf-u İlâhî'dir.
Teheccüdün farz olması nesholunmuşsa da nafile olarak bakî kalmıştır, farz olmasıyla nesholunması arasında bir sene müddet olduğu Müslim'de Hz, Âişe'den rivayet olunan bir hadisle sabittir.
Müzzemmil 73:3
Mekke-i Mükerreme'de nâzü fblmuştur. Ondokuz veyahut yirmi âyeti camidir.
Yani; ey vahyin dehşetiyle kendine üşümek arız olduğundan nâşi elbisesini bürünmüş olan Nebiyy-i Muhtar! Sen gecede kalk, teheccüd namazına devam et. Ancak azalarına neşat ve bedenine kuvvet için gecenin azında uyku uyumakla istirahat et ve nısfında kıyamla namaz kıl veyahut gecenin nısfından da biraz noksan kıl-san beis yoktur veya gecenin nısfı üzerine bir miktar ziyade etmek de olabilir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ( %& ) ile murad; gecenin üçte biridir. Binaenaleyh; iptida-yı İslâmda gecenin üçte ikisinde uyanık bulunmak ve teheccüd namazı kılmak vacip olmuştu. Sonra gecenin nısfı veya nısfından ziyade ve noksan olmak beyninde muhayyer kılınmakla âyetin evvelindeki hüküm nesholunmuştur. Çünkü; gecenin üçte birinde uyku bedenin kıvamında kâfi olamadığından ashab-ı Resul uilah müşkülât çekmeye başladıkları cihetle Cenab-ı Hak nısfında ziyade veya noksan olmak beyninde muhayyer kılmakla tahfif buyurmuştur.
İbn-i Abbas Hazretlerinden rivayet olunduğuna nazaran Cib-ril-i Emin iptida vahyile gelince Resulullah'a cüz'î korku geldiği cihetle üşümek arız olup Hz. Hatice'nin hanesinde bir libasa bürünmüş oturur veyahut yatarken Cibril tekrar bu âyetle gelmiş ve bulunduğu hale işaret ederek hitab etmek Arap indinde âdet ve lâtife kabilinden olduğu cihetle ile hitab olunmuş, resul ve nebi lâfızlarıyla hitab olunmamıştır. Çünkü; Resulullah henüz vahiy ve risaletle ünsiyet etmediğinden ünsiyet eylesin için lâtife tarikıyla hitab olunmuştur.
Yahut müzzemmil; erar-i nübüvveti götürücü demektir. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demek olur..İptida-yı İslâm'da teheccüd namazının farz olduğuna bu âyet delâlet eder. Çünkü, emirlerde asıl olan; vücuba delâlet etmektir. Sonra teheccüdün farziyeti bir sene müddetinde beş vakit namazın farzolmasıyla nesholunmuştur. Neshin sebebi; ashab-ı Resulullah'a arız' olan meşakkattir. Çünkü meşakkat; daima kolaylığı celbeder. Zira; gündüz umur-u maişetle meşgul olan bir kimsenin gece de biraz rahat etmesi bünye-i beşerin levzaımmdandır. Binaenaleyh; bir hükm-ü şer'înin neshi başka hikmete mebni olduğu gibi kullara ânz olan meşakkati kaldırmak için dahi olur. İşte teheccüdün far-ziyetini neshetmek kulların meşakkatim kaldırmak için olduğundan lutf-u İlâhî'dir.
Teheccüdün farz olması nesholunmuşsa da nafile olarak bakî kalmıştır, farz olmasıyla nesholunması arasında bir sene müddet olduğu Müslim'de Hz, Âişe'den rivayet olunan bir hadisle sabittir.
Müzzemmil 73:4
Vacip Tealâ teheccüd namazıyla emrettikten sonra namazın vâcibatmdan olan tilâvet-i Kur'ana dikkatin lüzumunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ey Habibim! Sen teheccüd namazında Kur'anı, harflerini tamamen beyan ederek niyet-i sâdıka ve hulûs-u kalple oku ki elfâz-ı Kur'andan tıynet-i tâhiren ve fıtrat-ı bahiren müteessir olsun da zikr-i İlâhî'ye vasıl olduğunda azamet-i İlâhî'yeyi teemmül ve tefekkür etmekliğin hasıl olsun, âyetlerin manâlarını düşün ki havfla recâ hasıl olarak ma'rifet-i İlâhî'yeyle kalb-i nebeviniz nur1ansın.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile tertiI ; harflerini beyan ederek ağır ağır okumaktır. Çünkü; Kur'anı acele okumakta hu-zur-u kalp olmadığından maânisi düşünülemez, maksat fevtolur. Zira Kur'anı okumaktan maksat;,onun vaazıyla müttaiz ve zevaci-riyle mütezeccir olmaktır. Buysa gayet teenniyle ve düşüne düşüne okumakla hasıl olduğundan sür'atla okumakta elbette bu maksat fevtolacağmda şüphe yoktur.
Kur'an okuyan kimsenin tecvide riâyeti lâzım olduğuna işaret için Rettil emrinden müstefad olan vücub ile te'kid
olunmuştur. Binaenaleyh; tilâvet-i Kur'anda hurufatını beyan ederek tecvidine riâyet etmeyen kimse vacibini terkettiğinden dolayı günahkâr olur. Çünkü; cemi-i ibadette üssülesas; huzur-u kalptir. Huzur-u kalp ise teennide olduğundan Kur'anı teenniyle kıraat lâzımdır.
Hulâsa; Namazda ve namazın haricinde Kur'an okuyan kimsenin harflerini beyan ederek tecvidine riâyet ve huzur-u kalple okuması'vacip olduğu ve bunu terkederse günahkâr olacağı bu âyetten .müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müzzemmil 73:5
Vacip Tealâ teheccüd namazıyla ve namazda Kur'anı güzel okumakla emrettikten sonra o emrin sebeb ve illetini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ey Resul-ü Mükerrem! Sen gecelerde teheccüd namazı kılmakla zat-ı nebevini Kur'ana tahammül edecek bir hal üzere hazırla. Zira; Biz Azimüşşân senin üzerine kadri celil ve insanlara amel etmesi ağır ve meşakkatli ahkâmı cami, amel edenlere yevm-i kıyamette sevabı büyük ve menfaati çok Kur'anı inzal buyururuz ve melek vasıtasıyla kalbine koyarız. Binaenaleyh; onun sıkletine tahammül etmek için teheccüdle ve riyazatla hazırlıkta bulunmak lâzımdır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Kur'an; emr ü nehyi, vaad ü vaîdi, hill ü hürmeti, hudud-u ferâizi, külfet ve meşakkat üzere müstemil ahkâmı cami olup bu ahkâm ise mükellef olanlar üzerine gayet ağır olduğuna işaret için Kur'ana kavl-i sakil yani ağır bir kelâm denmiştir. Yahut Kur'anı Resulullah'ın tahammülü ve ümmetine tebliğle tahmili ağır olduğu gibi münafıkların ayıplarını meydana çıkarmakla onlar üzerine dahi ağır olduğundan Kur'ana sakil denmiştir. Yahut sakiI in manâsı; büyük ve hatarlı demektir. Çünkü Kur'an; Allah'ın kelâmı olduğu için cümle kelâmların büyüğü ve ulusudur, Zira Kur'an; insanların dünyevî ve uhrevî menfaatlarını beyan eder ve kıyamete kadar ahkâmı bakî acîbüşşan bir kelâm-ı celilülkadirdir.
Hulâsa; Kur'an'm metin bir kelâm olup bir mu'terizin i'tira-zıyla yıkılmadığı, muhkem bir kanun-u İlâhî olup kâfirlerin ta'-nıyla gerek lâfzına, gerek manâsına kafiyen halel gelmediği ve kâfirlerin dinlerini iptal ettiği için gayet ağır olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müzzemmil 73:6
Vacip Tealâ teheccüdle emrin hikmeti Kur'anı tahammüle hazırlık için olduğunu beyandan sonra geceyle ibadetin te'siri ziyade olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kalbin eemi-i iştiğalâttan halı olduğu gecenin karanlığı içinde nefs-i insanîden neş'et ederek huzur-u kalple Kur'an okumanın ve sair ibâdâtm te'siri gayet şiddetli ve kıraet gündüzden daha güzel olur. Çünkü; gecede dünya umuruyla iştigal olmayıp kuvâ-yı insaniye bütün mahsûsatla iştigalden ârî olduğu cihetle kalbin rûhâniyet cihetine rağbeti gündüzden daha ziyade olacağı tabii birşey olduğundan elbette gecede ibadetin te'siri daha güzeldir. Kezalik gece uyku zamanı olduğu halde uyku ve istirahatı ter-kederek sıcak yataktan kalkıp ibadetle meşgul olmanın nefsi terbiyede te'siri ziyade olduğu gibi gece uykudan sonra ibadet için kalkan kimsenin sözü ancak zikr-i İlâhî olacağı cihetle gündüz söylenen sözlerden daha savap ve daha kuvvetli olur. İşte şu esaslara binaen Cenab-ı Hak teheccüdle emretmiş ve iptida-yı İslâm da farz kılmıştı.
Hulâsa; gece insanın tek ü tenha olarak ibadeti ihlâsa daha ziyade muvafık olduğu cihetle gecede ibadetin ve kıraetin te'siri ziyade olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müzzemmil 73:7
Vacip Tealâ teheccüdle emrin hikmetini ve gecede te'sirin ziyade olduğunu beyandan sonra gündüzde o kadar te'sir olmadığını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ey Habibim! Biz sana gece namazıyla emrettik. Zira; senin için gündüz vakt-i iştigal olup dünya mühimmâtıyla uğraşmak icab ettiği gibi envâ'-ı vukuata ma'ruz kalacak ve ahvalini teşviş edecek çok intikal ve gidip gelecek zaman olduğundan biz sana teheccüdle emrettik. Binaenaleyh; sen teheccüde devam eder ve kı-raetle meşgul olursan gündüzden daha güzel olur.
Hulâsa; gündüz insanlar için umur-u dünya ile iştigal daha ziyade olup; geceyle ibadetin efdal olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müzzemmil 73:8
Vacip Tealâ gece ibadetle emrin hikmetini beyandan sonra gecede vâki olacak ibadetler içinde efdal olan ibadeti beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ey Nebiyy-i Mükerrem! Gerek teşbih u takdis, gerek tehlil ü ta'zim ve sair esma-i hüsnadan hangi veçhile olursa olsun Rabb'inin ismini zikre devam et ve sen herşeyden kesil, kat'-ı alâka et ki Vacip Tealâ'mn cânib-i manevîsine teveccüh-ü tamla teveccüh etmiş olasın, hatta o derece teveccüh et ki kendi haline iltifat etmek hatırına gelmesin.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile tebettel; ihlâs üzere dünyaya muhabbeti kaldırmak ve Allah'ın rızasını istemektir. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir. Resule emir resulün ümmetine dahi emir olduğundan ümmet-i Muhammed'in cümlesi Zikrullah'la ve rıza-yı İlâhî'yi istemek ve Allah'a tefviz-i umur ederek tevekkül-ü tamla mütevekkil olmakla me'murlardır.
Hulâsa; Zikrullah'la meşgul olmak, dünyadan ve dünyanın müştemilâtından muhabbeti kaldırıp rıza-yı İlâhî'ye teveccüh-ü tamla teveccüh etmek lâzım olduğu bu âyetten müstet'ad olan fevaid cümlesindendir.
Müzzemmil 73:9
Vacip Tealâ Zikrullah'la emir ve dünya muhabbetinden kat'-ı alâka etmek lâzım olduğunu beyandan sonra bu emrin sebebini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Allah'ın ismi zikirle cânib-i İlâhî'ye teveccüh etmek elbette lâzımdır. Nasıl lâzım olmasın? O Allahü Tealâ günün doğduğu ve battığı mahallerin hakîkî Rabb'isidir. Böyle meşrik ve mağrib gibi büyük mahallerin îtabb'isi olunca onlardan küçük olan mevcudatın ve bilhassa insanların Rabb'isi olacağı evleviyetle sabittir. Binaenaleyh; onun ismini zikirle maadasından kat'-ı alâka etmek ve onu vekil ittihaz ederek cümle umurunu ona havale eylemek emr-i lâzımdır. Çünkü; âlemlerin Rabb'isi olunca ismini zikretmeye ve tevekkül-ü tamla mütevekkil olmaya şayandır, ondan başka ma'budünbilhak yoktur, ancak ma'budünbilhak odur. Binaenaleyh: cümle umura vekil edip her işi ona havale etmek ve cümle menfaati ondan beklemek ubudiyetin en büyük vazifelerindendir.
Hulâsa ; Allahü Tealâ'nm maşrik ye mağribin Rabb'isi olduğu ve ondan başka ma'budünbilhak olmayıp ancak ma'budün-biihak kendisi olduğu ve tefviz-i umur ederek vekil ittihaz etmek lâzım geldiği bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müzzemmil 73:10
Vacip Tealâ sure-i celilenin evvelinden buraya gelinceye kadar kullarıyla zat-ı ülûhiyeti arasında olacak muameleyi ve kulla- rınm vazife-i ubudiyetlerini beyandan sonra kullarının birbirleriyle olacak muamelelerini beyan etmek üzere buyuruyor
Yani; ey Habibim! Sen beni umuruna vekil ittihaz ettinse düş inanların tarafından sana söylenen sözler üzerine sabret, mukabelt etme ve terket onları, kavgasızca, çekil bir kenara. Zira; beni vekil ittihaz edince biz onların işini görmeye ve ıslah-ı umura kâfiyiz] başkasına hacet yoktur.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette Vacip Tealâ insanlarm diğer insanlarla olacak muamelesini bitamamiha iki kelimeyle beyan buyurmuştur. Çünkü; insan diğer insanlarla ihtilâteder veya etmez, kûşe-i inzivaya çekilir. Eğer ihtilât ederse o insanlardan
görmüş olduğu ezaya sabretmek lâzım olduğunu kavl-i lâtifiyle beyan buyurmuştur ki emsalinden göreceği ezaya herhalde sabır lâzımdır, ihtilât etmezse kavgasız ve niza'sız bir köşeye
çekilip cümlesini terketmek lâzım olduğunu nazm-ı ce-liliyle beyan buyurmuştur ki ihtilâtı ihtiyar etmeyenin güzelce bir yere çekilmesi lâzımdır.
Bazı müfessirîn «Bu âyet, âyet-i kıtalle mensuhtur» demişler-se de cumhur-u müfessirîn indinde âyet mensuh değildir. Zira; ihtilât veya uzlet insanların daima müptelâ.olduğu hal olup onun da çaresi sabırla uzlet olduğundan bu misilli ahkâmda nesih carî olmaz.
Hulâsa; insanın ya sabırla ihtilâtı ihtiyar etmesi veyahut müdaratia beraber bir köşeye güzelce çekilmesi emr-i lâzım olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müzzemmil 73:11
Vacip Tealâ insan için zaruri olan iki hal ki birisi ihtilât, diğeri uzlettir, her ikisinin de müsaade-i İlâhî'yeye mukarin olduğunu bevsndan sonra resulünü makam-ı tesliyedo buyuruyor.
Yani; ey Habibim! Sana ta'neden kâfirlerin ta'nlarına mahzun olma. Sen beni onlarla terke ve intikam işini bana havale et ki senin tarafından onlardan intikamım alır, asla noksan bırakmam. Binaenaleyh; onların ezalarını senden defederim, lâkin intikamda acele etme, azıcık bir zaman mühlet ver ve bizim intikamımıza intizar et.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette nimet sahipleri yle murad; Kureyş'in servet ve mansıp sahipleriyle ulularıdır. Az bir müddetle murad; hayat-ı dünyadır. Yahut hu âyetin nüzûlüyle Bedir vak'ası arasında geçen müddettir. Çünkü; sanadid-i Kureyş Bedir vak'asmda helak olmuşlardır ki Allahü Tealâ'nın bu âyetle vaadettiği intikam dünyaca o gün zuhur etmiştir. Ahirette görecekleri azab ise bundan sonraki âyette beyan bu-yuruluyor.
Hulâsa; Cenab-r Hakkın resulünü tekzih, eden zenginlerin intikamını kendine havale etmesini ve birazcık mühlet vermesini resulüne emir buyurduğu ve insanlar için düşmanlarını Allah'ın intikamına havale etmenin emr-i mühim olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müzzemmil 73:12
Vacip Tealâ resulünü ıckzib eden kâfirlerden intikamını alacağını beyandan sonra ahirette vâki olacak azaplarının keyfiyetini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ya Ekrem-er Rusül! Sen beni onlarla terket. Zira; onlardan intikam almak için hazırlanmış bizim indimizde dünyada ah^ kâm-ı şer'iyeyi edadan hasıl olan mihnet 've meşakkata tahammül etmediklerine mukabil ağır zincirler vardır, sıklet verir ve onların dünyada mağrur oldukları servetleri, telezzüz ettikleri nimetleri mukabilinde Cehennem azabı vardır, riba, rüşvet, emval-i eytam ve gayrın malına tecavüz gibi yedikleri haram mukabilinde boğazlarını tutucu ve gussa verici zakkum denilen taam vardır ki ayn-ı i'azaptır, yine onların zikir ve fikirle meşgul olmadıklarına mukabil olarak acıtıcı azap vardır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette beyan olunan dört nevi azabın her birerlerinin derece-i nihayete vardığına işaret için azabı beyan zımnında vârid olan elfâzın cümlesi azamete delâlet eden tenvinle varid olmuştur. Bu azabın azab-ı cismânî olduğu gibi azab-ı rûhânî olmasında dahi bir mani yoktur. Çünkü; insan lez-zet-i cismiyeye müptelâ olarak küfürle ölünce ahirette nimet görmez. Dünya nimetlerini kisbe alet de olmadığından telezzüze aşk ve muhabbeti vardır, lâkin bağlıdır, o nimetlere nail olmaması onun için ayn-ı azab-ı Cehennem'dir. Bu nimetlerden mahrumiyet gussası onun hakkında taamdır; fakat o taam tamamıyla gussalı-dır, bu vesileyle nur-u, İlâhfnin tecellisinden hisseyab olmaması onun hakkında azab-ı elimdir.
Müzzemmil 73:13
Vacip Tealâ resulünü ıckzib eden kâfirlerden intikamını alacağını beyandan sonra ahirette vâki olacak azaplarının keyfiyetini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ya Ekrem-er Rusül! Sen beni onlarla terket. Zira; onlardan intikam almak için hazırlanmış bizim indimizde dünyada ah^ kâm-ı şer'iyeyi edadan hasıl olan mihnet 've meşakkata tahammül etmediklerine mukabil ağır zincirler vardır, sıklet verir ve onların dünyada mağrur oldukları servetleri, telezzüz ettikleri nimetleri mukabilinde Cehennem azabı vardır, riba, rüşvet, emval-i eytam ve gayrın malına tecavüz gibi yedikleri haram mukabilinde boğazlarını tutucu ve gussa verici zakkum denilen taam vardır ki ayn-ı i'azaptır, yine onların zikir ve fikirle meşgul olmadıklarına mukabil olarak acıtıcı azap vardır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette beyan olunan dört nevi azabın her birerlerinin derece-i nihayete vardığına işaret için azabı beyan zımnında vârid olan elfâzın cümlesi azamete delâlet eden tenvinle varid olmuştur. Bu azabın azab-ı cismânî olduğu gibi azab-ı rûhânî olmasında dahi bir mani yoktur. Çünkü; insan lez-zet-i cismiyeye müptelâ olarak küfürle ölünce ahirette nimet görmez. Dünya nimetlerini kisbe alet de olmadığından telezzüze aşk ve muhabbeti vardır, lâkin bağlıdır, o nimetlere nail olmaması onun için ayn-ı azab-ı Cehennem'dir. Bu nimetlerden mahrumiyet gussası onun hakkında taamdır; fakat o taam tamamıyla gussalı-dır, bu vesileyle nur-u, İlâhfnin tecellisinden hisseyab olmaması onun hakkında azab-ı elimdir.
Müzzemmil 73:14
Vacip Tealâ kâfirlerin azaplarının dört nev'ini beyandan ra o azabın zamanını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; şu beyan olunan dört nevi azap o günde vâki olur ki yerler ve dağlar zelzeleyle muztarib olur, sallanır ve o günde dağlar ve ovalar cümle yerler rüzgârın savurduğu kum yığını gibi olur. İşte Öyle şiddetli bir günde beyan olunan dört nevi azap kâfirler üzerine vâki olur.
Müzzemmil 73:15
Vacip Tealâ kâfirlerin azabın m nevi'ni ve vaktini beyandan sonra ehl-i Mekke'yi Firavun'un başına gelen azab~ı dünyevî ile tehdid etmek üzere buyuruyor.
Yani; ey ehl-i Mekke! Firavun'u irşad edip doğru yola sevket-mek için biz nasıl ki Firavun'a Resul olarak Mûsâ (A.S.) ı gönder-dikse size de öylece Muhammed (A.S.) ı Resul olarak gönderdik ki o Resul sizin irtikâb ettiğiniz günahlarınızdan dolayı yevm-i kıyamette aleyhinize şehadet eder. Firavun'a gönderdiğimiz resul onu imana davet edince Firavun icabet etmedi, isyan etti. Onun isyanı üzerine biz dünyada suya garketmekle onları şiddetle ahzet-tik. İşte ey ehl-i Mekke! Resulüne iman etmeyen Firavun'u nasıl ahzettîkse Resulümüze iman etmediğinizden dolayı sizi de ahzedip ihlâk edeceğimizi hatırınızdan çıkarmayın.
VebiI şiddetle tutmak manâsına olduğundan Firavun'un dünyada azabının şiddetine işaret olunmuştur. Firavun'un Hz. Mû-sâ'ya ezası ve küçük görmesi ehl-i Mekke'nin Hz. Muhammed'e ezalarını ziyadece müşabeheti olduğuna işaret için bu makamda yalnız Hz. Mûsâ ile Firavun zikrolunmuş, ümmetleriyle diğer en-biya-yı kiram zikrolunmamıştır.
Müzzemmil 73:16
Vacip Tealâ kâfirlerin azabın m nevi'ni ve vaktini beyandan sonra ehl-i Mekke'yi Firavun'un başına gelen azab~ı dünyevî ile tehdid etmek üzere buyuruyor.
Yani; ey ehl-i Mekke! Firavun'u irşad edip doğru yola sevket-mek için biz nasıl ki Firavun'a Resul olarak Mûsâ (A.S.) ı gönder-dikse size de öylece Muhammed (A.S.) ı Resul olarak gönderdik ki o Resul sizin irtikâb ettiğiniz günahlarınızdan dolayı yevm-i kıyamette aleyhinize şehadet eder. Firavun'a gönderdiğimiz resul onu imana davet edince Firavun icabet etmedi, isyan etti. Onun isyanı üzerine biz dünyada suya garketmekle onları şiddetle ahzet-tik. İşte ey ehl-i Mekke! Resulüne iman etmeyen Firavun'u nasıl ahzettîkse Resulümüze iman etmediğinizden dolayı sizi de ahzedip ihlâk edeceğimizi hatırınızdan çıkarmayın.
VebiI şiddetle tutmak manâsına olduğundan Firavun'un dünyada azabının şiddetine işaret olunmuştur. Firavun'un Hz. Mû-sâ'ya ezası ve küçük görmesi ehl-i Mekke'nin Hz. Muhammed'e ezalarını ziyadece müşabeheti olduğuna işaret için bu makamda yalnız Hz. Mûsâ ile Firavun zikrolunmuş, ümmetleriyle diğer en-biya-yı kiram zikrolunmamıştır.
Müzzemmil 73:17
Vacip Tealâ ehl-i Mekke'yi Firavun'la tehdid ettikten sonra kıyametin şiddetiyle tehdid etmek üzere buyuruyor.
Yani; Firavun ve kavmi iman etmediklerinden dolayı biz onları ihlâk edince ey ehl-i Mekke! Siz küfrüzere bakî kalıp iman etmeyince "nefsinizi azaptan nasıl vikaye edip saklayacaksınız? Şol günde ki o günün şiddetinden ve gayet uzun olduğundan çocuklar koca olur ve o günün şiddetinden gök yarılır, Allah'ın kâfirlere vaadi dahi yerini bulur.
Bu âyetten maksat; o günün şiddetini temsil ve tasvirdir. Çünkü; Fahri Râzi'nin beyanı veçhile o günün şiddetinden hasıl olan gumûm ve humûmun insan üzerine hücumuyla saçında ve sakalında hasıl olan beyazlık, belki kocalık da sür'at eder. Çünkü; çok gam ve keder tabiatta olan hararetin-sönmesini icab ederek hararetin sönmesi de mideye dahil olan gıdanın hazmedilememesine sebep olup buysa vücutta olan kılların beyazlanmasını mucip olur. Velhasıl hüzün ve keder kocalığın acelesini iktiza ettiği cihetle bu âyette şîbo günün şiddetinden kinayedir. Yahut o günün şiddetinden hakikatta çocuklar koca olurlar.
Müzzemmil 73:18
Vacip Tealâ ehl-i Mekke'yi Firavun'la tehdid ettikten sonra kıyametin şiddetiyle tehdid etmek üzere buyuruyor.
Yani; Firavun ve kavmi iman etmediklerinden dolayı biz onları ihlâk edince ey ehl-i Mekke! Siz küfrüzere bakî kalıp iman etmeyince "nefsinizi azaptan nasıl vikaye edip saklayacaksınız? Şol günde ki o günün şiddetinden ve gayet uzun olduğundan çocuklar koca olur ve o günün şiddetinden gök yarılır, Allah'ın kâfirlere vaadi dahi yerini bulur.
Bu âyetten maksat; o günün şiddetini temsil ve tasvirdir. Çünkü; Fahri Râzi'nin beyanı veçhile o günün şiddetinden hasıl olan gumûm ve humûmun insan üzerine hücumuyla saçında ve sakalında hasıl olan beyazlık, belki kocalık da sür'at eder. Çünkü; çok gam ve keder tabiatta olan hararetin-sönmesini icab ederek hararetin sönmesi de mideye dahil olan gıdanın hazmedilememesine sebep olup buysa vücutta olan kılların beyazlanmasını mucip olur. Velhasıl hüzün ve keder kocalığın acelesini iktiza ettiği cihetle bu âyette şîbo günün şiddetinden kinayedir. Yahut o günün şiddetinden hakikatta çocuklar koca olurlar.
Müzzemmil 73:19
Vacip Tealâ kâfirleri enva'-ı azabı beyanla tehdit ve kıyametin şiddetini beyandan sonra sûrenin evvelinden buraya gelinceye kadar beyan olunan ahkâmı hulâsa etmek üzere buyuruyor.
Yani; şu beyan olunan âyât-ı beyyinat envâ-ı hidayat ve irsâ-dâtı cami pek büyük ve beliğ bir mev'izedir. Bu âyetler mev'ize olunca isteyen kimse o mev'izeyle muttaiz olarak vuku bulan ne-sâyihten mutanassıh olmak suretiyle Rabb'isı canibine doğru bir yol tutarak mevlâsmın rızasına vâsıl olur. Çünkü Rabb'isine doğru yol; ibâdât ve taât işlemek ve günahtan kaçmakla olacağından doğru yolun sebeb-i necat olacağında şüphe yoktur.
Vacip Tealâ teheccüd ve sair ibâdâtla emredip emre ittibâ' etmeyenleri envâ'-ı azapla tehdid ettikten sonra zat-ı ülûhiyetinin ilmi herşeye ve bilhassa gece ibadetine lâyık olduğunu beyanla kullarını ibadete teşvik ve günahtan tenfir etmek üzere buyuruyor.
Ve geceyle gündüzü birbiri arkasında yeniler, uzunluğunu, kısalığını ve bazı cüzlerinin bazı aharına duhûlünü, saatlarını ve dakikalarını takdir eder, hiç bir saniyesi ilm-i İlâhî'den hariç olmaz ve herkesin amelini bildiği gibi cezasını verir.
Bu âyette âsileri tehdid ve âbidleri ibadete terğib vardır. Çünkü; gece ve gündüzü takdir eden elbette o zaman içinde vuku bulan ibâdâtı, taatı ve ma'siyeti tamamen bilir. Binaenaleyh; ibâdm hayr ü şer cezasından hiçbir zerresi fevtolmaksızın elbette herke-ı sin müstehak olduğu sevabı veya azabı verir. Şu halde günahkâr] lar günahtan vazgeçmeli, zira; Ailahü Tealâ bilir ve cezalarını ve] rir, âbidler de ibadete devam etmeli, zira; Ailahü Tealâ ibadetle] rinin ziyadesiyle sevabını verir.
Vacip Tealâ kullarının gecenin ne kadar, miktarında teheccüde kalktıklarını ve gecenin her cüz'üne ilminin lâhik olduğunu beyandan sonra kullarının gecenin eczasını sayamayacaklarını beyan et| m ek üzere buyuruyor.
Yani; Ailahü Tealâ sizin gecenin her cüz'ünü elbette ta'dâd edemeyeceğinizi ve her cüz'ünde ibadetle meşgul olmaya takatiniz olmadığını bilir. Binaenaleyh; gecenin nısfında ve daha ziyade ve doksanında teheccüdü terkinizden hasıl olan kusurunuzu affetti ve gecenin küllisinde ibadetle meşgul olmak külfetini sizden kaldırdı.
Fahri Râzi ve Hâzin'in beyanlarına nazaran gece namazı ipti-^a-yı İslâm'da vacip olunca ashaptan bir zat gece sabaha kadar ^rnazla meşgul olurdu. Zira; gecenin bazı cüz'ünde namazı terke-«ersem acaba emr-i İlâhî'ye muhalif harekette bulunur muyum korkusuna binaen hiç bir dakika fevtetmemeye başlayınca takat-ları kalmaması üzerine Cenab-ı Hak kullarını tesliye ve üzerlerinde bulunan sıkleti refetmek üzere bu âyeti inzal buyurmuştur.
Vacip Teaiâ gecenin ekserisinde teheccüde tahammülleri olmadığından gecenin nısfında ve sülüsünde teheccüd kâfi olduğunu beyanla tahfif edince o tahfifi tevsi' ve tafsil etmek üzere buyuruyor.
Yani; teheccüd namazının vücubu nesholununca.siz teheccüd-de mümkün olduğu ve kolayınıza gittiği kadar okumakla iktifa edin ki çok okumakla nefsinizi yormayasmız.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyette raetle murad; teheccüde mahsus olmayıp mutlaka kıraet olmak ihtimali vardır. Zira; elfaz~ı âmmeden olduğu cihetle namazda ve namazın gayrıda olan kıraetlere şâmildir. Gerçi âyetin makabli ve mâba'di teheccüdde kıraet olmasını îma ederse de lâfz-ı Kur'anı umûm üzere hamletmek daha muvafıktır. Çünkü umûm üzere hamlolunduğunda teheccüdde tilâvete dahi şamildir ve âyetin hükmü; mutlaka Kuranı okumak şanından olan kimsenin mümkün olduğu kadar okumastdır ki Kur'an unutulmaktan emin olsun ve herkes Kur'anı okumasını ders ittihaz etsin. Ancak bir günde ne miktar okumakta ihtilâf olunmuştur. Bazıları «Yevmiye yüz âyet», bazıları «Elli âyet», bazıları «Kısa sûrelerden birini okumak kâfidir» demişlerse de lâfz-ı âyetten müstefad olduğu cihetle tilâyet-i Kur'an kasdıyla yevmiye velev bir âyet okumuş olsa bu emre imtisal etmiş olur. Çünkü: âyette tâbiri gayet suhulete delâlet ettiği gibi Kur'an okuyacaklardan minküllilvücuh güçlüğü kaldırmaya işarettir. Binaenaleyh; Kur'an okumayı kendine ders ittihaz eden kimse devam üzere okursa velev az okumuş olsun
Kur'an okumak noktasından üzerine terettüb eden vazifesini edâ etmiş olur.
Hulâsa; gerek namazda, gerek namazın haricinde mümkün olduğu kadar Kur'an okumak lâzım olduğu ve Kur'an okumayı ders ittihaz ederek velev az bir miktar olsun okuduğunda üzerine terettüb eden vazifesini ifâ etmiş olacağı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müzzemmil 73:20
Vacip Tealâ teheccüd namazının vücûbunu kullarına kolaylık olsun için neshettiğini beyandan sonra neshin hikmetini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Ailahü Tealâ sizin üzerinizden teheccüd namazının vü-cubunu neshetmekle kaldırdı. Zira; Aliahü Tealâ bilir ki elbette! sizde hastalar olur. Hasta ise vücuduna arız olan zaaf sebebiyle! teheccüde takati olmadığından Aliahü Tealâ onlardan teheccüdj namazının vücûbunu kaldırdı ve sizden ahar bir taife daha olur ki| onlar fazl-ı İlâhî'den rızıklarım taleb eder oldukları halde yeryü-j zünde müsâferet ederler. Müsâferet ise meşakkattan hali olmaya-? cağı cihetle Aliahü Tealâ hastalar gibi onlardan dahi teheccüd n&-\ mazının vücûbunu kaldırdı. Çünkü; ticaret için gündüzleri a'mâl-i şâkkayla yorulduklarından geceyle istirahata ihtiyaçları zaruridir.^ Eğer geceyle de teheccüd namazıyla mükellef olmuş olsalar tahammülün fevkmda bir teklif olacağı cihetle Cenab-ı Hak teheccüdün vücûbunu kaldırmakla kesb-i rızıkla meşgul olanlara ihsan buyurmuştur, sizden bir cemaat daha vardır ki i'lâ-yi kelimetullah için fisebilillâh a'dâ-yı dinle mukatele ve muharebe ederler, muharebenin meşakkati ise zahirdir. Binaenaleyh; Cenab-i Hak onlardan dahi teheccüdün vücubunu kaldırdı ve yalnız peygamberimiz (S.A.) üzerine teheccüd namazı farz olarak kaldı ve şu beyan olunan rae-şakkatlara binaen ümmetinden vücub affolunmuştur.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Tealâ bu âyette halâlin-den rızkını kesbiçin müsâferet edip çalışanla a'dâ-yı dinle müca-hede eden guzat-ı müslimmi hükümde müsavi kılmıştır. Zira; ha-lâlinden ticaretle iştigal efdal-i ibadet olduğu diğer nususla dahi sabittir. İbn-i Mesud Hazretlerinin kelâmı da bunu te'yid eder. Şöyle ki; İbn-i Mesud Hazretleri «Bir kimse islâm şehirlerinden bir şehre bir rızık celbiyle zahmetine tahammül eder olduğu halde gidip sevabını kasdederek o günün râyiciyle satarsa indallah o kimse şühedadan ma'dud olur» buyurmuş ve bu sözü söyledikten sonra İbn-i Mesud Hazretleri sözünü te'yid etmek üzere bu âyeti okumuştur. Bu âyet ticaret için müsâferete şamil olduğu gibi tah-sil-i ilim, sıla-i rahim ve sair mubah olarak müsâferetin cümlesine de şâmildir. Çünkü; lâfzun umumu müsait olduğu gibi teklifi tahfifin esbabından olan meşakkat da müsâferetin her nev'inde mevcuttur. Binaenaleyh: maslahat-ı meşruadan dolayı müsâferetin kâf-fesi bu âyette dahildir.
Hulâsa; insanların her sınıfı gündüzleri birer nevi meşakkata müptelâ olduklarını Vacip Tealâ bildiği için geceyle istirahatları te'min olunmak üzere teheccüdün vacip olmasını kullarından kaldırdığı ve nafile olarak teheccüd namazı kılmak meşru olduğu ve vücubun kaldırılmasına sebep insanlara arız olan meşakkat olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Vacip Tealâ ekser-i insanlar üzerine edası müşkül olmasına binaen teheccüd namazının vücubunu refettiğini beyandan sonra vücubu nesholunmuşsa da nafile olarak edası meşru olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; teheccüd namazının vücubu üzerinizden kaldırıldıysa nafile olarak teheccüd namazına kıyamla Kur'andan size okuması müyesser olduğu miktarı okumakla teheccüdü eda edin ki büsbütün terkolunmuş olmasın, üzerinize vacip olan beş vakit namazı Rabb'inizin razı olacağı veçhüzere eda edin ki imanla küfür arasını tefrik eden namazda tekâsüi olunmasın, nefsinizi buhulden, mallarınızı kir ve pastan kurtarmak, nefsinizi merndûh olan sehâya alıştırmak ve fukaranın hakkım yerine yerleştirmek için üzerinize vacip olan zekâtı verin ki fukaranın hakkı kalmasın ve nafile olarak Allah'ın rızası için muhtaç olanlara ödünç verin.
Bu âyette «Allahü Teaiâ'ya karz-ı hasen olarak verin» demek «Allah'ın razı olduğu mescitlere, medreselere, müsafirhanelere, fukara ve zuafaya, mesalih-i mü'minînden sair hayrat ü müberrata ve bilhassa asakir-i İslâmiyeyi teçhiz hususlarına malınızdan bir miktarını sarfedin» demektir. Çünkü; karzm manâsı; ödünç vermek olup bu ise Aîlahü Tealâ hakkında cari olamayacağından Allah rızası için verilene Allah'a karz ıtlak olunmuştur. Zira; Al-lahü Tealâ'nm rızası için vücuh-u birre sarfolunan mal zayi olmayıp Allahü Tealâ indinde mahfuz olduğu için Allah'a karz denmiştir ki bir kimsenin aharına ödünç verdiği mal zayi olmayıp mahfuz kaldığı gibi bu da mahfuz demektir.
Vacip Tealâ zekât ve karz-ı hasenle emrettikten sonra bu misilli sarfiyatın boşa gitmeyip mukablinde ecr ü mesûbata nail olacaklarını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ecelinizden evvel gerek mal ve gerek beden cihetinden rıza-yı İlâhî'ye muvafık olarak her ne ibadet eder ve sadaka-gönderirseniz o şeyi Allahü Tealâ indinde dünyada aılkoyduğunuzdan daha hayırlı ve sevabı daha büyük olarak bulursunuz.
Vacip Tealâ' namaz, zekât ve karz-ı hasen gibi ibâdâtle emrederek, bunların boşa gitmeyip herbirinin ecrini ziyadesiyle bulacaklarını beyandan sonra kulların herhalde kusurdan halî olmayıp istiğfara, muhtaç olduklarını beyan ve istiğfarla emretmek üzere buyuruyor.
Zira; Allahü Tealâ esirgeyici
Yani; envâ-ı ibâdâtımzda vâki olan kusurlarınızdan ve sair günahlarınızdan dolayı Allahü Tealâ'ya istiğfar ederek mağfiret isteyin. Zira; Allahü Tealâ mağfiret taleb eden kullarının günahlarını setretmekle mağfiret edici ve dergâh-ı ülûhiyetine nedametle rücû* eden kullarına merhamet buyurucudur. Binaenaleyh; durmayıp, istiğfar edin.
İstiğfar; günahları mahva, rızkı celbe ve evlâd ü ensâlin çoğalmasına sebep olmak gibi bir çok menafii. câlib olduğu için Vacip Tealâ sûrenin âhirinde kullarına istiğfarla emretmiş ve istiğfara terğib için kendisinin Gafur ve Rahim olduğunu beyan buyur-mustur
Müddessir 74:1
Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir. Elm altı âveti
Yani; ey vahyin dehşetiyle kendine üşümek arız olmasına binaen libâsını üzerine bürünücü Resul-ü Mükerrem! Yatağından kalk, iman etmedikleri surette üzerlerine nazil olacak azapla sen kullarımı korkut ve imana davet et. Zira; insanlar şirk ve sair günahlarla meşgul olduklarından vaki olacak azabı beyanla onları korkutmak senin üzerine vacip olmuştur. Binaenaleyh; rahatı ter-kederek onları insaf ve imana davetin zamanı gelmiştir. Çünkü; ebna-yı cinsin maddî ve manevî ihtiyaçlarını defetmek kemalât-ı insaniyeden olduğu gibi envâ'-ı mahrumiyeti mucip olan dalâletten onları hidayete îsâl etmek dahi emr-i ehemdir.
Fahri Eâzi, Hâzin ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyetin sebeb-i nüzulü şöyledir: Hz. Peygamber (A.S.) Efendimiz Mekke'nin yakınında bulunan (Cebel-i Hira) yi kendine ma'-ked ittihaz _ettiği zamanda Cibril-i Emin sema tarafından bir kürsü üzerinde «Ya Muhammedi» diyerek gelince şimdiye kadar görmediği ve ünsiyet etmediği bir harikuladeyi görmesi üzerine zat-ı Nebevilerine bir korku arız olmuştur. Çünkü; insanın evvelden ül-fet etmediği bir garibeyi fücc'eten gördüğünde endişe etmesi levazımat-ı beşeriyesindendir. Binaenaleyh; Cibril-i Emin'i semada görünce Resulullah'a arız olan korku üzerine Hz. Hatice'nin hanesini teşrifle bürdesini örtünmüş olduğu bir zamanda Cibriî-i Emin nazmıyla gelmiştir. Korkmak insanlar için cibillî bir hal olduğundan Resulullah'a ânz olan şu korku rnânî-i kemâl değildir.
Resul ve nebi lâfızlarıyla hitab olımmayarak müddessir naz-rmyla hitap lâtife tarzındadır. Çünkü Arapların âdetleri; bir kimseye lâtife edeceklerinde o kimsenin o zamanda müştenıil olduğu halata delâlet eden elfâz ve. kelimeyle tâbir etmek ve onunla çağırmaktır. Binaenaleyh; Cibril-i Emin Resulullah'ın bürdesini örtünmüş olduğu halde geldiğinden Cenab-ı Hak alâtarikılmülâüfe ile hitab olunmasını emretmiş ve bu minval üzere hitab olunmuştur. Bu âyette ile muradın nübüvvet ve kemâlât olması ihtimali vardır. Çünkü îibas-ı zahiri; insanın zahirini tezyin ettiği gibi nübüvvet ve kemâlat-ı insaniye de insanın bâtınım tezyin ettiğinden teşbih tarikıyla nübüvvetten ile tâbir olunmuştur. Buna nazaran manâ-yı âyet: | Ey libasa benzeyen nübüvveti ve kemâlât-ı intaniyeyi bürünmüş olan Nebiyy-i Zişan! Sana hitab ederim ki kalk, kullarımı inzar et! demektir.
Müddessir 74:2
Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir. Elm altı âveti
Yani; ey vahyin dehşetiyle kendine üşümek arız olmasına binaen libâsını üzerine bürünücü Resul-ü Mükerrem! Yatağından kalk, iman etmedikleri surette üzerlerine nazil olacak azapla sen kullarımı korkut ve imana davet et. Zira; insanlar şirk ve sair günahlarla meşgul olduklarından vaki olacak azabı beyanla onları korkutmak senin üzerine vacip olmuştur. Binaenaleyh; rahatı ter-kederek onları insaf ve imana davetin zamanı gelmiştir. Çünkü; ebna-yı cinsin maddî ve manevî ihtiyaçlarını defetmek kemalât-ı insaniyeden olduğu gibi envâ'-ı mahrumiyeti mucip olan dalâletten onları hidayete îsâl etmek dahi emr-i ehemdir.
