Lafzullah

Tafsir As-Saadi - Turkish — Âl-i İmran 3:1 – Âl-i İmran 3:121

Müellif / kaynak: Tafsir As-Saadi - Turkish

İçindekiler
  1. Âl-i İmran 3:1
  2. Âl-i İmran 3:2
  3. Âl-i İmran 3:3
  4. Âl-i İmran 3:4
  5. Âl-i İmran 3:5
  6. Âl-i İmran 3:6
  7. Âl-i İmran 3:7
  8. Âl-i İmran 3:8
  9. Âl-i İmran 3:9
  10. Âl-i İmran 3:10
  11. Âl-i İmran 3:11
  12. Âl-i İmran 3:12
  13. Âl-i İmran 3:13
  14. Âl-i İmran 3:14
  15. Âl-i İmran 3:15
  16. Âl-i İmran 3:16
  17. Âl-i İmran 3:17
  18. Âl-i İmran 3:18
  19. Âl-i İmran 3:19
  20. Âl-i İmran 3:20
  21. Âl-i İmran 3:21
  22. Âl-i İmran 3:22
  23. Âl-i İmran 3:23
  24. Âl-i İmran 3:24
  25. Âl-i İmran 3:25
  26. Âl-i İmran 3:26
  27. Âl-i İmran 3:27
  28. Âl-i İmran 3:28
  29. Âl-i İmran 3:29
  30. Âl-i İmran 3:30
  31. Âl-i İmran 3:31
  32. Âl-i İmran 3:32
  33. Âl-i İmran 3:33
  34. Âl-i İmran 3:34
  35. Âl-i İmran 3:35
  36. Âl-i İmran 3:36
  37. Âl-i İmran 3:37
  38. Âl-i İmran 3:38
  39. Âl-i İmran 3:39
  40. Âl-i İmran 3:40
  41. Âl-i İmran 3:41
  42. Âl-i İmran 3:42
  43. Âl-i İmran 3:43
  44. Âl-i İmran 3:44
  45. Âl-i İmran 3:45
  46. Âl-i İmran 3:46
  47. Âl-i İmran 3:47
  48. Âl-i İmran 3:48
  49. Âl-i İmran 3:49
  50. Âl-i İmran 3:50
  51. Âl-i İmran 3:51
  52. Âl-i İmran 3:52
  53. Âl-i İmran 3:53
  54. Âl-i İmran 3:54
  55. Âl-i İmran 3:55
  56. Âl-i İmran 3:56
  57. Âl-i İmran 3:57
  58. Âl-i İmran 3:58
  59. Âl-i İmran 3:59
  60. Âl-i İmran 3:60
  61. Âl-i İmran 3:61
  62. Âl-i İmran 3:62
  63. Âl-i İmran 3:63
  64. Âl-i İmran 3:64
  65. Âl-i İmran 3:65
  66. Âl-i İmran 3:66
  67. Âl-i İmran 3:67
  68. Âl-i İmran 3:68
  69. Âl-i İmran 3:69
  70. Âl-i İmran 3:70
  71. Âl-i İmran 3:71
  72. Âl-i İmran 3:72
  73. Âl-i İmran 3:73
  74. Âl-i İmran 3:74
  75. Âl-i İmran 3:75
  76. Âl-i İmran 3:76
  77. Âl-i İmran 3:77
  78. Âl-i İmran 3:78
  79. Âl-i İmran 3:79
  80. Âl-i İmran 3:80
  81. Âl-i İmran 3:81
  82. Âl-i İmran 3:82
  83. Âl-i İmran 3:83
  84. Âl-i İmran 3:84
  85. Âl-i İmran 3:85
  86. Âl-i İmran 3:86
  87. Âl-i İmran 3:87
  88. Âl-i İmran 3:88
  89. Âl-i İmran 3:89
  90. Âl-i İmran 3:90
  91. Âl-i İmran 3:91
  92. Âl-i İmran 3:92
  93. Âl-i İmran 3:93
  94. Âl-i İmran 3:94
  95. Âl-i İmran 3:95
  96. Âl-i İmran 3:96
  97. Âl-i İmran 3:97
  98. Âl-i İmran 3:98
  99. Âl-i İmran 3:99
  100. Âl-i İmran 3:100
  101. Âl-i İmran 3:101
  102. Âl-i İmran 3:102
  103. Âl-i İmran 3:103
  104. Âl-i İmran 3:104
  105. Âl-i İmran 3:105
  106. Âl-i İmran 3:106
  107. Âl-i İmran 3:107
  108. Âl-i İmran 3:108
  109. Âl-i İmran 3:109
  110. Âl-i İmran 3:110
  111. Âl-i İmran 3:111
  112. Âl-i İmran 3:112
  113. Âl-i İmran 3:113
  114. Âl-i İmran 3:114
  115. Âl-i İmran 3:115
  116. Âl-i İmran 3:116
  117. Âl-i İmran 3:117
  118. Âl-i İmran 3:118
  119. Âl-i İmran 3:119
  120. Âl-i İmran 3:120
  121. Âl-i İmran 3:121