Fahri Eâzi, Hâzin ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyetin sebeb-i nüzulü şöyledir: Hz. Peygamber (A.S.) Efendimiz Mekke'nin yakınında bulunan (Cebel-i Hira) yi kendine ma'-ked ittihaz _ettiği zamanda Cibril-i Emin sema tarafından bir kürsü üzerinde «Ya Muhammedi» diyerek gelince şimdiye kadar görmediği ve ünsiyet etmediği bir harikuladeyi görmesi üzerine zat-ı Nebevilerine bir korku arız olmuştur. Çünkü; insanın evvelden ül-fet etmediği bir garibeyi fücc'eten gördüğünde endişe etmesi levazımat-ı beşeriyesindendir. Binaenaleyh; Cibril-i Emin'i semada görünce Resulullah'a arız olan korku üzerine Hz. Hatice'nin hanesini teşrifle bürdesini örtünmüş olduğu bir zamanda Cibriî-i Emin nazmıyla gelmiştir. Korkmak insanlar için cibillî bir hal olduğundan Resulullah'a ânz olan şu korku rnânî-i kemâl değildir.
Resul ve nebi lâfızlarıyla hitab olımmayarak müddessir naz-rmyla hitap lâtife tarzındadır. Çünkü Arapların âdetleri; bir kimseye lâtife edeceklerinde o kimsenin o zamanda müştenıil olduğu halata delâlet eden elfâz ve. kelimeyle tâbir etmek ve onunla çağırmaktır. Binaenaleyh; Cibril-i Emin Resulullah'ın bürdesini örtünmüş olduğu halde geldiğinden Cenab-ı Hak alâtarikılmülâüfe ile hitab olunmasını emretmiş ve bu minval üzere hitab olunmuştur. Bu âyette ile muradın nübüvvet ve kemâlât olması ihtimali vardır. Çünkü îibas-ı zahiri; insanın zahirini tezyin ettiği gibi nübüvvet ve kemâlat-ı insaniye de insanın bâtınım tezyin ettiğinden teşbih tarikıyla nübüvvetten ile tâbir olunmuştur. Buna nazaran manâ-yı âyet: | Ey libasa benzeyen nübüvveti ve kemâlât-ı intaniyeyi bürünmüş olan Nebiyy-i Zişan! Sana hitab ederim ki kalk, kullarımı inzar et! demektir.
Müddessir 74:3
Vacip Tealâ resulüne kulların] tarafından »Neyle inzar edeyim, olarak rzarla emredince ResuluUah Üye vâki olan suâle cevap buyuruyor.
Yani; ey Nebiyy-i Zişan! Seni terbiye-i hakikiyeyle terbiye edip kemâiAia îsâl eden Rabbinin büyüklüğünü kalbinle itikad ettiğin gibi lisanınla dahi tekbir ot. Zira iisan; kalbin tercümanıdır enaleyh; ekser-i ulema indinde iman; kalple tasdik ve lisanla ikrardan ibarettir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyet nazil olunca ResuluUah ayağa kalkarak tekbir alır ve Hatice (R.A.) da Resulullah'a ittibâ' ederek tekbir alır ve bu hâdisenin vahyolduğunu bildiğinden ferahnak olur. İşte -Hz. Hatice'nin şu ittibaı ve ferahı İslâm'da cümleden mukaddem olduğuna delâlet eder. Gerçi henüz Resulullah'-tan imana davet vâki olmamışsa da derhal vahyi bilerek Resulullah'a ittibâ'ı kavi bir imandır.
Vacip Toalâ'nm herşeyden evvel tekbirle emretmesi; zat-ı ülû-hiyetinin nekaisten tenzihini, büyüklüğünü itikadın ve ma'rifet-i İlâhî'yeye davetin cemi-i tekâliften mukaddem olduğuna tenbih içindir. Binaenaleyh insan üzerine herşeyden evvel vacip olan; ma'rifet-i İlâM'yedir,'İkinci derecede vacip olan; nekaisten tenzihtir. Zaınan-ı saadette Mekke'de bulunan insanlar Allah'ı biliyorlar, lâkin Cenab-ı Hakkı nekaisten tenzih ederek lâyıkıyla ta'zim bilmediklerinden şirkettikleri cihetle Vacip Tealâ herşeyden evvel tekbir ve tenzihle emretmiştir. Çünkü o zamanda maksud olan; neka-isten tenzihi, onlara tebliğ etmekti. Binaenaleyh; herşeyden evvel tekbirle en ur gelmiştir.
Müddessir 74:4
Vacip Tealâ kuvve-i nazariyeden ibaret olan itikadıyatı ikmâl etmekle emrettikten sonra kuvve-i ameliyeden ibaret olan furu-u a'mâlle de emretmek üzere buyuruyor.
Yani; ey Resul-ü Muazzam! Sen Rabbine tekbir alıp ta'zim ettikten sonra ibadete başlayacağında libasım necasetten. Remizle.
Zira; ibadet halinde taharet üzere bulunmak vacip olduğu gibi ibadetin gayrı zamanlarda dahi temizlik tabîat-ı beşerin seveceği şeylerdendir, insanın muazzap olmasını icab eden bilûmum günahları dahi terke devam et. Çünkü; günahlar rıza-yı İlâhî'ye muhalif olduğundan kahr-ı İlâhî'yi muciptir. Binaenaleyh; her âkilin her zaman için günahları terkle, nefsini azaptan muhafaza etmesi lâzımdır. İşte şu âyet; mekârim-i ahlâkın cümlesini câmi'dir. Çünkü; tab'-ı beşerin seveceği taharetle emrettiği gibi her fenalığı terket-mekle dahi emrediyor.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile Resulul-lah'ın mezmum olan âdât-ı cahiliyeden evvelâ terkle emrolunduğii şey; necasetten taharet ve günahtan terk etmektir.
Çünkü; müşrikler hiçbir zaman necasetten ve sair tabiat-ı be-şeriyeye muhalif olan şeylerden çekinmezlerdi. Buysa fıtrat-ı beşere muhalif olduğundan Hallâk-ı Âlem olan Vâcib-ül Vücud tab'-ı beşere mülayim ve akl-ı selime muvafık olan taharetle emretmiştir. Libası tathîr etmekle emri; ahlâk-ı zemimenin küllisini terket-mekle emri müstelzimdir. Çünkü; ariyet olan elbiseyi tathir etmek lâzım olunca her zaman insanın kendisinden ayrılmayan nefsini ahlâk-ı zemimeden tathir etmesi lâzım olacağı evleviyetle sabittir. Yahut «Libasını tathir et» demek «Kısa kesin ve kısa giyin» demektir. Çünkü; elbiseyi uzun giymek âdet-i cahiliyedendir, uzun libas ise necasete bulaşmaktan halî olmadığı cihetle necasetten sakınmak müşkül olduğu gibi kibir ve tefâhur gibi necaset-ı batmi-yeye de sebep olur. Şu âyetten hangi manâ murad olunursa olunsun din-i İslâm'ın nezafet üzere bina kılındığına ve diyanet-i İslâ-miye'de nezafete dikkat lâzım olduğuna ve furu-u a'mâl içinden evvel be evvel taharet emrolunması dahi taharetin herşeyden evvel lüzumuna delil-i kâfidir. Binaenaleyh; her müminin taharete devamı diyanet noktasından elzemdir. Hatta evin kaplarını yıkayıp temiz bulundurmak, avlusunu süpürüp lâtif tutmak zenginliği caliptir. Zira dinimizin iktizası; nezafeti âmirdir, esasen Allahü Tealâ da naziftir, nezafeti sever.
Rüczün asıl manâsı; asap ve azaba sebep olan her günah olduğundan "Azaba müeddi olan ma'siyetin küllisini terke devam et» demektir. Çünkü; Resuîullah günah işlemediğinden «Günahı terket» demek «Günahın terkine devam et» demektir.
Müddessir 74:5
Vacip Tealâ kuvve-i nazariyeden ibaret olan itikadıyatı ikmâl etmekle emrettikten sonra kuvve-i ameliyeden ibaret olan furu-u a'mâlle de emretmek üzere buyuruyor.
Yani; ey Resul-ü Muazzam! Sen Rabbine tekbir alıp ta'zim ettikten sonra ibadete başlayacağında libasım necasetten. Remizle.
Zira; ibadet halinde taharet üzere bulunmak vacip olduğu gibi ibadetin gayrı zamanlarda dahi temizlik tabîat-ı beşerin seveceği şeylerdendir, insanın muazzap olmasını icab eden bilûmum günahları dahi terke devam et. Çünkü; günahlar rıza-yı İlâhî'ye muhalif olduğundan kahr-ı İlâhî'yi muciptir. Binaenaleyh; her âkilin her zaman için günahları terkle, nefsini azaptan muhafaza etmesi lâzımdır. İşte şu âyet; mekârim-i ahlâkın cümlesini câmi'dir. Çünkü; tab'-ı beşerin seveceği taharetle emrettiği gibi her fenalığı terket-mekle dahi emrediyor.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile Resulul-lah'ın mezmum olan âdât-ı cahiliyeden evvelâ terkle emrolunduğii şey; necasetten taharet ve günahtan terk etmektir.
Çünkü; müşrikler hiçbir zaman necasetten ve sair tabiat-ı be-şeriyeye muhalif olan şeylerden çekinmezlerdi. Buysa fıtrat-ı beşere muhalif olduğundan Hallâk-ı Âlem olan Vâcib-ül Vücud tab'-ı beşere mülayim ve akl-ı selime muvafık olan taharetle emretmiştir. Libası tathîr etmekle emri; ahlâk-ı zemimenin küllisini terket-mekle emri müstelzimdir. Çünkü; ariyet olan elbiseyi tathir etmek lâzım olunca her zaman insanın kendisinden ayrılmayan nefsini ahlâk-ı zemimeden tathir etmesi lâzım olacağı evleviyetle sabittir. Yahut «Libasını tathir et» demek «Kısa kesin ve kısa giyin» demektir. Çünkü; elbiseyi uzun giymek âdet-i cahiliyedendir, uzun libas ise necasete bulaşmaktan halî olmadığı cihetle necasetten sakınmak müşkül olduğu gibi kibir ve tefâhur gibi necaset-ı batmi-yeye de sebep olur. Şu âyetten hangi manâ murad olunursa olunsun din-i İslâm'ın nezafet üzere bina kılındığına ve diyanet-i İslâ-miye'de nezafete dikkat lâzım olduğuna ve furu-u a'mâl içinden evvel be evvel taharet emrolunması dahi taharetin herşeyden evvel lüzumuna delil-i kâfidir. Binaenaleyh; her müminin taharete devamı diyanet noktasından elzemdir. Hatta evin kaplarını yıkayıp temiz bulundurmak, avlusunu süpürüp lâtif tutmak zenginliği caliptir. Zira dinimizin iktizası; nezafeti âmirdir, esasen Allahü Tealâ da naziftir, nezafeti sever.
Rüczün asıl manâsı; asap ve azaba sebep olan her günah olduğundan "Azaba müeddi olan ma'siyetin küllisini terke devam et» demektir. Çünkü; Resuîullah günah işlemediğinden «Günahı terket» demek «Günahın terkine devam et» demektir.
Müddessir 74:6
Vacip Tealâ kullarının Hakla olacak muamelesini beyândan sonra halkla olacak muamelesini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; mukabilinde birçok kargılık bekler olduğun hal(|e bir kimseye hediye etme ve verdiğin birşey karşılığında daha ziyadesini ümid ederek verme.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu!âyette nehiy; tenzih içindir. Çünkü; çok ivaz almak niyetiyle Resulul-lah'a hediye- getirenlere Rsulullah onların getirdikleri hediyeleri mukabilinde ümitlerine muvafık ve belki daha çok verirler ve men' de etmezlerdi. İşte Resulullah'm fiili mes'elenin asıl cevazına yani az hediye mukabilinde çok ivaz beklemenin cevazına delâlet eder, fakat bu cevaz ümmet hakkındadır. Amma Resuîullah hakkında nehiy; tahrîmîdir. Çünkü; az verip çok ummak hırs, tama ve dünyaya rağbet neticesi olduğundan mansıb-ı nübüvvete lâyık değildir, belki mansıb-ı nübüvvete lâyık olan; vermek mukabilindi birşey beklememek ve her işi Allah'ın rızası için olmaktır.
Yahut manâ-yı âyet:
Müddessir 74:7
demektir.
Hatta bilcümle kabaü-i Arap haline gıpta ederlerdi. Çünkü; malı hesaba girmez bir hale gelmişti.
Yahut manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile maI-i memdudla murad; birbiri arkasında gelip duran ve devam üzere ticaret, ziraat ve hayvanatın yavrulamasıyla çoğalıp birçok yerler ihata eden maldır ki (Velid b. Mugire)'nin malı Taif'le Mekke arasında deve, koyun, kısrak, bağ, bahçe, ağaçlar ve nehirler olmak üzere dolu
olduğu Ibn-i Abbas Hazretlerinden mervidir. ile mûrad; kendisiyle Mekke'de meclislerde hazır bulunur, lâfa, söze karışır, dokuz veya on oğlu olduğu ve banlardan üçünün ki (Halid). (Ammare) ve (Hişam)'m İslâm oldukları mervidir. ( U;rs ) ile murad; cah, mansıp ve kavmi içinde riyaseti vermekle nimeti itmam ve ikmal etmektir.
Müddessir 74:8
demektir.
Hatta bilcümle kabaü-i Arap haline gıpta ederlerdi. Çünkü; malı hesaba girmez bir hale gelmişti.
Yahut manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile maI-i memdudla murad; birbiri arkasında gelip duran ve devam üzere ticaret, ziraat ve hayvanatın yavrulamasıyla çoğalıp birçok yerler ihata eden maldır ki (Velid b. Mugire)'nin malı Taif'le Mekke arasında deve, koyun, kısrak, bağ, bahçe, ağaçlar ve nehirler olmak üzere dolu
olduğu Ibn-i Abbas Hazretlerinden mervidir. ile mûrad; kendisiyle Mekke'de meclislerde hazır bulunur, lâfa, söze karışır, dokuz veya on oğlu olduğu ve banlardan üçünün ki (Halid). (Ammare) ve (Hişam)'m İslâm oldukları mervidir. ( U;rs ) ile murad; cah, mansıp ve kavmi içinde riyaseti vermekle nimeti itmam ve ikmal etmektir.
Müddessir 74:9
demektir.
Hatta bilcümle kabaü-i Arap haline gıpta ederlerdi. Çünkü; malı hesaba girmez bir hale gelmişti.
Yahut manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile maI-i memdudla murad; birbiri arkasında gelip duran ve devam üzere ticaret, ziraat ve hayvanatın yavrulamasıyla çoğalıp birçok yerler ihata eden maldır ki (Velid b. Mugire)'nin malı Taif'le Mekke arasında deve, koyun, kısrak, bağ, bahçe, ağaçlar ve nehirler olmak üzere dolu
olduğu Ibn-i Abbas Hazretlerinden mervidir. ile mûrad; kendisiyle Mekke'de meclislerde hazır bulunur, lâfa, söze karışır, dokuz veya on oğlu olduğu ve banlardan üçünün ki (Halid). (Ammare) ve (Hişam)'m İslâm oldukları mervidir. ( U;rs ) ile murad; cah, mansıp ve kavmi içinde riyaseti vermekle nimeti itmam ve ikmal etmektir.
Müddessir 74:10
demektir.
Hatta bilcümle kabaü-i Arap haline gıpta ederlerdi. Çünkü; malı hesaba girmez bir hale gelmişti.
Yahut manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile maI-i memdudla murad; birbiri arkasında gelip duran ve devam üzere ticaret, ziraat ve hayvanatın yavrulamasıyla çoğalıp birçok yerler ihata eden maldır ki (Velid b. Mugire)'nin malı Taif'le Mekke arasında deve, koyun, kısrak, bağ, bahçe, ağaçlar ve nehirler olmak üzere dolu
olduğu Ibn-i Abbas Hazretlerinden mervidir. ile mûrad; kendisiyle Mekke'de meclislerde hazır bulunur, lâfa, söze karışır, dokuz veya on oğlu olduğu ve banlardan üçünün ki (Halid). (Ammare) ve (Hişam)'m İslâm oldukları mervidir. ( U;rs ) ile murad; cah, mansıp ve kavmi içinde riyaseti vermekle nimeti itmam ve ikmal etmektir.
Müddessir 74:11
demektir.
Hatta bilcümle kabaü-i Arap haline gıpta ederlerdi. Çünkü; malı hesaba girmez bir hale gelmişti.
Yahut manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile maI-i memdudla murad; birbiri arkasında gelip duran ve devam üzere ticaret, ziraat ve hayvanatın yavrulamasıyla çoğalıp birçok yerler ihata eden maldır ki (Velid b. Mugire)'nin malı Taif'le Mekke arasında deve, koyun, kısrak, bağ, bahçe, ağaçlar ve nehirler olmak üzere dolu
olduğu Ibn-i Abbas Hazretlerinden mervidir. ile mûrad; kendisiyle Mekke'de meclislerde hazır bulunur, lâfa, söze karışır, dokuz veya on oğlu olduğu ve banlardan üçünün ki (Halid). (Ammare) ve (Hişam)'m İslâm oldukları mervidir. ( U;rs ) ile murad; cah, mansıp ve kavmi içinde riyaseti vermekle nimeti itmam ve ikmal etmektir.
Müddessir 74:12
demektir.
Hatta bilcümle kabaü-i Arap haline gıpta ederlerdi. Çünkü; malı hesaba girmez bir hale gelmişti.
Yahut manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile maI-i memdudla murad; birbiri arkasında gelip duran ve devam üzere ticaret, ziraat ve hayvanatın yavrulamasıyla çoğalıp birçok yerler ihata eden maldır ki (Velid b. Mugire)'nin malı Taif'le Mekke arasında deve, koyun, kısrak, bağ, bahçe, ağaçlar ve nehirler olmak üzere dolu
olduğu Ibn-i Abbas Hazretlerinden mervidir. ile mûrad; kendisiyle Mekke'de meclislerde hazır bulunur, lâfa, söze karışır, dokuz veya on oğlu olduğu ve banlardan üçünün ki (Halid). (Ammare) ve (Hişam)'m İslâm oldukları mervidir. ( U;rs ) ile murad; cah, mansıp ve kavmi içinde riyaseti vermekle nimeti itmam ve ikmal etmektir.
Müddessir 74:13
demektir.
Hatta bilcümle kabaü-i Arap haline gıpta ederlerdi. Çünkü; malı hesaba girmez bir hale gelmişti.
Yahut manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile maI-i memdudla murad; birbiri arkasında gelip duran ve devam üzere ticaret, ziraat ve hayvanatın yavrulamasıyla çoğalıp birçok yerler ihata eden maldır ki (Velid b. Mugire)'nin malı Taif'le Mekke arasında deve, koyun, kısrak, bağ, bahçe, ağaçlar ve nehirler olmak üzere dolu
olduğu Ibn-i Abbas Hazretlerinden mervidir. ile mûrad; kendisiyle Mekke'de meclislerde hazır bulunur, lâfa, söze karışır, dokuz veya on oğlu olduğu ve banlardan üçünün ki (Halid). (Ammare) ve (Hişam)'m İslâm oldukları mervidir. ( U;rs ) ile murad; cah, mansıp ve kavmi içinde riyaseti vermekle nimeti itmam ve ikmal etmektir.
Müddessir 74:14
demektir.
Hatta bilcümle kabaü-i Arap haline gıpta ederlerdi. Çünkü; malı hesaba girmez bir hale gelmişti.
Yahut manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile maI-i memdudla murad; birbiri arkasında gelip duran ve devam üzere ticaret, ziraat ve hayvanatın yavrulamasıyla çoğalıp birçok yerler ihata eden maldır ki (Velid b. Mugire)'nin malı Taif'le Mekke arasında deve, koyun, kısrak, bağ, bahçe, ağaçlar ve nehirler olmak üzere dolu
olduğu Ibn-i Abbas Hazretlerinden mervidir. ile mûrad; kendisiyle Mekke'de meclislerde hazır bulunur, lâfa, söze karışır, dokuz veya on oğlu olduğu ve banlardan üçünün ki (Halid). (Ammare) ve (Hişam)'m İslâm oldukları mervidir. ( U;rs ) ile murad; cah, mansıp ve kavmi içinde riyaseti vermekle nimeti itmam ve ikmal etmektir.
Müddessir 74:15
Vacip Tealâ bu kâfirin çok nimet sahibi olduğunu beyandan sonra ^nimetlere kanaat etmediğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Binaenaleyh; bu kâfirin ümidi ettiği ziyadeyi vermem. Zira küfran-ı nimet; mani-i nimettir. Câ-j lib-i nimet değildir.
Fahri Râzi, Hâzin ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile| bu âyetler Mekke ahalisinden (Velid b. Mugire) hakkında nazil ol4 muştur. Çünkü; (Velid) bütün evkatmı Resulullah (S.A.) Efendi-1' miz Hazretlerine eza etmeye hasretmiş, emr-i nübüvvette bir kere olsun hakkı kabul etmemiş, daima Resulullah'a ezayı ve nübüvveti inkârı kendine âdet edinmiş ve bu mezmum hallerine iftihar eder bir kâfir-i anûd olduğundan bundan evvel zikrolunan kâfirler için-| de dahil olduğu halde onunla iktifa olunmayarak kötülükte şanına1; ihtimam için ayrıca ahvali beyan olunmuştur. Çünkü; (Velid); Arap içinde emsali görülmedik serveti olduğundan cümle Arapri kavmi onu sever ve kendine hürmet ederlerdi. Eğer iman etmişjj olsaydı ona ittibâ' ederek birçok kimseler iman ederlerdi. Hatta| Arap kavmi (Velid)'i çok sevdiklerinden (Reyhane-i Kureyş) der-J lerdi. Çünkü Arapların âdetleri; çok sevdikleri şeye reyhan derler-g di. Zira reyhan; rayiha-i tayyibe sahibi olan bir otun ismini dir. O otun hassası: insanın kalbine sürür vermektir. Fahri Alem])
Efendimizin çocuk hakkında kavl-i lâtifi dej bunu te'yid eder. Yani Herkesin çocuğu kendine reyhan-ı Iîâhî'4 dendir» demek olur.
Bu âyetlerin nüzulünden sonra Velid'in hali günden güne te-ş denni ettiği ve hatta vefatında efkar-ı fukaradan olduğu mervidir ve bu tedenni de uzak birşey değil; belki her zaman, her yerde; görülen şeylerdendir. Çünkü şükrü eda olunmayan nimet; daima. zevale ma'ruz ve mahkûmdur.
Müddessir 74:16
Vacip Tealâ bu kâfirin çok nimet sahibi olduğunu beyandan sonra ^nimetlere kanaat etmediğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Binaenaleyh; bu kâfirin ümidi ettiği ziyadeyi vermem. Zira küfran-ı nimet; mani-i nimettir. Câ-j lib-i nimet değildir.
Fahri Râzi, Hâzin ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile| bu âyetler Mekke ahalisinden (Velid b. Mugire) hakkında nazil ol4 muştur. Çünkü; (Velid) bütün evkatmı Resulullah (S.A.) Efendi-1' miz Hazretlerine eza etmeye hasretmiş, emr-i nübüvvette bir kere olsun hakkı kabul etmemiş, daima Resulullah'a ezayı ve nübüvveti inkârı kendine âdet edinmiş ve bu mezmum hallerine iftihar eder bir kâfir-i anûd olduğundan bundan evvel zikrolunan kâfirler için-| de dahil olduğu halde onunla iktifa olunmayarak kötülükte şanına1; ihtimam için ayrıca ahvali beyan olunmuştur. Çünkü; (Velid); Arap içinde emsali görülmedik serveti olduğundan cümle Arapri kavmi onu sever ve kendine hürmet ederlerdi. Eğer iman etmişjj olsaydı ona ittibâ' ederek birçok kimseler iman ederlerdi. Hatta| Arap kavmi (Velid)'i çok sevdiklerinden (Reyhane-i Kureyş) der-J lerdi. Çünkü Arapların âdetleri; çok sevdikleri şeye reyhan derler-g di. Zira reyhan; rayiha-i tayyibe sahibi olan bir otun ismini dir. O otun hassası: insanın kalbine sürür vermektir. Fahri Alem])
Efendimizin çocuk hakkında kavl-i lâtifi dej bunu te'yid eder. Yani Herkesin çocuğu kendine reyhan-ı Iîâhî'4 dendir» demek olur.
Bu âyetlerin nüzulünden sonra Velid'in hali günden güne te-ş denni ettiği ve hatta vefatında efkar-ı fukaradan olduğu mervidir ve bu tedenni de uzak birşey değil; belki her zaman, her yerde; görülen şeylerdendir. Çünkü şükrü eda olunmayan nimet; daima. zevale ma'ruz ve mahkûmdur.
Müddessir 74:17
Vacip Tealâ Velid'in ahval-i mezmumesinden bazısını beyandan sonra o ahvalin cezasını beyan etmek üzere buyuruyor.
Veyahut
…
Fahri Râzi'nin ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile)'in manâ-yı aslîsi; çıkması gayet müşkül yokuş hir dağ ise de şiddetli azap manâsına da olabilir. Bu âyeti tefsir makamında Resulullah:
buyurmuştur.
Yani «Saûd; Cehennem'de ateşten yüksek bir dağdır. Ehi-i Cehennem o dağa yetmiş sene çıkmak ve yetmiş sene inmekle ebeden muazzap olurlar» demektir. İşte Cenab-ı Hak (Velid) gibi nimeti ve bütün âyetleri inkâr eden kâfirleri o dağa çıkaracağını ve her taraflarını ateşle ihata ettireceğini ve bu minval üzere ebeden
azab edeceğini bu âyetle beyan buyurmuştur. Çünkü onu ihata eder, her tarafını kaplatırım demektir.
Müddessir 74:18
Vacip Tealâ Velid'e azabın keyfiyetini beyandan sonra azaba istihkakının sebebini beyan etmek üzere buyuruyor.
Çünkü; insanın arzu ettiği şey -husul bulmayınca bundan dolayı kalbinde olan sıkıntıyı yüzünde izhar etmek emr-i zarurîdir. Binaenaleyh; Velid Kur'an'a ta'ın şiddetle arzu ettiği halde ta'na lâyık birşey bulamayınca yüzünü ekşitti ve alnını buruşturdu.
Müddessir 74:19
Vacip Tealâ Velid'e azabın keyfiyetini beyandan sonra azaba istihkakının sebebini beyan etmek üzere buyuruyor.
Çünkü; insanın arzu ettiği şey -husul bulmayınca bundan dolayı kalbinde olan sıkıntıyı yüzünde izhar etmek emr-i zarurîdir. Binaenaleyh; Velid Kur'an'a ta'ın şiddetle arzu ettiği halde ta'na lâyık birşey bulamayınca yüzünü ekşitti ve alnını buruşturdu.
Müddessir 74:20
Vacip Tealâ Velid'e azabın keyfiyetini beyandan sonra azaba istihkakının sebebini beyan etmek üzere buyuruyor.
Çünkü; insanın arzu ettiği şey -husul bulmayınca bundan dolayı kalbinde olan sıkıntıyı yüzünde izhar etmek emr-i zarurîdir. Binaenaleyh; Velid Kur'an'a ta'ın şiddetle arzu ettiği halde ta'na lâyık birşey bulamayınca yüzünü ekşitti ve alnını buruşturdu.
Müddessir 74:21
Vacip Tealâ Velid'e azabın keyfiyetini beyandan sonra azaba istihkakının sebebini beyan etmek üzere buyuruyor.
Çünkü; insanın arzu ettiği şey -husul bulmayınca bundan dolayı kalbinde olan sıkıntıyı yüzünde izhar etmek emr-i zarurîdir. Binaenaleyh; Velid Kur'an'a ta'ın şiddetle arzu ettiği halde ta'na lâyık birşey bulamayınca yüzünü ekşitti ve alnını buruşturdu.
Müddessir 74:22
Vacip Tealâ Velid'e azabın keyfiyetini beyandan sonra azaba istihkakının sebebini beyan etmek üzere buyuruyor.
Çünkü; insanın arzu ettiği şey -husul bulmayınca bundan dolayı kalbinde olan sıkıntıyı yüzünde izhar etmek emr-i zarurîdir. Binaenaleyh; Velid Kur'an'a ta'ın şiddetle arzu ettiği halde ta'na lâyık birşey bulamayınca yüzünü ekşitti ve alnını buruşturdu.
Müddessir 74:23
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanlarına nazaran bir-gün Resulullah (Sûre-i Kâ, Mim-üs-Secde)'yi okurken Velid dinleyerek kavmine gelip, der ki «Ben şimdi Muhammed (S.A.) den bir kelâm dinledim. Bu söz esaslı ve köklü bir sözdür. Zahiri meyve verici Ve batını gayet kuvvetli, ins ü cinnin sözüne benzemez gayet tatlıdır» deyince Kureyş kavını «Velid dininden çıktı» demeleri üzerine biraderzâdesi olan (Ebu Cehil) Velid'in yanma gelir, Kureyş'in sözlerini hikâye ederek, daha hiddetini celbedecek bazı sözler söyler. Bunun üzerine Velid hiddetle, kalkar, Kureyş'in yanma gelir ve «Ey Kureyş! Muhammed (S.A.)'e mecnun dediniz. Emmare-i cinnet görüyor musunuz? Yalancıdır dediniz, yalanına tesadüf ettiniz mi? Şairdir dediniz, şiir söyler mi?» deyince Kureyş'in cümlesi «Hayır! Bunlardan hiçbirisi yoktur. Fakat ne de-ttiek lâzım? Sen soyla» dediler.
Müddessir 74:24
Vacip Tealâ Kureyş'in şu ısrarları üzerine (Velid)'in evveldi beri düşüne düşüne zihninde hazırladığı ve ta'nolmadığmı bildiği halde izhara mecbur olduğu şeyi söylediğini hikâye etmek üzere buyuruyor.
İşte Velid böyle demekle güya başkalarının bulamadığı ve söyleyemediği birşeyi bulmuş ve söylemiş oldu.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bir kavim inkıraz bulduktan sonra onların eserlerini rivayet etmek manasınadır. Yahut diğer eserler üzerine tercih olunur bir eser demektir. Buna nazaran manâ-yı âyet:
Müddessir 74:25
Vacip Tealâ Kureyş'in şu ısrarları üzerine (Velid)'in evveldi beri düşüne düşüne zihninde hazırladığı ve ta'nolmadığmı bildiği halde izhara mecbur olduğu şeyi söylediğini hikâye etmek üzere buyuruyor.
İşte Velid böyle demekle güya başkalarının bulamadığı ve söyleyemediği birşeyi bulmuş ve söylemiş oldu.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bir kavim inkıraz bulduktan sonra onların eserlerini rivayet etmek manasınadır. Yahut diğer eserler üzerine tercih olunur bir eser demektir. Buna nazaran manâ-yı âyet:
Müddessir 74:26
Vacip Tealâ bu âyet-i celilede Cehennem'in sakar ismindeki tabakasının gayet şiddetli olduğunu ve kâfir-i muannidi bu şiddetli tabakaya atacağım. be3'anla resulünü teslîye ve kâfir-i ma'hûdu tehdid etmiştir. Çünkü (lâfzı; birşeyin liluhünâen suâle mevzu olduğu gibi suâl olunan şeyin kuvvetli olduğuna dahi işarettir.
Vâcip Teaiâ şu suâle cevap olmak v? Sakar'm mahiye tilü izah etmek üzere buyuruyor
…
Yani; günahı sebebiyle Cehennem'e istihkak kesbeden kimseyi Cehennem taşrada koymaz, elbette onu tutar içine alır, tuttuğunu terketmez, elbette? yakar. Hatta etini bırakmaz, tamamen yakar, kemiğini etsiz lerketmez. Zira; yanan etleri tekrar avdet, eder ve bu minval üzere ebeden yanar. Yanmaktan hâsıl olan eser; onları siyahlandirmaktir. Binaenaleyh; Cehennem onların derilerini kömür gibi karartıcıdır, onların azaplarına nezaret etmek: üzere Cehennem üzerinde on dokuz melek mevcuttur ve ehl-i Cehen-nem'den herbirini Allah'ın izniyle lâyık olduğu yere koyarlar, herkes kendi mevkiini terkedemez. yerli yerince intizam üzere bulunur, birbirine karışmaz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Cehennem'e nezaret eden rae-eklerin on dokuz olmasındaki hikmet: itikadiyât ve ameliyatta üfus-u beşeri ihlâl eden kuvâ-yı beşeriyenin on dokuz olmasıdır, ünkü; insanda huvây hay v aniye on iki olup beşi :ass-ı zahire; beşi havass-ı batıniyye, biri kuvve-i gazabiye, diğeri de kuvve-î muharrikedir Kuvâ-yı beşeriyenin diğer yedisi de kuva-yı tabiiyedir ki onlar da gaziye, nâmiye, müvellide, cazibe hâzıme, dâfia ve masikedir, bu suretle kuvâ-yı beşeriyenin mecmuu on dokuzdur. İşte insanı bütün günahlara sokan ve insandan sudur eden afatların menşei bu on. dokuz kuvâ olunca bunların herbirin-den neş'et eden günahların azabına ayrı ayrı birer melek musallat olduğundan Cehennem'e nezaret eden melekler on dokuz olmuştur. Yahut Cehennem'in yedi tabakasından altısı kâfirlere mahsus olup yedincisi ehl-i imanın âsîlerine mahsustur. Kâfirler ise furu-u a'mâlle mükellef olduklarına nazaran üç cihetle muazzdb olurlar ki birincisi: kalpleriyle itikadı terk, ikincisi; 1%^ şanlarıyla ikrarı terk, üçüncüsü; aza-yı cevarihleriyle ameli terketmeleridir. Her tabakada bulunan kâfirler şu üç cihetten muazzab olup envâ'-ı azabına mukabil üç melek nezaret etmekle altı kere üç on sekizdir. Bir tanesi de diğer bir tabakasında müminlere nezaret eder. Şu halde mecmuu on dokuzdur. Yahut yevmiye saat yirmi dört olup beşi beş vakit namazla meşgul olup on dokuzu ibadetten halî olduğu için zebanilerin adedi on dokuz olmuştur. Zira; herbiri bir nevi azaba nezaret eder. Her ne kadar er-bab-ı hikmet adedin hikmetini bu minval üzere beyan etmişlerse de bizlere lâzım olan; aslına iman etmektir. Çünkü; hükme tealluk olmadığından adedin hikmetinden bahiste bizim için fayda yoktur.
Vacip Tealâ zebanilerin adedi on dokuz olduğunu beyan edince kâfirler zebanilerin adedini az görerek «On dokuz kimsenin ne ehemmiyeti vardır, bu kadar ehl-i Cehennem'in muhafazasına nasıl muktedir olacaklar?» diyerek istihza tankıyla itirazlarına cevap olmak üzere buyuruyor.
Yani; Cehennem'e nezaret edenler ve ehl-i Cehennem'in azabına me'mur olanlar insanlardan ve cinnilerden değil, ancak melektir. Zira; ins ü cin olsa azab olunanların emsinden oldukları cihetle azab olunanların hallerine şefkat ve merhamet ederler. Azabı mahallî ise merhamete münâfîdir. Binaenaleyh; cinslerinin gayrı melekler kılüımıştıı. Eğer kendi cinslerinden olsa bilûmum ehl-i Cehennem'i muhafazaya muktedir olamazlar. İşte şu esaslara binaen muazzap olanlara musallat olanlar kendi cinslerinin gayrı melek kılınmıştır ve Biz Azimüşşân bunların adetlerini haber vermedik, ancak inkâr eden kâfirleri imtihan olmak üzere haber verdik ki iman eden ve etmeyen bilinsin.
Bunların itirazları; Vacip Tealâ'nın bu adedi haber vermesidir. Çünkü; haber vermese bu adedi bilmez ve itiraz da etmezlerdi. Binaenaleyh: Cenab-ı Hakkın bu adedi haber vermesi kâfir hakkında iki cihetle fitne ve itiraza sebep olmuştur :
Birincisi; şu adetten ziyade ve noksan olmaksızın bu adede tahsisin sebebi nedir misilli itirazlarıdır. Bu itiraza ukalâca iltifat olunmaz. Zira; bu misilli itiraza iltifat olunsa âlemin her cüz'üne, belki Vacip Tealâ'nın her işine itiraz olunmak lâzım gelir. Zira; göklerin adedi niçin yedi, senenin ayları niçin on iki oldu, kezalik filân şey niçin o zaman-ı muayyeninde hadis oldu da bir dakika evve] veya sonra hadis olmadı? gibi herşeye itiraz edi-' lir. Buysa caiz değildir. Zira; efâi-i îlâhî'yeye itiraz mahiyetini hâizdir. İşte zebanilerin adedine itiraz da bu kabilden eser-i hamakattan başka birşey değildir. Bu gibi itirazların cümlesine evvap; "Hak fâil-i muhtardır. Fâil-i muhtar ise herşeyi emsaline tercihte illet ve sebep aramaz. Binaenaleyh: bu gibi tahsise itiraz olunmaz» demekten ibarettir.
Ikincisi ; azıcık melekler ins ü cinden milyarlara baliğ olan nüjusun muhafazasına nasıl muktedir olurlar? demeleridir. Bunun cevabı; hafazanin meleklerden olmasıdır. Zira; meleklerin kuvvetleri ins ü cirmin kuvvetlerine kıyas olunmaz. Daha doğrusu Cenab-ı Hakkın kudret-i kâmilesine itikad eden bir kimse bu misilli itiraza cesaret etmez. Zira; Vacip Tealâ az oları kimselerde birçok kudret halketmeye kadirdir. Binaenaleyh; adedin azlığıyla itiraz ehemmiyetten sakıttır.
Vacip Tealâ şu adedin Kur'and a beyan olunduğunun bazı faydasını ve hikmetini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kendilerine kitap verilen ehl-i kitap şüphesiz olarak Re-suTümüzün sâdık ve Kur'anm vahy-i İlâhî olduğunu iîm-i yakînle bilsinler ve iman eden müminlerin de imanları ziyade olsun için biz Kur'anda hazene-i Cehennem'in adedini beyan ettik. Çünkü; ehl-i kitabın kitaplarında dahi hazene-i Cehennemin adedi bu minval üzere beyan olunduğundan Kur'anm adedi beyanda kitaplarına muvafık olduğunu görünce Kur'anm hakkaa kitab olduğunu ve onu getiren nebinin sıdkmı şüphesiz bilsinler için Kur'anda adet beyan olunmuştur ve ehl-i kitabın kitaplarına muvafık olduğundan onlar tasdik edince ehl-i imanın imanları bir kat daha kuvvet bulur. Kuvvet, imanın keyfiyetine taalluk ettiği cihetle her zaman kuvvet cihetinden imanın ziyadelenmesi caizdir.
Yahut manâ-yı .nazım:
…
demektir. Lâkin bu ziyade her zaman olmaz, ancak zaman-ı saadete ve vahyin nazil olduğu zamanda mevcut olan a:shâb-ı" kiramın imanlarına mahsustur. Çünkü; o vakitte imanın mütealliki olan mü'menünbihin vahyin gelmesiyle ânenbeânen tezâyüd suretiyle vürûd eden ahkâma iman ettikçe imanları tezayüd eder. Amma asr-ı saadetten sonra vahiy munkati' olup ahkâm teceddüd etmediği cihetle adet cihej tinden imanları tezayüd etmez. Çünkü; mü'menünbih neden ibaret] se zaman-ı saadette kararlaştığından Fahri Kâinat'm irtihaiindeı sonra adet itibariyle imanın ziyadelenmesi mümkün olamaz.
Vacip Tealâ Cehennem'in hazinedarlarının on dokuz olduğunu haber vermesindeki fayda Ehl-i Kitab'm Kur'anm hak olduğunu yakînen bilmeleri ve ehl-i imanın imanlarının ziyadelenmesi ğunu beyandan sonra üçüncü faydasını beyan etmek üzere buyuruyor.
Zira; kitaplarına muvafık olduğu için ehl-i kitabın şek ve şüphesi kalmadığı gibi ehl-i iman da Kur'anın kütüb-ü sabıkaya muvafakatini bilmeleriyle kendilerinde şüpheleri kalmaz. Şu halde her iki sınıfta hâsıl olan ilm-i yakın sekten ârî bir yakîn olur. Çünkü; hazene-i Cehennem hakkında Kur'anm hükmünün kütüb-ü sabıkaya muvafık olması her iki sınıfa kanaat vermiş oldu. Binaenaleyh; hazenenin adedini haber vermek gerek -i Kitab'm, gerek ehl-i imanın seklerine meydan bırakmamıştır.
Müddessir 74:27
Vacip Tealâ bu âyet-i celilede Cehennem'in sakar ismindeki tabakasının gayet şiddetli olduğunu ve kâfir-i muannidi bu şiddetli tabakaya atacağım. be3'anla resulünü teslîye ve kâfir-i ma'hûdu tehdid etmiştir. Çünkü (lâfzı; birşeyin liluhünâen suâle mevzu olduğu gibi suâl olunan şeyin kuvvetli olduğuna dahi işarettir.
Vâcip Teaiâ şu suâle cevap olmak v? Sakar'm mahiye tilü izah etmek üzere buyuruyor
…
Yani; günahı sebebiyle Cehennem'e istihkak kesbeden kimseyi Cehennem taşrada koymaz, elbette onu tutar içine alır, tuttuğunu terketmez, elbette? yakar. Hatta etini bırakmaz, tamamen yakar, kemiğini etsiz lerketmez. Zira; yanan etleri tekrar avdet, eder ve bu minval üzere ebeden yanar. Yanmaktan hâsıl olan eser; onları siyahlandirmaktir. Binaenaleyh; Cehennem onların derilerini kömür gibi karartıcıdır, onların azaplarına nezaret etmek: üzere Cehennem üzerinde on dokuz melek mevcuttur ve ehl-i Cehen-nem'den herbirini Allah'ın izniyle lâyık olduğu yere koyarlar, herkes kendi mevkiini terkedemez. yerli yerince intizam üzere bulunur, birbirine karışmaz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Cehennem'e nezaret eden rae-eklerin on dokuz olmasındaki hikmet: itikadiyât ve ameliyatta üfus-u beşeri ihlâl eden kuvâ-yı beşeriyenin on dokuz olmasıdır, ünkü; insanda huvây hay v aniye on iki olup beşi :ass-ı zahire; beşi havass-ı batıniyye, biri kuvve-i gazabiye, diğeri de kuvve-î muharrikedir Kuvâ-yı beşeriyenin diğer yedisi de kuva-yı tabiiyedir ki onlar da gaziye, nâmiye, müvellide, cazibe hâzıme, dâfia ve masikedir, bu suretle kuvâ-yı beşeriyenin mecmuu on dokuzdur. İşte insanı bütün günahlara sokan ve insandan sudur eden afatların menşei bu on. dokuz kuvâ olunca bunların herbirin-den neş'et eden günahların azabına ayrı ayrı birer melek musallat olduğundan Cehennem'e nezaret eden melekler on dokuz olmuştur. Yahut Cehennem'in yedi tabakasından altısı kâfirlere mahsus olup yedincisi ehl-i imanın âsîlerine mahsustur. Kâfirler ise furu-u a'mâlle mükellef olduklarına nazaran üç cihetle muazzdb olurlar ki birincisi: kalpleriyle itikadı terk, ikincisi; 1%^ şanlarıyla ikrarı terk, üçüncüsü; aza-yı cevarihleriyle ameli terketmeleridir. Her tabakada bulunan kâfirler şu üç cihetten muazzab olup envâ'-ı azabına mukabil üç melek nezaret etmekle altı kere üç on sekizdir. Bir tanesi de diğer bir tabakasında müminlere nezaret eder. Şu halde mecmuu on dokuzdur. Yahut yevmiye saat yirmi dört olup beşi beş vakit namazla meşgul olup on dokuzu ibadetten halî olduğu için zebanilerin adedi on dokuz olmuştur. Zira; herbiri bir nevi azaba nezaret eder. Her ne kadar er-bab-ı hikmet adedin hikmetini bu minval üzere beyan etmişlerse de bizlere lâzım olan; aslına iman etmektir. Çünkü; hükme tealluk olmadığından adedin hikmetinden bahiste bizim için fayda yoktur.
Vacip Tealâ zebanilerin adedi on dokuz olduğunu beyan edince kâfirler zebanilerin adedini az görerek «On dokuz kimsenin ne ehemmiyeti vardır, bu kadar ehl-i Cehennem'in muhafazasına nasıl muktedir olacaklar?» diyerek istihza tankıyla itirazlarına cevap olmak üzere buyuruyor.
Yani; Cehennem'e nezaret edenler ve ehl-i Cehennem'in azabına me'mur olanlar insanlardan ve cinnilerden değil, ancak melektir. Zira; ins ü cin olsa azab olunanların emsinden oldukları cihetle azab olunanların hallerine şefkat ve merhamet ederler. Azabı mahallî ise merhamete münâfîdir. Binaenaleyh; cinslerinin gayrı melekler kılüımıştıı. Eğer kendi cinslerinden olsa bilûmum ehl-i Cehennem'i muhafazaya muktedir olamazlar. İşte şu esaslara binaen muazzap olanlara musallat olanlar kendi cinslerinin gayrı melek kılınmıştır ve Biz Azimüşşân bunların adetlerini haber vermedik, ancak inkâr eden kâfirleri imtihan olmak üzere haber verdik ki iman eden ve etmeyen bilinsin.
Bunların itirazları; Vacip Tealâ'nın bu adedi haber vermesidir. Çünkü; haber vermese bu adedi bilmez ve itiraz da etmezlerdi. Binaenaleyh: Cenab-ı Hakkın bu adedi haber vermesi kâfir hakkında iki cihetle fitne ve itiraza sebep olmuştur :
Birincisi; şu adetten ziyade ve noksan olmaksızın bu adede tahsisin sebebi nedir misilli itirazlarıdır. Bu itiraza ukalâca iltifat olunmaz. Zira; bu misilli itiraza iltifat olunsa âlemin her cüz'üne, belki Vacip Tealâ'nın her işine itiraz olunmak lâzım gelir. Zira; göklerin adedi niçin yedi, senenin ayları niçin on iki oldu, kezalik filân şey niçin o zaman-ı muayyeninde hadis oldu da bir dakika evve] veya sonra hadis olmadı? gibi herşeye itiraz edi-' lir. Buysa caiz değildir. Zira; efâi-i îlâhî'yeye itiraz mahiyetini hâizdir. İşte zebanilerin adedine itiraz da bu kabilden eser-i hamakattan başka birşey değildir. Bu gibi itirazların cümlesine evvap; "Hak fâil-i muhtardır. Fâil-i muhtar ise herşeyi emsaline tercihte illet ve sebep aramaz. Binaenaleyh: bu gibi tahsise itiraz olunmaz» demekten ibarettir.
Ikincisi ; azıcık melekler ins ü cinden milyarlara baliğ olan nüjusun muhafazasına nasıl muktedir olurlar? demeleridir. Bunun cevabı; hafazanin meleklerden olmasıdır. Zira; meleklerin kuvvetleri ins ü cirmin kuvvetlerine kıyas olunmaz. Daha doğrusu Cenab-ı Hakkın kudret-i kâmilesine itikad eden bir kimse bu misilli itiraza cesaret etmez. Zira; Vacip Tealâ az oları kimselerde birçok kudret halketmeye kadirdir. Binaenaleyh; adedin azlığıyla itiraz ehemmiyetten sakıttır.
Vacip Tealâ şu adedin Kur'and a beyan olunduğunun bazı faydasını ve hikmetini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kendilerine kitap verilen ehl-i kitap şüphesiz olarak Re-suTümüzün sâdık ve Kur'anm vahy-i İlâhî olduğunu iîm-i yakînle bilsinler ve iman eden müminlerin de imanları ziyade olsun için biz Kur'anda hazene-i Cehennem'in adedini beyan ettik. Çünkü; ehl-i kitabın kitaplarında dahi hazene-i Cehennemin adedi bu minval üzere beyan olunduğundan Kur'anm adedi beyanda kitaplarına muvafık olduğunu görünce Kur'anm hakkaa kitab olduğunu ve onu getiren nebinin sıdkmı şüphesiz bilsinler için Kur'anda adet beyan olunmuştur ve ehl-i kitabın kitaplarına muvafık olduğundan onlar tasdik edince ehl-i imanın imanları bir kat daha kuvvet bulur. Kuvvet, imanın keyfiyetine taalluk ettiği cihetle her zaman kuvvet cihetinden imanın ziyadelenmesi caizdir.
Yahut manâ-yı .nazım:
…
demektir. Lâkin bu ziyade her zaman olmaz, ancak zaman-ı saadete ve vahyin nazil olduğu zamanda mevcut olan a:shâb-ı" kiramın imanlarına mahsustur. Çünkü; o vakitte imanın mütealliki olan mü'menünbihin vahyin gelmesiyle ânenbeânen tezâyüd suretiyle vürûd eden ahkâma iman ettikçe imanları tezayüd eder. Amma asr-ı saadetten sonra vahiy munkati' olup ahkâm teceddüd etmediği cihetle adet cihej tinden imanları tezayüd etmez. Çünkü; mü'menünbih neden ibaret] se zaman-ı saadette kararlaştığından Fahri Kâinat'm irtihaiindeı sonra adet itibariyle imanın ziyadelenmesi mümkün olamaz.
Vacip Tealâ Cehennem'in hazinedarlarının on dokuz olduğunu haber vermesindeki fayda Ehl-i Kitab'm Kur'anm hak olduğunu yakînen bilmeleri ve ehl-i imanın imanlarının ziyadelenmesi ğunu beyandan sonra üçüncü faydasını beyan etmek üzere buyuruyor.
Zira; kitaplarına muvafık olduğu için ehl-i kitabın şek ve şüphesi kalmadığı gibi ehl-i iman da Kur'anın kütüb-ü sabıkaya muvafakatini bilmeleriyle kendilerinde şüpheleri kalmaz. Şu halde her iki sınıfta hâsıl olan ilm-i yakın sekten ârî bir yakîn olur. Çünkü; hazene-i Cehennem hakkında Kur'anm hükmünün kütüb-ü sabıkaya muvafık olması her iki sınıfa kanaat vermiş oldu. Binaenaleyh; hazenenin adedini haber vermek gerek -i Kitab'm, gerek ehl-i imanın seklerine meydan bırakmamıştır.
Müddessir 74:28
Vacip Tealâ Cehennem'! muhafazaya me'raur olan meleklerin bildirmekteki faydanın üçünü beyandan sonra dördüncü i&ydayı beyan etmek üzere :
Yani; biz Kur'anda hazene-i Cehonnem'in adedini haber verdik ki kalplerinde maraz-ı nifak olan münafıklar ve açıktan Kur'-anı ve resulü tekzibe cesaret eden kâfirler desinler ki «Şu mesel kabilinden olan adedi beyandan Allahü Tealâ ne gibi şey murad eder? Zira; durûb-u emsalle ne murad olunabilir ki Allahü Tealâ ne murad etsin? Binaenaleyh böyle isüğrab olunacak durûb-u emsal Allah'ın kelâmında olmaz», tşte böyle demekle nifaklarım ve küfürlerini meydana koysunlar' için biz Cehennem'in hazinedarlarının adedini Kur'anda beyan ettik.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile adette istiğrab edip asıl manâsım ve maksûdu fehmedemediklerinden adetten maksat başka birşeye-misal olarak getirildi zannıyla adede darb-ı mesel demişlerdir. Halbuki nefsinde adet darb-ı mesel değildir, bu âyet-i celile ileride olacak vukuatı hancı verdiği için mucizedir. Çünkü; âyet Mekke'de nazil olmuştur. Mekke'de ise münafık yoktu. O zamanda Mekke ahalisi üçe münkanemdi. Birincisi ; 'müminler, ikincisi ; kâfirler, üçüncü ; mütereddid olanlardır. Âyet-i celile ise Medine'de münafıklardan zuhur eden ahvâli beyan ettiği cihetle gaipten haber vermiştir. Binaenaleyh; ayrıca mucizedir.
Hulâsa; kâfirler ve münafıklar "Şu adet mesel kabilindendir. Eğer Kur'an kelâmuliah olsaydı bu gibi durûb-u emsal bulunmazdı. Halbuki bulunuyor, su halde Kur'an Allahü Tealâ'nm kelâmı değildir» demek istemişlerdir.
Vacip Tealâ Kur'anda hazene-i Cehennem'in adedini ve bazı faydayı ve adedi beyandan sonra hâsıl olan hulâsayı beyan etmek üzere buvuruvor.
Yani; Kur'anda hazene-i Cehennem'iu adedini beyan ctnıel' inkâr edenler hakkında ayn-ı dalâlet oMuğu cihetle onları idlâl ve idi îtiksd edenler hakkında ayn-ı hidâyet olduğu cihetle onları pyette kıldığı gibi kuliarmden dilediğini kendi ihtiyarini d.ılâ-sarfettiği cihetle Allahü Tealâ onun dalâletini halkla ıdiâi eder» İı. dilediği kulunun " iradesini o kul hidayete sarfettiği cihetle rı yedinde Allahü Tealâ hidâveti h^Iketmek'e onu hidâyetle u\ Çünkü; kulun efâî-i ihtjyariyesinde Allah'ın iradesi kuü&} leşine tâbidir.- Binaenaleyh; kulun ihtıyar-ı cüz'îsini sarfetj Allahü Tealâ halkedeı*.
; .'idesini sarfla hasıl olur.
Vacip Toalâ h'azene-i Cehennem'in ödedini'Kiber verince Ebû lil ve emsali kâfirler adedi az görmekle itiraz ötmeleri üzerine undan evvelki oyotlerie cevap verdikten sonra diğer bir trolle ahi ce\r:n yormı-k üzere
Yani; Cehennem'i gerek evsâf ıvla, gerek hazenesinin adediyle zikretmek ve onların ahvâline delâlet eden âyetler olmadı, ancak insanlara ibret ve insafa davet için bir mev'ıza oldu ki ona iman eden kimse ondan kendini sakınır. Çünkü Cehennem'in mahiyetini ve evsâfını bilmek, ondan kaçınmayı îcâb eder.
; .'idesini sarfla hasıl olur.
Vacip Toalâ h'azene-i Cehennem'in ödedini'Kiber verince Ebû lil ve emsali kâfirler adedi az görmekle itiraz ötmeleri üzerine undan evvelki oyotlerie cevap verdikten sonra diğer bir trolle ahi ce\r:n yormı-k üzere
Yani; Cehennem'i gerek evsâf ıvla, gerek hazenesinin adediyle zikretmek ve onların ahvâline delâlet eden âyetler olmadı, ancak insanlara ibret ve insafa davet için bir mev'ıza oldu ki ona iman eden kimse ondan kendini sakınır. Çünkü Cehennem'in mahiyetini ve evsâfını bilmek, ondan kaçınmayı îcâb eder.
Zira; inkârları vaazı kabule mânidir. Çünkü; onlar iiikadiyâtta behâim gibi olduklarından Cehennem'i zikirden müteessir olmazlar
Müddessir 74:29
Vacip Tealâ Cehennem'! muhafazaya me'raur olan meleklerin bildirmekteki faydanın üçünü beyandan sonra dördüncü i&ydayı beyan etmek üzere :
Yani; biz Kur'anda hazene-i Cehonnem'in adedini haber verdik ki kalplerinde maraz-ı nifak olan münafıklar ve açıktan Kur'-anı ve resulü tekzibe cesaret eden kâfirler desinler ki «Şu mesel kabilinden olan adedi beyandan Allahü Tealâ ne gibi şey murad eder? Zira; durûb-u emsalle ne murad olunabilir ki Allahü Tealâ ne murad etsin? Binaenaleyh böyle isüğrab olunacak durûb-u emsal Allah'ın kelâmında olmaz», tşte böyle demekle nifaklarım ve küfürlerini meydana koysunlar' için biz Cehennem'in hazinedarlarının adedini Kur'anda beyan ettik.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile adette istiğrab edip asıl manâsım ve maksûdu fehmedemediklerinden adetten maksat başka birşeye-misal olarak getirildi zannıyla adede darb-ı mesel demişlerdir. Halbuki nefsinde adet darb-ı mesel değildir, bu âyet-i celile ileride olacak vukuatı hancı verdiği için mucizedir. Çünkü; âyet Mekke'de nazil olmuştur. Mekke'de ise münafık yoktu. O zamanda Mekke ahalisi üçe münkanemdi. Birincisi ; 'müminler, ikincisi ; kâfirler, üçüncü ; mütereddid olanlardır. Âyet-i celile ise Medine'de münafıklardan zuhur eden ahvâli beyan ettiği cihetle gaipten haber vermiştir. Binaenaleyh; ayrıca mucizedir.
Hulâsa; kâfirler ve münafıklar "Şu adet mesel kabilindendir. Eğer Kur'an kelâmuliah olsaydı bu gibi durûb-u emsal bulunmazdı. Halbuki bulunuyor, su halde Kur'an Allahü Tealâ'nm kelâmı değildir» demek istemişlerdir.
Vacip Tealâ Kur'anda hazene-i Cehennem'in adedini ve bazı faydayı ve adedi beyandan sonra hâsıl olan hulâsayı beyan etmek üzere buvuruvor.
Yani; Kur'anda hazene-i Cehennem'iu adedini beyan ctnıel' inkâr edenler hakkında ayn-ı dalâlet oMuğu cihetle onları idlâl ve idi îtiksd edenler hakkında ayn-ı hidâyet olduğu cihetle onları pyette kıldığı gibi kuliarmden dilediğini kendi ihtiyarini d.ılâ-sarfettiği cihetle Allahü Tealâ onun dalâletini halkla ıdiâi eder» İı. dilediği kulunun " iradesini o kul hidayete sarfettiği cihetle rı yedinde Allahü Tealâ hidâveti h^Iketmek'e onu hidâyetle u\ Çünkü; kulun efâî-i ihtjyariyesinde Allah'ın iradesi kuü&} leşine tâbidir.- Binaenaleyh; kulun ihtıyar-ı cüz'îsini sarfetj Allahü Tealâ halkedeı*.
; .'idesini sarfla hasıl olur.
Vacip Toalâ h'azene-i Cehennem'in ödedini'Kiber verince Ebû lil ve emsali kâfirler adedi az görmekle itiraz ötmeleri üzerine undan evvelki oyotlerie cevap verdikten sonra diğer bir trolle ahi ce\r:n yormı-k üzere
Yani; Cehennem'i gerek evsâf ıvla, gerek hazenesinin adediyle zikretmek ve onların ahvâline delâlet eden âyetler olmadı, ancak insanlara ibret ve insafa davet için bir mev'ıza oldu ki ona iman eden kimse ondan kendini sakınır. Çünkü Cehennem'in mahiyetini ve evsâfını bilmek, ondan kaçınmayı îcâb eder.
; .'idesini sarfla hasıl olur.
Vacip Toalâ h'azene-i Cehennem'in ödedini'Kiber verince Ebû lil ve emsali kâfirler adedi az görmekle itiraz ötmeleri üzerine undan evvelki oyotlerie cevap verdikten sonra diğer bir trolle ahi ce\r:n yormı-k üzere
Yani; Cehennem'i gerek evsâf ıvla, gerek hazenesinin adediyle zikretmek ve onların ahvâline delâlet eden âyetler olmadı, ancak insanlara ibret ve insafa davet için bir mev'ıza oldu ki ona iman eden kimse ondan kendini sakınır. Çünkü Cehennem'in mahiyetini ve evsâfını bilmek, ondan kaçınmayı îcâb eder.
Zira; inkârları vaazı kabule mânidir. Çünkü; onlar iiikadiyâtta behâim gibi olduklarından Cehennem'i zikirden müteessir olmazlar
Müddessir 74:30
Vacip Tealâ Cehennem'! muhafazaya me'raur olan meleklerin bildirmekteki faydanın üçünü beyandan sonra dördüncü i&ydayı beyan etmek üzere :
Yani; biz Kur'anda hazene-i Cehonnem'in adedini haber verdik ki kalplerinde maraz-ı nifak olan münafıklar ve açıktan Kur'-anı ve resulü tekzibe cesaret eden kâfirler desinler ki «Şu mesel kabilinden olan adedi beyandan Allahü Tealâ ne gibi şey murad eder? Zira; durûb-u emsalle ne murad olunabilir ki Allahü Tealâ ne murad etsin? Binaenaleyh böyle isüğrab olunacak durûb-u emsal Allah'ın kelâmında olmaz», tşte böyle demekle nifaklarım ve küfürlerini meydana koysunlar' için biz Cehennem'in hazinedarlarının adedini Kur'anda beyan ettik.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile adette istiğrab edip asıl manâsım ve maksûdu fehmedemediklerinden adetten maksat başka birşeye-misal olarak getirildi zannıyla adede darb-ı mesel demişlerdir. Halbuki nefsinde adet darb-ı mesel değildir, bu âyet-i celile ileride olacak vukuatı hancı verdiği için mucizedir. Çünkü; âyet Mekke'de nazil olmuştur. Mekke'de ise münafık yoktu. O zamanda Mekke ahalisi üçe münkanemdi. Birincisi ; 'müminler, ikincisi ; kâfirler, üçüncü ; mütereddid olanlardır. Âyet-i celile ise Medine'de münafıklardan zuhur eden ahvâli beyan ettiği cihetle gaipten haber vermiştir. Binaenaleyh; ayrıca mucizedir.
Hulâsa; kâfirler ve münafıklar "Şu adet mesel kabilindendir. Eğer Kur'an kelâmuliah olsaydı bu gibi durûb-u emsal bulunmazdı. Halbuki bulunuyor, su halde Kur'an Allahü Tealâ'nm kelâmı değildir» demek istemişlerdir.
Vacip Tealâ Kur'anda hazene-i Cehennem'in adedini ve bazı faydayı ve adedi beyandan sonra hâsıl olan hulâsayı beyan etmek üzere buvuruvor.
Yani; Kur'anda hazene-i Cehennem'iu adedini beyan ctnıel' inkâr edenler hakkında ayn-ı dalâlet oMuğu cihetle onları idlâl ve idi îtiksd edenler hakkında ayn-ı hidâyet olduğu cihetle onları pyette kıldığı gibi kuliarmden dilediğini kendi ihtiyarini d.ılâ-sarfettiği cihetle Allahü Tealâ onun dalâletini halkla ıdiâi eder» İı. dilediği kulunun " iradesini o kul hidayete sarfettiği cihetle rı yedinde Allahü Tealâ hidâveti h^Iketmek'e onu hidâyetle u\ Çünkü; kulun efâî-i ihtjyariyesinde Allah'ın iradesi kuü&} leşine tâbidir.- Binaenaleyh; kulun ihtıyar-ı cüz'îsini sarfetj Allahü Tealâ halkedeı*.
; .'idesini sarfla hasıl olur.
Vacip Toalâ h'azene-i Cehennem'in ödedini'Kiber verince Ebû lil ve emsali kâfirler adedi az görmekle itiraz ötmeleri üzerine undan evvelki oyotlerie cevap verdikten sonra diğer bir trolle ahi ce\r:n yormı-k üzere
Yani; Cehennem'i gerek evsâf ıvla, gerek hazenesinin adediyle zikretmek ve onların ahvâline delâlet eden âyetler olmadı, ancak insanlara ibret ve insafa davet için bir mev'ıza oldu ki ona iman eden kimse ondan kendini sakınır. Çünkü Cehennem'in mahiyetini ve evsâfını bilmek, ondan kaçınmayı îcâb eder.
; .'idesini sarfla hasıl olur.
Vacip Toalâ h'azene-i Cehennem'in ödedini'Kiber verince Ebû lil ve emsali kâfirler adedi az görmekle itiraz ötmeleri üzerine undan evvelki oyotlerie cevap verdikten sonra diğer bir trolle ahi ce\r:n yormı-k üzere
Yani; Cehennem'i gerek evsâf ıvla, gerek hazenesinin adediyle zikretmek ve onların ahvâline delâlet eden âyetler olmadı, ancak insanlara ibret ve insafa davet için bir mev'ıza oldu ki ona iman eden kimse ondan kendini sakınır. Çünkü Cehennem'in mahiyetini ve evsâfını bilmek, ondan kaçınmayı îcâb eder.
Zira; inkârları vaazı kabule mânidir. Çünkü; onlar iiikadiyâtta behâim gibi olduklarından Cehennem'i zikirden müteessir olmazlar
Müddessir 74:31
Vacip Tealâ Cehennem'! muhafazaya me'raur olan meleklerin bildirmekteki faydanın üçünü beyandan sonra dördüncü i&ydayı beyan etmek üzere :
Yani; biz Kur'anda hazene-i Cehonnem'in adedini haber verdik ki kalplerinde maraz-ı nifak olan münafıklar ve açıktan Kur'-anı ve resulü tekzibe cesaret eden kâfirler desinler ki «Şu mesel kabilinden olan adedi beyandan Allahü Tealâ ne gibi şey murad eder? Zira; durûb-u emsalle ne murad olunabilir ki Allahü Tealâ ne murad etsin? Binaenaleyh böyle isüğrab olunacak durûb-u emsal Allah'ın kelâmında olmaz», tşte böyle demekle nifaklarım ve küfürlerini meydana koysunlar' için biz Cehennem'in hazinedarlarının adedini Kur'anda beyan ettik.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile adette istiğrab edip asıl manâsım ve maksûdu fehmedemediklerinden adetten maksat başka birşeye-misal olarak getirildi zannıyla adede darb-ı mesel demişlerdir. Halbuki nefsinde adet darb-ı mesel değildir, bu âyet-i celile ileride olacak vukuatı hancı verdiği için mucizedir. Çünkü; âyet Mekke'de nazil olmuştur. Mekke'de ise münafık yoktu. O zamanda Mekke ahalisi üçe münkanemdi. Birincisi ; 'müminler, ikincisi ; kâfirler, üçüncü ; mütereddid olanlardır. Âyet-i celile ise Medine'de münafıklardan zuhur eden ahvâli beyan ettiği cihetle gaipten haber vermiştir. Binaenaleyh; ayrıca mucizedir.
Hulâsa; kâfirler ve münafıklar "Şu adet mesel kabilindendir. Eğer Kur'an kelâmuliah olsaydı bu gibi durûb-u emsal bulunmazdı. Halbuki bulunuyor, su halde Kur'an Allahü Tealâ'nm kelâmı değildir» demek istemişlerdir.
Vacip Tealâ Kur'anda hazene-i Cehennem'in adedini ve bazı faydayı ve adedi beyandan sonra hâsıl olan hulâsayı beyan etmek üzere buvuruvor.
Yani; Kur'anda hazene-i Cehennem'iu adedini beyan ctnıel' inkâr edenler hakkında ayn-ı dalâlet oMuğu cihetle onları idlâl ve idi îtiksd edenler hakkında ayn-ı hidâyet olduğu cihetle onları pyette kıldığı gibi kuliarmden dilediğini kendi ihtiyarini d.ılâ-sarfettiği cihetle Allahü Tealâ onun dalâletini halkla ıdiâi eder» İı. dilediği kulunun " iradesini o kul hidayete sarfettiği cihetle rı yedinde Allahü Tealâ hidâveti h^Iketmek'e onu hidâyetle u\ Çünkü; kulun efâî-i ihtjyariyesinde Allah'ın iradesi kuü&} leşine tâbidir.- Binaenaleyh; kulun ihtıyar-ı cüz'îsini sarfetj Allahü Tealâ halkedeı*.
; .'idesini sarfla hasıl olur.
Vacip Toalâ h'azene-i Cehennem'in ödedini'Kiber verince Ebû lil ve emsali kâfirler adedi az görmekle itiraz ötmeleri üzerine undan evvelki oyotlerie cevap verdikten sonra diğer bir trolle ahi ce\r:n yormı-k üzere
Yani; Cehennem'i gerek evsâf ıvla, gerek hazenesinin adediyle zikretmek ve onların ahvâline delâlet eden âyetler olmadı, ancak insanlara ibret ve insafa davet için bir mev'ıza oldu ki ona iman eden kimse ondan kendini sakınır. Çünkü Cehennem'in mahiyetini ve evsâfını bilmek, ondan kaçınmayı îcâb eder.
; .'idesini sarfla hasıl olur.
Vacip Toalâ h'azene-i Cehennem'in ödedini'Kiber verince Ebû lil ve emsali kâfirler adedi az görmekle itiraz ötmeleri üzerine undan evvelki oyotlerie cevap verdikten sonra diğer bir trolle ahi ce\r:n yormı-k üzere
Yani; Cehennem'i gerek evsâf ıvla, gerek hazenesinin adediyle zikretmek ve onların ahvâline delâlet eden âyetler olmadı, ancak insanlara ibret ve insafa davet için bir mev'ıza oldu ki ona iman eden kimse ondan kendini sakınır. Çünkü Cehennem'in mahiyetini ve evsâfını bilmek, ondan kaçınmayı îcâb eder.
Zira; inkârları vaazı kabule mânidir. Çünkü; onlar iiikadiyâtta behâim gibi olduklarından Cehennem'i zikirden müteessir olmazlar
Müddessir 74:32
Vacip Tealâ Cehennem'i zikirden kâfirlerin mütenaşsih olmadıklarını beyandan sonra kâfirlerin müstehak oldukları Cehennem'in evsâfını zikirle kâfirleri Cehennem azabını icab eden ef'âl-den kemal-i şiddetle menetmek için yeminle te'kid etmek üzere buyuruyor.
Yani: aya, sabaha doğru döndüğü zaman geceye ve gecenin karanlığı giderek aydınlığı başladığı zaman sabah vaktine yemin ederim ki Cehennem insanları korkutucu olduğu halde pek büyük belâdır. Zira; günahkârlar üzerine nazil olacak belâ çoktur, lâkin o belâların en büyük olanlarının birisi Cehennem'dir. Binaenaleyh: Cehennem korkusuyla ıslah-ı nefsetmek insanlar için. lâzımdır. Çünkü Cehennem: ins ü cinden âsîler için halkolun.müş bir belâ-yi azimdir.
Müddessir 74:33
Vacip Tealâ Cehennem'i zikirden kâfirlerin mütenaşsih olmadıklarını beyandan sonra kâfirlerin müstehak oldukları Cehennem'in evsâfını zikirle kâfirleri Cehennem azabını icab eden ef'âl-den kemal-i şiddetle menetmek için yeminle te'kid etmek üzere buyuruyor.
Yani: aya, sabaha doğru döndüğü zaman geceye ve gecenin karanlığı giderek aydınlığı başladığı zaman sabah vaktine yemin ederim ki Cehennem insanları korkutucu olduğu halde pek büyük belâdır. Zira; günahkârlar üzerine nazil olacak belâ çoktur, lâkin o belâların en büyük olanlarının birisi Cehennem'dir. Binaenaleyh: Cehennem korkusuyla ıslah-ı nefsetmek insanlar için. lâzımdır. Çünkü Cehennem: ins ü cinden âsîler için halkolun.müş bir belâ-yi azimdir.
Müddessir 74:34
Vacip Tealâ Cehennem'i zikirden kâfirlerin mütenaşsih olmadıklarını beyandan sonra kâfirlerin müstehak oldukları Cehennem'in evsâfını zikirle kâfirleri Cehennem azabını icab eden ef'âl-den kemal-i şiddetle menetmek için yeminle te'kid etmek üzere buyuruyor.
Yani: aya, sabaha doğru döndüğü zaman geceye ve gecenin karanlığı giderek aydınlığı başladığı zaman sabah vaktine yemin ederim ki Cehennem insanları korkutucu olduğu halde pek büyük belâdır. Zira; günahkârlar üzerine nazil olacak belâ çoktur, lâkin o belâların en büyük olanlarının birisi Cehennem'dir. Binaenaleyh: Cehennem korkusuyla ıslah-ı nefsetmek insanlar için. lâzımdır. Çünkü Cehennem: ins ü cinden âsîler için halkolun.müş bir belâ-yi azimdir.
Müddessir 74:35
Vacip Tealâ Cehennem'in beşeri korkutucu olduğunu beyandan sonra beşerden kimleri korkutucu olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Cehennem mutlaka cins-i beşeri korkutuyor ve bilhassa sizden şu iki hasletten birini arzu eden kimseyi daha ziyade korkutur ki birisi, ibadete suratla takaddüm etmek ister. Zira; bu ibadete takaddüm sebebiyle ma'siyetten geri kalır ve şu takaddüm ve taahhuru Cehennem'den korkusu sebebiyledir. Binaenaleyh; Cehennem'den korkmak ancak bu-iki sıfat kendisinde olmakla hâsıl olur.
.Yahut manâ-yı âyet şöyledir:
…
demektir. İfani, Cehennem şol.kimseyi korkutur ki sizden o kimse ma'siyete takaddüm veya ibadetten taahhur etmek ister. Gerek ma'siyete ikdam ve gerek ibadetten geri kalmak her ikisi de Cehennem'den korkmayı icab eder. Binaenaleyh; Cehennem beşerî ve beşerden bu gibi sıfatlar kendisinde bulunan kimseyi- korkutucudur.
Bu âyet-i celile; abdin irâde-i cüz'iyesinin varlığına ve-irade-i cüz'iyesinin hayr ü serde ve taat u ma'siyette methali olduğuna delâlet eder. Çünkü; âyette takaddüm ve taahhur abde isnad olunduğu gibi meşiyet de abde isnad olunmuştur. Eğer abdin irade-i cüz'iyesr olmamış olsaydı şu ef'âl abde isnad olunmazdı. Binaenaleyh bu efâlin isnadı; irâde-i cüz'iyenin vücuduna.delâlet ettiğinden «Kul fiilinde mecburdur» demekle irade-i -cüz'iyeyi nefyeden' Cebriye mezhebini şiddetle reddeder.
Müddessir 74:36
Vacip Tealâ Cehennem'in beşeri korkutucu olduğunu beyandan sonra beşerden kimleri korkutucu olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Cehennem mutlaka cins-i beşeri korkutuyor ve bilhassa sizden şu iki hasletten birini arzu eden kimseyi daha ziyade korkutur ki birisi, ibadete suratla takaddüm etmek ister. Zira; bu ibadete takaddüm sebebiyle ma'siyetten geri kalır ve şu takaddüm ve taahhuru Cehennem'den korkusu sebebiyledir. Binaenaleyh; Cehennem'den korkmak ancak bu-iki sıfat kendisinde olmakla hâsıl olur.
.Yahut manâ-yı âyet şöyledir:
…
demektir. İfani, Cehennem şol.kimseyi korkutur ki sizden o kimse ma'siyete takaddüm veya ibadetten taahhur etmek ister. Gerek ma'siyete ikdam ve gerek ibadetten geri kalmak her ikisi de Cehennem'den korkmayı icab eder. Binaenaleyh; Cehennem beşerî ve beşerden bu gibi sıfatlar kendisinde bulunan kimseyi- korkutucudur.
Bu âyet-i celile; abdin irâde-i cüz'iyesinin varlığına ve-irade-i cüz'iyesinin hayr ü serde ve taat u ma'siyette methali olduğuna delâlet eder. Çünkü; âyette takaddüm ve taahhur abde isnad olunduğu gibi meşiyet de abde isnad olunmuştur. Eğer abdin irade-i cüz'iyesr olmamış olsaydı şu ef'âl abde isnad olunmazdı. Binaenaleyh bu efâlin isnadı; irâde-i cüz'iyenin vücuduna.delâlet ettiğinden «Kul fiilinde mecburdur» demekle irade-i -cüz'iyeyi nefyeden' Cebriye mezhebini şiddetle reddeder.
Müddessir 74:37
Vacip Tealâ Cehennem'in beşeri korkutucu olduğunu beyandan sonra beşerden kimleri korkutucu olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Cehennem mutlaka cins-i beşeri korkutuyor ve bilhassa sizden şu iki hasletten birini arzu eden kimseyi daha ziyade korkutur ki birisi, ibadete suratla takaddüm etmek ister. Zira; bu ibadete takaddüm sebebiyle ma'siyetten geri kalır ve şu takaddüm ve taahhuru Cehennem'den korkusu sebebiyledir. Binaenaleyh; Cehennem'den korkmak ancak bu-iki sıfat kendisinde olmakla hâsıl olur.
.Yahut manâ-yı âyet şöyledir:
…
demektir. İfani, Cehennem şol.kimseyi korkutur ki sizden o kimse ma'siyete takaddüm veya ibadetten taahhur etmek ister. Gerek ma'siyete ikdam ve gerek ibadetten geri kalmak her ikisi de Cehennem'den korkmayı icab eder. Binaenaleyh; Cehennem beşerî ve beşerden bu gibi sıfatlar kendisinde bulunan kimseyi- korkutucudur.
Bu âyet-i celile; abdin irâde-i cüz'iyesinin varlığına ve-irade-i cüz'iyesinin hayr ü serde ve taat u ma'siyette methali olduğuna delâlet eder. Çünkü; âyette takaddüm ve taahhur abde isnad olunduğu gibi meşiyet de abde isnad olunmuştur. Eğer abdin irade-i cüz'iyesr olmamış olsaydı şu ef'âl abde isnad olunmazdı. Binaenaleyh bu efâlin isnadı; irâde-i cüz'iyenin vücuduna.delâlet ettiğinden «Kul fiilinde mecburdur» demekle irade-i -cüz'iyeyi nefyeden' Cebriye mezhebini şiddetle reddeder.
Müddessir 74:38
Vacip Telaâ ma'siyete takaddüm veya ibadetten taahhur etmek isteyen kimseleri Cehennenvin korkutucu oldu-ğunu. beyandan sonra herkesin kendi ameline göre ceza göreceğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; herkes kendi kazancına göre muamele görür. Şu halde kazandığı günahları mukabilinde mahbus olur ve o günahın cezasını görmeyince halâs olamadığından indalîah günahı mukabilinde merhûnedir. Çünkü; bir borca mukabil verilen rehin borç ödenmeyince rehniyetten kurtulamadığı gibi günahı mukabilinde ceza görecek kimse günahının cezasını görmeyince kurtulamaz. Şu halde borca bağlı olan'rehin gibi günahkâr olan kimse günahına bağjı. kalır.
Müddessir 74:39
Yani; defter-i a'mali sağ canibinden verilen müminler amellerini güzel yaptıklarından Cehennem azabından kurtulur, mahpus kalmazlar. Zira; onlar tekâlif-i îlâhî'yeye lâyıkıyla riâyet ettiklerinden lutf-u İlâhî'ye nail olarak Cennet'lerde rahat üzere bulunur ve ehl-i Cehennemdin haline vâkıf olduklarından onlara Cehennemi duhullerinin sebebini sorarlar ve derler ki «Sizi Cehennem'e hangi günahınız ve ameliniz ithal etti?» Çünkü; ehl-i Cennet Cen-net'te oldukları halde sürurları ziyade olsun için ehl-i Cehennem'in halini gözleriyle görürler. Ve Cehennem'e, girmelerinin sebebini suâl ederler ve ehl-i Cennet Cehennemilerin hallerini görünce sürurları ziyadelendiği gibi ehl-i nârın kederleri de ziyadeleneceği zaruridir..
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ashab-ı yeminle mu-i'ad; müminlere kitapları sağ taraflarından verilenlerdir. Veyahut ztfal-i müslimîndir. Zira; etfal günah işlemezler ki mukabilinde î'ehin olsunlar, onlar günah işlemedikleri cihetle ehl-i narı Cehennem'e ithal eden şey neden ibaret olduğunu bilmedikleri için sebebinden suâl ederler ve günahları olmadığından mukabilinde rehin olarak Cehennem'de mahpus olmazlar.
Hulâsa; günahkâr olan her nefsin günahı mukabilinde rehin olarak Cehennem'de kalacağı ve ashab-ı yeminin Cennet'te rahat olacağı ve mücrimlerin Cehennem'deki hallerini görünce Cehennem'e duhullerinin sebebini suâl edecekleri bu âyetten müstefud olan fevaid cümlesindendir.
Müddessir 74:40
Yani; defter-i a'mali sağ canibinden verilen müminler amellerini güzel yaptıklarından Cehennem azabından kurtulur, mahpus kalmazlar. Zira; onlar tekâlif-i îlâhî'yeye lâyıkıyla riâyet ettiklerinden lutf-u İlâhî'ye nail olarak Cennet'lerde rahat üzere bulunur ve ehl-i Cehennemdin haline vâkıf olduklarından onlara Cehennemi duhullerinin sebebini sorarlar ve derler ki «Sizi Cehennem'e hangi günahınız ve ameliniz ithal etti?» Çünkü; ehl-i Cennet Cen-net'te oldukları halde sürurları ziyade olsun için ehl-i Cehennem'in halini gözleriyle görürler. Ve Cehennem'e, girmelerinin sebebini suâl ederler ve ehl-i Cennet Cehennemilerin hallerini görünce sürurları ziyadelendiği gibi ehl-i nârın kederleri de ziyadeleneceği zaruridir..
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ashab-ı yeminle mu-i'ad; müminlere kitapları sağ taraflarından verilenlerdir. Veyahut ztfal-i müslimîndir. Zira; etfal günah işlemezler ki mukabilinde î'ehin olsunlar, onlar günah işlemedikleri cihetle ehl-i narı Cehennem'e ithal eden şey neden ibaret olduğunu bilmedikleri için sebebinden suâl ederler ve günahları olmadığından mukabilinde rehin olarak Cehennem'de mahpus olmazlar.
Hulâsa; günahkâr olan her nefsin günahı mukabilinde rehin olarak Cehennem'de kalacağı ve ashab-ı yeminin Cennet'te rahat olacağı ve mücrimlerin Cehennem'deki hallerini görünce Cehennem'e duhullerinin sebebini suâl edecekleri bu âyetten müstefud olan fevaid cümlesindendir.
Müddessir 74:41
Yani; defter-i a'mali sağ canibinden verilen müminler amellerini güzel yaptıklarından Cehennem azabından kurtulur, mahpus kalmazlar. Zira; onlar tekâlif-i îlâhî'yeye lâyıkıyla riâyet ettiklerinden lutf-u İlâhî'ye nail olarak Cennet'lerde rahat üzere bulunur ve ehl-i Cehennemdin haline vâkıf olduklarından onlara Cehennemi duhullerinin sebebini sorarlar ve derler ki «Sizi Cehennem'e hangi günahınız ve ameliniz ithal etti?» Çünkü; ehl-i Cennet Cen-net'te oldukları halde sürurları ziyade olsun için ehl-i Cehennem'in halini gözleriyle görürler. Ve Cehennem'e, girmelerinin sebebini suâl ederler ve ehl-i Cennet Cehennemilerin hallerini görünce sürurları ziyadelendiği gibi ehl-i nârın kederleri de ziyadeleneceği zaruridir..
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ashab-ı yeminle mu-i'ad; müminlere kitapları sağ taraflarından verilenlerdir. Veyahut ztfal-i müslimîndir. Zira; etfal günah işlemezler ki mukabilinde î'ehin olsunlar, onlar günah işlemedikleri cihetle ehl-i narı Cehennem'e ithal eden şey neden ibaret olduğunu bilmedikleri için sebebinden suâl ederler ve günahları olmadığından mukabilinde rehin olarak Cehennem'de mahpus olmazlar.
Hulâsa; günahkâr olan her nefsin günahı mukabilinde rehin olarak Cehennem'de kalacağı ve ashab-ı yeminin Cennet'te rahat olacağı ve mücrimlerin Cehennem'deki hallerini görünce Cehennem'e duhullerinin sebebini suâl edecekleri bu âyetten müstefud olan fevaid cümlesindendir.
Müddessir 74:42
Yani; defter-i a'mali sağ canibinden verilen müminler amellerini güzel yaptıklarından Cehennem azabından kurtulur, mahpus kalmazlar. Zira; onlar tekâlif-i îlâhî'yeye lâyıkıyla riâyet ettiklerinden lutf-u İlâhî'ye nail olarak Cennet'lerde rahat üzere bulunur ve ehl-i Cehennemdin haline vâkıf olduklarından onlara Cehennemi duhullerinin sebebini sorarlar ve derler ki «Sizi Cehennem'e hangi günahınız ve ameliniz ithal etti?» Çünkü; ehl-i Cennet Cen-net'te oldukları halde sürurları ziyade olsun için ehl-i Cehennem'in halini gözleriyle görürler. Ve Cehennem'e, girmelerinin sebebini suâl ederler ve ehl-i Cennet Cehennemilerin hallerini görünce sürurları ziyadelendiği gibi ehl-i nârın kederleri de ziyadeleneceği zaruridir..
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ashab-ı yeminle mu-i'ad; müminlere kitapları sağ taraflarından verilenlerdir. Veyahut ztfal-i müslimîndir. Zira; etfal günah işlemezler ki mukabilinde î'ehin olsunlar, onlar günah işlemedikleri cihetle ehl-i narı Cehennem'e ithal eden şey neden ibaret olduğunu bilmedikleri için sebebinden suâl ederler ve günahları olmadığından mukabilinde rehin olarak Cehennem'de mahpus olmazlar.
Hulâsa; günahkâr olan her nefsin günahı mukabilinde rehin olarak Cehennem'de kalacağı ve ashab-ı yeminin Cennet'te rahat olacağı ve mücrimlerin Cehennem'deki hallerini görünce Cehennem'e duhullerinin sebebini suâl edecekleri bu âyetten müstefud olan fevaid cümlesindendir.
Müddessir 74:43
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'in ehl-i Cehennem'den «Sizi ne gibi ameliniz Cehennemce koydu?» diyerek suâl edeceklerini beyandan sonra o suâle cevaplarını beyan etmek üzere buyuruyor,
Yani; ehl-i Cennet'in suâline cevap olarak ehl-i Cehennem dediler ki «'Biz mükellef olduğumuz beş vakit namazı kılanlardan ve Cenab-ı Hakkın kudsiyet-i ma'neviyesine teveccüh edenlerden olmadık, belki nefsimize tebaiyetJe ferâizden tekâsülümüz sebebiyle Cehennem'e girdik ve üzerimize vacip olan sadakat-ı mefrûzeyi muhtaç olan fukara ve mesakîne vermez ve taam yedirmez, emr-i İlâhî'yi yerine getirmez ve fukaranın hakkını menetmekle onları me'yus ederdik. Çünkü; merhametimiz kısa olduğundan fukarayı mesrur etmezdik. Binaenaleyh: bu kötü amellerimizin cezası olarak Cehennem'e girdik ve Cennet nimetlerinden nlahrurn- olduk, bizim günahımız yalnız namaz kılmamak ve taam yedirmemek değildir, belki bizler batılla meşgul-olanlarla beraber meşgul olduk, enbiya-yı izam hakkında lâyık olmadık şeyleri söyledik, şeriata ta'netmek gibi ebatıh terviç için söz söylemekten çekinmememiz sebebiyle Cehennem'e girdik, biz bu kadarla da kalmadık; yevnvi ceza olan kıyamet gününü tekzib eder, inanmazdık, bu kusurumuz diğer kusurumuzdan daha büyük taaccübe şayan bir günahtır ki cümle kusurlardan eşna'dır, bu günahların cümlesine ölüm bize gelinceye kadar ısrar üzere devam ettik, Tevbe ve istiğfar da et-' medik. Binaenaleyh; Cehennem'e girdik» demekle cevaplarına hitam verirler.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyet ehl-i küfrün furu-u a'malle mükellef olduklarına ve furuvu a'mali terkettiklerinden dolayı muazzeb olacaklarına delâlet eder. Çünkü; yevm-i cezayı tekzib eden kafirler olduğu cihetle bu cevabı veren kâfirlerdir, namaz ve zekât gibi furu-u a'mâli terketmeleri Cehennem'e duhullerine sebep olduğunu cevaplarında beyan etmişlerdir. Eğer furu-u a'mâlle mükellef olmamış olsalardı. terkiyle muâhaze olunmazlardı.
Hulâsa; namazı ve zekâtı terk, batılı irtikâp ve yevm-i kıyameti tekzib etmenin Cehennem'e duhûle sebep olacağı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müddessir 74:44
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'in ehl-i Cehennem'den «Sizi ne gibi ameliniz Cehennemce koydu?» diyerek suâl edeceklerini beyandan sonra o suâle cevaplarını beyan etmek üzere buyuruyor,
Yani; ehl-i Cennet'in suâline cevap olarak ehl-i Cehennem dediler ki «'Biz mükellef olduğumuz beş vakit namazı kılanlardan ve Cenab-ı Hakkın kudsiyet-i ma'neviyesine teveccüh edenlerden olmadık, belki nefsimize tebaiyetJe ferâizden tekâsülümüz sebebiyle Cehennem'e girdik ve üzerimize vacip olan sadakat-ı mefrûzeyi muhtaç olan fukara ve mesakîne vermez ve taam yedirmez, emr-i İlâhî'yi yerine getirmez ve fukaranın hakkını menetmekle onları me'yus ederdik. Çünkü; merhametimiz kısa olduğundan fukarayı mesrur etmezdik. Binaenaleyh: bu kötü amellerimizin cezası olarak Cehennem'e girdik ve Cennet nimetlerinden nlahrurn- olduk, bizim günahımız yalnız namaz kılmamak ve taam yedirmemek değildir, belki bizler batılla meşgul-olanlarla beraber meşgul olduk, enbiya-yı izam hakkında lâyık olmadık şeyleri söyledik, şeriata ta'netmek gibi ebatıh terviç için söz söylemekten çekinmememiz sebebiyle Cehennem'e girdik, biz bu kadarla da kalmadık; yevnvi ceza olan kıyamet gününü tekzib eder, inanmazdık, bu kusurumuz diğer kusurumuzdan daha büyük taaccübe şayan bir günahtır ki cümle kusurlardan eşna'dır, bu günahların cümlesine ölüm bize gelinceye kadar ısrar üzere devam ettik, Tevbe ve istiğfar da et-' medik. Binaenaleyh; Cehennem'e girdik» demekle cevaplarına hitam verirler.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyet ehl-i küfrün furu-u a'malle mükellef olduklarına ve furuvu a'mali terkettiklerinden dolayı muazzeb olacaklarına delâlet eder. Çünkü; yevm-i cezayı tekzib eden kafirler olduğu cihetle bu cevabı veren kâfirlerdir, namaz ve zekât gibi furu-u a'mâli terketmeleri Cehennem'e duhullerine sebep olduğunu cevaplarında beyan etmişlerdir. Eğer furu-u a'mâlle mükellef olmamış olsalardı. terkiyle muâhaze olunmazlardı.
Hulâsa; namazı ve zekâtı terk, batılı irtikâp ve yevm-i kıyameti tekzib etmenin Cehennem'e duhûle sebep olacağı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müddessir 74:45
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'in ehl-i Cehennem'den «Sizi ne gibi ameliniz Cehennemce koydu?» diyerek suâl edeceklerini beyandan sonra o suâle cevaplarını beyan etmek üzere buyuruyor,
Yani; ehl-i Cennet'in suâline cevap olarak ehl-i Cehennem dediler ki «'Biz mükellef olduğumuz beş vakit namazı kılanlardan ve Cenab-ı Hakkın kudsiyet-i ma'neviyesine teveccüh edenlerden olmadık, belki nefsimize tebaiyetJe ferâizden tekâsülümüz sebebiyle Cehennem'e girdik ve üzerimize vacip olan sadakat-ı mefrûzeyi muhtaç olan fukara ve mesakîne vermez ve taam yedirmez, emr-i İlâhî'yi yerine getirmez ve fukaranın hakkını menetmekle onları me'yus ederdik. Çünkü; merhametimiz kısa olduğundan fukarayı mesrur etmezdik. Binaenaleyh: bu kötü amellerimizin cezası olarak Cehennem'e girdik ve Cennet nimetlerinden nlahrurn- olduk, bizim günahımız yalnız namaz kılmamak ve taam yedirmemek değildir, belki bizler batılla meşgul-olanlarla beraber meşgul olduk, enbiya-yı izam hakkında lâyık olmadık şeyleri söyledik, şeriata ta'netmek gibi ebatıh terviç için söz söylemekten çekinmememiz sebebiyle Cehennem'e girdik, biz bu kadarla da kalmadık; yevnvi ceza olan kıyamet gününü tekzib eder, inanmazdık, bu kusurumuz diğer kusurumuzdan daha büyük taaccübe şayan bir günahtır ki cümle kusurlardan eşna'dır, bu günahların cümlesine ölüm bize gelinceye kadar ısrar üzere devam ettik, Tevbe ve istiğfar da et-' medik. Binaenaleyh; Cehennem'e girdik» demekle cevaplarına hitam verirler.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyet ehl-i küfrün furu-u a'malle mükellef olduklarına ve furuvu a'mali terkettiklerinden dolayı muazzeb olacaklarına delâlet eder. Çünkü; yevm-i cezayı tekzib eden kafirler olduğu cihetle bu cevabı veren kâfirlerdir, namaz ve zekât gibi furu-u a'mâli terketmeleri Cehennem'e duhullerine sebep olduğunu cevaplarında beyan etmişlerdir. Eğer furu-u a'mâlle mükellef olmamış olsalardı. terkiyle muâhaze olunmazlardı.
Hulâsa; namazı ve zekâtı terk, batılı irtikâp ve yevm-i kıyameti tekzib etmenin Cehennem'e duhûle sebep olacağı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müddessir 74:46
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'in ehl-i Cehennem'den «Sizi ne gibi ameliniz Cehennemce koydu?» diyerek suâl edeceklerini beyandan sonra o suâle cevaplarını beyan etmek üzere buyuruyor,
Yani; ehl-i Cennet'in suâline cevap olarak ehl-i Cehennem dediler ki «'Biz mükellef olduğumuz beş vakit namazı kılanlardan ve Cenab-ı Hakkın kudsiyet-i ma'neviyesine teveccüh edenlerden olmadık, belki nefsimize tebaiyetJe ferâizden tekâsülümüz sebebiyle Cehennem'e girdik ve üzerimize vacip olan sadakat-ı mefrûzeyi muhtaç olan fukara ve mesakîne vermez ve taam yedirmez, emr-i İlâhî'yi yerine getirmez ve fukaranın hakkını menetmekle onları me'yus ederdik. Çünkü; merhametimiz kısa olduğundan fukarayı mesrur etmezdik. Binaenaleyh: bu kötü amellerimizin cezası olarak Cehennem'e girdik ve Cennet nimetlerinden nlahrurn- olduk, bizim günahımız yalnız namaz kılmamak ve taam yedirmemek değildir, belki bizler batılla meşgul-olanlarla beraber meşgul olduk, enbiya-yı izam hakkında lâyık olmadık şeyleri söyledik, şeriata ta'netmek gibi ebatıh terviç için söz söylemekten çekinmememiz sebebiyle Cehennem'e girdik, biz bu kadarla da kalmadık; yevnvi ceza olan kıyamet gününü tekzib eder, inanmazdık, bu kusurumuz diğer kusurumuzdan daha büyük taaccübe şayan bir günahtır ki cümle kusurlardan eşna'dır, bu günahların cümlesine ölüm bize gelinceye kadar ısrar üzere devam ettik, Tevbe ve istiğfar da et-' medik. Binaenaleyh; Cehennem'e girdik» demekle cevaplarına hitam verirler.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyet ehl-i küfrün furu-u a'malle mükellef olduklarına ve furuvu a'mali terkettiklerinden dolayı muazzeb olacaklarına delâlet eder. Çünkü; yevm-i cezayı tekzib eden kafirler olduğu cihetle bu cevabı veren kâfirlerdir, namaz ve zekât gibi furu-u a'mâli terketmeleri Cehennem'e duhullerine sebep olduğunu cevaplarında beyan etmişlerdir. Eğer furu-u a'mâlle mükellef olmamış olsalardı. terkiyle muâhaze olunmazlardı.
Hulâsa; namazı ve zekâtı terk, batılı irtikâp ve yevm-i kıyameti tekzib etmenin Cehennem'e duhûle sebep olacağı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müddessir 74:47
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'in ehl-i Cehennem'den «Sizi ne gibi ameliniz Cehennemce koydu?» diyerek suâl edeceklerini beyandan sonra o suâle cevaplarını beyan etmek üzere buyuruyor,
Yani; ehl-i Cennet'in suâline cevap olarak ehl-i Cehennem dediler ki «'Biz mükellef olduğumuz beş vakit namazı kılanlardan ve Cenab-ı Hakkın kudsiyet-i ma'neviyesine teveccüh edenlerden olmadık, belki nefsimize tebaiyetJe ferâizden tekâsülümüz sebebiyle Cehennem'e girdik ve üzerimize vacip olan sadakat-ı mefrûzeyi muhtaç olan fukara ve mesakîne vermez ve taam yedirmez, emr-i İlâhî'yi yerine getirmez ve fukaranın hakkını menetmekle onları me'yus ederdik. Çünkü; merhametimiz kısa olduğundan fukarayı mesrur etmezdik. Binaenaleyh: bu kötü amellerimizin cezası olarak Cehennem'e girdik ve Cennet nimetlerinden nlahrurn- olduk, bizim günahımız yalnız namaz kılmamak ve taam yedirmemek değildir, belki bizler batılla meşgul-olanlarla beraber meşgul olduk, enbiya-yı izam hakkında lâyık olmadık şeyleri söyledik, şeriata ta'netmek gibi ebatıh terviç için söz söylemekten çekinmememiz sebebiyle Cehennem'e girdik, biz bu kadarla da kalmadık; yevnvi ceza olan kıyamet gününü tekzib eder, inanmazdık, bu kusurumuz diğer kusurumuzdan daha büyük taaccübe şayan bir günahtır ki cümle kusurlardan eşna'dır, bu günahların cümlesine ölüm bize gelinceye kadar ısrar üzere devam ettik, Tevbe ve istiğfar da et-' medik. Binaenaleyh; Cehennem'e girdik» demekle cevaplarına hitam verirler.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyet ehl-i küfrün furu-u a'malle mükellef olduklarına ve furuvu a'mali terkettiklerinden dolayı muazzeb olacaklarına delâlet eder. Çünkü; yevm-i cezayı tekzib eden kafirler olduğu cihetle bu cevabı veren kâfirlerdir, namaz ve zekât gibi furu-u a'mâli terketmeleri Cehennem'e duhullerine sebep olduğunu cevaplarında beyan etmişlerdir. Eğer furu-u a'mâlle mükellef olmamış olsalardı. terkiyle muâhaze olunmazlardı.
Hulâsa; namazı ve zekâtı terk, batılı irtikâp ve yevm-i kıyameti tekzib etmenin Cehennem'e duhûle sebep olacağı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Müddessir 74:48
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'in suâllerine ehl-i Cehennem'in' verecekleri cevabı beyandan sonra bu makule kâfirlere şefaat da menfaat vermeyeceğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; onlar şu beyan olunan günahlara devam ederek tevbe Emeksizin vefat edince şefaat eden erbâb-ı şefaatin şefaatları fay-da vermez. Çünkü; şefaat ehl-i imanadır, ehl-i küfre olmaz. Şu hâl-de bunlara şefaat faraziyat kabilindendir. Yani «Bunlara şefaat 0*rnaz. Farzımuhal olarak şefaat olacak olsa bile fayda vermez» ernektir. Bu âyet; şefaatin esasına delâlet eder. Çünkü; «şefaata şefaati menfaat vermezi demek ;Şefaat vardır, lâkin is tef ad olmazlar» demektir.
Vacip Teaîâ onlara şefaat fayda vermeyeceğini beyandan sonra taaccübe şayan hallerini beyan etmek üzere :
buyuruyor. . .
Kur'anm her âyeti iman icab eden deiâilden olup daima hayırla emrederken ondan kaçmak taaceüb ve istiğraba şayan bir hal olduğuna işaret için taaccübe delâlBeden möA istifhamiyeyle va-rid olmuştur.
Müddessir 74:49
Vâcip Tealâ 'Kur'arıdan i'raz ettiklerini beyandan sonra i'raz-larimn keyfiyetini beyan ve .tasvir etmek üzere buyuruyor.
Yani; Kur'andan kaçanlarm halleri şol merkeplerin hallerine benzer ki o merkepler arslanın hücumdan ürkmüş kaçıcılardır Kur'andan firar edenlerin halleri merkeplerin hallerinden daha kötüdür. Çünkü; merkepler kendilerine hücum eden arslanın muhakkak olan mazarratını bildiklerinden dolayı o mazarrattan kaçarlar. Bunîarsa menfaatlarmı te'min eden Kur'andan kaçarlar. Şu halde, merkeplerin firarı ma'kuldür, bunların t'irarıysa ayn-ı hamakattır.
Fahri Râzi'mn boyam veçhile silâh alıcı cemaata ve'gecenin karaMıcnna dahi denirse de'esas manâsı arşlarıdır. Zira kasvere ; fcasrdandır. Kasr da kajır u galebe manasınadır. Arslanın sair hayvanat üzerine kafir u galebesi olduğundan kasvere denilmiştir. İste arslandan ürkmüş olan merkepler kulaklarını dikerek nasıl kaçarlarsa kâfirler de. Kur'andan onların kaçışma benzer bir kaçışla kaçarlar demektir.
Müddessir 74:50
Vâcip Tealâ 'Kur'arıdan i'raz ettiklerini beyandan sonra i'raz-larimn keyfiyetini beyan ve .tasvir etmek üzere buyuruyor.
Yani; Kur'andan kaçanlarm halleri şol merkeplerin hallerine benzer ki o merkepler arslanın hücumdan ürkmüş kaçıcılardır Kur'andan firar edenlerin halleri merkeplerin hallerinden daha kötüdür. Çünkü; merkepler kendilerine hücum eden arslanın muhakkak olan mazarratını bildiklerinden dolayı o mazarrattan kaçarlar. Bunîarsa menfaatlarmı te'min eden Kur'andan kaçarlar. Şu halde, merkeplerin firarı ma'kuldür, bunların t'irarıysa ayn-ı hamakattır.
Fahri Râzi'mn boyam veçhile silâh alıcı cemaata ve'gecenin karaMıcnna dahi denirse de'esas manâsı arşlarıdır. Zira kasvere ; fcasrdandır. Kasr da kajır u galebe manasınadır. Arslanın sair hayvanat üzerine kafir u galebesi olduğundan kasvere denilmiştir. İste arslandan ürkmüş olan merkepler kulaklarını dikerek nasıl kaçarlarsa kâfirler de. Kur'andan onların kaçışma benzer bir kaçışla kaçarlar demektir.
Müddessir 74:51
Vâcip Tealâ 'Kur'arıdan i'raz ettiklerini beyandan sonra i'raz-larimn keyfiyetini beyan ve .tasvir etmek üzere buyuruyor.
Yani; Kur'andan kaçanlarm halleri şol merkeplerin hallerine benzer ki o merkepler arslanın hücumdan ürkmüş kaçıcılardır Kur'andan firar edenlerin halleri merkeplerin hallerinden daha kötüdür. Çünkü; merkepler kendilerine hücum eden arslanın muhakkak olan mazarratını bildiklerinden dolayı o mazarrattan kaçarlar. Bunîarsa menfaatlarmı te'min eden Kur'andan kaçarlar. Şu halde, merkeplerin firarı ma'kuldür, bunların t'irarıysa ayn-ı hamakattır.
Fahri Râzi'mn boyam veçhile silâh alıcı cemaata ve'gecenin karaMıcnna dahi denirse de'esas manâsı arşlarıdır. Zira kasvere ; fcasrdandır. Kasr da kajır u galebe manasınadır. Arslanın sair hayvanat üzerine kafir u galebesi olduğundan kasvere denilmiştir. İste arslandan ürkmüş olan merkepler kulaklarını dikerek nasıl kaçarlarsa kâfirler de. Kur'andan onların kaçışma benzer bir kaçışla kaçarlar demektir.
Müddessir 74:52
Vacip Tealâ Kur'andan kaçmalarının keyfiyetini beyandan-sonra herbirin.in arzularını beyan etmek üzere buyuruyor.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ehl-i Mekke- Resulullah'a »Bize semadan sana tâbi olmamız] emreder açık kitap gelip balâsı Allahü Tealâ tarafından bu kitap filân oğlu filânadır denmeyince- sana. iman tem eyiz, .böyle,açık kitaplar gelip bize emretmedıkçe inana^ mayız»- dernekle herbiri kitap istemişlerdir.
Vacip Tealâ kâfirlerin şu arzuları doğru olmadığım beyanla onları reddetmek üzere buyuruvor.
Müddessir 74:53
Eğer âhiretten korksaîar taraf-ı İlâhî'den gelen Kur'ana iman, onunla amel, sair mu'cizât ve delaile itimad ederler de kendilerine mahsus kitaplar istemezler, belki onların açık mektup istemeleri mücerret inatlarındandır. Binaenaleyh; onlara istedikleri kitaplar gelmiş olsa yine iman etmezler.
Vacip Tealâ âhiretten korkmadıklarını beyandan sonra Kur'-anm onların zu'mu gibi olmayıp ancak onlara vaaz u nasihat olduğunu ve isteyenin o vaazla amel edeceğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Binaenaleyh; isteyen kimse onu kabul eder, onunla mütenassıh' olur, istemeyen onun menafimden mahrum olur. Çünkü; amel ederse menfaati, amel etmezse mazarratı kendine aittir. Şu halde herkes menfaat ve mazarratını düşünmelidir.
Müddessir 74:54
Çünkü abdin her fiilini halik; Allahü Tealâ'dır. Şu kadar ki abdin irade-i cüz'iyesini sarf etmesi şarttır. Binaenaleyh; Allahü Tealâ onların amelini ve nasihat kabul etmelerini halkeder, eğer onlar amel etmek ve mütenassıh olmak cihetine iradelerini sarfederlerse. Yoksa Allahü Tealâ dilemeyince onlar iradeyi sar-f etmezi er ve tezekkür de hasıl olmaz manâsına değildir. Belki onların iradesine Allah'ın iradesi tevâfuk etmezse fiil husule gelmez demektir. Şu halde abid birşeye iradesini sarf eder, Allahü Tealâ da irade buyurursa o şey hâsıl olur. Yani abid ister de Allahü Tealâ istemezse o şey hasıl olmaz demektir.
Müddessir 74:55
Çünkü abdin her fiilini halik; Allahü Tealâ'dır. Şu kadar ki abdin irade-i cüz'iyesini sarf etmesi şarttır. Binaenaleyh; Allahü Tealâ onların amelini ve nasihat kabul etmelerini halkeder, eğer onlar amel etmek ve mütenassıh olmak cihetine iradelerini sarfederlerse. Yoksa Allahü Tealâ dilemeyince onlar iradeyi sar-f etmezi er ve tezekkür de hasıl olmaz manâsına değildir. Belki onların iradesine Allah'ın iradesi tevâfuk etmezse fiil husule gelmez demektir. Şu halde abid birşeye iradesini sarf eder, Allahü Tealâ da irade buyurursa o şey hâsıl olur. Yani abid ister de Allahü Tealâ istemezse o şey hasıl olmaz demektir.
Müddessir 74:56
Zira; Allahü Tealâ İ düşmanlarından envâ'-ı-azapla intikam almaya muktedir bir kaa-' dir ü kayyûmdur. Binaenaleyh; kahrından korkmaya lâyık bir kimse aranırsa işte o da Vâcibülvücuddur ve kullarının kusurunu afvet-menin de ehl-i ve erbabıdır. Binaenaleyh; kusurunu itiraf ederek tevbeyle dergâh-ı ülûhiyete rucû" eden kulunu mağfirete ehildir.
Kıyamet 75:1
Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir camidir,
Yani;.kıyamet günü bir emr-i azimdir ki onun büyük bir şerefi vardır. O şerefine binaen ben ona yemin eder ve sizin kabrinizden kalkıp ceza göreceğinizi te'kidle beyan ederim. .
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu makamda kelimesi yemini te'kid içindir, nefyiçin değildir. Yahut kelimesi bu makamda nefy içindir. Buna nazaran vıanâ-yı nazını:
…
demektir,' Çünkü yemin ; muhatabına nazaran şüpheli olan bir kelûmı takviye için getirilen bir vesikadır. Kıyametin günü ise vukuu şüpheden ârî olduğu cihetle vesikaya ihtiyaç yoktur.
Kıyamet 75:2
Yani; ben ibadâtı terkle kusur eden nüfus-u serireyi levmeden nefs-i â'bideye yemin ederim ki siz kabirlerinizden kalkar ve cezanızı görürsünüz. Yahut manâ-yı nazıra:
…
demektir. Çünkü; kıyamette gerek ibadet, gerek kabahat eden her nefis kendi kendini levıne-der. -Ebussuud Efendfnin beyanına nazaran Resulullah (Ş.A.) Efendimiz «Mutia ve â'siye hiçbir nefis olmadı, illâ o nefis yevm-i kıyamette kendi kendini levmeder. Kg'or hayır işlemişse niçin ziyade etmedim, şer işlemişse'neden terketmedim diyerek her nefis zâtını levmeder^ huyunnustur. Şu halde levmedertle levmolututn her ikisi bir şahıstır ve bu ela.caizdir. Zira; zatında bir olan şey itibarda muhtelif olabilir. Binaenaleyh; levmeden kimse nıelûm olanın aynıdır.
Bu makamda nefs-i levvânıenin kıyametle beraber /ikroiu-n'n'ia-smdaki hikmet; kıyametin kaim olmasırıdi..! maksat, nüfus-u 'oeşe-riyenin mücazat olunmasıdır. Su halde krvametie nüfus-u bı.seriye arasında münasebet-i tâmme vardır. Zira kıyamette ceza görecek; o nefs-i levvâmedir. Binaenaleyh; kıyamet zikro!umine..< o kıyamette ceza görecek nefis hatıra geu-ceği için Cenab-ı Kak kıv^-meti zikirden sonra nefs-i levvâmeyi de ^ikir buyurmuştur. Hulâsa; kabahat işleyen kinişe «Neden kabahat işledim» diyerek kendini levmedeceği gibi ibadet, eden kimse de Neden az ibadet ettim?)- diyerek kendini levmedeceği bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
Kıyamet 75:3
Vacip Teaîa kıyamete ve kıyamette ceza görecek nefs-i levvâ-meye yemin ettikten sonra kıyameti ve hasrı inkâr edenlerin inkârlarını reddetmek üzere buyuruyor,
Şu halde insana layık olan; Allah'ın kudretini iıikad ederek hasrı ikrar etmektir, yoksa hava-yı nefsahiyesine tebaiyyet ederek hasrı inkâr etmek değildir.
Fahri Râzi ve Hâzin'in beyanlarına nazaran bu âyetin sebeb-i nüzulü şöyledir : Mekke müşriklerinden (Addî b. Rebia) Resulul-lah'a kıyametten suâl etmesi üzerine ResuTullah kıyametten ve insanların kabrinden dirilip kalkacağından haber verince (Adî) derdi ki «Yâ Muhammedi .{S.A.) Bugün kıyameti gözümle görsem seni tasdik etmem. Çünkü çürümüş olan kemikleri Allahü Tealâ cem'edip de bir daha adam yapmaz ve yapamaz-. (Adİ)'nin böyie demesi üzerine Cenab-ı Hak bu âyeti inzal ederek bunun ve bu zihniyette olan insanların itikatlarını reddetmiştir.
Bu âyet; hasrın cismânî olmasına delâlet eder, Çünkü; Cenab-ı Hak cisimden ibaret olan kemikleri cem'le hasredeceğini beyanla cevap vermesi hasrın cisme mahsus olmasına delâlet eder ve hasrı cismânîyi itikad etmek zarûriyât-ı diniyedendir, bu itibarla cisma-hî haşri inkâr eden kâfir olur. Amma ruha gelince; ruhta haşir yoktur. Çünkü; ruh bedenden ayrılınca diri olarak bakî olduğundan hasra hacet yoktur. Zira: bedenden ayrılınca fani değil ki hasrol-sun. İşte eh]-İ sünnetin itikadı da budur
Ayet-i celile; hasrın ecza-yı müteferrikayı eem'etmek suretiyle olacağına delâlet eder. Çünkü; Vacip Tealâ çürümüş kemikleri cem'etmekle hasredeceğini beyan. bu\ ıırmustur. Haşn inkâr edenlerin inkârları kudret-j İlâhi'yenin çürümüş kemikleri cem'etmeye kâfi olmayacağına dair şüpheleri olduğundan Vacip-Tealâ o şüphelen kaldırmak için nazm-ı münifiyle kudretinin kâfi olduğunu bevan buvurmustur.
Kıyamet 75:4
Vacip Teaîa kıyamete ve kıyamette ceza görecek nefs-i levvâ-meye yemin ettikten sonra kıyameti ve hasrı inkâr edenlerin inkârlarını reddetmek üzere buyuruyor,
Şu halde insana layık olan; Allah'ın kudretini iıikad ederek hasrı ikrar etmektir, yoksa hava-yı nefsahiyesine tebaiyyet ederek hasrı inkâr etmek değildir.
Fahri Râzi ve Hâzin'in beyanlarına nazaran bu âyetin sebeb-i nüzulü şöyledir : Mekke müşriklerinden (Addî b. Rebia) Resulul-lah'a kıyametten suâl etmesi üzerine ResuTullah kıyametten ve insanların kabrinden dirilip kalkacağından haber verince (Adî) derdi ki «Yâ Muhammedi .{S.A.) Bugün kıyameti gözümle görsem seni tasdik etmem. Çünkü çürümüş olan kemikleri Allahü Tealâ cem'edip de bir daha adam yapmaz ve yapamaz-. (Adİ)'nin böyie demesi üzerine Cenab-ı Hak bu âyeti inzal ederek bunun ve bu zihniyette olan insanların itikatlarını reddetmiştir.
Bu âyet; hasrın cismânî olmasına delâlet eder, Çünkü; Cenab-ı Hak cisimden ibaret olan kemikleri cem'le hasredeceğini beyanla cevap vermesi hasrın cisme mahsus olmasına delâlet eder ve hasrı cismânîyi itikad etmek zarûriyât-ı diniyedendir, bu itibarla cisma-hî haşri inkâr eden kâfir olur. Amma ruha gelince; ruhta haşir yoktur. Çünkü; ruh bedenden ayrılınca diri olarak bakî olduğundan hasra hacet yoktur. Zira: bedenden ayrılınca fani değil ki hasrol-sun. İşte eh]-İ sünnetin itikadı da budur
Ayet-i celile; hasrın ecza-yı müteferrikayı eem'etmek suretiyle olacağına delâlet eder. Çünkü; Vacip Tealâ çürümüş kemikleri cem'etmekle hasredeceğini beyan. bu\ ıırmustur. Haşn inkâr edenlerin inkârları kudret-j İlâhi'yenin çürümüş kemikleri cem'etmeye kâfi olmayacağına dair şüpheleri olduğundan Vacip-Tealâ o şüphelen kaldırmak için nazm-ı münifiyle kudretinin kâfi olduğunu bevan buvurmustur.
Kıyamet 75:5
Vacip Tealâ hasra imkân. verrroŞenlere, kudretullahı noksan görenlere insanları ihya etmeye kadir olduğunu beyanla cevaptan sonra hasrı inkâr edenlerin inkârlarının'ikinci sebebi dünyaya muhabbetleri ve î'ısk u fücura devamı arzu etmeleri olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
der ki «Yevm-i kıyamet nerede, ne kadar uzakdır?»]
Yani; insanın ba'sı inkârı'"evvelce geçmiş olan ömründe fısk u fücur işlediği gibi gelecek zamanda dahi ömrü oldukça günaha devam etmek arzusuna mebnî inkâra cesaret ediyor ve inadından hırsını alamayarak kıyametten suâl ederek der ki "Kıyamet ne zaman, ne kadar uzak şeydir ki ya Muhammedi (S.A.)* Sen onu iddia ediyorsun?» Bu suâlden maksadı; istihzadır. Şu halde kıyameti inkârı dünyaya muhabbetle feda edemeyeceğindendir. Çünkü: insanlarda arzu ettikleri şeyi istemek ve onun bekasını aramak her zaman mevcut olan ahvaldendir. Kıyamet ise dünyayı arzu edenlerin arzularına muhaliftir. Binaenaleyh; kıyamet, arzularının hilâfına olduğu için çekinmeden onu inkâra cüret ederler.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile kıyameti inkâr bazı kere şüpheye binaen olur: Cenab-ı Hakkın kudretini dağılmış olan eczaları toparlamaya kâfi -değil zannıyla hasrı inkâr ettikleri gibi. Bazı kere de inkâr şehevat-ı nefsaniye ve lezzât-ı cismaniyeye binaen olur: Fısku fücurlarının devamını arzu ettiklerine binaen inkâr ettikleri gibi. Binaenaleyh Cenab-ı Hak şüpheleri üzerine inkârlarına nazmıyla ve şehvetleri üzerine inkârlarına da nazm-ı celiliyle cevap vermiştir.
Kıyamet 75:6
Vacip Tealâ hasra imkân. verrroŞenlere, kudretullahı noksan görenlere insanları ihya etmeye kadir olduğunu beyanla cevaptan sonra hasrı inkâr edenlerin inkârlarının'ikinci sebebi dünyaya muhabbetleri ve î'ısk u fücura devamı arzu etmeleri olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
der ki «Yevm-i kıyamet nerede, ne kadar uzakdır?»]
Yani; insanın ba'sı inkârı'"evvelce geçmiş olan ömründe fısk u fücur işlediği gibi gelecek zamanda dahi ömrü oldukça günaha devam etmek arzusuna mebnî inkâra cesaret ediyor ve inadından hırsını alamayarak kıyametten suâl ederek der ki "Kıyamet ne zaman, ne kadar uzak şeydir ki ya Muhammedi (S.A.)* Sen onu iddia ediyorsun?» Bu suâlden maksadı; istihzadır. Şu halde kıyameti inkârı dünyaya muhabbetle feda edemeyeceğindendir. Çünkü: insanlarda arzu ettikleri şeyi istemek ve onun bekasını aramak her zaman mevcut olan ahvaldendir. Kıyamet ise dünyayı arzu edenlerin arzularına muhaliftir. Binaenaleyh; kıyamet, arzularının hilâfına olduğu için çekinmeden onu inkâra cüret ederler.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile kıyameti inkâr bazı kere şüpheye binaen olur: Cenab-ı Hakkın kudretini dağılmış olan eczaları toparlamaya kâfi -değil zannıyla hasrı inkâr ettikleri gibi. Bazı kere de inkâr şehevat-ı nefsaniye ve lezzât-ı cismaniyeye binaen olur: Fısku fücurlarının devamını arzu ettiklerine binaen inkâr ettikleri gibi. Binaenaleyh Cenab-ı Hak şüpheleri üzerine inkârlarına nazmıyla ve şehvetleri üzerine inkârlarına da nazm-ı celiliyle cevap vermiştir.
Kıyamet 75:7
Vacip Tealâ kâfirlerin istihza suretiyle kıyametten suâl ettiklerini beyandan sonra kıyametin aynen gününü haber vermek hikmete muhalif odluğuna işaretle kıyametin bazı alâmetlerini haber vernıek üzere buyuruyor.
Yani: o günün azamet vo dehşetinden insana hayret ve şaşkınlık gelerek i>özü kamaşır ve, kamerin m :im zail olarak sırf bir karanlık, cisim olur ve güneşle ay tir aray:; gelerek mağribden doğar. Bunların cümlesi "âdetin hılâfüîa a*:<-vip ve garaibden oldukları cihetle î'«sana âr:>: olan şâskinnk eseri olarak o günde kaçacak yor arar
Vâcip-Toalâ kıyametj"î : :.ı -edecek jvı a hal arayncağıns " .'an mahal ojuiüdı^nı beyan otn buyuruyor.
.
Kıyamet 75:8
Vacip Tealâ kâfirlerin istihza suretiyle kıyametten suâl ettiklerini beyandan sonra kıyametin aynen gününü haber vermek hikmete muhalif odluğuna işaretle kıyametin bazı alâmetlerini haber vernıek üzere buyuruyor.
Yani: o günün azamet vo dehşetinden insana hayret ve şaşkınlık gelerek i>özü kamaşır ve, kamerin m :im zail olarak sırf bir karanlık, cisim olur ve güneşle ay tir aray:; gelerek mağribden doğar. Bunların cümlesi "âdetin hılâfüîa a*:<-vip ve garaibden oldukları cihetle î'«sana âr:>: olan şâskinnk eseri olarak o günde kaçacak yor arar
Vâcip-Toalâ kıyametj"î : :.ı -edecek jvı a hal arayncağıns " .'an mahal ojuiüdı^nı beyan otn buyuruyor.
.
Kıyamet 75:9
Vacip Tealâ kâfirlerin istihza suretiyle kıyametten suâl ettiklerini beyandan sonra kıyametin aynen gününü haber vermek hikmete muhalif odluğuna işaretle kıyametin bazı alâmetlerini haber vernıek üzere buyuruyor.
Yani: o günün azamet vo dehşetinden insana hayret ve şaşkınlık gelerek i>özü kamaşır ve, kamerin m :im zail olarak sırf bir karanlık, cisim olur ve güneşle ay tir aray:; gelerek mağribden doğar. Bunların cümlesi "âdetin hılâfüîa a*:<-vip ve garaibden oldukları cihetle î'«sana âr:>: olan şâskinnk eseri olarak o günde kaçacak yor arar
Vâcip-Toalâ kıyametj"î : :.ı -edecek jvı a hal arayncağıns " .'an mahal ojuiüdı^nı beyan otn buyuruyor.
.
Kıyamet 75:10
Vacip Tealâ kâfirlerin istihza suretiyle kıyametten suâl ettiklerini beyandan sonra kıyametin aynen gününü haber vermek hikmete muhalif odluğuna işaretle kıyametin bazı alâmetlerini haber vernıek üzere buyuruyor.
Yani: o günün azamet vo dehşetinden insana hayret ve şaşkınlık gelerek i>özü kamaşır ve, kamerin m :im zail olarak sırf bir karanlık, cisim olur ve güneşle ay tir aray:; gelerek mağribden doğar. Bunların cümlesi "âdetin hılâfüîa a*:<-vip ve garaibden oldukları cihetle î'«sana âr:>: olan şâskinnk eseri olarak o günde kaçacak yor arar
Vâcip-Toalâ kıyametj"î : :.ı -edecek jvı a hal arayncağıns " .'an mahal ojuiüdı^nı beyan otn buyuruyor.
.
Kıyamet 75:11
ve firar edecek yer yok» demektir.
Vacip Tealâ kâfirlerin firar edecek mahal aradıklarını ve firar edecek mahal bulamayacaklarını beyandan sonra o günde fira edecek şeyin ancak Cenab-ı Hakkın hükmü olduğunu beyan etme üzere buyuruyor.
Yani; kıyamette mahalli karar ancak Rabb'in Tealâ'nın hujtl müdür. Zira; insanın işlediği ameli üzerine meşiyet-i İlâhî'ye o ini sanın Cennet'e gitmesiyle onun mahall-i kararı Cennet olur. Eğer Cehennemce gitmesiyse mahall-i kararı Cehennem'dir. Binaenaleyh; insan için o günde çare aramakta fayda yoktur. Zira; zamanı geçmiştir. Ve o günde insanın amel-i salibi ve malından sadaka ederek takdim ettiği şey ve kötü ameli ve malından sarfetmeyerek vereseye te'hir ettiği şeylerin cümlesi haber verilir ki herkes kendi ameline vakıf olsun, amelini haber alınca emr-i İlâhî'ye rızadan başka çare olmadığını bilsin, itiraza mecali kalmasın ve' kaçacak yer olmadığım anlasın.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile insana amelinden haber; yevm-i kıyamette amelinin arzolunup muhasebe olunacağı zamanda olacaktır, amelinin evveli, âhiri, hayrı, şerri, hasenesi ve seyyiesi haber verilecektir ki kendisi ve herkes onun amelini bilsin, hükm-ü yn-ı adalet olduğuna herkes vâkıf olsun.
Kıyamet 75:12
ve firar edecek yer yok» demektir.
Vacip Tealâ kâfirlerin firar edecek mahal aradıklarını ve firar edecek mahal bulamayacaklarını beyandan sonra o günde fira edecek şeyin ancak Cenab-ı Hakkın hükmü olduğunu beyan etme üzere buyuruyor.
Yani; kıyamette mahalli karar ancak Rabb'in Tealâ'nın hujtl müdür. Zira; insanın işlediği ameli üzerine meşiyet-i İlâhî'ye o ini sanın Cennet'e gitmesiyle onun mahall-i kararı Cennet olur. Eğer Cehennemce gitmesiyse mahall-i kararı Cehennem'dir. Binaenaleyh; insan için o günde çare aramakta fayda yoktur. Zira; zamanı geçmiştir. Ve o günde insanın amel-i salibi ve malından sadaka ederek takdim ettiği şey ve kötü ameli ve malından sarfetmeyerek vereseye te'hir ettiği şeylerin cümlesi haber verilir ki herkes kendi ameline vakıf olsun, amelini haber alınca emr-i İlâhî'ye rızadan başka çare olmadığını bilsin, itiraza mecali kalmasın ve' kaçacak yer olmadığım anlasın.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile insana amelinden haber; yevm-i kıyamette amelinin arzolunup muhasebe olunacağı zamanda olacaktır, amelinin evveli, âhiri, hayrı, şerri, hasenesi ve seyyiesi haber verilecektir ki kendisi ve herkes onun amelini bilsin, hükm-ü yn-ı adalet olduğuna herkes vâkıf olsun.
Kıyamet 75:13
ve firar edecek yer yok» demektir.
Vacip Tealâ kâfirlerin firar edecek mahal aradıklarını ve firar edecek mahal bulamayacaklarını beyandan sonra o günde fira edecek şeyin ancak Cenab-ı Hakkın hükmü olduğunu beyan etme üzere buyuruyor.
Yani; kıyamette mahalli karar ancak Rabb'in Tealâ'nın hujtl müdür. Zira; insanın işlediği ameli üzerine meşiyet-i İlâhî'ye o ini sanın Cennet'e gitmesiyle onun mahall-i kararı Cennet olur. Eğer Cehennemce gitmesiyse mahall-i kararı Cehennem'dir. Binaenaleyh; insan için o günde çare aramakta fayda yoktur. Zira; zamanı geçmiştir. Ve o günde insanın amel-i salibi ve malından sadaka ederek takdim ettiği şey ve kötü ameli ve malından sarfetmeyerek vereseye te'hir ettiği şeylerin cümlesi haber verilir ki herkes kendi ameline vakıf olsun, amelini haber alınca emr-i İlâhî'ye rızadan başka çare olmadığını bilsin, itiraza mecali kalmasın ve' kaçacak yer olmadığım anlasın.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile insana amelinden haber; yevm-i kıyamette amelinin arzolunup muhasebe olunacağı zamanda olacaktır, amelinin evveli, âhiri, hayrı, şerri, hasenesi ve seyyiesi haber verilecektir ki kendisi ve herkes onun amelini bilsin, hükm-ü yn-ı adalet olduğuna herkes vâkıf olsun.
Kıyamet 75:14
Vacip Tealâ insanın evvel ve âhir a'mâli kendine haber verileceğini beyandan sonra haberden daha kuvvetli insanın kendinin ameline vâkıf olacağını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; insana her türlü a'mali haber verilirse de haberden daha kuvvetli olarak insan kendi nefsinde işlediği amelini görücüdür. Binaenaleyh; haber verilen amelini kabule mecburdur. Zira; nefsinde re'yelayn müşahede ettiği şeyi inkâra mecal yoktur, velevse ma'zeret olması mümkün olan şeylerin hepsini ma'zeret olarak beyan etmiş olsa dahi kabul olunmaz. Çünkü; hasenat ve seyyiât cümlesi meydandadır, a'za-yı cevârihinin şehadet edeceği diğer âyetlerle beyan olunduğu veçhile şahitler de hazırdır, başka yerden şahit aramaya hacet yoktur. Şu halde ameline göre ceza görür, amelinin haricinde götürdüğü ma'zeretine i'tibar olunmaz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile demek; «İnsan kendi nefsinde hatasını görür» demektir. Çünkü; insan şehevât-ı nef-saniyesi icabı batılı irtikâb etse bile aklıyla onun bâtıl olduğunu bilir ve ikrar eder. Yahut demek «A'za-yı cevarihi nefsi üzerine şahittir» demektir. Binaenaleyh; her türlü ma'zeret-lere tevessül etmiş olsa dahi kabul olunmaz. Zira; kendi kendine şahittir.
Ebussuud Efendf nin beyanı veçhile kelimesi bu âyette zayıftan kaviye ve aşağıdan yukarıya terakki içindir; çünkü haber her ne kadar kuvvetli olsa bile insanın bizzat kendi muayene etmesi kadar kuvvetli olamaz. Binaenaleyh; yani "Haber aynen müşahede gibi olamaz» darbımeseli dahi bunu te'yid eder. Buna nazaran manâ-yı nazım :
…
demektir
Kıyamet 75:15
Vacip Tealâ insanın evvel ve âhir a'mâli kendine haber verileceğini beyandan sonra haberden daha kuvvetli insanın kendinin ameline vâkıf olacağını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; insana her türlü a'mali haber verilirse de haberden daha kuvvetli olarak insan kendi nefsinde işlediği amelini görücüdür. Binaenaleyh; haber verilen amelini kabule mecburdur. Zira; nefsinde re'yelayn müşahede ettiği şeyi inkâra mecal yoktur, velevse ma'zeret olması mümkün olan şeylerin hepsini ma'zeret olarak beyan etmiş olsa dahi kabul olunmaz. Çünkü; hasenat ve seyyiât cümlesi meydandadır, a'za-yı cevârihinin şehadet edeceği diğer âyetlerle beyan olunduğu veçhile şahitler de hazırdır, başka yerden şahit aramaya hacet yoktur. Şu halde ameline göre ceza görür, amelinin haricinde götürdüğü ma'zeretine i'tibar olunmaz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile demek; «İnsan kendi nefsinde hatasını görür» demektir. Çünkü; insan şehevât-ı nef-saniyesi icabı batılı irtikâb etse bile aklıyla onun bâtıl olduğunu bilir ve ikrar eder. Yahut demek «A'za-yı cevarihi nefsi üzerine şahittir» demektir. Binaenaleyh; her türlü ma'zeret-lere tevessül etmiş olsa dahi kabul olunmaz. Zira; kendi kendine şahittir.
Ebussuud Efendf nin beyanı veçhile kelimesi bu âyette zayıftan kaviye ve aşağıdan yukarıya terakki içindir; çünkü haber her ne kadar kuvvetli olsa bile insanın bizzat kendi muayene etmesi kadar kuvvetli olamaz. Binaenaleyh; yani "Haber aynen müşahede gibi olamaz» darbımeseli dahi bunu te'yid eder. Buna nazaran manâ-yı nazım :
…
demektir
Kıyamet 75:16
Vacip Tealâ insanın yevm-i kıyamette olacak bazı ahvalini ha-j ber verdikten sonra Resulullah'ın, vahy geldiğinde vahyolunan âyeti hıfziçin telâş ettiğini ve telâşa hacet olmayıp hıfzım Cenab-ı| Hakkın te'min buyurduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Binaenaleyh; senin telâşına -nahal yoktur.
Yani; Cibril-i Emin vahyik gei Jiğiiıde hıfzedemem korkusuna !binaen vahyi tekmil etmeksizin ar-eîeUlf'zetmek için lisanını Kur'anm kıraetiyle meşgul etme. Zira: .senin kelâmın Cibril-i Emin'in kelâmına karışırsa zaptı müşkül olur. Kıraette acele etme? Çünkü; biz senin kalbinde onun hıfzını, lisanında tilâvetini üzerimize lâzım mesabesinde kıldık. Şu halde senin için telâşa lüzum yoktur
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyetin bundan evvelki âyetlere münasebeti; bundan evvelki âyetler nazil olduğunda Resulul-Jah acele buyurduğu için bu nehy-i İlâhî burada vâki olmuştur. Bu: halin hariçte de misali vardır : Meselâ ders okutan bir müderrisin? tilmizi sağma, soluna baktığında müderris tilmizini nehyiçin (.S §*na soluna bakma- dedikten sonra dersine devama başladığı gi -^esulullah da bundan evvelki âyetler nazil olurken acele buyur-; buğundan Cenab-ı Hak «Acele etme. Zira: biz Kur'anı sana hıfzet-' ."receğiz» buyurmuştur. İşte şu beyan veçhile bu âyetlerin, ewe-| une ve bundan sonra âhirete müteallik gelecek âyetlerle münasee -i kâmilesi vardır.
Yahut âyetin makabline münasebeti şöyle be3/an olunmuştur:?
Bundan evvel nazmında beyan olunduğu veçhile şe-hevât-ı nefsaniyesinde insanın acele ederek kıyameti inkâra kadar cür'et ettiğinden Cenab-ı Hak resulünü emr-i dinde aceleden ne-hiy buyurmuştur ki emr-i dinde acele mezmum olunca diğer hvı-susatta acelenin mezmum olacağı evleviyetle sabit olduğuna işaret edilmiştir.
Yahut bu âyette hitap Resulullah'a değildir, belki yevm-i kıyamette a'malini görecek insana hitaptır. Çünkü; o insan günahlarını mübeyyin defter-i a'malini alelacele kıraete başlayınca Cenab-ı Hak o insana hitab ederek «Ey insan! Sen amel defterini okumakta acele etme. Zira; biz onu sana okutur, bildirir ve cezasını tertib ederiz» buyurmakla o kimseyi aceleden nehyedeceğini beyan buyurmuştur. Velhasıl şu tevcihâtın cümlesine nazaran âyetler beyninde münasebet-i kâmile muhakkak ve mevcut olduğundan bu ve bunun emsali âyetler arasında münasebet yoktur diyerek itiraz eden sapkınların itirazları merdûddur.
Kıyamet 75:17
Vacip Tealâ insanın yevm-i kıyamette olacak bazı ahvalini ha-j ber verdikten sonra Resulullah'ın, vahy geldiğinde vahyolunan âyeti hıfziçin telâş ettiğini ve telâşa hacet olmayıp hıfzım Cenab-ı| Hakkın te'min buyurduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Binaenaleyh; senin telâşına -nahal yoktur.
Yani; Cibril-i Emin vahyik gei Jiğiiıde hıfzedemem korkusuna !binaen vahyi tekmil etmeksizin ar-eîeUlf'zetmek için lisanını Kur'anm kıraetiyle meşgul etme. Zira: .senin kelâmın Cibril-i Emin'in kelâmına karışırsa zaptı müşkül olur. Kıraette acele etme? Çünkü; biz senin kalbinde onun hıfzını, lisanında tilâvetini üzerimize lâzım mesabesinde kıldık. Şu halde senin için telâşa lüzum yoktur
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyetin bundan evvelki âyetlere münasebeti; bundan evvelki âyetler nazil olduğunda Resulul-Jah acele buyurduğu için bu nehy-i İlâhî burada vâki olmuştur. Bu: halin hariçte de misali vardır : Meselâ ders okutan bir müderrisin? tilmizi sağma, soluna baktığında müderris tilmizini nehyiçin (.S §*na soluna bakma- dedikten sonra dersine devama başladığı gi -^esulullah da bundan evvelki âyetler nazil olurken acele buyur-; buğundan Cenab-ı Hak «Acele etme. Zira: biz Kur'anı sana hıfzet-' ."receğiz» buyurmuştur. İşte şu beyan veçhile bu âyetlerin, ewe-| une ve bundan sonra âhirete müteallik gelecek âyetlerle münasee -i kâmilesi vardır.
Yahut âyetin makabline münasebeti şöyle be3/an olunmuştur:?
Bundan evvel nazmında beyan olunduğu veçhile şe-hevât-ı nefsaniyesinde insanın acele ederek kıyameti inkâra kadar cür'et ettiğinden Cenab-ı Hak resulünü emr-i dinde aceleden ne-hiy buyurmuştur ki emr-i dinde acele mezmum olunca diğer hvı-susatta acelenin mezmum olacağı evleviyetle sabit olduğuna işaret edilmiştir.
Yahut bu âyette hitap Resulullah'a değildir, belki yevm-i kıyamette a'malini görecek insana hitaptır. Çünkü; o insan günahlarını mübeyyin defter-i a'malini alelacele kıraete başlayınca Cenab-ı Hak o insana hitab ederek «Ey insan! Sen amel defterini okumakta acele etme. Zira; biz onu sana okutur, bildirir ve cezasını tertib ederiz» buyurmakla o kimseyi aceleden nehyedeceğini beyan buyurmuştur. Velhasıl şu tevcihâtın cümlesine nazaran âyetler beyninde münasebet-i kâmile muhakkak ve mevcut olduğundan bu ve bunun emsali âyetler arasında münasebet yoktur diyerek itiraz eden sapkınların itirazları merdûddur.
Kıyamet 75:18
Vacip Tealâ resulüne Kur'anın hıfzını vaadedince resulünün vahiy geldiğinde alacağı vaziyeti beyan etmek üzere buyuruyor.
Şu halde âyetin lâfzını hıfzetmekte Resululîah için meşakkat olmadığı gibi manâsını anlamakta da meşakkat yoktur. Çünkü; evvelki âyette Kur'anın hıfzı vaad-i İlâhî'yle temin olunduğu gibi ikinci âyetle de manâsını keşf ü izah yine vaad-i İlâhî'yle taht-ı temine alınmakla Resululiah için vahyi telâkkide bir güçlük kalmamıştır.
Mücmel olan bir manâyı beyan etmeyi Vacip Tealâ tafsîlen vaad buyuruyor. Beyanı lâzım olan şeye ihtiyaç messettiği zaman beyan olunur, te'hir olunmaz. Zira; ihtiyaç zamanından te'hir teklif-i mâlâyutakı müstelzimdir. Çünkü; emrolunan şeyin neden ibaret olacağı bilinmeyince amel mümkün olamaz. Şu halde ihtiyaç zamanından beyan taahhur etmez. Amma hitap zamanından beyanın taahhur etmesi caizdir. Zira; hitap zamanında amel lâzmı olmaz. Hitap evvel gelir, sonra amel vacip olur.
Kıyamet 75:19
Vacip Tealâ resulüne Kur'anın hıfzını vaadedince resulünün vahiy geldiğinde alacağı vaziyeti beyan etmek üzere buyuruyor.
Şu halde âyetin lâfzını hıfzetmekte Resululîah için meşakkat olmadığı gibi manâsını anlamakta da meşakkat yoktur. Çünkü; evvelki âyette Kur'anın hıfzı vaad-i İlâhî'yle temin olunduğu gibi ikinci âyetle de manâsını keşf ü izah yine vaad-i İlâhî'yle taht-ı temine alınmakla Resululiah için vahyi telâkkide bir güçlük kalmamıştır.
Mücmel olan bir manâyı beyan etmeyi Vacip Tealâ tafsîlen vaad buyuruyor. Beyanı lâzım olan şeye ihtiyaç messettiği zaman beyan olunur, te'hir olunmaz. Zira; ihtiyaç zamanından te'hir teklif-i mâlâyutakı müstelzimdir. Çünkü; emrolunan şeyin neden ibaret olacağı bilinmeyince amel mümkün olamaz. Şu halde ihtiyaç zamanından beyan taahhur etmez. Amma hitap zamanından beyanın taahhur etmesi caizdir. Zira; hitap zamanında amel lâzmı olmaz. Hitap evvel gelir, sonra amel vacip olur.
Kıyamet 75:20
Vacip Tealâ resulünü aceleden nehyettikten sonra aceleyifjâdet etmekten kullarını menetmek üzere buyuruyor.
Yani; hâl ü şan sizin zannmız gibi olmadı. Acele etmek mezmum, teenni etmek memduhtur. Ve lâkin ey' beni âdem! Siz topraktan halkolunduğunuz için herşeyde acele etmek âdetinizdir. İşte bu cümleden olmak üzere â'cileden ibaret, müddeti gayet az ve lezzeti zahmetine değmeyen dünyaya muhabbet eder de ebedî ve her türlü rahatı müstelzim olan âhireti terkedersiniz.
Kıyamet 75:21
Vacip Tealâ Eesul'ünü ve şâir kullarını aceleden nehyettikten sonra ihsanları amelleri iktizası iki kısma taksim etmek üzere buyuruyor.
Yani; insanlardan birçok kimselerin yüzleri nadratlı ve beh-çetli ve görmüş olduğu nimetler üzerine sürurlu olur ve bu nimetlerden en büyüğü Vacip Tealâ'nm cemalini müşahedeyle mütenâ'im olmaktır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyet; âhirette bazı kimselerin Allahü Tealâ'yı göreceklerine delâlet eder, Allahü Tealâ'yı görmek için indel'akıl bir mani yoktur. Çünkü: Vacip Tealâ mevcuttur, her mevcudu insanın görmesi caizdir ve naklen de ru'yet-i İlâhiye vaciptir. Çünkü; ru'yet-i îlâhî'yenin vuku bulacağına delâlet eder birçok nusus-u celile vardır. Binaenaleyh; ehl-i imanın Vacip Tealâ'yı göreceklerini itikad etmesi vaciptir, ehl-i sünnetin mezhebi de budur. Amma fırak-ı dâlleden Mu'tezile bu dünyada ruJ™ yete lâzım olan şartları nazar-ı itibara alaı ak âhirette ru'yeti inkâr ederler. Halbuki ru'yete bu dünyada lâzım olan şartlar âhirette lâzım olmaz. Zira: âhirette ru'yet bir kuvvetle olur ki o kuvvetin halikı Allahü Tealâ'dır. Kendi cemalini (örmekle müşerref kılmak istediği kullarında görmeye liyakat w- kuvvet halkeder, gösterir. Binaenaleyh; âhiretteki rü'yet bu dünyadaki ru'yete kıyas olunamayacağından ru'yetin dünyada levazımından olan şartlar âhirette lâzım olir^az.
Kıyamet 75:22
Vacip Tealâ Eesul'ünü ve şâir kullarını aceleden nehyettikten sonra ihsanları amelleri iktizası iki kısma taksim etmek üzere buyuruyor.
Yani; insanlardan birçok kimselerin yüzleri nadratlı ve beh-çetli ve görmüş olduğu nimetler üzerine sürurlu olur ve bu nimetlerden en büyüğü Vacip Tealâ'nm cemalini müşahedeyle mütenâ'im olmaktır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyet; âhirette bazı kimselerin Allahü Tealâ'yı göreceklerine delâlet eder, Allahü Tealâ'yı görmek için indel'akıl bir mani yoktur. Çünkü: Vacip Tealâ mevcuttur, her mevcudu insanın görmesi caizdir ve naklen de ru'yet-i İlâhiye vaciptir. Çünkü; ru'yet-i îlâhî'yenin vuku bulacağına delâlet eder birçok nusus-u celile vardır. Binaenaleyh; ehl-i imanın Vacip Tealâ'yı göreceklerini itikad etmesi vaciptir, ehl-i sünnetin mezhebi de budur. Amma fırak-ı dâlleden Mu'tezile bu dünyada ruJ™ yete lâzım olan şartları nazar-ı itibara alaı ak âhirette ru'yeti inkâr ederler. Halbuki ru'yete bu dünyada lâzım olan şartlar âhirette lâzım olmaz. Zira: âhirette ru'yet bir kuvvetle olur ki o kuvvetin halikı Allahü Tealâ'dır. Kendi cemalini (örmekle müşerref kılmak istediği kullarında görmeye liyakat w- kuvvet halkeder, gösterir. Binaenaleyh; âhiretteki rü'yet bu dünyadaki ru'yete kıyas olunamayacağından ru'yetin dünyada levazımından olan şartlar âhirette lâzım olir^az.
Kıyamet 75:23
Vacip Tealâ Eesul'ünü ve şâir kullarını aceleden nehyettikten sonra ihsanları amelleri iktizası iki kısma taksim etmek üzere buyuruyor.
Yani; insanlardan birçok kimselerin yüzleri nadratlı ve beh-çetli ve görmüş olduğu nimetler üzerine sürurlu olur ve bu nimetlerden en büyüğü Vacip Tealâ'nm cemalini müşahedeyle mütenâ'im olmaktır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyet; âhirette bazı kimselerin Allahü Tealâ'yı göreceklerine delâlet eder, Allahü Tealâ'yı görmek için indel'akıl bir mani yoktur. Çünkü: Vacip Tealâ mevcuttur, her mevcudu insanın görmesi caizdir ve naklen de ru'yet-i İlâhiye vaciptir. Çünkü; ru'yet-i îlâhî'yenin vuku bulacağına delâlet eder birçok nusus-u celile vardır. Binaenaleyh; ehl-i imanın Vacip Tealâ'yı göreceklerini itikad etmesi vaciptir, ehl-i sünnetin mezhebi de budur. Amma fırak-ı dâlleden Mu'tezile bu dünyada ruJ™ yete lâzım olan şartları nazar-ı itibara alaı ak âhirette ru'yeti inkâr ederler. Halbuki ru'yete bu dünyada lâzım olan şartlar âhirette lâzım olmaz. Zira: âhirette ru'yet bir kuvvetle olur ki o kuvvetin halikı Allahü Tealâ'dır. Kendi cemalini (örmekle müşerref kılmak istediği kullarında görmeye liyakat w- kuvvet halkeder, gösterir. Binaenaleyh; âhiretteki rü'yet bu dünyadaki ru'yete kıyas olunamayacağından ru'yetin dünyada levazımından olan şartlar âhirette lâzım olir^az.
Kıyamet 75:24
Vacip Tealâ Eesul'ünü ve şâir kullarını aceleden nehyettikten sonra ihsanları amelleri iktizası iki kısma taksim etmek üzere buyuruyor.
Yani; insanlardan birçok kimselerin yüzleri nadratlı ve beh-çetli ve görmüş olduğu nimetler üzerine sürurlu olur ve bu nimetlerden en büyüğü Vacip Tealâ'nm cemalini müşahedeyle mütenâ'im olmaktır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyet; âhirette bazı kimselerin Allahü Tealâ'yı göreceklerine delâlet eder, Allahü Tealâ'yı görmek için indel'akıl bir mani yoktur. Çünkü: Vacip Tealâ mevcuttur, her mevcudu insanın görmesi caizdir ve naklen de ru'yet-i İlâhiye vaciptir. Çünkü; ru'yet-i îlâhî'yenin vuku bulacağına delâlet eder birçok nusus-u celile vardır. Binaenaleyh; ehl-i imanın Vacip Tealâ'yı göreceklerini itikad etmesi vaciptir, ehl-i sünnetin mezhebi de budur. Amma fırak-ı dâlleden Mu'tezile bu dünyada ruJ™ yete lâzım olan şartları nazar-ı itibara alaı ak âhirette ru'yeti inkâr ederler. Halbuki ru'yete bu dünyada lâzım olan şartlar âhirette lâzım olmaz. Zira: âhirette ru'yet bir kuvvetle olur ki o kuvvetin halikı Allahü Tealâ'dır. Kendi cemalini (örmekle müşerref kılmak istediği kullarında görmeye liyakat w- kuvvet halkeder, gösterir. Binaenaleyh; âhiretteki rü'yet bu dünyadaki ru'yete kıyas olunamayacağından ru'yetin dünyada levazımından olan şartlar âhirette lâzım olir^az.
Kıyamet 75:25
Vacip Tealâ insanların âhirette bir kiHnının yüzleri parlak olacağını beyandan sonra diğer bir kısmının yüzleri nurdan haiî olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Yâni; o günde âsîler kendilerine vâki olacak azabı bildikle} rinden yüzlerinde eser-i nimetten beşaşet olmadığı gibi kederlef rinden gayet siyah, levni değişmiş, ekşi ve buruşmuş olur ve zanj-nederler ki kendilerine bir büyük belâ gelecek. Binaenaleyh; ke*-mâl-i yei'sle me'yus olurlar.
Fahrî Râzi'nin beyanı veçhile yevm-i kıyamette Allahü Tealâ ehl-i Cennetle, ehi-i Cehennem'i birbirinden ayırdığı zaman alâ-met-i farika olmak üzere ehl-i Cennet'in yüzleri eser-i sürür olarak parlak ve ehl-i Cehennem'in yüzleri de eser-i gam ve gussa olarak siyah ve bulanık olur.
Bâsire ; şiddetle abus ve buruşuk yüzlü olmaktır. Fâkire; büyük belâdır ve hayvanın burnu üzerine yapılan dağdır ve arka hemiğini kırıcı belâya da denirse de bu makamda envâ'-ı azaptır. Çünkü; Cehennem azabından daha büyük belâ olamaz.
Zan ; bu makamda yakın üzere bilmektir. Ancak kâfirlere tahakküm için zan tâbir olunmuştur. Çünkü; o günde herşey meydana çıkacağı için şüpheli birşey kalmaz ki onlar gelecek azabı zannetsinler. Belki herşeyi yakın üzere bilirler. Fakat onlar dünyada o güne iman etmediklerinden dolayı keenne «O günde zuhur eden ahvali gözleriyle görüp kıyametin hak olduğunu zannederler» denmiştir ki onları istihzadır. Keenne «Dünyada zan-la
iktifa ettikleri gibi orada da zanla iktifa ederler)» demektir.
Kıyamet 75:26
Vacip Tealâ'nm saîd olanlarla şakî.olanla: İti hallerini beyandan sonra dünyaya muhabbetle şekaveti irftkâptan menetme s üzere buyuruyor.
Yani; insanların fanı olan dünyayı bakî olan âhiret üzerine tercih etmeleri doğru değildir. Zira insanlar için lâzım olan; er geç gelecek olan Ölüm vaktin i "düşünmelidir ki o vakti, yani ruh, göğüs ve boğaz kemiklerine gelip mevt yakıştığı zamanı düşünmüyor musunuz? O vakit hastanın yanında bulunanlar «Bu hastaya deva edecek kimdir, bir çare bulacak yok mudur?» derler. Halbuki hasta kendinin dünyadan ayrılacak zamanı olduğunu bilir. Bunları düşünmek ve âhireti itikad etmek lâzımken nasıl oluyor ki bu değersiz dünyayı âhiret üzerine tercih edersiniz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile muhtazır olan kimse her ne kadar vefat edeceğini bilirse de ruh bedende bulundukça insanın ha-yat-ı dünyaya muhabbetine binaen hayatından ümidini kesmeyeceğine işaret için zanneder denilmiştir. Bu âyet; bedenin mevtinden sonra ruhun bakî kalacağına delâlet eder. Çünkü; iftirak edecek olan ruh olup, bedenin de mevti beyan olununca ruhun ayrılıp kalacağına delâleti zahirdir.
Hulâsa; insanların öleceği vakti düşünmeleri lâzım olduğu ve dünyaya muhabbetle ölümü unutmak doğru olmadığı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesmdendir.
Kıyamet 75:27
Vacip Tealâ'nm saîd olanlarla şakî.olanla: İti hallerini beyandan sonra dünyaya muhabbetle şekaveti irftkâptan menetme s üzere buyuruyor.
Yani; insanların fanı olan dünyayı bakî olan âhiret üzerine tercih etmeleri doğru değildir. Zira insanlar için lâzım olan; er geç gelecek olan Ölüm vaktin i "düşünmelidir ki o vakti, yani ruh, göğüs ve boğaz kemiklerine gelip mevt yakıştığı zamanı düşünmüyor musunuz? O vakit hastanın yanında bulunanlar «Bu hastaya deva edecek kimdir, bir çare bulacak yok mudur?» derler. Halbuki hasta kendinin dünyadan ayrılacak zamanı olduğunu bilir. Bunları düşünmek ve âhireti itikad etmek lâzımken nasıl oluyor ki bu değersiz dünyayı âhiret üzerine tercih edersiniz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile muhtazır olan kimse her ne kadar vefat edeceğini bilirse de ruh bedende bulundukça insanın ha-yat-ı dünyaya muhabbetine binaen hayatından ümidini kesmeyeceğine işaret için zanneder denilmiştir. Bu âyet; bedenin mevtinden sonra ruhun bakî kalacağına delâlet eder. Çünkü; iftirak edecek olan ruh olup, bedenin de mevti beyan olununca ruhun ayrılıp kalacağına delâleti zahirdir.
Hulâsa; insanların öleceği vakti düşünmeleri lâzım olduğu ve dünyaya muhabbetle ölümü unutmak doğru olmadığı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesmdendir.
Kıyamet 75:28
Vacip Tealâ'nm saîd olanlarla şakî.olanla: İti hallerini beyandan sonra dünyaya muhabbetle şekaveti irftkâptan menetme s üzere buyuruyor.
Yani; insanların fanı olan dünyayı bakî olan âhiret üzerine tercih etmeleri doğru değildir. Zira insanlar için lâzım olan; er geç gelecek olan Ölüm vaktin i "düşünmelidir ki o vakti, yani ruh, göğüs ve boğaz kemiklerine gelip mevt yakıştığı zamanı düşünmüyor musunuz? O vakit hastanın yanında bulunanlar «Bu hastaya deva edecek kimdir, bir çare bulacak yok mudur?» derler. Halbuki hasta kendinin dünyadan ayrılacak zamanı olduğunu bilir. Bunları düşünmek ve âhireti itikad etmek lâzımken nasıl oluyor ki bu değersiz dünyayı âhiret üzerine tercih edersiniz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile muhtazır olan kimse her ne kadar vefat edeceğini bilirse de ruh bedende bulundukça insanın ha-yat-ı dünyaya muhabbetine binaen hayatından ümidini kesmeyeceğine işaret için zanneder denilmiştir. Bu âyet; bedenin mevtinden sonra ruhun bakî kalacağına delâlet eder. Çünkü; iftirak edecek olan ruh olup, bedenin de mevti beyan olununca ruhun ayrılıp kalacağına delâleti zahirdir.
Hulâsa; insanların öleceği vakti düşünmeleri lâzım olduğu ve dünyaya muhabbetle ölümü unutmak doğru olmadığı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesmdendir.
Kıyamet 75:29
Vacip Tealâ insana vefat edeceği zaman arız olan ahvalin bazılarını beyandan sonra bazı diğerlerini beyan etmek üzere buyuruyor.
Zira; o günde emr-i îlâhî'nin hâricinde birşey cereyan etmez ki emr-i îlâhî'nin ve hükm-ü Sübhanî'nin harici sevkoîunacak bir mahal bulunsun. Şu halde her şahıs için vazife-i diniye; öleceği vakti ve kıyamet gününü düşünmek ve nza-yı îlâhî'nin hariç uıdt birşey yapmamaktır.
FahriRâzi'nin beyanı veçhile içtima edip bir yerde toplanmaktır. Sâk ; incik manasınadır. Vefat zamanında insanın Ölüm acısıyla ayaklarını birbirine vuracağına ve inciklerini birbirine dolaştıracağına işarettir ki şiddet-i ıztıraptan kinayedir Çünkü; o zamanda dünya lezzetini, ehl ü iyalini, emvalini, ahbabını, câh ü mansıbını terket.mek acıları olduğu gibi düşmanın şe-matet ve sevinç acılan dahi vardir. İşte şu. acılarla beraber ölüm acısı da bağrına çökünce kemal-i ıstırabından ayaklarını birbirine dolayacağı beyan olunmuştur.
Kıyamet 75:30
Vacip Tealâ insanın hîn-i vefatında göreceği elem ve ıztıraba H işaret ettikten sonra bu elem ve ıztırabı icab eden hallerini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; o insanın dünyaya muhabbeti sebebiyle iman etmesi lâzım olan itikadiyâtı tasdik etmediği gibi furu-u a'mâlden beş vakitte farzolan namazı da eda etmedi, belki tekzib ederek yüzünü donuverdi. Sonra bu çirkin muamelelerine sevinerek sallana salla-na evine ve ehline gitti.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Tealâ bu âyette kâfirin usul-ü itikada riâyet etmediğini nazmıyla ve furu-u a'nıâle riâyet etmediğini ile ve umur-u dünyaya müteallik olan halini de kaviiyie beyan buyurmuştur. Bu âyet; kâfirlerin furu-u a'mâli terketmeleri üzerine zemme müs-tehak olup azab olunacaklarına da delâlet eder.
Bu âyetin Ebu Cehil hakkında nazil olduğu mervidir. Çünkü; Ebu Cehil Resulullah'ı tekzib ettiğine gayet müftehir- ve yapmış olduğu yolsuzluklarıyla sairlerine mübâhat etmekte diğer müşrik-lere faiktı.
Kıyamet 75:31
Vacip Tealâ insanın hîn-i vefatında göreceği elem ve ıztıraba H işaret ettikten sonra bu elem ve ıztırabı icab eden hallerini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; o insanın dünyaya muhabbeti sebebiyle iman etmesi lâzım olan itikadiyâtı tasdik etmediği gibi furu-u a'mâlden beş vakitte farzolan namazı da eda etmedi, belki tekzib ederek yüzünü donuverdi. Sonra bu çirkin muamelelerine sevinerek sallana salla-na evine ve ehline gitti.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Tealâ bu âyette kâfirin usul-ü itikada riâyet etmediğini nazmıyla ve furu-u a'nıâle riâyet etmediğini ile ve umur-u dünyaya müteallik olan halini de kaviiyie beyan buyurmuştur. Bu âyet; kâfirlerin furu-u a'mâli terketmeleri üzerine zemme müs-tehak olup azab olunacaklarına da delâlet eder.
Bu âyetin Ebu Cehil hakkında nazil olduğu mervidir. Çünkü; Ebu Cehil Resulullah'ı tekzib ettiğine gayet müftehir- ve yapmış olduğu yolsuzluklarıyla sairlerine mübâhat etmekte diğer müşrik-lere faiktı.
Kıyamet 75:32
Vacip Tealâ insanın hîn-i vefatında göreceği elem ve ıztıraba H işaret ettikten sonra bu elem ve ıztırabı icab eden hallerini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; o insanın dünyaya muhabbeti sebebiyle iman etmesi lâzım olan itikadiyâtı tasdik etmediği gibi furu-u a'mâlden beş vakitte farzolan namazı da eda etmedi, belki tekzib ederek yüzünü donuverdi. Sonra bu çirkin muamelelerine sevinerek sallana salla-na evine ve ehline gitti.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Tealâ bu âyette kâfirin usul-ü itikada riâyet etmediğini nazmıyla ve furu-u a'nıâle riâyet etmediğini ile ve umur-u dünyaya müteallik olan halini de kaviiyie beyan buyurmuştur. Bu âyet; kâfirlerin furu-u a'mâli terketmeleri üzerine zemme müs-tehak olup azab olunacaklarına da delâlet eder.
Bu âyetin Ebu Cehil hakkında nazil olduğu mervidir. Çünkü; Ebu Cehil Resulullah'ı tekzib ettiğine gayet müftehir- ve yapmış olduğu yolsuzluklarıyla sairlerine mübâhat etmekte diğer müşrik-lere faiktı.
Kıyamet 75:33
Vacip Tealâ insanın hîn-i vefatında göreceği elem ve ıztıraba H işaret ettikten sonra bu elem ve ıztırabı icab eden hallerini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; o insanın dünyaya muhabbeti sebebiyle iman etmesi lâzım olan itikadiyâtı tasdik etmediği gibi furu-u a'mâlden beş vakitte farzolan namazı da eda etmedi, belki tekzib ederek yüzünü donuverdi. Sonra bu çirkin muamelelerine sevinerek sallana salla-na evine ve ehline gitti.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Tealâ bu âyette kâfirin usul-ü itikada riâyet etmediğini nazmıyla ve furu-u a'nıâle riâyet etmediğini ile ve umur-u dünyaya müteallik olan halini de kaviiyie beyan buyurmuştur. Bu âyet; kâfirlerin furu-u a'mâli terketmeleri üzerine zemme müs-tehak olup azab olunacaklarına da delâlet eder.
Bu âyetin Ebu Cehil hakkında nazil olduğu mervidir. Çünkü; Ebu Cehil Resulullah'ı tekzib ettiğine gayet müftehir- ve yapmış olduğu yolsuzluklarıyla sairlerine mübâhat etmekte diğer müşrik-lere faiktı.
Kıyamet 75:34
Vacip Tealâ iman etmeyen kâfirin hâlim beyandan sonra aleyhine vâki olan duayı beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Allahü Tealâ senin sevmediğin belânı versin, tekrar belânı versin, sonra yine belâya müstehaksm. Zira; tasdiki lâzım olan şeyleri tasdik ve amel vacip olan şeylerle amel etmektir. Binaenaleyh; sana lâyık olan helaktir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ResuluUah Ebu Cehü'in elinden tutup ve deyince Ebu Cehil "Beni korkutuyor musun? Sen ve senin Rabb'in bana birşey yapamazsınız. Zira; ben bu vâdînin ulusuyum» demiştir.
Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile evlâ : veyl kelime-! sinden kalbolundugu cihetle helak manasınadır. ResuluUah Ebu] Cehil'e bununla duâ edip Ebu Cehil de inat ve istikbar edince Ce-, nab-ı Hak resulünden sudur eden duayı aynıyla Kur'anda inzal buj vurmuştur. Yahni Ebu Cehil'in tebliğat-ı M.uhammediyeyi terkle; sallanarak evine gitmesi üzerine Conab-ı Hak bu minval üzere duâ11 etmesini resulüne emretmiştir.
Kıyamet 75:35
Vacip Tealâ iman etmeyen kâfirin hâlim beyandan sonra aleyhine vâki olan duayı beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Allahü Tealâ senin sevmediğin belânı versin, tekrar belânı versin, sonra yine belâya müstehaksm. Zira; tasdiki lâzım olan şeyleri tasdik ve amel vacip olan şeylerle amel etmektir. Binaenaleyh; sana lâyık olan helaktir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ResuluUah Ebu Cehü'in elinden tutup ve deyince Ebu Cehil "Beni korkutuyor musun? Sen ve senin Rabb'in bana birşey yapamazsınız. Zira; ben bu vâdînin ulusuyum» demiştir.
Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile evlâ : veyl kelime-! sinden kalbolundugu cihetle helak manasınadır. ResuluUah Ebu] Cehil'e bununla duâ edip Ebu Cehil de inat ve istikbar edince Ce-, nab-ı Hak resulünden sudur eden duayı aynıyla Kur'anda inzal buj vurmuştur. Yahni Ebu Cehil'in tebliğat-ı M.uhammediyeyi terkle; sallanarak evine gitmesi üzerine Conab-ı Hak bu minval üzere duâ11 etmesini resulüne emretmiştir.
Kıyamet 75:36
Vacip Tealâ insanın vefatı zamanında vâki olan halleri ve i etmeyen kâfirin halini beyandan sonra imana meyletmcyenlerı tevbih etmek üzere buyuruyor.
Yani: zanneder mi insan mühmel terkolunur, birşeyle mükellef, bir kayıtla mukayyed olmaz ve bir ceza da görmez, hep ettikleri yanma kalır? Böyle zannederse bu zannı fâsiddir. Çünkü; aklı olan bir şahsın mükellef olmamasını akıl tecviz etmez. Zira; aklı olan kimsenin elbette taraf-1 İlâhi'den nlr.akım emirler ve nehiyler altında ba£lı olması lâzımdır. Çünkü; teklif etmeyip muattal bırakmak kabahata î.jzi olmayı icâb eder. Vacip Tealâ'mn kullarının kabahatlarırja razı olması muhaldir. O halde teklif olmamak da muhaldir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyet âhiretin ve hasrın vücın duna delâlet eder. Zira: insanın mühmel olmasını reddedince mü* kollef olmasını iktiza eder. Mükellef ulması mahâsine sevap ve ka| biiyiha azab olmasını icab edip sevap ve ikab da âhirette olacağın-* dan bu âyet teklife dolâlot vasıtasıyla âhirde delâleı eder.
Kıyamet 75:37
Vacip Tealâ sûrenin evvelinde hasrın mümkünattan olduğu eijjj hello kudret-i üûhî'vo tahtında olmadıkını boyan buyurmuştu. SûTıin ühirind(.' hasrın imkânını insanın iptidaon yaratıhşiyla ispat tıvırk üzere buyuruyor.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile nutfe ; azıcık suya denir. Kemal-i hakaretine işaret için nutfenin necaset mahallinden çıkan meniden olduğu be\ an olunmuştur ki böyle meniden hâsıl olan insanın ipıidaen hilkatini düşünmeksizin imandan taattan temerrüd ederek âhireti inkâr- etmesi gayet kötü birşey olduğuna işaret olunmuştur. Şu halde ahkar-ı hakîr olan bir damla çirkin sudan azalarını tekmil ve tesviye ederek bu güzel suret üzere insanı yaratan Tann'nm öldükten sonra dirilteceğinde şüphe etmek lâyık değildir.
Vacip Tealâ insanın nutleden halkolunduğunu beyandan son ra iki kısım üzere yarattığını beyan etmek zımnında
Kıyamet 75:38
Vacip Tealâ sûrenin evvelinde hasrın mümkünattan olduğu eijjj hello kudret-i üûhî'vo tahtında olmadıkını boyan buyurmuştu. SûTıin ühirind(.' hasrın imkânını insanın iptidaon yaratıhşiyla ispat tıvırk üzere buyuruyor.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile nutfe ; azıcık suya denir. Kemal-i hakaretine işaret için nutfenin necaset mahallinden çıkan meniden olduğu be\ an olunmuştur ki böyle meniden hâsıl olan insanın ipıidaen hilkatini düşünmeksizin imandan taattan temerrüd ederek âhireti inkâr- etmesi gayet kötü birşey olduğuna işaret olunmuştur. Şu halde ahkar-ı hakîr olan bir damla çirkin sudan azalarını tekmil ve tesviye ederek bu güzel suret üzere insanı yaratan Tann'nm öldükten sonra dirilteceğinde şüphe etmek lâyık değildir.
Vacip Tealâ insanın nutleden halkolunduğunu beyandan son ra iki kısım üzere yarattığını beyan etmek zımnında
Kıyamet 75:39
buyuruyor.
Tenasül bununla hasıl olacağından bu suretle maslahat-ı tenasüle riâyet olunmuştur. Zira; yalnız erkek veya dişiden -nesil vücut bulamaz.
İnsan 76:1
Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir. Otuz bir âyetti camidir.
Yani; insan üzerine sayı altına girmedik bir zaman geçti ki zamanda insan ismi okunur birşey değildi.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu makamda kelimesi manasınadır. İnsanla murad; cins-i insan olmak i timali varsa da Hz. Âdem olduğu İbn-i Abbas Hazretlerinden mer| vîdir. Çünkü; Hz. Âdem çamurdan ve balçıktan sureti tasvir oluj narak ruhsuz, Tâif le Mekke arasmda yüz yirmi sene yattığı ve bundan sonra Cenab-ı Hakkın ruh vererek ihya buyurduğu mervidir. İnsan üzerine dehirden bir zaman geçtiğini beyan etmek de Hz. Adem'in murad olmasını te'yid eder. Çünkü; insanın suretine de insan demek sahih olabilir. ile murad; uzun bir zaman demektir. Şu halde insan usun bir zaman mevcut olmayıp sonradan hadis olunca elbette onu ihdas ve icad edecek bir kaadir-i muhtarın vücudu lâzımdır. Binaenaleyh; insanın kendi vücuduyla Vacip Tea-lâ'nın vücudunu ispat etmesi elzemdir. Zira; her hâdiseye bir muh-dis lâzımdır.
İnsan 76:2
Vacip Tealâ inhanın üzerine birçok zaman gelip zikrolumnay.ı lâyık birşey olmadığını beyandan sonra insanın sonradan ^alkoiun-mus bir cism-i âciz olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; insanı biz anasıyla babasının birbirine karışmış nuü'ele-rinden halkettik ki biz o insanı imtihan edelim. Bakalım o insan hilkat-ı asliyesini düşünerek halikını bilip ibadetle rni meşgul olacak, yoksa hilkatini unutarak isyana mı dalacak?
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile karışmış manasınadır. Çünkü; anayla babanın nutf elerinin ayrı ayrı hassaları olduğundan yalnız birinin nutfesinden halkolunmak maslahata muvafık olmadığından âdet-i İlâhî'ye erkekle kadını nikâh-ı geriyle yekdiğerine raptederek ikisinin karışmış nutf elerinde nşu görülen suret üzere insanı halketmektir. Zira; bazı rivayete nazaran insanın vücudunda damarlar, kemikler ve kuvvet, babanın nutfesinden, et. kan ve kıllar ananın nutfesinden halkolunur ve bu hilkatin da abes olmayıp imtihan muamelesine tâbi olduğu beyan olunmuştur. Gerçi Allahü Tealâ kulunun her fiilini bildiğinden imtihana ihtiyacı yoksa da emr ü nehyile mükellef kılarak imtihan edeceğim beyanla kullarını ibadete davet olduğu gibi imtihan sebebiyle herkes kendi amelini bilir ve i'tizara mecali kalmaz. Şu halde imtihan ; kullar içindir, Alî ahu Tealâ için değildir.
İnsan 76:3
Vacip Tealâ insanı nutf eden halkettiğini ve imtihan muamelesi yapacağını-beyandan sonra imtihan muamelesi olunacak zatın his sahibi olması lâzım olduğundan imtihan muamelesi üzerine teî'ri' etmek üzere buyuruyor.
Yani; insan amelini suâlle müptelâ olunca Biz Azimüşşân o insana işitecek kulak, görecek göz verdik ki o insan vahdaniyetin delillerini kulaklarıyla işitsin, gözleriyle görsün, doğru yola gitsin ve nübüvveti tasdikle necat bulsun. Zira; biz o insana Allah'ın verdiği nimetlere şükredici olsun yahut nimetlere şükretmesin de ke-mal-i şiddetle-inkâr edici olsun, her iki suretle doğru yolu gösterdik. Çünkü; hayır, ve şer yollarını göstermek üzere resul gönderdik, Kur'anı inzal ettik ve amel ve itikadı vacip olan şeyleri bildirdiğimiz gibi terketmesi lâzım olan şeyleri de insana bildirdik, sıfât-ı zatiye ve sübutiyemize ve âhirete delâlet eden delilleri serdettik. Binaenaleyh; doğru yola gidip gitmemek kendi yed-i ihtiyarmda-dır. İster doğru yola gitsin şâkir olsun, ister eğri yola gidip kâfir olsun, her iki surette menfaat ve mazarratı kendine ait olduğu cihetle kendinin düşünmesi lâzımdır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile semi' ve basarla murad; havass-ı hamse-i zahiredir. Çünkü; delâili idrakta bu ikinin methali ziyade olduğu için bunları zikirle diğerlerinden iktifa olunmuştur. SebiIle murad; tarik-ı hayr ü şer ve tarik-ı necat ve helaktir. Cenab-ı Hak tariklara temessük için deliller halk buyurduğu gibi resul gönderdi, kitap indirdi. Şu halde Vacip Tealâ insanı irşad için lâzım gelen esbabı halk buyurduğundan imtihan muamelesinde insan için i'tizar edecek birşey kalmamıştır. Çünkü; gözüm yoktu göremedim, kulağım yoktu duyamadım diyeme^ diği gibi bana yol gösterip irşad edecek resul ve ahkâm istihraç edecek kitap da göndermedin diyemez. Hatta bu minval üzere hidayetin mümin ve kâfir hakkında müsavi olduğunu beyan için buyurmuştur. Yani "Biz ona yolu gösterdik : İster mümin, ister kâfir olsun» demektir.
Kulağın gözden efdal olduğuna işaret için kulak, göz üzerine takdim olunmuştur. Çünkü; göz olmaksızın kemalât tahsil etmek mümkünse de kulak olmayınca tahsil-i kemalât asla mümkün değildir.
Bu âyetin muhaveratta nazîri şöyledir : Söz dinlemeyen bir kimse hakkında «biz ona nasihat ettik: İster tutsun, ister tutmasın, bildiğini yapsın. Zira; menfaat ve mazarratı kendine aittir. Biz doğruyu söyledik, artık bundan sonra iş kendi keyfine kaldı» denir.
İnsan 76:4
Vacip Tealâ insanı iki kısma taksimden sonra her kısmın ayrı ayrı hallerini beyan etmek üzere buyuruyor,
Zira; nimete küfür ve resulü tekzib edenlere yakışan azaptır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile seIâsiI ; ayağa bağlanacak zincir ki bukağı denilen şeydir. AgIâI ; ellerini boyunlarına bağlayacak lâle dedikleri şeydir. Sair; onları yakacak Cehennem ateşidir ki ehl-i Cehcnıu-;":i onun yanacak odunu menziünde-t!ir. Bu âyet-i cclile; Cehennem ve Cehennem'in içinde vâki olacak envâ'-ı azab kim hazırlanmış âletlerin mevcut olduğuna delâlet eder. Çünkü; âyet geçmiş zamanda hazırlandığını haber veriyor. Ayet: kâfirler için tehdidin şiddetini de ır-üş'irdir.
İnsan 76:5
Vacip Tealâ kâfirler için hazırlanan cezayı ve envâ'-ı azabı beyandan sonra müminlerin ];ni] oı.ıeaklan cîpreoatj ve nimetleri beyan etmek üz buyuruyor.
Yani; ehl-K Cennet içi şarapla dolu bir kâseden şarap içerler ki o şarap kâfurla karışmış olduğundan kokusu kâfur kokusuna benzer gayet soğuk ve tatlı olur. Fakat bu dünyada olan mazarrat onda olmaz. Zira; Cennet'in me'kûlât ve meşrubatı ehl-i iman hakkında sırf telezzüzden ibaret olduğu cihetle asla zarar şaibesi olmaz. Ebrar ; berr'in cem'idir ki iyi kimseler demektir.
İnsan 76:6
Vacip Tealâ kâfurun Cennet'te bir pınar olduğunu beyan mek üzere buyuruyor.
Zira; o pınarın suyu ehl-i Cennet'in emrine hazır muti' ve münkaddır. Binaenaleyh; nereye emrederlerse pınarın suyu suhuletle o tarafa gider ve onlar da istedikleri gibi içer ve telezzüz ederler.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ibadullahla murad; ehl-i imandır. Zira; bu pınar Cennet'te olduğundan ibadla muradın müminler olması lâzımdır. Çünkü; kâfirler Cennet'e giremeyecekleri cihetle bu pınardan nasipleri yoktur.
İnsan 76:7
Vacip Tealâ müminlerin nail olacakları 'nimetlerin bazılarını beyandan sonra müminlerin bu derecâta istihkaklarına sebep olan amellerini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ebrar olan müminler bir sebeple kendileri Allahü Tealâ için nezrederek üzerlerine vacip kıldıkları şeyi devam üzere îfa ederler, asla terketmezler. Öyle bir günden korkarlar ki o günün şerri dağılır, her tarafa sirayet eder. Binaenaleyh; o günün şerri etrafa dağılıp parçaları her tarafı çevirdiğinden halâs olmak gayet güçtür ve korkmaya lâyıktır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Cenab-ı Hak bu âyette iyi olan kullarını ibadete devamlarıyla sena buyurmuştur. Çünkü; kütüb-ü fıkhiyemizde beyan olunduğu veçhile nezir; Allahü Tealâ hastama şifa verirse, yahut oğlum askerden gelirse Allah için üç gün oruç tutmak veya bir kurban kesmek benim üzerime borç olsun demek gibi birşeyi kendi üzerine vacip kılmaktır. İşte kendi üzerine kendinin yâcip kıldığı şeyi edaya devam eden bir kimsenin Allah'ın vacip kıldığı ibâdâtı edaya devam edeceği evleviyetle sabit olduğundan Vacip Tealâ nezirlerini yerine getirdiklerini beyanla medih buyurmuştur. Yahut nezirle murad; gerek abdın kendi tarafından, gerek Allahü Tealâ tarafından mutlaka farz ve vacip olan şeydir. Yahut ukud ve uhûdun cümlesine şamildir. Çünkü; bunların kâffesini yerine getirmek insan için lâzımdır.
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'i nezirlerini îfa etmeleriyle sena ettiği gibi niyet-i hasene sahibi olmalarıyla dahi sena etmiştir. Çünkü; şerri herkesi ihata edecek bir günden korkmak hüsnüniyetlerine ve akidelerinin sıhhatma delâlet eder. Mustatîr in manâsı şiddetle dağıtıcı, havada uçup parçaları her tarafı ihata edici demektir ki gayet şiddetli olacağından kinayedir ve o günün dehşeti
Vacip Tealâ'nın halkettiğine nazaran hikmet ve sevapsa da insanlara nispetle mazarrat olduğu cihetle şer denilmiştir.
Ehl-i Cennet'in gerek dünyada nezirlerini îfa etmeleri, gerek kıyametin şerrinden korkmaları devam üzere olup terketmedikle-rine işaret için istimrara delâlet eden muzari sıygasıyla vârid olmuştur.
Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile bu âyet «Ehli Cennet hangi amelleriyle ve ne sebeple bu derecat-ı âliyeye nail oldular» şeklinde vârid olan bir suâle cevap olarak varid olmuştur.
İnsan 76:8
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'in amellerinden bazılarını beyandan sonra bazı aharı beyan etmek üzere buyuruyor,
Yani; ebrar m itikatları tam olduğu gibi sehâvetleri de vardır. Zira; onlar taama ihtiyaçları ve muhabbetleriyle beraber muhtaç olan fukarayı, yetimleri ve esirleri kendi üzerlerine tevcih ederek ellerinde elan taamı onlara yedirirler ve «Bizim size taam yedirmemiz sizden mukabilinde bir mükâfat beklemek için değil, ancak nza-yı Bari içindir» demekle yedirdikleri kimseleri tatyib ederler, hatta mukabilinde dua bile beklemezler.
Medarik'te beyan olunduğu veçhile Ümmülmü'minîn Âişe (R.A.) Hazretleri bir aileye sadaka gönderdiğinde sadakayı götüren cariyesine o ailenin sadakayı kabul edince ne dediklerini sorar. Eğer sadaka alanlar dua etmişlerse Hz. Âişe sadakanın ecri noksan olmasın için aynı dua ile mukabele ederlerdi. Şu halde sadaka veren kimse ancak rıza-yı Bari için vermeli ve mukabilinde duâ beklememelidir. Çünkü; sadaka veren kimse başa kakma, karşılığında bir şey bekleme veya riya gibi bir .şeyde bulunur yahut bir mükâfat gözetirse o sadaka halisenliveçhillâh olmadığından ecrinin noksan olacağmda şüphe yoktur. Amma taam yediren kimsenin böyle birşey arzu etmemesinden taamı yiyen kimselerin şükretmemeleri lâzım gelmez. Zira onlara lâzım olan; nimet gördüğü kimseleri sena etmektir. «Nasa şükretmeyen Allahü Teaiâ'ya şükretmez» mealinde varid olan hadis-i şerif de bunu te'yid eder ve insanın mün'imine şükretmesinin de rızkı câlib olduğu mervidir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile1 esir; memlûke, mahpusa ve küffardan esir olanlai'a denir. Çünkü; ResuluHah küffardan alınan esirleri müminlere teslim ve iyi bakılmasını emrederdi. Zira; küfür rızka mani değildir. Binaenaleyh; esirin kâfir olmasından aç ve açık bırakılması lâzım gelmez, elyevm devletler arasında da bu usul câridir ki yekdiğerlerinden aldıkları esirlere bakar ve riâyet ederler. Esire riâyetin memduh olduğunu din-i islâm'ın esası olan Kur'an bu âyetle bize beyan buyurduğu gibi fiil-i ResuluHah da bunu ispat eder.
Bu âyet-i celilenin ensar-ı kiramdan (Ebüddahdah) namında bir kimse hakkında nazil olduğu mervidir. Çünkü (Ebüddahdah) Hazretleri oruç olup hanesinde dört çöreği bulunduğu bir iftar vaktinde bir miskin, bir yetim ve bir esir kapıya gelip üçüne çöreğin üçünü vererek ailesine bir çörek kalması üzerine bu âyetin nazil olduğu mervidir. Yahut buna benzer bir vak'adan dolayı Hz. Ali hakkında nazil olduğu mervidir. Her kim hakkında nazil olursa olsun bu sıfat kendisinde bulunan bilcümle ehl-i imana şâmildir. Çünkü itibar; lâfzın umumunadır, sebeb-i nüzulün hususuna değildir.
tamiri Vacip Teaiâ'ya râci olduğuna nazaran manâ-yı nâzım:
…
demektir. Zamirin taama râci olduğuna nazaran manâ-yı nazım :
İnsan 76:9
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'in amellerinden bazılarını beyandan sonra bazı aharı beyan etmek üzere buyuruyor,
Yani; ebrar m itikatları tam olduğu gibi sehâvetleri de vardır. Zira; onlar taama ihtiyaçları ve muhabbetleriyle beraber muhtaç olan fukarayı, yetimleri ve esirleri kendi üzerlerine tevcih ederek ellerinde elan taamı onlara yedirirler ve «Bizim size taam yedirmemiz sizden mukabilinde bir mükâfat beklemek için değil, ancak nza-yı Bari içindir» demekle yedirdikleri kimseleri tatyib ederler, hatta mukabilinde dua bile beklemezler.
Medarik'te beyan olunduğu veçhile Ümmülmü'minîn Âişe (R.A.) Hazretleri bir aileye sadaka gönderdiğinde sadakayı götüren cariyesine o ailenin sadakayı kabul edince ne dediklerini sorar. Eğer sadaka alanlar dua etmişlerse Hz. Âişe sadakanın ecri noksan olmasın için aynı dua ile mukabele ederlerdi. Şu halde sadaka veren kimse ancak rıza-yı Bari için vermeli ve mukabilinde duâ beklememelidir. Çünkü; sadaka veren kimse başa kakma, karşılığında bir şey bekleme veya riya gibi bir .şeyde bulunur yahut bir mükâfat gözetirse o sadaka halisenliveçhillâh olmadığından ecrinin noksan olacağmda şüphe yoktur. Amma taam yediren kimsenin böyle birşey arzu etmemesinden taamı yiyen kimselerin şükretmemeleri lâzım gelmez. Zira onlara lâzım olan; nimet gördüğü kimseleri sena etmektir. «Nasa şükretmeyen Allahü Teaiâ'ya şükretmez» mealinde varid olan hadis-i şerif de bunu te'yid eder ve insanın mün'imine şükretmesinin de rızkı câlib olduğu mervidir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile1 esir; memlûke, mahpusa ve küffardan esir olanlai'a denir. Çünkü; ResuluHah küffardan alınan esirleri müminlere teslim ve iyi bakılmasını emrederdi. Zira; küfür rızka mani değildir. Binaenaleyh; esirin kâfir olmasından aç ve açık bırakılması lâzım gelmez, elyevm devletler arasında da bu usul câridir ki yekdiğerlerinden aldıkları esirlere bakar ve riâyet ederler. Esire riâyetin memduh olduğunu din-i islâm'ın esası olan Kur'an bu âyetle bize beyan buyurduğu gibi fiil-i ResuluHah da bunu ispat eder.
Bu âyet-i celilenin ensar-ı kiramdan (Ebüddahdah) namında bir kimse hakkında nazil olduğu mervidir. Çünkü (Ebüddahdah) Hazretleri oruç olup hanesinde dört çöreği bulunduğu bir iftar vaktinde bir miskin, bir yetim ve bir esir kapıya gelip üçüne çöreğin üçünü vererek ailesine bir çörek kalması üzerine bu âyetin nazil olduğu mervidir. Yahut buna benzer bir vak'adan dolayı Hz. Ali hakkında nazil olduğu mervidir. Her kim hakkında nazil olursa olsun bu sıfat kendisinde bulunan bilcümle ehl-i imana şâmildir. Çünkü itibar; lâfzın umumunadır, sebeb-i nüzulün hususuna değildir.
tamiri Vacip Teaiâ'ya râci olduğuna nazaran manâ-yı nâzım:
…
demektir. Zamirin taama râci olduğuna nazaran manâ-yı nazım :
İnsan 76:10
Yani; muhtaç olanlara taam yedirenler yedirdikleri kimselere derler ki «Bizim size taam yedirdiğimiz Rabb'imizden ve azabı şe-did olan günden, korkumuzdandır, yoksa başka bir maksada mebni değildir».
şiddetle yüz ekşiliğidir. manâsına lâfzından fehmolunan şiddeti te'kid içindir. Kıyamet gününü ubûsetle tavsif; ehl-i kıyameti tavsiftir. Yani «O günün şiddetinden kâfirlerin yüzleri Öyle buruşur, ekşir ki alınlarından akan ter adeta katran oluru demektir.
İnsan 76:11
Vacip Tealâ ebrârm yedirmeleri ancak rıza-yı Bârî için ve Allahü Tealâ'dan korkularına mebnî olduğunu beyandan sonra şu ibadetlerinin mükâfatını beyan etmek üzere buyuruyor,
Yani; iyi olan kimselerin taam yedirmeleri Allah'tan ve kıyamet gününün şiddetinden korkuları sebebiyle olunca Allahü Tealâ korkuları sebebiyle o günün şerrinden vikaye etti. Zira; onjar o günün korkusundan ibadete devam ettikleri gibi günahtan da kaçtılar. Çünkü; ibadet olmaksızın yalnız korku fayda vermeyeceğinden onlar her ikisini birleştirmiş ve riâyet etmişlerdi. İşte şu korkularına mükâfat olarak Allahü Tealâ korktuklarından kurtarmıştır. Onların işi yalnız korku olmayıp rıza-yi İlâhî'yi aradıklarına mükâfat olarak onları rızasına nail kılmakla yüzlerine sürür ve güzellik vermiştir. Çünkü; kâfirlerin yüzlerinin ekşiliği mukabilinde bunların yüzleri güler olacaktır .kâfirlerin kalplerindeki hüzün, keder ve kasavet mukabilinde bunların kalplerine sürür ve revnak verecektir, onların vâcibatı eda etmekte gördükleri zahmet mukabilinde sabırlarına mükâfat olarak Cennet'le harîr libaslar vereceğini beyan buyurmuştur ki herkes amelinin cezasını görsün ve iyiler kötülerden seçilsin.
İt'âmla murad; mutlaka menfaattir. Binaenaleyh; muhtaç olanlara taam yedirdiği gibi elbise ve para vermek ve her türlü ihtiyacını defetmek mertebede taama müsavi ve Allah rızası için olunca hepsinin ecri birdir. Şu kadar ki insanın hayatı taamla muhafaza olduğu için şerefine binaen taamı zikirle diğerlerinin zikrinden iktifa olunmuştur. kelimelerinin tenvinleri ta'dim e delâlet ettikleri cihetle ehl-i Cennet'in sürür ve ferahları gayet çok ve büyük olacağına âyet delâlet eder.
Hulâsa; eh]-i imanın Allahü Tealâ'dan ve kıyamet gününün şiddetinden korktuklarına mukabil o günün şerrinden Allahü Tea-lâ'nın onları saklayacağı, -Rıza-yı Bârîyi istemelerine mukabil onlara sürür ve güzellik vereceği, ibâdâtı işlemekten ve menhiyatı ter-ketmekten hasıl olan meşakkatlara sabırları mukabilinde Cennet vereceği bu âyetten müstefad olan fevaid eümlesindendir.
İnsan 76:12
Vacip Tealâ ebrârm yedirmeleri ancak rıza-yı Bârî için ve Allahü Tealâ'dan korkularına mebnî olduğunu beyandan sonra şu ibadetlerinin mükâfatını beyan etmek üzere buyuruyor,
Yani; iyi olan kimselerin taam yedirmeleri Allah'tan ve kıyamet gününün şiddetinden korkuları sebebiyle olunca Allahü Tealâ korkuları sebebiyle o günün şerrinden vikaye etti. Zira; onjar o günün korkusundan ibadete devam ettikleri gibi günahtan da kaçtılar. Çünkü; ibadet olmaksızın yalnız korku fayda vermeyeceğinden onlar her ikisini birleştirmiş ve riâyet etmişlerdi. İşte şu korkularına mükâfat olarak Allahü Tealâ korktuklarından kurtarmıştır. Onların işi yalnız korku olmayıp rıza-yi İlâhî'yi aradıklarına mükâfat olarak onları rızasına nail kılmakla yüzlerine sürür ve güzellik vermiştir. Çünkü; kâfirlerin yüzlerinin ekşiliği mukabilinde bunların yüzleri güler olacaktır .kâfirlerin kalplerindeki hüzün, keder ve kasavet mukabilinde bunların kalplerine sürür ve revnak verecektir, onların vâcibatı eda etmekte gördükleri zahmet mukabilinde sabırlarına mükâfat olarak Cennet'le harîr libaslar vereceğini beyan buyurmuştur ki herkes amelinin cezasını görsün ve iyiler kötülerden seçilsin.
İt'âmla murad; mutlaka menfaattir. Binaenaleyh; muhtaç olanlara taam yedirdiği gibi elbise ve para vermek ve her türlü ihtiyacını defetmek mertebede taama müsavi ve Allah rızası için olunca hepsinin ecri birdir. Şu kadar ki insanın hayatı taamla muhafaza olduğu için şerefine binaen taamı zikirle diğerlerinin zikrinden iktifa olunmuştur. kelimelerinin tenvinleri ta'dim e delâlet ettikleri cihetle ehl-i Cennet'in sürür ve ferahları gayet çok ve büyük olacağına âyet delâlet eder.
Hulâsa; eh]-i imanın Allahü Tealâ'dan ve kıyamet gününün şiddetinden korktuklarına mukabil o günün şerrinden Allahü Tea-lâ'nın onları saklayacağı, -Rıza-yı Bârîyi istemelerine mukabil onlara sürür ve güzellik vereceği, ibâdâtı işlemekten ve menhiyatı ter-ketmekten hasıl olan meşakkatlara sabırları mukabilinde Cennet vereceği bu âyetten müstefad olan fevaid eümlesindendir.
İnsan 76:13
Vacip Tealâ ebrârın mahall-i kararı Cennet olacağını beyandan sonra Cennet'te vâki olacak hallerini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Cennet'te ehl-i Cennet'e hazırlanmış koltuklar üzerine dayanır oldukları halde gayet mu'tedil ve mizac-ı beşere muvafık hava içinde yaşarlar ki sıcaklık, soğukluk olmaz. Zira; havanın zatı ziya verdiği için güneşe ihtiyaç yok ki sıcak olsun, fusul-ü erbaadan kış yok ki soğuk olsun. Binaenaleyh; haddizatında letafetinden dolayı sıcak ve soğuk olmadığı gibi bunların levazımından olan pire, sinek ve bunlar gibi mûziyât da olmaz. Cennet'in her tarafı onlar için her zaman koyu gölge gibidir. Hatta ağaçlarının çokluğundan nâşi eğer güneş olmuş olsa güneşin ziyasının ağaçların altına geçmek ihtimali yoktur, meyveleri ehl-i Cennet'in arzusu veçhile itaatli kılınmıştır ki herkes ayakta veya, oturduğu halde yer, hiç eza olmaz. Hatta yattığı halde ekletse yine zahmet çekmez. Velhasıl her zaman Cennet'in her yerinde herkes için rahat mevcut olduğundan Cennet'e giren kimsenin her türlü rahatı te'rnin olunmuştur.
İnsan 76:14
Vacip Tealâ ebrârın mahall-i kararı Cennet olacağını beyandan sonra Cennet'te vâki olacak hallerini beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Cennet'te ehl-i Cennet'e hazırlanmış koltuklar üzerine dayanır oldukları halde gayet mu'tedil ve mizac-ı beşere muvafık hava içinde yaşarlar ki sıcaklık, soğukluk olmaz. Zira; havanın zatı ziya verdiği için güneşe ihtiyaç yok ki sıcak olsun, fusul-ü erbaadan kış yok ki soğuk olsun. Binaenaleyh; haddizatında letafetinden dolayı sıcak ve soğuk olmadığı gibi bunların levazımından olan pire, sinek ve bunlar gibi mûziyât da olmaz. Cennet'in her tarafı onlar için her zaman koyu gölge gibidir. Hatta ağaçlarının çokluğundan nâşi eğer güneş olmuş olsa güneşin ziyasının ağaçların altına geçmek ihtimali yoktur, meyveleri ehl-i Cennet'in arzusu veçhile itaatli kılınmıştır ki herkes ayakta veya, oturduğu halde yer, hiç eza olmaz. Hatta yattığı halde ekletse yine zahmet çekmez. Velhasıl her zaman Cennet'in her yerinde herkes için rahat mevcut olduğundan Cennet'e giren kimsenin her türlü rahatı te'rnin olunmuştur.
İnsan 76:15
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'in nail olacakları nimetlerin bai rını beyandan sonra bazı aharı beyan etmek üzere buyuruyor.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile aniye; kâse ve bardaktır. Ekvab ise ibrik ki ondan kâseye dökülür. Şu halde biri küçük diğeri büyük olmakla beyinlerinde fark vardır. Kavarir ; billur manasınadır. Yani «İbrikler billurdan billur da gümüşten» demek ibriklerde iki sıfat vardır ki biri billur gibi şeffaf diğeri gümüş gibi beyaz ve yumuşaktır. Ehl-i Cennet o bardakları arzuları ve iştihaları veçhüzere takdir ederler ki herkesin arzusuna muvafık olsun. Yahut Herkesin ameline göre kâselerini takdir ederler. Binaenaleyh; amelleri miktarı kâseleri olur. Yahut t ak dır in manâsı hademeler herkesin İçeceği miktarı gütürür, ziyade ve noksan götürmezler. Yani «Hademe gayet âdaba riâyet ettiklerinden efendilerinin arzuları hilâfında birşey yapmadıkları gibi hatta Cennet şaraplarını bile efendisinin arzusu hilâfında götürmezler» demektir.
Bazı âyette kâselerin altından olduğu beyan olunduğu halde bu âyette gümüşten olduğunu beyan etmek âyetler arasında muhalefet ieab etmez. Çünkü; ikisi de mevcut olduğundan bazı kere altından kâselerle, bazı kere de gümüşten kâselerle dolaşırlar, tavaf ederler. Binaenaleyh; âyetler beyninde tenakuz yoktur.
İnsanın şu içeceği kâsede nihayet seveceği şeylerin berrak ve temiz olması ve miktarının arzuya muvafık bulunmasıdır. Cennet kâselerinde bunun üçü de mevcut olduğunu bu âyette Cenab-ı Hak beyan buyurmuştur. Çünkü; berrak olmasını kavarirden olmasıyla, temiz ve saf olmasını gümüşten olmasıyla ve şeklinin de olması ehl-i Cennefin takdiriyle olacağını beyanla tafsil buyurmuştur.
İnsan 76:16
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'in nail olacakları nimetlerin bai rını beyandan sonra bazı aharı beyan etmek üzere buyuruyor.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile aniye; kâse ve bardaktır. Ekvab ise ibrik ki ondan kâseye dökülür. Şu halde biri küçük diğeri büyük olmakla beyinlerinde fark vardır. Kavarir ; billur manasınadır. Yani «İbrikler billurdan billur da gümüşten» demek ibriklerde iki sıfat vardır ki biri billur gibi şeffaf diğeri gümüş gibi beyaz ve yumuşaktır. Ehl-i Cennet o bardakları arzuları ve iştihaları veçhüzere takdir ederler ki herkesin arzusuna muvafık olsun. Yahut Herkesin ameline göre kâselerini takdir ederler. Binaenaleyh; amelleri miktarı kâseleri olur. Yahut t ak dır in manâsı hademeler herkesin İçeceği miktarı gütürür, ziyade ve noksan götürmezler. Yani «Hademe gayet âdaba riâyet ettiklerinden efendilerinin arzuları hilâfında birşey yapmadıkları gibi hatta Cennet şaraplarını bile efendisinin arzusu hilâfında götürmezler» demektir.
Bazı âyette kâselerin altından olduğu beyan olunduğu halde bu âyette gümüşten olduğunu beyan etmek âyetler arasında muhalefet ieab etmez. Çünkü; ikisi de mevcut olduğundan bazı kere altından kâselerle, bazı kere de gümüşten kâselerle dolaşırlar, tavaf ederler. Binaenaleyh; âyetler beyninde tenakuz yoktur.
İnsanın şu içeceği kâsede nihayet seveceği şeylerin berrak ve temiz olması ve miktarının arzuya muvafık bulunmasıdır. Cennet kâselerinde bunun üçü de mevcut olduğunu bu âyette Cenab-ı Hak beyan buyurmuştur. Çünkü; berrak olmasını kavarirden olmasıyla, temiz ve saf olmasını gümüşten olmasıyla ve şeklinin de olması ehl-i Cennefin takdiriyle olacağını beyanla tafsil buyurmuştur.
İnsan 76:17
Vacip Tealâ ehl-i Cennefin su ve şarap içecekleri bardak ve ibriklerini beyandan sonra içecekleri suyun evsafını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ehl-i Cennet'e hizmetçileri kâseler götürür, sularlar ki o kâselerin mizacı zencebil karışmış gibi rayiha-yı tayyibesi olur. Zencebil; Cennet'te bir pınar ki suyu boğazdan gayet kolay geçtiği için ismine selsebil denir. Çünkü; hazmı kolay olduğu gibi boğazı yakması da yoktur, bir pınarın suyu dolu kâselerle ehl-i Cennet üzerinde dolaşanlar onların amellerinden halko-lunmuş baharı solmaz taze oğlanlardır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Araplar dünyada suya ve şerbetlere zencefil karıştırmayı sevdiklerinden Cenab-ı Hak Cennet'te içecekleri suyun zencefil mizaçlı rayiha-yı tayyibe sahibi olduğunu, fakat zencefil boğazı yaktığından Cennet'te o biçim yakmak olmadığını beyan için suyun selsebil pınarından olduğunu beyan buyurmuştur.
İnsan 76:18
Vacip Tealâ ehl-i Cennefin su ve şarap içecekleri bardak ve ibriklerini beyandan sonra içecekleri suyun evsafını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ehl-i Cennet'e hizmetçileri kâseler götürür, sularlar ki o kâselerin mizacı zencebil karışmış gibi rayiha-yı tayyibesi olur. Zencebil; Cennet'te bir pınar ki suyu boğazdan gayet kolay geçtiği için ismine selsebil denir. Çünkü; hazmı kolay olduğu gibi boğazı yakması da yoktur, bir pınarın suyu dolu kâselerle ehl-i Cennet üzerinde dolaşanlar onların amellerinden halko-lunmuş baharı solmaz taze oğlanlardır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Araplar dünyada suya ve şerbetlere zencefil karıştırmayı sevdiklerinden Cenab-ı Hak Cennet'te içecekleri suyun zencefil mizaçlı rayiha-yı tayyibe sahibi olduğunu, fakat zencefil boğazı yaktığından Cennet'te o biçim yakmak olmadığını beyan için suyun selsebil pınarından olduğunu beyan buyurmuştur.
İnsan 76:19
Vacip Tealâ ehl-i Cennefin hademeleri muhalled ve taze oğlanlar olduğunu beyandan sonra o hademelerin sıfatlarını beyan etmek üzere buyuruyor.
Zira; kemal-i letafetleri, renklerinin gayet saffeti ve yüzlerinde parlayan şuleleri, yekdiğerine akseden ziyaları sebebiyle Cennet içine dağılmış aynı inciler gibi görülür ve eğer bir yere saf olarak dizilmiş olsalar keenne zannolunur ki dizilmiş incilerdir.
İnsan 76:20
Vacip Tealâ ehl-i Cennetin ahvalini ve nimetlerini beyandan sonra bu nimetlerden daha alâsını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; sen Cennet'e baktığında çok nimetler ve bol mülkler görürsün. Gözün her nereye baksa nimet görür. Çünkü Cennet; darünnimettir, her ciheti nimetle dolu ve belki her cüz'ü ayn-ı nimettir, yoksa dünya nimeti gibi zahmetle karışık değildir. Binaenaleyh; her kim nereye baksa nimete bakar, nimetten başka birşeye bakmaz, hemen herkes kendine verilen nimetleri seyr ü temaşa eder ve üzerlerinde elbiseleri ince ve kaim harirden olur ve hatta kollarına gümüş bilezik takmakla ziynetlenirler. Çünkü; Cennet darünnimet olduğundan ziynet mümkün olan herşeyle Cenab-ı Hak onları tezyin buyurur. Altın ve gümüşle tezyin dünyada nisvâna mahsus ise de âhiret dar-i teklif olmadığından hususiyât yoktur. Şu halde ehl-i Cennetin hiçbir şeye hasretleri kalmaz, velhasıl ehl-i Cennetin herbiri kendi âleminde birer padişahtır. Zira; dünyadaki padişahlarda olan nimetlerin yüz binlerce fazlası onlarda mevcuttur.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ehl-i Cennet gümüş ve altın her İkisiyle de ziynetlendikleri için bazı âyette bileziğin altından olmasını beyanı bu âyete münafi değildir. Yahut bazan altınla, bazan da gümüşle tezeyyün ettikleri cihetle onlar arasında tenakuz yoktur.
Vacip Tealâ ehl-i Cennetin iki nevi şarabını beyan buyurdu ki birinin mizacı kâfur, diğerinin mizacı zencebildir. Bu ikinin fev-kmda üçüncü bir şaraplarını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ehl-i Cennet'e Rableri bir şarap içirir ki o şarap pâk ve içen kimseleri âdî lezzetlere arzudan vazgeçirir ve o şarap içen kimseyi bilcümle ahlâk-ı zemîmeden tathir eder. Binaenaleyh; maddî ve manevî emrazdan- temizlediği için insana bu dünyada arız olan hastalıklardan hiçbir şey arız olmaz ki her türlü elemden salim olur ve ebeden sıhhat üzere bulunur.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile şarabın tahir olması yla murad; dünya şarapları gibi necis olmaz, necasete temas eden el ve ayak o şaraba dokunmaz ve içtikten sonra necasete inkılâb etmez. Zira; vücuttan terlemek suretiyle çıkar, hatta kokusu misk ü anber kokusu gibi olur,'diğer şaraplar ve taamlar bununla hazmolur. Binaenaleyh; bu şarap diğer şaraplara mugayir ve onların fevkmda bir şaraptır, bu nevi şarabın şanına ihtimam için Cenab-ı Hak bu şarapla ehl-i Cenneti sulamayı kendi zatına nispet etmiştir. Çünkü diğer şaraplar ehl-i Cennet'e hizmetçiler vasıtasıyla verileceği beyan olunmuşken bu şar.abı zat-ı ülûhiyetine nispet etmek; elbette bu nevi şarabın şerefine delâlet eder.
İnsan 76:21
Vacip Tealâ ehl-i Cennetin ahvalini ve nimetlerini beyandan sonra bu nimetlerden daha alâsını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; sen Cennet'e baktığında çok nimetler ve bol mülkler görürsün. Gözün her nereye baksa nimet görür. Çünkü Cennet; darünnimettir, her ciheti nimetle dolu ve belki her cüz'ü ayn-ı nimettir, yoksa dünya nimeti gibi zahmetle karışık değildir. Binaenaleyh; her kim nereye baksa nimete bakar, nimetten başka birşeye bakmaz, hemen herkes kendine verilen nimetleri seyr ü temaşa eder ve üzerlerinde elbiseleri ince ve kaim harirden olur ve hatta kollarına gümüş bilezik takmakla ziynetlenirler. Çünkü; Cennet darünnimet olduğundan ziynet mümkün olan herşeyle Cenab-ı Hak onları tezyin buyurur. Altın ve gümüşle tezyin dünyada nisvâna mahsus ise de âhiret dar-i teklif olmadığından hususiyât yoktur. Şu halde ehl-i Cennetin hiçbir şeye hasretleri kalmaz, velhasıl ehl-i Cennetin herbiri kendi âleminde birer padişahtır. Zira; dünyadaki padişahlarda olan nimetlerin yüz binlerce fazlası onlarda mevcuttur.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ehl-i Cennet gümüş ve altın her İkisiyle de ziynetlendikleri için bazı âyette bileziğin altından olmasını beyanı bu âyete münafi değildir. Yahut bazan altınla, bazan da gümüşle tezeyyün ettikleri cihetle onlar arasında tenakuz yoktur.
Vacip Tealâ ehl-i Cennetin iki nevi şarabını beyan buyurdu ki birinin mizacı kâfur, diğerinin mizacı zencebildir. Bu ikinin fev-kmda üçüncü bir şaraplarını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ehl-i Cennet'e Rableri bir şarap içirir ki o şarap pâk ve içen kimseleri âdî lezzetlere arzudan vazgeçirir ve o şarap içen kimseyi bilcümle ahlâk-ı zemîmeden tathir eder. Binaenaleyh; maddî ve manevî emrazdan- temizlediği için insana bu dünyada arız olan hastalıklardan hiçbir şey arız olmaz ki her türlü elemden salim olur ve ebeden sıhhat üzere bulunur.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile şarabın tahir olması yla murad; dünya şarapları gibi necis olmaz, necasete temas eden el ve ayak o şaraba dokunmaz ve içtikten sonra necasete inkılâb etmez. Zira; vücuttan terlemek suretiyle çıkar, hatta kokusu misk ü anber kokusu gibi olur,'diğer şaraplar ve taamlar bununla hazmolur. Binaenaleyh; bu şarap diğer şaraplara mugayir ve onların fevkmda bir şaraptır, bu nevi şarabın şanına ihtimam için Cenab-ı Hak bu şarapla ehl-i Cenneti sulamayı kendi zatına nispet etmiştir. Çünkü diğer şaraplar ehl-i Cennet'e hizmetçiler vasıtasıyla verileceği beyan olunmuşken bu şar.abı zat-ı ülûhiyetine nispet etmek; elbette bu nevi şarabın şerefine delâlet eder.
İnsan 76:22
Vacip Tealâ ehl-i Cennetin ahvalini beyandan sonra o beyanın hulâsasını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ehl-i Cennet Cennet'e girip kendilerine verilen nimetleri görüp seyredince Vacip Teaiâ tarafından iltifat olarak onlara denir ki «Ey ehl-i Cennet! Şu gördüğünüz nimteler sizin amelinizin güzel cezalarıdır ki Allahü Tealâ sizin için bunları hazırlamıştır, sizin az bir zamanda işlediğiniz cüz'î amelin cezasını görün ki Allah'ın iutfu ne kadar büyüktür, amelinize Allahü Tealâ razı olduğu için mukabilinde nimetle mükâfat buyurduğundan sa'ymız boşa gitmedi, makbul ve mergub oldu», İşte Vacip Tealâ böyle demekle ehl-i Cennet'i taltif buyurur. Şu halde ehl-i Cennet'in* gördükleri nimetlerin fevkmda iltifât-ı İlâhî'yeye nail olacakları bu âyetle beyan olunmuştur.
İnsan 76:23
Vacip Tealâ sûrenin evvelinden buraya gelinceye kadar ah-val-i âhireti beyan buyurmuştur. Bundan sonra ahvali dünyadan bahsolunacaksa da dünyaca olacak emir ve nehiyden evvel kâfirlerin Resulullah'a ezalarından hâsıl olan vahşeti kaldırmak ve kalb-i nebevilerini takviye etmek üzere bir mukaddime takdim ederek buyuruyor.
Şu
halde Kur'an kâfizierin dediği gibi sihir değildir. Zira; biz inzal ettik. Çünkü; hikmetin iktizası üzere hâdiseye muvafık olarak inzal olunan Kur'an sihir olmadığı gibi sen de sâhir olmazsın. Binaenaleyh; keder edecek birşey yoktur. Kâfirlerin sözleri hasetten neş'et eden tezvîrâttan ibarettir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile huzur-u kalp olmadıkça ibadet olunamayacağına ve ibadet olsa kalb hüzn ü kederden vareste olmadıkça lezzeti olmayacağına işaret için Vacip Tealâ emr ü nehye başlamadan evvel bu âyetle resulünü tesliye ve kalb-i nebevilerini takviye buyurmuşdur ki bundan sonra gelecek emr ü nehyi ke-mal-i huzur üzere telâkki etsin de kalb-i pâki kâfirlerin ezalarıyla meşgul ve mahzun olmasın.
Vacip Tealâ resulüne Kur'anı inzal buyurduğunu beyanla
Yani; Biz Azimüşşân sana Kur'anı tedricen hikmetimizin iktizası havadisin icabına göre herşeyi vakti- muayyeninde bildirdik ve onun hükmünü beyan eden âyeti inzal ettikse senin de düşman tarafından vâki olan iftiralara sabretmen lâzımdır. Binaenaleyh; sabret küf far üzerine, nusretin te'hirinden mahzun olma. Zira; vakt-i muayyeninde onlar üzerine sana nusretimize dair âyet de nazil olur.
Bu âyette Rasulullah için meserret-i azîme vardır. Zira sabırla emir; nusretle vaadi mutazanimmdır. Çünkü; sabrın akıbeti selâmet ve necattır.
İnsan 76:24
Bazı rivayete nazaran müşriklerin ezalarından müteessif olarak Resulullah onlarla muharebe arzu etmesi üzerine Vacip Tealâ bu âyeti inzalle «Sabret Habibim! Muharebenin zamanı da Şelir, telâş etme» buyurmuştur.
Zira; her ikisi de menhiyatı irtikâb ettiklerinden sözleri itimâda şayan değildir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile her ne kadar sabırla emir dahi kâfirlere itaat etmekten nehyi mutazammmsa da sarahaten nehiy olmadığından sarahatle nehyi zikretmekte tekrar yoktur. Zira; bir-şeyle emir onun zıddına ve birşeyden nehiy onun zıddıyla emre delâlet ederse de delâleti bililtizam olduğundan sarahat gibi olamaz? Binaenaleyh; sabırla emirden sonra kâfirlerin sözüne itimad etmekten sarahaten nehyolunmuştur.
Resulullah'ı, kâfirlerden hiçbir kimseye itaat etmediği halde nehyetmek ümmetini irşad içindir. Asimle kefûr arasında fark vardır. Âsim; her günaha cür'et eden kimsedir. Kefûr ise nimeti münkir olandır. Âsim ve kefûr her ikisi de Ebu Cehil'dir. Yahut Âsim Utbe b. Rebia'dır. Zira; Utbe her günahı irtikâb ederdi. Kefûrla murad; Velid b. Mugire'dir denmişse de bu âyet her ikisi hakkında nazil olmuştur. Şöyle ki birgün (Utbe) Resulullah'a «Ya Muhammedi (S.A.) Senin nübüvvet davasında bulunduğun nisvana rağbetindendir. Ben sana mehir almaksızın kızımı vereyim, bu davadan vazgeç» demesi üzerine Cenab-ı Hak ona âsim buyurmuştur. Zira; her günahı işlemekten çekinmezse de küfürde diğerleri kadar ileri gitmiyordu. (Velid b. Mugire) de Kureyş içinde ziyade zengindi ve Resulullah'a «Senin davan mala tama'mdandır. Sana istediğin kadar mal vereyim de bu davadan vazgeç» demesi üzerine Vacip Tealâ bu âyeti inzalle Velid'e kefûr tâbir buyurmuş-' tur. Çünkü; Velid küfürde Kureyş'in ileri gidenlerindendi. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir. Lâkin sebeb-i nüzul her ne kadar bunların sözleriyes de itibar lâfzın umumunadır, sebeb-i nüzulün hususuna değildir. Binaenaleyh;günahkâr ve kâfir olan kimseye hiçbir kimse itaat etmesin demektir. Çünkü; günahkâra itaat günahına iştirakle olacağından Cenab-ı Hak günahkâr olanlara itaat etmekten herkesi nehyetmiştir.
İnsan 76:25
Vacip Tealâ Resul'üne sabırla emir ve günahkârlara itaattan nehvettikten sonra resulüne ve ümmetine lâzım olan ibâdetle em-retmek üzere buyuruyor.
Yani; sen sabırla me'mur olunca vakt-i şuğul olan sabah ve akşam vakitlerinde Rabb'in Tealâ'nm ismini zikre devam et ki şana vermiş olduğu nimetlerin şükrünü eda etmiş olasın, ekser itibarıyla hâlî kalmak şanından olan gecede Rabb'inin rızası için sen akşam ve yatsı namazlarını eda etmekle secde et. Çünkü; gecede ihlâs ziyadedir, gecenin uzun müddetinde sen Rabb'ini nekaisten tenzihle teşbihe devam et.
Bu âyette .zikir, teşbih ve secde yle emir devam içindir. Çünkü; Resulullah'ta zikir, teşbih ve secdenin aslı mevcut olduğu cihetle bunlarla Resulullah'a emir devamlarıyla emirdir. Eğer bunların esaslarıyla emir olmasa hasılı tahsil olur, buysa caiz olamayacağından bu misilli makamda Resulullah'a emirden murad; devamdır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bükreyle murad; sabah namazı ve as ile murad; öğle ve ikindi namazları ve gecede secde yle murad; akşam ve yatsı namazları ve gecenin uzun müddetinde tesbihle murad; teheccüd namazı oludğuna nazaran bu âyet beş vakitte farz olan namazları ve.telieccüd namazını camidir. Buna nazaran manâ~yı âyet:
İnsan 76:26
Vacip Tealâ Resul'üne sabırla emir ve günahkârlara itaattan nehvettikten sonra resulüne ve ümmetine lâzım olan ibâdetle em-retmek üzere buyuruyor.
Yani; sen sabırla me'mur olunca vakt-i şuğul olan sabah ve akşam vakitlerinde Rabb'in Tealâ'nm ismini zikre devam et ki şana vermiş olduğu nimetlerin şükrünü eda etmiş olasın, ekser itibarıyla hâlî kalmak şanından olan gecede Rabb'inin rızası için sen akşam ve yatsı namazlarını eda etmekle secde et. Çünkü; gecede ihlâs ziyadedir, gecenin uzun müddetinde sen Rabb'ini nekaisten tenzihle teşbihe devam et.
Bu âyette .zikir, teşbih ve secde yle emir devam içindir. Çünkü; Resulullah'ta zikir, teşbih ve secdenin aslı mevcut olduğu cihetle bunlarla Resulullah'a emir devamlarıyla emirdir. Eğer bunların esaslarıyla emir olmasa hasılı tahsil olur, buysa caiz olamayacağından bu misilli makamda Resulullah'a emirden murad; devamdır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bükreyle murad; sabah namazı ve as ile murad; öğle ve ikindi namazları ve gecede secde yle murad; akşam ve yatsı namazları ve gecenin uzun müddetinde tesbihle murad; teheccüd namazı oludğuna nazaran bu âyet beş vakitte farz olan namazları ve.telieccüd namazını camidir. Buna nazaran manâ~yı âyet:
İnsan 76:27
Yani; kâfirlerin âhirete imanları olmayıp her muradı dünyadan beklediklerinden zevali serî olan dünyaya muhabbet ederler ve âhirete ümitleri olmadığından mihnet ve meşakkati çok ve yükü ağır olan kıyamet gününü arkalarına terkederler, ehemmiyete almazlar. Çünkü; arkada olan şey görülmediği cihetle itina olunmaz. Binaenaleyh; kâfirler de âhireti görmedikleri için âhiret mesâlihi olan ibâdâtı terkettiklerinden âhireti arkaya atmış oldular.
Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile kıyamet gününün şiddet ve mihneti çok olduğu cihetle o güne sakîI denmiştir. Zira; ağır olan birşey, götüren kimseyi .yorduğu gibi kıyamet gününün meşakkati de insanları yoracağı cihetle sakil demeye lâyıktır.
Acil e yle murad; dünyadır. Çünkü: her şey acele olarak gelip geçtiği için âcile denir, kâfirler de şehevât-ı behim iyelerin e elverişli olup âhireti gözleriyle görmedikleri için dünya'ya muhabbet ettiklerini Cenab-ı. Hak bu âyetle beyan buyurmuştur ki «Şu muhabbetleri sebebiyle imanı terkediyorlar» demektir.
İnsan 76:28
Vacip Tealâ dünyaları iki cihetle onların imanlarına sebep olacağını boyan etmek üzere :
Yani; biz onlara iman ve ibadetle emrederiz. Nasıl emretmeyelim? Elbette emrederiz. Zira; biz onlar yokken vücut vermekle icad ettik ve damarlarını birbirine bağlamakla mafsallarına kuvvet verdik ki o mafsalları sebebiyle muhabbet ettikleri dünyayı celbet-tiklerinden halika iman ve emrine itaat etmek lâzımdır, biz istediğimiz vakit onları ihlâk eder, yerlerine onlara bedel itaatli bir kavim getiririz. Şu halde ibtida-yi hilkatlarına bakarak kudretimizi na-zar-ı itibara almalı ve kahrımızdan korkmalıdırlar, bilâkis onlar kahrımızı icab eden isyanla meşgul oluyorlar.
Hulâsa; Cenab-ı Hakkın onları ve.ayıptan salim azalarını halk buyurduğu ve lezzât-ı dünya bu azalarla hâsıl olduğu cihetle bunları halkeden hallâka iman ve itaat Vacip ve Allahü Tealâ'mn onları ihlâke ve menfaatlarını izâleye kaadir ve bu helakten'korkularına binaen iman edip imandan temerrüdü ve ibadetten i'razı ter-kederek iman ve ibadet etmeleri lâzım ve emsallerini haiketmeye kaadir olduğundan Allahü Tealâ'mn bunlardan müstağni olduğu ve bunları ihlâkle yerlerine gelecek kavmin yalnız hilkatta bunların emsali olup ibadette emsalleri olmadığı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.
İnsan 76:29
Vacip Tealâ kâfirlerin ve müminlerin hallerini, nail olacakları derecât ve derekâtı beyandan sonra sûrenin veyahut âyetlerin ancak mev'iza olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; şu sûre bir vaazdır, dileyen o vaazla amel eder, Rabb'i-sine yol bulur. Fakat kulların meşiyeti, Allah'ın meşiyetine muvafık olmak şarttır. Zira; Allahü Tealâ murad etmeyince kulun muradı fayda etmez. Çünkü; çok şeyleı murad ve esbabına tevessül eder, lâkin Allahü Tealâ murad etmediği için hiçbir şey meydana gelmez, abdin emekleri boşa gider. Ancak Allahü Tealâ murad etmeyince hasıl olmaması abdin irade-i cüz'iyesine mani, olmadığı gibi irade-i cüz'iyesini sarfına da mani olmaz. Binaenaleyh abdin vazifesi; irade-i cüz'iyesini sarf etmektir. Abd bu vazifesini yerine getirdikten sonra Allahü Tealâ dilerse halkeder, dilerse etmez. Zira; Allahü Tealâ dilemeyince abdin dilemesi fayda vermez. Lâkin abid. Allah'ın muradını bilmediği için herhalde iradesini sarfetmek vazifesidir. Şu halde âyetin manâsı:
…
demektir. Çünkü; murad olunan şeyi halkedecek Allahü Tealâ'dır. Abdin te'sir; ancak iradesini sarfla kesbetmektedir. Zira o şeyin vücudunda müessir; Allah'ın halkı ve meşiyetidir.
Hulâsa; şu âyetlerin insanların menfaat ve mazarratlarını ta'rif eder mev'ıza olduğu, isteyen bu mev'izeyle amel edip Rabb'isine bir yol tutacağı v*e kulların meşiyeti fayda etmeyip ancak Allahü Tealâ'nm meşiyetine tevâfuk ederse fayda edeceği bu âyetten müs-tefad olan fevaid cümlesindendir.
İnsan 76:30
Vacip Tealâ herşeyin meşiyet-i İlâhî'yeyle olacağını beyandan sonra meşiyet ilim ve hikmet icab edip zat-ı ülûhiyetin de ilim ve hikmet sahibi olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; her şey Allah'ın düemesiyledir. Zira; Allahü Tealâ her kulunun liyâkatini ve istihkaakmı bilir, ona göre kulunun istediğini halkeder veya etmez. Çünkü; hikmet sahibidir. Hikmetine muvafık olanı ve olmayanı bilir. Binaenaleyh; çok zamanda abid kendi hakkında menfaat zannettiği bir şeyi diler ve murad ederek iradesini sarfla husulüne çalıştığı halde Allahü Tealâ onun hakkında o şeyin, mazarrat olduğunu bildiğinden halk buyurmaz ve kezâlik birşeye müstehakkım zannıyla ister. Halbuki Allahü Tealâ müstahak olmadığını bildiğinden halketmez.
İnsan 76:31
Yani; Allahü Tealâ hikmet sahibi olduğundan irade-i cüz'iyesini sarfla ibadet eden kullarının liyâkatini bildiğinden o kulunu kendi rahmetine ithalle mesrur eder. Zira hikmetinin iktizası; emrine itaat eden .kulunu lutfuna müstağrak kılmaktır, zalimlerin zulmünü bildiğinden onlardan intikamını almak için acıtıcı azabı onlara hazırlamıştır. Çünkü hikmet zalimlerden intikam almayı icab eder. Binaenaleyh; onlar için azab-ı elîm hazırlamıştır.
Bu âyette her zalime hükmün şümulüne işaret için lâfzı cemi'-i efradı ihataya delâlet eden edat-ı ta'rifle varid olmuştur. Çünkü bu makamda azab-ı elîmi icab eden illet ve sebep; zulümdür. Zira müştak olan üzerine azab-ı elimin hazırlanmasından ibaret olan hükmün ta'liki; me'haz-ı iştikak olan zulmün illet olmasını icab eder. Binaenaleyh; zulüm kendisinde bulunan her ferdin şu azaba müstehak olmasına delâlet eder. Yani «Zalimlere azab-ı elîm hazırlandı. Zira; onlar zulüm irtikâb ettiler. Her zulüm irtikâb edene azab-ı elîm hazırlanır. Binaenaleyh; zalimlere azab-ı elîm hazırlandı» demektir.
Mürselat 77:1
Mekk-i Mükerreme'de nâzi alan sûrelerdendir. Elli âyeti câmidir
Yani; şu sıfatlarla mevsuf olan meleklerin cümlesine yemin ederim ki size vaad olunan âhiret vuku bulucu ve herkes ettiğini bulucu ve cezasını görücüdür. Binaenaleyh; âhiret hakkında şüphe etmeyip itikad etmek lâzımdır.
zikir îlkaası gerek i'tizar için, gerek korkutmak için olsun demektir. Çünkü; zikrullah günahları mahvettiği cihetle zikirle meşgul olan müminler için zikretmek vuku bulan kusurlarına i'tizar olduğu gibi zikirle meşgul olmayanları, zikri fevtettikleri cihetle vâki olacak mes'ûliyetten korkutmak olur. Zira; birşeyin. işlemesinde sevap olunca terkinde ikab olacağından onlar haklarında o emrin gelmesinin inzar olacağı zaruridir. Binaenaleyh; zikir ilkaası; zikredenler hakkında i'tizar ve zikri terk edenler hakkında korkutmak için olduğunda şüphe yoktur.
Şu beyan olunan manâ; zikrolunan evsaf meleklerin sıfatları olduğuna nazarandır. Amma bu sıfatlar Kur'anın âyetlerinin sıfatları olduğuna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile şu kelimeler enbiya-yı izam ha-zâratının sıfatları olmak ihtimali vardır. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demek olur.
Bu kelimelerle murad-ı İlâhî; gerek melek, gerek Kur'anm âyetleri ve gerekse enbiya-yı izam hazâratı olsun her cümlesi in-dallah mükerrem ve muhterem olduklarına binaen Cenab-ı Hak bunlara yeminle âhiretin vukuunu beyan buyurmuştur.
Mürselat 77:2
Mekk-i Mükerreme'de nâzi alan sûrelerdendir. Elli âyeti câmidir
Yani; şu sıfatlarla mevsuf olan meleklerin cümlesine yemin ederim ki size vaad olunan âhiret vuku bulucu ve herkes ettiğini bulucu ve cezasını görücüdür. Binaenaleyh; âhiret hakkında şüphe etmeyip itikad etmek lâzımdır.
zikir îlkaası gerek i'tizar için, gerek korkutmak için olsun demektir. Çünkü; zikrullah günahları mahvettiği cihetle zikirle meşgul olan müminler için zikretmek vuku bulan kusurlarına i'tizar olduğu gibi zikirle meşgul olmayanları, zikri fevtettikleri cihetle vâki olacak mes'ûliyetten korkutmak olur. Zira; birşeyin. işlemesinde sevap olunca terkinde ikab olacağından onlar haklarında o emrin gelmesinin inzar olacağı zaruridir. Binaenaleyh; zikir ilkaası; zikredenler hakkında i'tizar ve zikri terk edenler hakkında korkutmak için olduğunda şüphe yoktur.
Şu beyan olunan manâ; zikrolunan evsaf meleklerin sıfatları olduğuna nazarandır. Amma bu sıfatlar Kur'anın âyetlerinin sıfatları olduğuna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile şu kelimeler enbiya-yı izam ha-zâratının sıfatları olmak ihtimali vardır. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demek olur.
Bu kelimelerle murad-ı İlâhî; gerek melek, gerek Kur'anm âyetleri ve gerekse enbiya-yı izam hazâratı olsun her cümlesi in-dallah mükerrem ve muhterem olduklarına binaen Cenab-ı Hak bunlara yeminle âhiretin vukuunu beyan buyurmuştur.
Mürselat 77:3
Mekk-i Mükerreme'de nâzi alan sûrelerdendir. Elli âyeti câmidir
Yani; şu sıfatlarla mevsuf olan meleklerin cümlesine yemin ederim ki size vaad olunan âhiret vuku bulucu ve herkes ettiğini bulucu ve cezasını görücüdür. Binaenaleyh; âhiret hakkında şüphe etmeyip itikad etmek lâzımdır.
zikir îlkaası gerek i'tizar için, gerek korkutmak için olsun demektir. Çünkü; zikrullah günahları mahvettiği cihetle zikirle meşgul olan müminler için zikretmek vuku bulan kusurlarına i'tizar olduğu gibi zikirle meşgul olmayanları, zikri fevtettikleri cihetle vâki olacak mes'ûliyetten korkutmak olur. Zira; birşeyin. işlemesinde sevap olunca terkinde ikab olacağından onlar haklarında o emrin gelmesinin inzar olacağı zaruridir. Binaenaleyh; zikir ilkaası; zikredenler hakkında i'tizar ve zikri terk edenler hakkında korkutmak için olduğunda şüphe yoktur.
Şu beyan olunan manâ; zikrolunan evsaf meleklerin sıfatları olduğuna nazarandır. Amma bu sıfatlar Kur'anın âyetlerinin sıfatları olduğuna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile şu kelimeler enbiya-yı izam ha-zâratının sıfatları olmak ihtimali vardır. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demek olur.
Bu kelimelerle murad-ı İlâhî; gerek melek, gerek Kur'anm âyetleri ve gerekse enbiya-yı izam hazâratı olsun her cümlesi in-dallah mükerrem ve muhterem olduklarına binaen Cenab-ı Hak bunlara yeminle âhiretin vukuunu beyan buyurmuştur.
Mürselat 77:4
Mekk-i Mükerreme'de nâzi alan sûrelerdendir. Elli âyeti câmidir
Yani; şu sıfatlarla mevsuf olan meleklerin cümlesine yemin ederim ki size vaad olunan âhiret vuku bulucu ve herkes ettiğini bulucu ve cezasını görücüdür. Binaenaleyh; âhiret hakkında şüphe etmeyip itikad etmek lâzımdır.
zikir îlkaası gerek i'tizar için, gerek korkutmak için olsun demektir. Çünkü; zikrullah günahları mahvettiği cihetle zikirle meşgul olan müminler için zikretmek vuku bulan kusurlarına i'tizar olduğu gibi zikirle meşgul olmayanları, zikri fevtettikleri cihetle vâki olacak mes'ûliyetten korkutmak olur. Zira; birşeyin. işlemesinde sevap olunca terkinde ikab olacağından onlar haklarında o emrin gelmesinin inzar olacağı zaruridir. Binaenaleyh; zikir ilkaası; zikredenler hakkında i'tizar ve zikri terk edenler hakkında korkutmak için olduğunda şüphe yoktur.
Şu beyan olunan manâ; zikrolunan evsaf meleklerin sıfatları olduğuna nazarandır. Amma bu sıfatlar Kur'anın âyetlerinin sıfatları olduğuna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile şu kelimeler enbiya-yı izam ha-zâratının sıfatları olmak ihtimali vardır. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demek olur.
Bu kelimelerle murad-ı İlâhî; gerek melek, gerek Kur'anm âyetleri ve gerekse enbiya-yı izam hazâratı olsun her cümlesi in-dallah mükerrem ve muhterem olduklarına binaen Cenab-ı Hak bunlara yeminle âhiretin vukuunu beyan buyurmuştur.
Mürselat 77:5
Mekk-i Mükerreme'de nâzi alan sûrelerdendir. Elli âyeti câmidir
Yani; şu sıfatlarla mevsuf olan meleklerin cümlesine yemin ederim ki size vaad olunan âhiret vuku bulucu ve herkes ettiğini bulucu ve cezasını görücüdür. Binaenaleyh; âhiret hakkında şüphe etmeyip itikad etmek lâzımdır.
zikir îlkaası gerek i'tizar için, gerek korkutmak için olsun demektir. Çünkü; zikrullah günahları mahvettiği cihetle zikirle meşgul olan müminler için zikretmek vuku bulan kusurlarına i'tizar olduğu gibi zikirle meşgul olmayanları, zikri fevtettikleri cihetle vâki olacak mes'ûliyetten korkutmak olur. Zira; birşeyin. işlemesinde sevap olunca terkinde ikab olacağından onlar haklarında o emrin gelmesinin inzar olacağı zaruridir. Binaenaleyh; zikir ilkaası; zikredenler hakkında i'tizar ve zikri terk edenler hakkında korkutmak için olduğunda şüphe yoktur.
Şu beyan olunan manâ; zikrolunan evsaf meleklerin sıfatları olduğuna nazarandır. Amma bu sıfatlar Kur'anın âyetlerinin sıfatları olduğuna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile şu kelimeler enbiya-yı izam ha-zâratının sıfatları olmak ihtimali vardır. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demek olur.
Bu kelimelerle murad-ı İlâhî; gerek melek, gerek Kur'anm âyetleri ve gerekse enbiya-yı izam hazâratı olsun her cümlesi in-dallah mükerrem ve muhterem olduklarına binaen Cenab-ı Hak bunlara yeminle âhiretin vukuunu beyan buyurmuştur.
Mürselat 77:6
Mekk-i Mükerreme'de nâzi alan sûrelerdendir. Elli âyeti câmidir
Yani; şu sıfatlarla mevsuf olan meleklerin cümlesine yemin ederim ki size vaad olunan âhiret vuku bulucu ve herkes ettiğini bulucu ve cezasını görücüdür. Binaenaleyh; âhiret hakkında şüphe etmeyip itikad etmek lâzımdır.
zikir îlkaası gerek i'tizar için, gerek korkutmak için olsun demektir. Çünkü; zikrullah günahları mahvettiği cihetle zikirle meşgul olan müminler için zikretmek vuku bulan kusurlarına i'tizar olduğu gibi zikirle meşgul olmayanları, zikri fevtettikleri cihetle vâki olacak mes'ûliyetten korkutmak olur. Zira; birşeyin. işlemesinde sevap olunca terkinde ikab olacağından onlar haklarında o emrin gelmesinin inzar olacağı zaruridir. Binaenaleyh; zikir ilkaası; zikredenler hakkında i'tizar ve zikri terk edenler hakkında korkutmak için olduğunda şüphe yoktur.
Şu beyan olunan manâ; zikrolunan evsaf meleklerin sıfatları olduğuna nazarandır. Amma bu sıfatlar Kur'anın âyetlerinin sıfatları olduğuna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile şu kelimeler enbiya-yı izam ha-zâratının sıfatları olmak ihtimali vardır. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demek olur.
Bu kelimelerle murad-ı İlâhî; gerek melek, gerek Kur'anm âyetleri ve gerekse enbiya-yı izam hazâratı olsun her cümlesi in-dallah mükerrem ve muhterem olduklarına binaen Cenab-ı Hak bunlara yeminle âhiretin vukuunu beyan buyurmuştur.
Mürselat 77:7
Mekk-i Mükerreme'de nâzi alan sûrelerdendir. Elli âyeti câmidir
Yani; şu sıfatlarla mevsuf olan meleklerin cümlesine yemin ederim ki size vaad olunan âhiret vuku bulucu ve herkes ettiğini bulucu ve cezasını görücüdür. Binaenaleyh; âhiret hakkında şüphe etmeyip itikad etmek lâzımdır.
zikir îlkaası gerek i'tizar için, gerek korkutmak için olsun demektir. Çünkü; zikrullah günahları mahvettiği cihetle zikirle meşgul olan müminler için zikretmek vuku bulan kusurlarına i'tizar olduğu gibi zikirle meşgul olmayanları, zikri fevtettikleri cihetle vâki olacak mes'ûliyetten korkutmak olur. Zira; birşeyin. işlemesinde sevap olunca terkinde ikab olacağından onlar haklarında o emrin gelmesinin inzar olacağı zaruridir. Binaenaleyh; zikir ilkaası; zikredenler hakkında i'tizar ve zikri terk edenler hakkında korkutmak için olduğunda şüphe yoktur.
Şu beyan olunan manâ; zikrolunan evsaf meleklerin sıfatları olduğuna nazarandır. Amma bu sıfatlar Kur'anın âyetlerinin sıfatları olduğuna nazaran manâ-yı âyet:
…
demektir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile şu kelimeler enbiya-yı izam ha-zâratının sıfatları olmak ihtimali vardır. Buna nazaran manâ-yı âyet:
…
demek olur.
Bu kelimelerle murad-ı İlâhî; gerek melek, gerek Kur'anm âyetleri ve gerekse enbiya-yı izam hazâratı olsun her cümlesi in-dallah mükerrem ve muhterem olduklarına binaen Cenab-ı Hak bunlara yeminle âhiretin vukuunu beyan buyurmuştur.
Mürselat 77:8
Vacip Tealâ'nm kıyametin ve âhiretin vâki olacağını yeminle ûeyan etmesi üzerine «Kıyamet ne zaman vâki olacak?» yolunda vârid olan bir suâle cevap olarak kıyametin bazı alâmetlerini beyan i'tmek üzere buyuruyor.
Yani; kıyamet şol vakitte olacaktır ki. o vakitte parlak yıldızların ziyası silinecek, kalmayacak, cesîm gökler bu kadar cesâmet-leriyle beraber Allah'ın korkusundan parça parça yarılacak, büyük dağlar yerlerinden kaldırılacak, Rusül-ü Kiram'm şehadetleri için bir vakit ta'yin olunacak ve «Bu enbiyanın şehadet vazifeleri hangi güne te'hir olundu?» diyerek suâl olunduğu vakit, kıyamet kaim olacaktır.
Enbiyanın ümmetleri hakkında şehadet edecekleri beyan olunmuş ise de vakti ta'yin olunmadığından o günde hangi zaman için te'hir olunduğu suâl olunacağı bu âyetle beyan olunmuştur. Bu suâlden maksat; kıyamet gününün sanma ta'zim ve o günün azametinden insanları taaccübe sevketmektir. Çünkü; enbiya-yı izamın ümmetleri hakkında şehadetleri pek mühim olduğundan o güne te'hiri günün ehemmiyetine ve azametine delâlet ettiği cihetle insanların taaccübüne şayandır. Zira; o gün öyle bir gün ki o günde enbiya-yı izam toparlanırlar, ümmetlerinin hayr ü ser, sevap ve günah amellerine şehadet ederler ve enbiyayı tekzib eden kâfirler ta'zib, iman eden müminler taltif olunurlar. Binaenaleyh o gün; taaccüb olunmaya şayan bir gündür.
Mürselat 77:9
Vacip Tealâ'nm kıyametin ve âhiretin vâki olacağını yeminle ûeyan etmesi üzerine «Kıyamet ne zaman vâki olacak?» yolunda vârid olan bir suâle cevap olarak kıyametin bazı alâmetlerini beyan i'tmek üzere buyuruyor.
Yani; kıyamet şol vakitte olacaktır ki. o vakitte parlak yıldızların ziyası silinecek, kalmayacak, cesîm gökler bu kadar cesâmet-leriyle beraber Allah'ın korkusundan parça parça yarılacak, büyük dağlar yerlerinden kaldırılacak, Rusül-ü Kiram'm şehadetleri için bir vakit ta'yin olunacak ve «Bu enbiyanın şehadet vazifeleri hangi güne te'hir olundu?» diyerek suâl olunduğu vakit, kıyamet kaim olacaktır.
Enbiyanın ümmetleri hakkında şehadet edecekleri beyan olunmuş ise de vakti ta'yin olunmadığından o günde hangi zaman için te'hir olunduğu suâl olunacağı bu âyetle beyan olunmuştur. Bu suâlden maksat; kıyamet gününün sanma ta'zim ve o günün azametinden insanları taaccübe sevketmektir. Çünkü; enbiya-yı izamın ümmetleri hakkında şehadetleri pek mühim olduğundan o güne te'hiri günün ehemmiyetine ve azametine delâlet ettiği cihetle insanların taaccübüne şayandır. Zira; o gün öyle bir gün ki o günde enbiya-yı izam toparlanırlar, ümmetlerinin hayr ü ser, sevap ve günah amellerine şehadet ederler ve enbiyayı tekzib eden kâfirler ta'zib, iman eden müminler taltif olunurlar. Binaenaleyh o gün; taaccüb olunmaya şayan bir gündür.
Mürselat 77:10
Vacip Tealâ'nm kıyametin ve âhiretin vâki olacağını yeminle ûeyan etmesi üzerine «Kıyamet ne zaman vâki olacak?» yolunda vârid olan bir suâle cevap olarak kıyametin bazı alâmetlerini beyan i'tmek üzere buyuruyor.
Yani; kıyamet şol vakitte olacaktır ki. o vakitte parlak yıldızların ziyası silinecek, kalmayacak, cesîm gökler bu kadar cesâmet-leriyle beraber Allah'ın korkusundan parça parça yarılacak, büyük dağlar yerlerinden kaldırılacak, Rusül-ü Kiram'm şehadetleri için bir vakit ta'yin olunacak ve «Bu enbiyanın şehadet vazifeleri hangi güne te'hir olundu?» diyerek suâl olunduğu vakit, kıyamet kaim olacaktır.
Enbiyanın ümmetleri hakkında şehadet edecekleri beyan olunmuş ise de vakti ta'yin olunmadığından o günde hangi zaman için te'hir olunduğu suâl olunacağı bu âyetle beyan olunmuştur. Bu suâlden maksat; kıyamet gününün sanma ta'zim ve o günün azametinden insanları taaccübe sevketmektir. Çünkü; enbiya-yı izamın ümmetleri hakkında şehadetleri pek mühim olduğundan o güne te'hiri günün ehemmiyetine ve azametine delâlet ettiği cihetle insanların taaccübüne şayandır. Zira; o gün öyle bir gün ki o günde enbiya-yı izam toparlanırlar, ümmetlerinin hayr ü ser, sevap ve günah amellerine şehadet ederler ve enbiyayı tekzib eden kâfirler ta'zib, iman eden müminler taltif olunurlar. Binaenaleyh o gün; taaccüb olunmaya şayan bir gündür.
Mürselat 77:11
Vacip Tealâ'nm kıyametin ve âhiretin vâki olacağını yeminle ûeyan etmesi üzerine «Kıyamet ne zaman vâki olacak?» yolunda vârid olan bir suâle cevap olarak kıyametin bazı alâmetlerini beyan i'tmek üzere buyuruyor.
Yani; kıyamet şol vakitte olacaktır ki. o vakitte parlak yıldızların ziyası silinecek, kalmayacak, cesîm gökler bu kadar cesâmet-leriyle beraber Allah'ın korkusundan parça parça yarılacak, büyük dağlar yerlerinden kaldırılacak, Rusül-ü Kiram'm şehadetleri için bir vakit ta'yin olunacak ve «Bu enbiyanın şehadet vazifeleri hangi güne te'hir olundu?» diyerek suâl olunduğu vakit, kıyamet kaim olacaktır.
Enbiyanın ümmetleri hakkında şehadet edecekleri beyan olunmuş ise de vakti ta'yin olunmadığından o günde hangi zaman için te'hir olunduğu suâl olunacağı bu âyetle beyan olunmuştur. Bu suâlden maksat; kıyamet gününün sanma ta'zim ve o günün azametinden insanları taaccübe sevketmektir. Çünkü; enbiya-yı izamın ümmetleri hakkında şehadetleri pek mühim olduğundan o güne te'hiri günün ehemmiyetine ve azametine delâlet ettiği cihetle insanların taaccübüne şayandır. Zira; o gün öyle bir gün ki o günde enbiya-yı izam toparlanırlar, ümmetlerinin hayr ü ser, sevap ve günah amellerine şehadet ederler ve enbiyayı tekzib eden kâfirler ta'zib, iman eden müminler taltif olunurlar. Binaenaleyh o gün; taaccüb olunmaya şayan bir gündür.
Mürselat 77:12
Vacip Tealâ'nm kıyametin ve âhiretin vâki olacağını yeminle ûeyan etmesi üzerine «Kıyamet ne zaman vâki olacak?» yolunda vârid olan bir suâle cevap olarak kıyametin bazı alâmetlerini beyan i'tmek üzere buyuruyor.
Yani; kıyamet şol vakitte olacaktır ki. o vakitte parlak yıldızların ziyası silinecek, kalmayacak, cesîm gökler bu kadar cesâmet-leriyle beraber Allah'ın korkusundan parça parça yarılacak, büyük dağlar yerlerinden kaldırılacak, Rusül-ü Kiram'm şehadetleri için bir vakit ta'yin olunacak ve «Bu enbiyanın şehadet vazifeleri hangi güne te'hir olundu?» diyerek suâl olunduğu vakit, kıyamet kaim olacaktır.
Enbiyanın ümmetleri hakkında şehadet edecekleri beyan olunmuş ise de vakti ta'yin olunmadığından o günde hangi zaman için te'hir olunduğu suâl olunacağı bu âyetle beyan olunmuştur. Bu suâlden maksat; kıyamet gününün sanma ta'zim ve o günün azametinden insanları taaccübe sevketmektir. Çünkü; enbiya-yı izamın ümmetleri hakkında şehadetleri pek mühim olduğundan o güne te'hiri günün ehemmiyetine ve azametine delâlet ettiği cihetle insanların taaccübüne şayandır. Zira; o gün öyle bir gün ki o günde enbiya-yı izam toparlanırlar, ümmetlerinin hayr ü ser, sevap ve günah amellerine şehadet ederler ve enbiyayı tekzib eden kâfirler ta'zib, iman eden müminler taltif olunurlar. Binaenaleyh o gün; taaccüb olunmaya şayan bir gündür.
Mürselat 77:13
Vacip Tealâ enbiyanın şehadetleri hangi gün için te'hir olunduğuna dair vâki olan suâle cevap olmak üzere buyuruyor.
Yani; enbiyanın ümmetleri hakkında şebabetleri te'hir olunduğu gün, Vacip Tealâ'nm hakla bâtıl beynini tefrik edeceği gün için te'hir olunmuştur ki o gün kıyamet günüdür. Ve yevm-i kıyametin neden ibaret olduğunu sana hangi şey bildirdi? Zira; bu dünyada o günün şiddetini bildirecek birşey yoktur. Çünkü; o günün dehşetini bu dünyada temsil edecek bir misal bulunup kıyas olunamaz. Binaenaleyh; bu dünyada o günün şiddetini ukûl-ü beşer idrakten âciz olduğundan lâyıkıyla bilinmek mümkün olmadığına işaret için resulüne «Kıyametin hakikatini sana ne gibi şey bildirdi? Hiçbir şey bildiremez» buyurmuştur. Şu halde kıyamet gününe yevm-i f a si dendiği sanma ta'zim içindir. Çünkü; cümle hukukun faslı ve enbiyanın şehadetleri gibi pek büyük işler o günde olacaktır.
Mürselat 77:14
Vacip Tealâ enbiyanın şehadetleri hangi gün için te'hir olunduğuna dair vâki olan suâle cevap olmak üzere buyuruyor.
Yani; enbiyanın ümmetleri hakkında şebabetleri te'hir olunduğu gün, Vacip Tealâ'nm hakla bâtıl beynini tefrik edeceği gün için te'hir olunmuştur ki o gün kıyamet günüdür. Ve yevm-i kıyametin neden ibaret olduğunu sana hangi şey bildirdi? Zira; bu dünyada o günün şiddetini bildirecek birşey yoktur. Çünkü; o günün dehşetini bu dünyada temsil edecek bir misal bulunup kıyas olunamaz. Binaenaleyh; bu dünyada o günün şiddetini ukûl-ü beşer idrakten âciz olduğundan lâyıkıyla bilinmek mümkün olmadığına işaret için resulüne «Kıyametin hakikatini sana ne gibi şey bildirdi? Hiçbir şey bildiremez» buyurmuştur. Şu halde kıyamet gününe yevm-i f a si dendiği sanma ta'zim içindir. Çünkü; cümle hukukun faslı ve enbiyanın şehadetleri gibi pek büyük işler o günde olacaktır.
Mürselat 77:15
Vacip Tealâ kıyametin şiddetini beyandan sonra kıyameti tek-db edenlerin kıyamette şiddetle azab olunacaklarını beyan etmek üzere : buyuruyor.
Yani; enbiya-yı ızâm tarafından vâki olan bilcümle ahkâmı tasdik etmek vacipken o ahkâmı tekzib edenler için yevm-i kıyamette büyük helak vardır. O günde kâfirlere ve bilhassa kıyameti tekzib edenlere nazil olacak helakin devam, sebat ve azametine işaret için kelimesi ta'zime delâlet eden tenvinle nekre olarak vârid olmuştur.
Mürselat 77:16
Vacip Tealâ kıyametin alâmetlerini, şiddetlerini, kıyameti tekzib edenlerin o günde helak olacaklarını beyandan sonra küfrün dünyada ve âhirette helake sebep olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; evvel geçen birtakım ümmetleri küfürleri sebebiyle her-birerlerini birer gûnâ azapla helak edip de sonra küfürde onlara ittibâ' eden kavm-i Mûsâ, kavm-i Lût gibi kâfirleri biz helakte onlara tâbi kılmadık mı? Şu halde küfür, evvel ve âhir helake sebep olunca bilcümle kâfirlerin korkması lâzım değil mi?
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile evvelin le murad; Re-sulullah'tan evvel geçenler ve âhirînle murad; Resulullah'-tan sonra gelenler olmak ihtimali varsa da evvelin; ümem-i sâlifeden evvel geçenler ve âhirin ise Firavun ve saire gibi sonra gelenler olmak ciheti râcidir. Çünkü; bundan sonraki âyetin Kureyş hakkında olması bu ciheti tercih ettirir.
Mürselat 77:17
Vacip Tealâ kıyametin alâmetlerini, şiddetlerini, kıyameti tekzib edenlerin o günde helak olacaklarını beyandan sonra küfrün dünyada ve âhirette helake sebep olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; evvel geçen birtakım ümmetleri küfürleri sebebiyle her-birerlerini birer gûnâ azapla helak edip de sonra küfürde onlara ittibâ' eden kavm-i Mûsâ, kavm-i Lût gibi kâfirleri biz helakte onlara tâbi kılmadık mı? Şu halde küfür, evvel ve âhir helake sebep olunca bilcümle kâfirlerin korkması lâzım değil mi?
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile evvelin le murad; Re-sulullah'tan evvel geçenler ve âhirînle murad; Resulullah'-tan sonra gelenler olmak ihtimali varsa da evvelin; ümem-i sâlifeden evvel geçenler ve âhirin ise Firavun ve saire gibi sonra gelenler olmak ciheti râcidir. Çünkü; bundan sonraki âyetin Kureyş hakkında olması bu ciheti tercih ettirir.
Mürselat 77:18
Vacip Tealâ evvel ve âhir kâfirleri ihlâk ettiğini beyandan sonra bilûmum günahkârları ihlâk edeceğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Ö günde helâk-i azîı Yani; enbiyayı ve kitaplarını inkâr eden kâfirleri ihlâk ettiği miz gibi her cürüm sahiplerini ihlâk ederiz. Çünkü: evvel ve âhi günah ve küfür helake sebep olunca evvel geçenler nasıl ki küfür leri sebebiyle helak oldularsa sonra gelenlerin de helak olacağı ta; biidir ve bu helak yalnız dünyaya mahsus değildir. 'Belki âhirette helak; enbiyayı ve âyetleri tekzib edenler içindir.,
Cenâb-ı Hak Kureyş müşriklerini bu âyetle tehdit buyurdu. Çünkü; bu dünyada Bedir gazasında helak oldukları gibi âhirette dahi azâb-ı ebedî içinde helak olacaklarını beyan buyurmuştur.
Mürselat 77:19
Vacip Tealâ kâfirleri dünya ve âhirette vâki olacak azapla fen* did ettikten sonra iptida-yı hilkatlerini zikirle insafa davet ve tehf did etmek üzere buyuruyor.
Vacip Tealâ insanlara olan pek büyük nimetlerini bu âyettt ta'dâd buyurmakla imana davet etmiş ve iman etmeyenlere helâl ve yevm-i kıyamette azaba duçar olacaklarını beyan buyurmuştu! Çünkü; nimet ne kadar büyük olursa o nimete karşı kuframnın cezası da o kadar büyük olacağı tabiidir ve mün'im ne kadar büyük ol'ursa ona karşı inkârın da o kadar büyük olacağında şüphe yoktur.
Md-i mehîn ; hakîr bir su demektir ki Menidir. Öyle hakîr bir su damlasından böyle güzel suret üzere bir insan halket-mek ne kadar büyük bir nimet olduğu ve ne kadar bir kuvvet ve kudret-i kâmileye muhtaç olduğu malûmdur. Karar- mekın; ana rahmidir. Zira; evvel meni, sonra çocuk için anaların rahmi go,yet muhkem ve mahfuz karargâh olduğu cihetle mekın denmiştir ki çocuğun eğleşmesine elverişli bir mekân demektir. Kader-i malûm; hamlin müddetidir. Müddet-i hamil alelekser dokuz aydır ve Hanefiye indinde ekser-i müddet-i hamil iki sene ve ekall-i müddet-i hamil altı aydır.
Velhasıl Allahü Tealâ'ya malûm olan müddette eğleşmek üzere rahm-i ümmehata insanları vaz'etmek ve orada kemaline geldikten sonra saha-i âleme çıkarmak insanlar için bir lutf-u İlâhî'-dir, tâmmülaza olarak herbirini birer suretle yaratmak ve herkesin Ömrünü takdir edip, envâ'-ı terbiyeyle kemaline ulaştırmak ne kadar büyük kudrete muhtaç olduğu malûmdur. Binaenaleyh; Ce-nab-ı Hak bunlara kaadir olduğunu beyanla kullarını imana ve insafa davetle bu güzel kudreti, o kudretin sahibini tekzib edenlerin azapla helak olacaklarını beyan buyurmuştur. Çünkü; bu haki-katlar meydandadır. Meydanda olan hakikatları inkâr gizli olan hakikatları inkâra benzemez. Zira; zahir olan hakikati inkâr yalnız inat ve kibre mebni olduğundan inkâr edenlerin duçar olacakları azaba karşı i'tizarları bulunamaz. Binaenaleyh; onlar için helakten başka çare olmadığını beyan zımnında Cenabı Hak buyurmuştur.
Mürselat 77:20
Vacip Tealâ kâfirleri dünya ve âhirette vâki olacak azapla fen* did ettikten sonra iptida-yı hilkatlerini zikirle insafa davet ve tehf did etmek üzere buyuruyor.
Vacip Tealâ insanlara olan pek büyük nimetlerini bu âyettt ta'dâd buyurmakla imana davet etmiş ve iman etmeyenlere helâl ve yevm-i kıyamette azaba duçar olacaklarını beyan buyurmuştu! Çünkü; nimet ne kadar büyük olursa o nimete karşı kuframnın cezası da o kadar büyük olacağı tabiidir ve mün'im ne kadar büyük ol'ursa ona karşı inkârın da o kadar büyük olacağında şüphe yoktur.
Md-i mehîn ; hakîr bir su demektir ki Menidir. Öyle hakîr bir su damlasından böyle güzel suret üzere bir insan halket-mek ne kadar büyük bir nimet olduğu ve ne kadar bir kuvvet ve kudret-i kâmileye muhtaç olduğu malûmdur. Karar- mekın; ana rahmidir. Zira; evvel meni, sonra çocuk için anaların rahmi go,yet muhkem ve mahfuz karargâh olduğu cihetle mekın denmiştir ki çocuğun eğleşmesine elverişli bir mekân demektir. Kader-i malûm; hamlin müddetidir. Müddet-i hamil alelekser dokuz aydır ve Hanefiye indinde ekser-i müddet-i hamil iki sene ve ekall-i müddet-i hamil altı aydır.
Velhasıl Allahü Tealâ'ya malûm olan müddette eğleşmek üzere rahm-i ümmehata insanları vaz'etmek ve orada kemaline geldikten sonra saha-i âleme çıkarmak insanlar için bir lutf-u İlâhî'-dir, tâmmülaza olarak herbirini birer suretle yaratmak ve herkesin Ömrünü takdir edip, envâ'-ı terbiyeyle kemaline ulaştırmak ne kadar büyük kudrete muhtaç olduğu malûmdur. Binaenaleyh; Ce-nab-ı Hak bunlara kaadir olduğunu beyanla kullarını imana ve insafa davetle bu güzel kudreti, o kudretin sahibini tekzib edenlerin azapla helak olacaklarını beyan buyurmuştur. Çünkü; bu haki-katlar meydandadır. Meydanda olan hakikatları inkâr gizli olan hakikatları inkâra benzemez. Zira; zahir olan hakikati inkâr yalnız inat ve kibre mebni olduğundan inkâr edenlerin duçar olacakları azaba karşı i'tizarları bulunamaz. Binaenaleyh; onlar için helakten başka çare olmadığını beyan zımnında Cenabı Hak buyurmuştur.
Mürselat 77:21
Vacip Tealâ kâfirleri dünya ve âhirette vâki olacak azapla fen* did ettikten sonra iptida-yı hilkatlerini zikirle insafa davet ve tehf did etmek üzere buyuruyor.
Vacip Tealâ insanlara olan pek büyük nimetlerini bu âyettt ta'dâd buyurmakla imana davet etmiş ve iman etmeyenlere helâl ve yevm-i kıyamette azaba duçar olacaklarını beyan buyurmuştu! Çünkü; nimet ne kadar büyük olursa o nimete karşı kuframnın cezası da o kadar büyük olacağı tabiidir ve mün'im ne kadar büyük ol'ursa ona karşı inkârın da o kadar büyük olacağında şüphe yoktur.
Md-i mehîn ; hakîr bir su demektir ki Menidir. Öyle hakîr bir su damlasından böyle güzel suret üzere bir insan halket-mek ne kadar büyük bir nimet olduğu ve ne kadar bir kuvvet ve kudret-i kâmileye muhtaç olduğu malûmdur. Karar- mekın; ana rahmidir. Zira; evvel meni, sonra çocuk için anaların rahmi go,yet muhkem ve mahfuz karargâh olduğu cihetle mekın denmiştir ki çocuğun eğleşmesine elverişli bir mekân demektir. Kader-i malûm; hamlin müddetidir. Müddet-i hamil alelekser dokuz aydır ve Hanefiye indinde ekser-i müddet-i hamil iki sene ve ekall-i müddet-i hamil altı aydır.
Velhasıl Allahü Tealâ'ya malûm olan müddette eğleşmek üzere rahm-i ümmehata insanları vaz'etmek ve orada kemaline geldikten sonra saha-i âleme çıkarmak insanlar için bir lutf-u İlâhî'-dir, tâmmülaza olarak herbirini birer suretle yaratmak ve herkesin Ömrünü takdir edip, envâ'-ı terbiyeyle kemaline ulaştırmak ne kadar büyük kudrete muhtaç olduğu malûmdur. Binaenaleyh; Ce-nab-ı Hak bunlara kaadir olduğunu beyanla kullarını imana ve insafa davetle bu güzel kudreti, o kudretin sahibini tekzib edenlerin azapla helak olacaklarını beyan buyurmuştur. Çünkü; bu haki-katlar meydandadır. Meydanda olan hakikatları inkâr gizli olan hakikatları inkâra benzemez. Zira; zahir olan hakikati inkâr yalnız inat ve kibre mebni olduğundan inkâr edenlerin duçar olacakları azaba karşı i'tizarları bulunamaz. Binaenaleyh; onlar için helakten başka çare olmadığını beyan zımnında Cenabı Hak buyurmuştur.
Mürselat 77:22
Vacip Tealâ kâfirleri dünya ve âhirette vâki olacak azapla fen* did ettikten sonra iptida-yı hilkatlerini zikirle insafa davet ve tehf did etmek üzere buyuruyor.
Vacip Tealâ insanlara olan pek büyük nimetlerini bu âyettt ta'dâd buyurmakla imana davet etmiş ve iman etmeyenlere helâl ve yevm-i kıyamette azaba duçar olacaklarını beyan buyurmuştu! Çünkü; nimet ne kadar büyük olursa o nimete karşı kuframnın cezası da o kadar büyük olacağı tabiidir ve mün'im ne kadar büyük ol'ursa ona karşı inkârın da o kadar büyük olacağında şüphe yoktur.
Md-i mehîn ; hakîr bir su demektir ki Menidir. Öyle hakîr bir su damlasından böyle güzel suret üzere bir insan halket-mek ne kadar büyük bir nimet olduğu ve ne kadar bir kuvvet ve kudret-i kâmileye muhtaç olduğu malûmdur. Karar- mekın; ana rahmidir. Zira; evvel meni, sonra çocuk için anaların rahmi go,yet muhkem ve mahfuz karargâh olduğu cihetle mekın denmiştir ki çocuğun eğleşmesine elverişli bir mekân demektir. Kader-i malûm; hamlin müddetidir. Müddet-i hamil alelekser dokuz aydır ve Hanefiye indinde ekser-i müddet-i hamil iki sene ve ekall-i müddet-i hamil altı aydır.
Velhasıl Allahü Tealâ'ya malûm olan müddette eğleşmek üzere rahm-i ümmehata insanları vaz'etmek ve orada kemaline geldikten sonra saha-i âleme çıkarmak insanlar için bir lutf-u İlâhî'-dir, tâmmülaza olarak herbirini birer suretle yaratmak ve herkesin Ömrünü takdir edip, envâ'-ı terbiyeyle kemaline ulaştırmak ne kadar büyük kudrete muhtaç olduğu malûmdur. Binaenaleyh; Ce-nab-ı Hak bunlara kaadir olduğunu beyanla kullarını imana ve insafa davetle bu güzel kudreti, o kudretin sahibini tekzib edenlerin azapla helak olacaklarını beyan buyurmuştur. Çünkü; bu haki-katlar meydandadır. Meydanda olan hakikatları inkâr gizli olan hakikatları inkâra benzemez. Zira; zahir olan hakikati inkâr yalnız inat ve kibre mebni olduğundan inkâr edenlerin duçar olacakları azaba karşı i'tizarları bulunamaz. Binaenaleyh; onlar için helakten başka çare olmadığını beyan zımnında Cenabı Hak buyurmuştur.
Mürselat 77:23
Vacip Tealâ kâfirleri dünya ve âhirette vâki olacak azapla fen* did ettikten sonra iptida-yı hilkatlerini zikirle insafa davet ve tehf did etmek üzere buyuruyor.
Vacip Tealâ insanlara olan pek büyük nimetlerini bu âyettt ta'dâd buyurmakla imana davet etmiş ve iman etmeyenlere helâl ve yevm-i kıyamette azaba duçar olacaklarını beyan buyurmuştu! Çünkü; nimet ne kadar büyük olursa o nimete karşı kuframnın cezası da o kadar büyük olacağı tabiidir ve mün'im ne kadar büyük ol'ursa ona karşı inkârın da o kadar büyük olacağında şüphe yoktur.
Md-i mehîn ; hakîr bir su demektir ki Menidir. Öyle hakîr bir su damlasından böyle güzel suret üzere bir insan halket-mek ne kadar büyük bir nimet olduğu ve ne kadar bir kuvvet ve kudret-i kâmileye muhtaç olduğu malûmdur. Karar- mekın; ana rahmidir. Zira; evvel meni, sonra çocuk için anaların rahmi go,yet muhkem ve mahfuz karargâh olduğu cihetle mekın denmiştir ki çocuğun eğleşmesine elverişli bir mekân demektir. Kader-i malûm; hamlin müddetidir. Müddet-i hamil alelekser dokuz aydır ve Hanefiye indinde ekser-i müddet-i hamil iki sene ve ekall-i müddet-i hamil altı aydır.
Velhasıl Allahü Tealâ'ya malûm olan müddette eğleşmek üzere rahm-i ümmehata insanları vaz'etmek ve orada kemaline geldikten sonra saha-i âleme çıkarmak insanlar için bir lutf-u İlâhî'-dir, tâmmülaza olarak herbirini birer suretle yaratmak ve herkesin Ömrünü takdir edip, envâ'-ı terbiyeyle kemaline ulaştırmak ne kadar büyük kudrete muhtaç olduğu malûmdur. Binaenaleyh; Ce-nab-ı Hak bunlara kaadir olduğunu beyanla kullarını imana ve insafa davetle bu güzel kudreti, o kudretin sahibini tekzib edenlerin azapla helak olacaklarını beyan buyurmuştur. Çünkü; bu haki-katlar meydandadır. Meydanda olan hakikatları inkâr gizli olan hakikatları inkâra benzemez. Zira; zahir olan hakikati inkâr yalnız inat ve kibre mebni olduğundan inkâr edenlerin duçar olacakları azaba karşı i'tizarları bulunamaz. Binaenaleyh; onlar için helakten başka çare olmadığını beyan zımnında Cenabı Hak buyurmuştur.
Mürselat 77:24
Vacip Tealâ insanın nefsine mahsus olan nimetleri beyandan sonra etraf-i âlemde insana mahsus olan nimetleri beyan etmek üzere :
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile cern'etmek manasınadır. Çünkü; yeryüzü insanları hal-i hayatlarında- cem'edip, valide makamında her ihtiyaçlarını defiçin kucağına alıp bağrına bastığı gibi hâl-i mematlarında dahi kabir suretiyle içine alır, hıfzeder. Şu halde her iki surette dahi arzın bu hakle yaratılması insanlar için pek büyük nimet olduğundan bu nimetin şükrünü eda etmek vaciptir. Binaenaleyh; bu nimetin şükrünü eda etmeyenlerin azaba duçar olacaklarım Cenab-ı Hak beyan buyurmuştur. İnsanların gerek hayatta olanları ve gerek vefat edenlerinin sayılmaz ve tükenmez derecede çok olduğuna işaret için kelimeleri çokluğa delâlet eden tenvinle nekre olarak vârid olmuştur. Arz üzerinde çivi mesabesinde olan dağların bulunması da insanlar için büyük bir nimettir. Çünkü; dağlarda insanın rahatını temin eden nimetler ovalardan daha çoktur, dağların çokluğuna ve
nimetlerinin bol olduğuna İşaret için îa'zhne ve teksire delâlet eden tenvinle nekre olarak varid olmuştur. İnsanın yaşayabilmesi suyla olacağından Cenab-ı Hak tatlı suyu da nimet sırasında beyan buyurmuştur. Şu halde burada beyan olunan nimetlerin şükrünü eda etmeyenlerin kıyamette azapla helak olacakları adalet-i İîâhî'ye cümlesindendir.
Mürselat 77:25
Vacip Tealâ insanın nefsine mahsus olan nimetleri beyandan sonra etraf-i âlemde insana mahsus olan nimetleri beyan etmek üzere :
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile cern'etmek manasınadır. Çünkü; yeryüzü insanları hal-i hayatlarında- cem'edip, valide makamında her ihtiyaçlarını defiçin kucağına alıp bağrına bastığı gibi hâl-i mematlarında dahi kabir suretiyle içine alır, hıfzeder. Şu halde her iki surette dahi arzın bu hakle yaratılması insanlar için pek büyük nimet olduğundan bu nimetin şükrünü eda etmek vaciptir. Binaenaleyh; bu nimetin şükrünü eda etmeyenlerin azaba duçar olacaklarım Cenab-ı Hak beyan buyurmuştur. İnsanların gerek hayatta olanları ve gerek vefat edenlerinin sayılmaz ve tükenmez derecede çok olduğuna işaret için kelimeleri çokluğa delâlet eden tenvinle nekre olarak vârid olmuştur. Arz üzerinde çivi mesabesinde olan dağların bulunması da insanlar için büyük bir nimettir. Çünkü; dağlarda insanın rahatını temin eden nimetler ovalardan daha çoktur, dağların çokluğuna ve
nimetlerinin bol olduğuna İşaret için îa'zhne ve teksire delâlet eden tenvinle nekre olarak varid olmuştur. İnsanın yaşayabilmesi suyla olacağından Cenab-ı Hak tatlı suyu da nimet sırasında beyan buyurmuştur. Şu halde burada beyan olunan nimetlerin şükrünü eda etmeyenlerin kıyamette azapla helak olacakları adalet-i İîâhî'ye cümlesindendir.
Mürselat 77:26
Vacip Tealâ insanın nefsine mahsus olan nimetleri beyandan sonra etraf-i âlemde insana mahsus olan nimetleri beyan etmek üzere :
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile cern'etmek manasınadır. Çünkü; yeryüzü insanları hal-i hayatlarında- cem'edip, valide makamında her ihtiyaçlarını defiçin kucağına alıp bağrına bastığı gibi hâl-i mematlarında dahi kabir suretiyle içine alır, hıfzeder. Şu halde her iki surette dahi arzın bu hakle yaratılması insanlar için pek büyük nimet olduğundan bu nimetin şükrünü eda etmek vaciptir. Binaenaleyh; bu nimetin şükrünü eda etmeyenlerin azaba duçar olacaklarım Cenab-ı Hak beyan buyurmuştur. İnsanların gerek hayatta olanları ve gerek vefat edenlerinin sayılmaz ve tükenmez derecede çok olduğuna işaret için kelimeleri çokluğa delâlet eden tenvinle nekre olarak vârid olmuştur. Arz üzerinde çivi mesabesinde olan dağların bulunması da insanlar için büyük bir nimettir. Çünkü; dağlarda insanın rahatını temin eden nimetler ovalardan daha çoktur, dağların çokluğuna ve
nimetlerinin bol olduğuna İşaret için îa'zhne ve teksire delâlet eden tenvinle nekre olarak varid olmuştur. İnsanın yaşayabilmesi suyla olacağından Cenab-ı Hak tatlı suyu da nimet sırasında beyan buyurmuştur. Şu halde burada beyan olunan nimetlerin şükrünü eda etmeyenlerin kıyamette azapla helak olacakları adalet-i İîâhî'ye cümlesindendir.
Mürselat 77:27
Vacip Tealâ insanın nefsine mahsus olan nimetleri beyandan sonra etraf-i âlemde insana mahsus olan nimetleri beyan etmek üzere :
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile cern'etmek manasınadır. Çünkü; yeryüzü insanları hal-i hayatlarında- cem'edip, valide makamında her ihtiyaçlarını defiçin kucağına alıp bağrına bastığı gibi hâl-i mematlarında dahi kabir suretiyle içine alır, hıfzeder. Şu halde her iki surette dahi arzın bu hakle yaratılması insanlar için pek büyük nimet olduğundan bu nimetin şükrünü eda etmek vaciptir. Binaenaleyh; bu nimetin şükrünü eda etmeyenlerin azaba duçar olacaklarım Cenab-ı Hak beyan buyurmuştur. İnsanların gerek hayatta olanları ve gerek vefat edenlerinin sayılmaz ve tükenmez derecede çok olduğuna işaret için kelimeleri çokluğa delâlet eden tenvinle nekre olarak vârid olmuştur. Arz üzerinde çivi mesabesinde olan dağların bulunması da insanlar için büyük bir nimettir. Çünkü; dağlarda insanın rahatını temin eden nimetler ovalardan daha çoktur, dağların çokluğuna ve
nimetlerinin bol olduğuna İşaret için îa'zhne ve teksire delâlet eden tenvinle nekre olarak varid olmuştur. İnsanın yaşayabilmesi suyla olacağından Cenab-ı Hak tatlı suyu da nimet sırasında beyan buyurmuştur. Şu halde burada beyan olunan nimetlerin şükrünü eda etmeyenlerin kıyamette azapla helak olacakları adalet-i İîâhî'ye cümlesindendir.
Mürselat 77:28
Vacip Tealâ insanın nefsine mahsus olan nimetleri beyandan sonra etraf-i âlemde insana mahsus olan nimetleri beyan etmek üzere :
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile cern'etmek manasınadır. Çünkü; yeryüzü insanları hal-i hayatlarında- cem'edip, valide makamında her ihtiyaçlarını defiçin kucağına alıp bağrına bastığı gibi hâl-i mematlarında dahi kabir suretiyle içine alır, hıfzeder. Şu halde her iki surette dahi arzın bu hakle yaratılması insanlar için pek büyük nimet olduğundan bu nimetin şükrünü eda etmek vaciptir. Binaenaleyh; bu nimetin şükrünü eda etmeyenlerin azaba duçar olacaklarım Cenab-ı Hak beyan buyurmuştur. İnsanların gerek hayatta olanları ve gerek vefat edenlerinin sayılmaz ve tükenmez derecede çok olduğuna işaret için kelimeleri çokluğa delâlet eden tenvinle nekre olarak vârid olmuştur. Arz üzerinde çivi mesabesinde olan dağların bulunması da insanlar için büyük bir nimettir. Çünkü; dağlarda insanın rahatını temin eden nimetler ovalardan daha çoktur, dağların çokluğuna ve
nimetlerinin bol olduğuna İşaret için îa'zhne ve teksire delâlet eden tenvinle nekre olarak varid olmuştur. İnsanın yaşayabilmesi suyla olacağından Cenab-ı Hak tatlı suyu da nimet sırasında beyan buyurmuştur. Şu halde burada beyan olunan nimetlerin şükrünü eda etmeyenlerin kıyamette azapla helak olacakları adalet-i İîâhî'ye cümlesindendir.
Mürselat 77:29
Vacip Tealâ şu beyan olunan nimetleri inkâr edenlerin azaba istihkaklarını icmâlen beyandan sonra o azabın tafsilâtını beyan etmek üzere buyuruyor.
Kâfirlere böyle denilmekle azaba girmeleri emrolunur.
Yani; Vacip Teaiâ'nm nimetlerini inkâr eden kâfirlere hesapları görülüp'cezaları taayyün edince taraf-ı İlâhî'den onlara ihanet suretiyle hitab olarak denilir ki «Siz dünyada nimetleri ve âhi-ret azabını inkâr ediyor, yalandır diyordunuz. Haydi, o tekzib ettiğiniz azaba gidin, görün bakalım yalan mıymış. Siz gidiniz üç parça olan Cehennem'in dumanına». Böyle denilmekle onların azab olun-masıyla emrolunur.
Fahri Râzi'nin ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyette onların gitmesiyle emir; tevbih ve ihanet içindir. ZıIIe murad; Cehennem'in dumanıdır. Çünkü; Cehennem'in dumanı çokluğundan yukarı çıktıkça üçe ayrılır. Yahut üç şube yle murad; ateşin üç parçasıdır. Zira; ateş kâfirin sağını ve solunu ve başını çevireceği cihetle üç parça denmiştir. Ateşe gölge tâbiri mecaz ve kâfirleri istihza içindir.
İnsanı tarik-ı hidayetten meneden üç şeydir ki onlar da his, hayal, vehimdir. Bu üç kuvveden herbirine bir kıt'a' taksim olunmak suretiyle üç parça ateşten veya dumandan ibaret olan gölgeye gidin denecektir. Yahut bu azabın üç parça olmasının sebebi; insanı ibadetten meneden kuv ânın üç olmasıdır : Birincisi; kuvve-i vahimedir ki dimağda olur. İkincisi; kuvve-i gazabiyedir ki insanın kalbinin sağ tarafında olur. Üçüncüsü; kuvve-i şehevaniyedir ki kalbin sol tarafında olur. Binaenaleyh; kuvâ-yı seîâseden sudur eden günahlar üç cihetten olduğu cihetle azabın da üç kısım olacağı beyan olunmuştur.
Mürselat 77:30
Vacip Tealâ ehl-i Cehennem'in girecekleri gölgenin üç parça olacağını beyandan sonra o gölgenin ve Cehennem'in ateşine veraretine. mâni olamayacağım beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; üç parça olan gölgeye gidin, fakat o gölge sizi gölğeTe-yici olmadığı gibi Cehennem'in alevinden de muğni kılıp saklaya-maz. Çünkü; her ne kadar gölge gibi görünürse de siyah duman gibi aynı ateştir. Binaenaleyh; Cehennem'in alevini ehl-i Cehennem'-den defedemez. Bu âyette ehl-i Cehennem'i tehekkûm ve istihza vardır. Çünkü; "Gölgeye gidin ki o gölge sizi gölgeleyemez ve harareti de sizden defedemez» demek; onlara ihanet ve hakaretten başka bir manâyı müfid olmaz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu gölgenin arsa-i mahşerde olmak ihtimali olduğu gibi Cehennem'de olmak ihtimali de vardır. İşte şu ihtimal, o gölgenin Cehennem'in alevini menedemeyeeeğini beyan etmek te'yid eder.
Mürselat 77:31
Vacip Tealâ ehl-i Cehennem'in girecekleri gölgenin üç parça olacağını beyandan sonra o gölgenin ve Cehennem'in ateşine veraretine. mâni olamayacağım beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; üç parça olan gölgeye gidin, fakat o gölge sizi gölğeTe-yici olmadığı gibi Cehennem'in alevinden de muğni kılıp saklaya-maz. Çünkü; her ne kadar gölge gibi görünürse de siyah duman gibi aynı ateştir. Binaenaleyh; Cehennem'in alevini ehl-i Cehennem'-den defedemez. Bu âyette ehl-i Cehennem'i tehekkûm ve istihza vardır. Çünkü; "Gölgeye gidin ki o gölge sizi gölgeleyemez ve harareti de sizden defedemez» demek; onlara ihanet ve hakaretten başka bir manâyı müfid olmaz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu gölgenin arsa-i mahşerde olmak ihtimali olduğu gibi Cehennem'de olmak ihtimali de vardır. İşte şu ihtimal, o gölgenin Cehennem'in alevini menedemeyeeeğini beyan etmek te'yid eder.
Mürselat 77:32
Vacip Tealâ Cehennem'in evsâfındaı^ ra bazı aharı beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Cehennem kemal-i dehşet ve alevinden taşra şerareler saçar ki o şerareler büyük köşkler gibidir ve Cehennem'in savur-mus olduğu kıvılcımlar keenne sarı develer gibidir. Çünkü; Cehennem'in alevi dağlar gibi olunca ondan taşraya sıçrayan kıvılcımrın develer ve büyük ebniyeler gibi olması uzak birşey değildir.
Zira; çocuk validesine göre doğar.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile kıvılcımın arkası kesilmeksizin birbiri arkasında gelip gideceğine işaret için deveye teşbih olunmuştur. Kâfirlerin dünyada kendilerine mahall-i aman olan köşkleri gibi kıvılcım saçan Cehennemce dahil olacaklarını beyanla kendilerinin bir kat daha muazzab olacakları beyan olunmuştur. Çünkü; büyük ebniyeler gibi çıngılar yukarıya çıkıp tekrar ehl-i Cehennemin üzerlerine düşünce azap üzerine azap olacağında şüphe yoktur
Mürselat 77:33
Vacip Tealâ Cehennem'in evsâfındaı^ ra bazı aharı beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Cehennem kemal-i dehşet ve alevinden taşra şerareler saçar ki o şerareler büyük köşkler gibidir ve Cehennem'in savur-mus olduğu kıvılcımlar keenne sarı develer gibidir. Çünkü; Cehennem'in alevi dağlar gibi olunca ondan taşraya sıçrayan kıvılcımrın develer ve büyük ebniyeler gibi olması uzak birşey değildir.
Zira; çocuk validesine göre doğar.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile kıvılcımın arkası kesilmeksizin birbiri arkasında gelip gideceğine işaret için deveye teşbih olunmuştur. Kâfirlerin dünyada kendilerine mahall-i aman olan köşkleri gibi kıvılcım saçan Cehennemce dahil olacaklarını beyanla kendilerinin bir kat daha muazzab olacakları beyan olunmuştur. Çünkü; büyük ebniyeler gibi çıngılar yukarıya çıkıp tekrar ehl-i Cehennemin üzerlerine düşünce azap üzerine azap olacağında şüphe yoktur
Mürselat 77:34
Vacip Tealâ Cehennem'in evsâfındaı^ ra bazı aharı beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Cehennem kemal-i dehşet ve alevinden taşra şerareler saçar ki o şerareler büyük köşkler gibidir ve Cehennem'in savur-mus olduğu kıvılcımlar keenne sarı develer gibidir. Çünkü; Cehennem'in alevi dağlar gibi olunca ondan taşraya sıçrayan kıvılcımrın develer ve büyük ebniyeler gibi olması uzak birşey değildir.
Zira; çocuk validesine göre doğar.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile kıvılcımın arkası kesilmeksizin birbiri arkasında gelip gideceğine işaret için deveye teşbih olunmuştur. Kâfirlerin dünyada kendilerine mahall-i aman olan köşkleri gibi kıvılcım saçan Cehennemce dahil olacaklarını beyanla kendilerinin bir kat daha muazzab olacakları beyan olunmuştur. Çünkü; büyük ebniyeler gibi çıngılar yukarıya çıkıp tekrar ehl-i Cehennemin üzerlerine düşünce azap üzerine azap olacağında şüphe yoktur
Mürselat 77:35
Vacip Tealâ Cehennem'in evsafım beyandan sonra zebaniler tarafından ehl-i Cehennem Cehennem'e sevkolunmaya başlayınca onların söz söyleyemeyeceklerini ve izin verilmeyeceğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bunların söz söylememesi ve onlara i'tizara izin verilmemesi bazı zaman ve mekâna mahsus olduğundan söz söyleyeceklerine, husumet edeceklerine ve i'tizara izin verileceğine delâlet eden âyetlere bu âyet münafi olmaz. Çünkü; bazı zamanda söylerler, bazı zamanda söylemeye me'zun olmaz ve söylemezler demektir. Yahut söylerler, i'tizar da ederler, lâkin faydası olmadığından söylememiş gibi oldukları cihetle söylemezler denmiştir. Çünkü; her ne kadar i'tizar ederlerse de zamanı geçtiği için, geçmiş olan sevin de tedariki mümkün olmadığından sözleri ve i'tizarları yok mesabesinde olur. Zira; birşeyden maksat i'evto-lunca o şeyin kendisi fevtolmuş gibi olur ve kabule şayan özürleri olmadığından izin verilmez, yoksa hakikatta özürleri var da izin verilmez manâsına değildir. O vakitte ehl-i Cehennem için halk arasında kusurları zahir olmak suretiyle nastan utanmak azabı olduğu gibi dünyada beğenmediği hasımlarını lutf-u İlâhî'ye müs-tağrak olmuşlar görünce hasmının aziz olmasından hasıl olan azab-ı ruhanî dahi olur.
Vacip Tealâ bunlarla beraber Cehennem'! görmekle azab-ı c manî de hasıl olacağına binaen buyuruyor.
Mürselat 77:36
Vacip Tealâ Cehennem'in evsafım beyandan sonra zebaniler tarafından ehl-i Cehennem Cehennem'e sevkolunmaya başlayınca onların söz söyleyemeyeceklerini ve izin verilmeyeceğini beyan etmek üzere buyuruyor.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bunların söz söylememesi ve onlara i'tizara izin verilmemesi bazı zaman ve mekâna mahsus olduğundan söz söyleyeceklerine, husumet edeceklerine ve i'tizara izin verileceğine delâlet eden âyetlere bu âyet münafi olmaz. Çünkü; bazı zamanda söylerler, bazı zamanda söylemeye me'zun olmaz ve söylemezler demektir. Yahut söylerler, i'tizar da ederler, lâkin faydası olmadığından söylememiş gibi oldukları cihetle söylemezler denmiştir. Çünkü; her ne kadar i'tizar ederlerse de zamanı geçtiği için, geçmiş olan sevin de tedariki mümkün olmadığından sözleri ve i'tizarları yok mesabesinde olur. Zira; birşeyden maksat i'evto-lunca o şeyin kendisi fevtolmuş gibi olur ve kabule şayan özürleri olmadığından izin verilmez, yoksa hakikatta özürleri var da izin verilmez manâsına değildir. O vakitte ehl-i Cehennem için halk arasında kusurları zahir olmak suretiyle nastan utanmak azabı olduğu gibi dünyada beğenmediği hasımlarını lutf-u İlâhî'ye müs-tağrak olmuşlar görünce hasmının aziz olmasından hasıl olan azab-ı ruhanî dahi olur.
Vacip Tealâ bunlarla beraber Cehennem'! görmekle azab-ı c manî de hasıl olacağına binaen buyuruyor.
Mürselat 77:37
Vâcip Tealâ âsîlerin görecekleri azaptan bazılarını beyandan sonra krİRnet gününün evsafından bazılarını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kıyamet olup herkes arsa-i mahşere toplandığında ta-raf-ı İlâhî'den nasa hitaben «Şu gün öyle bir gündür ki hakların faslolunacağı ve herkesin hakkı yerini bulacağı bir gündür. Zira; herkesin hakkını kendine vermek için biz sizi ve sizden evvel geçen ümmetleri toparladık. Çünkü; bugün hakların yerini bulacağı ve muhakemelerin cereyan edeceği ve ihkak-i hak olacağı gündür» denilmekle kâfirler rne'yus ve müminler mesrur edilir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bugünde iki cihetle muhakeme cereyan eder: Birisi; abidle Rab bey7iinde cereyan eder ki bunun neticesi, sevap veya azaptır. Çünkü; ya abid Rabb'isine karşı iman ve amel-i salih işlemiştir. Binaenaleyh; sevaba nail olur yahut küfr ü isyan işlemiştir. Bunun neticesiyse azaptır. İki muhakemeden diğer birisi de kulların birbirlerine karşı vâki olan zulüm ve sair hukuku hakkında muhakemeleridir. Bunun neticesi; hak sahibine hakkım îsâidir. Bu kelâm; yevm-i kıyametin yevm-i fasıl olduğunu beyan olduğu gibi yevm-i fasla lâzım olan ashab-ı hukukun bir yere cem'olunacaklarını da beyandır. Binaenaleyh; bu dünyada kâfirleri tehdidi mutazammmdır. Çünkü; herkesin bir yere cem'olup muhakemeleri cereyan edeceği beyan olununca kâfirlerin ve bilcümle suçlu olanların korkması lâzımdır.
Mürselat 77:38
Vâcip Tealâ âsîlerin görecekleri azaptan bazılarını beyandan sonra krİRnet gününün evsafından bazılarını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kıyamet olup herkes arsa-i mahşere toplandığında ta-raf-ı İlâhî'den nasa hitaben «Şu gün öyle bir gündür ki hakların faslolunacağı ve herkesin hakkı yerini bulacağı bir gündür. Zira; herkesin hakkını kendine vermek için biz sizi ve sizden evvel geçen ümmetleri toparladık. Çünkü; bugün hakların yerini bulacağı ve muhakemelerin cereyan edeceği ve ihkak-i hak olacağı gündür» denilmekle kâfirler rne'yus ve müminler mesrur edilir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bugünde iki cihetle muhakeme cereyan eder: Birisi; abidle Rab bey7iinde cereyan eder ki bunun neticesi, sevap veya azaptır. Çünkü; ya abid Rabb'isine karşı iman ve amel-i salih işlemiştir. Binaenaleyh; sevaba nail olur yahut küfr ü isyan işlemiştir. Bunun neticesiyse azaptır. İki muhakemeden diğer birisi de kulların birbirlerine karşı vâki olan zulüm ve sair hukuku hakkında muhakemeleridir. Bunun neticesi; hak sahibine hakkım îsâidir. Bu kelâm; yevm-i kıyametin yevm-i fasıl olduğunu beyan olduğu gibi yevm-i fasla lâzım olan ashab-ı hukukun bir yere cem'olunacaklarını da beyandır. Binaenaleyh; bu dünyada kâfirleri tehdidi mutazammmdır. Çünkü; herkesin bir yere cem'olup muhakemeleri cereyan edeceği beyan olununca kâfirlerin ve bilcümle suçlu olanların korkması lâzımdır.
Mürselat 77:39
Vâcip Tealâ yevm-i kıyametin yevm-i fasıl olduğunu beyandan sonra o günde kâfirleri utandırmak ve rezil etmek için vâki olacak ikinci hitabını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Vacip Tealâ bilûmum insanları cemedince insanlara ve bilhassa kâfirlere hitaben «Ben sizin cümlenizi arsa-i mahşere toparlayınca sizi azaptan kurtaracak bir hileniz varsa o hile ve hud'a-yı dünyada yaptığınız gibi burada da yakın ki sizi azaptan kurtarsın» buyurmakla dünyada hileyle gayra zulmederek haklarını vermeyenleri terzil eder. İşte o günde helak; bu gibi ahvalin vukuunu tekzib edenler içindir.
Fahri.Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyet; dünyada hileyle meşgul olanları tahcîl, rüsvâ ve acizlerini izhar için söylenecektir. Çünkü: dünyada ehl-i imanı aldatmak ve hileyle haklarını yağma etmek gibi fenalığa sa'yedenler malûmdur. Hatta zaman-ı saadette dahi kâfirler tarafından müminlere pek çok hile yaparlar ve aldatmaya sa'yederlerdi. Binaenaleyh; bu dünyada hileyi kendine âdet edenlere Cenab-ı Hak yevm-i kıyamette «Haydi, hileniz varsa ve yapmaya muktedirseniz yapın, faydası olursa istifade edin» diyeceğini bu âyetle beyan buyurmuştur.
Dünyada kâfirler için bir mümini rahatta görmek kadar bir azap olmadığı halde âhirette müminlerin Vacip Tealâ rahatlarını temin etmekle kâfirleri ta'zib buyuracağını ve hilelerini başlarma vuracağını beyan etmiştir ki müminler mesrur olsun ve kâfirler de küfürden ve hileden vazgeçsinler. Çünkü; insanlarda hasmının rezil ve rüsvâ olmasını arzu etmek cibillîdir.
Mürselat 77:40
Vâcip Tealâ yevm-i kıyametin yevm-i fasıl olduğunu beyandan sonra o günde kâfirleri utandırmak ve rezil etmek için vâki olacak ikinci hitabını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; Vacip Tealâ bilûmum insanları cemedince insanlara ve bilhassa kâfirlere hitaben «Ben sizin cümlenizi arsa-i mahşere toparlayınca sizi azaptan kurtaracak bir hileniz varsa o hile ve hud'a-yı dünyada yaptığınız gibi burada da yakın ki sizi azaptan kurtarsın» buyurmakla dünyada hileyle gayra zulmederek haklarını vermeyenleri terzil eder. İşte o günde helak; bu gibi ahvalin vukuunu tekzib edenler içindir.
Fahri.Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyet; dünyada hileyle meşgul olanları tahcîl, rüsvâ ve acizlerini izhar için söylenecektir. Çünkü: dünyada ehl-i imanı aldatmak ve hileyle haklarını yağma etmek gibi fenalığa sa'yedenler malûmdur. Hatta zaman-ı saadette dahi kâfirler tarafından müminlere pek çok hile yaparlar ve aldatmaya sa'yederlerdi. Binaenaleyh; bu dünyada hileyi kendine âdet edenlere Cenab-ı Hak yevm-i kıyamette «Haydi, hileniz varsa ve yapmaya muktedirseniz yapın, faydası olursa istifade edin» diyeceğini bu âyetle beyan buyurmuştur.
Dünyada kâfirler için bir mümini rahatta görmek kadar bir azap olmadığı halde âhirette müminlerin Vacip Tealâ rahatlarını temin etmekle kâfirleri ta'zib buyuracağını ve hilelerini başlarma vuracağını beyan etmiştir ki müminler mesrur olsun ve kâfirler de küfürden ve hileden vazgeçsinler. Çünkü; insanlarda hasmının rezil ve rüsvâ olmasını arzu etmek cibillîdir.
Mürselat 77:41
Vacip Tealâ-kâfirleri terzil edeceğini beyandan sonra müı lerin nail olacakları nimetlerden bazılarını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kâfirlerin şu beyan olunan azapları ve rüsvalıkları mukabilinde dünyada a'mâl-i saunayla meşgul olan ve bilcümle günahlardan kaçman müminler Cennet'te ağaçların gölgelerinde, ağaçlar altından akan pınarlar başında ve nefislerinin istediği meyveler yanında zevk u safa ile vakitlerini geçirir ve o güzel yurtta karar ederler, bu kadar zevk u safa ile de kalmazlar, belki taraf-ı İlâhî'-den bizzat ve bilvasıta taltif olunurlar. Çünkü onlara «Ameliniz sebebiyle kolaylıkla yiyiniz, içiniz. Zira; biz itikadı, ameli ve ahlâkı güzel olanları güzel ceza ile cezalandırırız» denilmekle tatyib-i hatır vâki olur.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette emirler taltif içindir, teklif için değildir. Çünkü Cennet; dar-ı taltiftir, darı teklif değildir bu makamda halis iezzetmanâsınadır. Çünkü; Cennetin nimetleri telezzüz içindir. Açlık ve susuzluk için değildir. Zira; açlık ve susuzluk gibi ihtiyaçlar bu dünyaya mahsustur, Cennet'te bunlara ihtiyaç olmaz. Binaenaleyh; Cennet'in'nimetlerinde hastalık vermek, karın şişirmek ve sıkıntı îras etmek gibi şeyler bulunmaz.
Erbab-î ihsana güzel ceza vereceğini beyan etmek kâfirlere takrizdir ki onlara fevtettikleri nimetleri hatırlatmak ve ehl-i ihsan olmadıklarını bildirmekle -tahassürlerini arttırmaktır.
Mürselat 77:42
Vacip Tealâ-kâfirleri terzil edeceğini beyandan sonra müı lerin nail olacakları nimetlerden bazılarını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kâfirlerin şu beyan olunan azapları ve rüsvalıkları mukabilinde dünyada a'mâl-i saunayla meşgul olan ve bilcümle günahlardan kaçman müminler Cennet'te ağaçların gölgelerinde, ağaçlar altından akan pınarlar başında ve nefislerinin istediği meyveler yanında zevk u safa ile vakitlerini geçirir ve o güzel yurtta karar ederler, bu kadar zevk u safa ile de kalmazlar, belki taraf-ı İlâhî'-den bizzat ve bilvasıta taltif olunurlar. Çünkü onlara «Ameliniz sebebiyle kolaylıkla yiyiniz, içiniz. Zira; biz itikadı, ameli ve ahlâkı güzel olanları güzel ceza ile cezalandırırız» denilmekle tatyib-i hatır vâki olur.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette emirler taltif içindir, teklif için değildir. Çünkü Cennet; dar-ı taltiftir, darı teklif değildir bu makamda halis iezzetmanâsınadır. Çünkü; Cennetin nimetleri telezzüz içindir. Açlık ve susuzluk için değildir. Zira; açlık ve susuzluk gibi ihtiyaçlar bu dünyaya mahsustur, Cennet'te bunlara ihtiyaç olmaz. Binaenaleyh; Cennet'in'nimetlerinde hastalık vermek, karın şişirmek ve sıkıntı îras etmek gibi şeyler bulunmaz.
Erbab-î ihsana güzel ceza vereceğini beyan etmek kâfirlere takrizdir ki onlara fevtettikleri nimetleri hatırlatmak ve ehl-i ihsan olmadıklarını bildirmekle -tahassürlerini arttırmaktır.
Mürselat 77:43
Vacip Tealâ-kâfirleri terzil edeceğini beyandan sonra müı lerin nail olacakları nimetlerden bazılarını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kâfirlerin şu beyan olunan azapları ve rüsvalıkları mukabilinde dünyada a'mâl-i saunayla meşgul olan ve bilcümle günahlardan kaçman müminler Cennet'te ağaçların gölgelerinde, ağaçlar altından akan pınarlar başında ve nefislerinin istediği meyveler yanında zevk u safa ile vakitlerini geçirir ve o güzel yurtta karar ederler, bu kadar zevk u safa ile de kalmazlar, belki taraf-ı İlâhî'-den bizzat ve bilvasıta taltif olunurlar. Çünkü onlara «Ameliniz sebebiyle kolaylıkla yiyiniz, içiniz. Zira; biz itikadı, ameli ve ahlâkı güzel olanları güzel ceza ile cezalandırırız» denilmekle tatyib-i hatır vâki olur.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette emirler taltif içindir, teklif için değildir. Çünkü Cennet; dar-ı taltiftir, darı teklif değildir bu makamda halis iezzetmanâsınadır. Çünkü; Cennetin nimetleri telezzüz içindir. Açlık ve susuzluk için değildir. Zira; açlık ve susuzluk gibi ihtiyaçlar bu dünyaya mahsustur, Cennet'te bunlara ihtiyaç olmaz. Binaenaleyh; Cennet'in'nimetlerinde hastalık vermek, karın şişirmek ve sıkıntı îras etmek gibi şeyler bulunmaz.
Erbab-î ihsana güzel ceza vereceğini beyan etmek kâfirlere takrizdir ki onlara fevtettikleri nimetleri hatırlatmak ve ehl-i ihsan olmadıklarını bildirmekle -tahassürlerini arttırmaktır.
Mürselat 77:44
Vacip Tealâ-kâfirleri terzil edeceğini beyandan sonra müı lerin nail olacakları nimetlerden bazılarını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; kâfirlerin şu beyan olunan azapları ve rüsvalıkları mukabilinde dünyada a'mâl-i saunayla meşgul olan ve bilcümle günahlardan kaçman müminler Cennet'te ağaçların gölgelerinde, ağaçlar altından akan pınarlar başında ve nefislerinin istediği meyveler yanında zevk u safa ile vakitlerini geçirir ve o güzel yurtta karar ederler, bu kadar zevk u safa ile de kalmazlar, belki taraf-ı İlâhî'-den bizzat ve bilvasıta taltif olunurlar. Çünkü onlara «Ameliniz sebebiyle kolaylıkla yiyiniz, içiniz. Zira; biz itikadı, ameli ve ahlâkı güzel olanları güzel ceza ile cezalandırırız» denilmekle tatyib-i hatır vâki olur.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette emirler taltif içindir, teklif için değildir. Çünkü Cennet; dar-ı taltiftir, darı teklif değildir bu makamda halis iezzetmanâsınadır. Çünkü; Cennetin nimetleri telezzüz içindir. Açlık ve susuzluk için değildir. Zira; açlık ve susuzluk gibi ihtiyaçlar bu dünyaya mahsustur, Cennet'te bunlara ihtiyaç olmaz. Binaenaleyh; Cennet'in'nimetlerinde hastalık vermek, karın şişirmek ve sıkıntı îras etmek gibi şeyler bulunmaz.
Erbab-î ihsana güzel ceza vereceğini beyan etmek kâfirlere takrizdir ki onlara fevtettikleri nimetleri hatırlatmak ve ehl-i ihsan olmadıklarını bildirmekle -tahassürlerini arttırmaktır.
Mürselat 77:45
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'in rahatlarmı ve zevk u saf alarmı beyandan sonra bu dünyada kâfirlere vâki olan hitabını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ey kâfirleri Ehl-i Cennet'in zevk u safalarım işittiğiniz halde dünya-yı faniyeyi âhiret-i bakiye üzerine tercih ediyorsunuz.
Şu halde dünyanın fânî olan nimetlerinden yiyiniz ve az bir müddette yiyecek, giyecek ve binecek gibi nimetlerinden intifa ediniz. Zira; siz mücrimsiniz, mücrimlerin intifaı bu kadar olur. Çünkü; mücrimler için âhirette azaptan başka bir şey yoktur. Zira; fâniyi bakî üzerine tercih edenlerin halleri böyledir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyetin zahiri emirse de manâda dünyaya muhabbetten nehiydir.
Dünyayı tercihle âhireti terkedenlerin misali: içinde semm-i mühlik olan bir lokma helvayı nasihat dinlemeyip yemekle helak olan kimse gibidir. Çünkü; nasihat dinlemeyip bu helvayı yemek isteyen kimseye «Ye bu helvayı, bunu yedikten sonra helak senin içindir. Zira; sen söz dinlemiyorsun ve nasihat da duymuyorsun. Binaenaleyh; sen helake müstehaksm» denilir. İşte kâfirler de aynı haldedirler ve aynı söz onlara söyleniyor. Çünkü; dünya âhirets nispetle mühlik bir lokma menzilindedir.
Vacip Tealâ kâfirlerin dünyayı tercih ettiklerini beyandan soı ra ibadete meyletmediklerini beyan etmek üzere
Mürselat 77:46
Vacip Tealâ ehl-i Cennet'in rahatlarmı ve zevk u saf alarmı beyandan sonra bu dünyada kâfirlere vâki olan hitabını beyan etmek üzere buyuruyor.
Yani; ey kâfirleri Ehl-i Cennet'in zevk u safalarım işittiğiniz halde dünya-yı faniyeyi âhiret-i bakiye üzerine tercih ediyorsunuz.
Şu halde dünyanın fânî olan nimetlerinden yiyiniz ve az bir müddette yiyecek, giyecek ve binecek gibi nimetlerinden intifa ediniz. Zira; siz mücrimsiniz, mücrimlerin intifaı bu kadar olur. Çünkü; mücrimler için âhirette azaptan başka bir şey yoktur. Zira; fâniyi bakî üzerine tercih edenlerin halleri böyledir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyetin zahiri emirse de manâda dünyaya muhabbetten nehiydir.
Dünyayı tercihle âhireti terkedenlerin misali: içinde semm-i mühlik olan bir lokma helvayı nasihat dinlemeyip yemekle helak olan kimse gibidir. Çünkü; nasihat dinlemeyip bu helvayı yemek isteyen kimseye «Ye bu helvayı, bunu yedikten sonra helak senin içindir. Zira; sen söz dinlemiyorsun ve nasihat da duymuyorsun. Binaenaleyh; sen helake müstehaksm» denilir. İşte kâfirler de aynı haldedirler ve aynı söz onlara söyleniyor. Çünkü; dünya âhirets nispetle mühlik bir lokma menzilindedir.
Vacip Tealâ kâfirlerin dünyayı tercih ettiklerini beyandan soı ra ibadete meyletmediklerini beyan etmek üzere
Mürselat 77:47
buyuruyor.
Yani; rusül-ü kiram tarafından kâfirlere «Siz kibir ve inattan vazgeçin, Allah'ın emrine imtisal edip, namaz kılanlarla namaz kılın» denildiğinde onların kibir ve azametleri galebe ederek emre imtisalı terk ile namaz kılmazlar, kibr ü inatlarında devam ederler. İşte kıyamette helak; bu gibi ibadetleri tekzib edenler içindir.
Hâzin'in beyanı veçhile âyetin sebeb-i nüzulü şöyledir: Kesulul-lah bazı kimselere namazla emrettiğinde «Namazda rükû ve sücut vardır. Rükû ve sücuddaysa insanın mak'adı görünür, bu da ayıptır. Ayıp olan şeyi biz işlemeyiz» demeleri üzerine onları zem için bu âyet nazil olmuştur. Şu halde bu âyet; kâfirlerin furu-u a'mâlle mükellef olduklarına delâlet eder. Zira; Cenab-ı Hak küfürleri halinde namaz kılmamalarıyla onları zemmetmiştir. Eğer mükellef olmasalar namazı terketmeleriyle zeramolunmazlardı. Zira; insan mükellef olmadığı birşeyi terketmekle zemmolunmaz.
Resulullah «Rükû ve sücud olmayan bir dinde hayır olmaz» buyurmuşlardır. Ebussuud Efendi'nin beyanına nazaran bu hal yevm-i kıyamette olacaktır. Çünkü; yevm-i kıyamete ta'zim için Cenab-ı Hakka rükû ve sücutîa ehl-i mahşere emrolunduğunda kâfirler rükû ve sucuda kaadir olamayacaklardır.
Bu sûrede âyeti zahirde tekrar gibiyse de hakikatta tekrar yoktur. Çünkü; beyan olunan ahkâm arkasından gelen üe murad; o âyetlerin hükmünü tekzib edenlere ait olduğu cihetle her defasında tekzib edenler başkadır.
Mürselat 77:48
buyuruyor.
Yani; rusül-ü kiram tarafından kâfirlere «Siz kibir ve inattan vazgeçin, Allah'ın emrine imtisal edip, namaz kılanlarla namaz kılın» denildiğinde onların kibir ve azametleri galebe ederek emre imtisalı terk ile namaz kılmazlar, kibr ü inatlarında devam ederler. İşte kıyamette helak; bu gibi ibadetleri tekzib edenler içindir.
Hâzin'in beyanı veçhile âyetin sebeb-i nüzulü şöyledir: Kesulul-lah bazı kimselere namazla emrettiğinde «Namazda rükû ve sücut vardır. Rükû ve sücuddaysa insanın mak'adı görünür, bu da ayıptır. Ayıp olan şeyi biz işlemeyiz» demeleri üzerine onları zem için bu âyet nazil olmuştur. Şu halde bu âyet; kâfirlerin furu-u a'mâlle mükellef olduklarına delâlet eder. Zira; Cenab-ı Hak küfürleri halinde namaz kılmamalarıyla onları zemmetmiştir. Eğer mükellef olmasalar namazı terketmeleriyle zeramolunmazlardı. Zira; insan mükellef olmadığı birşeyi terketmekle zemmolunmaz.
Resulullah «Rükû ve sücud olmayan bir dinde hayır olmaz» buyurmuşlardır. Ebussuud Efendi'nin beyanına nazaran bu hal yevm-i kıyamette olacaktır. Çünkü; yevm-i kıyamete ta'zim için Cenab-ı Hakka rükû ve sücutîa ehl-i mahşere emrolunduğunda kâfirler rükû ve sucuda kaadir olamayacaklardır.
Bu sûrede âyeti zahirde tekrar gibiyse de hakikatta tekrar yoktur. Çünkü; beyan olunan ahkâm arkasından gelen üe murad; o âyetlerin hükmünü tekzib edenlere ait olduğu cihetle her defasında tekzib edenler başkadır.
Mürselat 77:49
Vacip Tealâ kâfirlerin iman eti Kur'andan başka iman edecek birs üzere diklerini beyandan sonra olmadığını beyan etmek buyuruyor.
Yani; Kur'anın bu kadar îcazı, fesahat ve belagatı, hakka delaletiyle beraber Kur'ana iman etmeyenler Kur'andan sonra iman edecek ne gibi haber bulabilirler ki iman ederler? Hiçbir kitaba ve bir kelâma iman etmezler. Çünkü; Kur'an gibi ne bir kitap ve ne de bir kelâm olur. Binaenaleyh; Kur'ana inanmayan başka bir habere inanmaz. Şu halde kâfirler inat ve temerrüdün nihayesine varmışlardır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile firak-ı dâlleden Mu'tezile «Bu âyet Kur'anın hudûsuna delâlet eder» demişlerse de ehl-i. sünnet «Hudûs elfaza ait olup manâya taalluku olmadığını» beyanla cevap vermişlerdir.
Bu âyet; kâfirlerin hallerine taaccübü mutazammındır. Çünkü; sûrenin evvelinden buraya gelinceye kadar kâfirleri birtakım açık ve lâtîf delillerle küfürden men, din-i hakkı kabule terğib ve teşvik ettiği halde küfre ısrar ve inatları taaccübe şayan bir hal olduğundan Cenab-ı Hak «Buna iman etmezlerse bundan sonra neye iman ederler ve ne gibi habere inanırlar?» buyurmuştur ki taac-, cübe şayan bir haldir demek olur.
Mürselat 77:50
Vacip Tealâ kâfirlerin iman eti Kur'andan başka iman edecek birs üzere diklerini beyandan sonra olmadığını beyan etmek buyuruyor.
Yani; Kur'anın bu kadar îcazı, fesahat ve belagatı, hakka delaletiyle beraber Kur'ana iman etmeyenler Kur'andan sonra iman edecek ne gibi haber bulabilirler ki iman ederler? Hiçbir kitaba ve bir kelâma iman etmezler. Çünkü; Kur'an gibi ne bir kitap ve ne de bir kelâm olur. Binaenaleyh; Kur'ana inanmayan başka bir habere inanmaz. Şu halde kâfirler inat ve temerrüdün nihayesine varmışlardır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile firak-ı dâlleden Mu'tezile «Bu âyet Kur'anın hudûsuna delâlet eder» demişlerse de ehl-i. sünnet «Hudûs elfaza ait olup manâya taalluku olmadığını» beyanla cevap vermişlerdir.
Bu âyet; kâfirlerin hallerine taaccübü mutazammındır. Çünkü; sûrenin evvelinden buraya gelinceye kadar kâfirleri birtakım açık ve lâtîf delillerle küfürden men, din-i hakkı kabule terğib ve teşvik ettiği halde küfre ısrar ve inatları taaccübe şayan bir hal olduğundan Cenab-ı Hak «Buna iman etmezlerse bundan sonra neye iman ederler ve ne gibi habere inanırlar?» buyurmuştur ki taac-, cübe şayan bir haldir demek olur.