Âl-i İmran 3:1

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Hayy’dır, Kayyûm’dur. 3, 4- O, sana Kitab’ı hak ile öncekileri tasdik edici olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de bundan önce, insanlara yol gösterici olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azizdir, intikam sahibidir. 5- Şüphe yok ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur; Azîz’dir, Hakîm’dir. (Medine’de inmiştir, 200 âyettir) 1. “Elif, lâm, mim” bunlar anlamlarını Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği harflerdir. 2. Yüce Allah kendisinin “Hayy” yani kâmil bir hayat sahibi olduğunu, “Kayyum” yani zatı ile kâim ve kullarının hallerini idare edip düzene koyan olduğunu haber vermektedir. O, onların gerek dini hallerini gerekse de dünyevî ve kaderî hallerini idare edip düzene koymuştur. 3-4. Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir surette hak ile Kitab’ı indirmiştir. Bu Kitabın kendisi hakkı kapsamaktadır ve “öncekileri” indirilmiş kitapları da “tasdik edici olarak” indirilmiş bulunmaktadır. Yani bu kitap da ondan önceki kitapların tanıklık ettiği hususlara tanıklık etmiştir, onlara uygundur ve o kitapları getiren peygamberleri de tasdik etmiştir. Aynı şekilde “Tevrat ve İncil’i de bundan” yani bu kitaptan “önce insanlara yol gösterici olarak indirmişti.” Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve ona indirdiği büyük Kitab ile risaleti kemale erdirmiş ve sonlandırmıştır. İndirdiği bu Kitabı sayesinde Allah bütün insanlara sapıklıklardan hidâyete çıkma ve cehaletlerden kurtulma yolunu göstermiştir. Hak ile batılı, mutluluk ile bedbahtlığı, Sırat-ı Müstakim ile cehenneme giden yolu birbirinden ayırt etmiştir. Bu Kitaba iman edip hidâyet bulan kimseler bu yolla pek çok hayır elde ederler, dünya ve âhiretin mükâfaatını kazanırlar. “Allah’ın” Kitabında ve Rasûlü vasıtası ile açık seçik bildirdiği “âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azîzdir” kendisine isyan edenlere karşı “intikam sahibidir.” 5-6. Yüce Allah’ın Kayyûm oluşunun bir gereği olarak O’nun ilmi, bütün yaratılmışları kuşatmıştır. “ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” gebelerin karnındakilere varıncaya kadar her şeyi bilir. “sizi dilediği gibi” erkek ya da dişi, yaratılışı tam yahut eksik olarak “şekillendiren O’dur.” Sizler O’nun yaratmasının çeşitli aşamalarının ve hikmetinin harikulade hallerinin birinden diğerine geçersiniz. İşte kullarını bu şekilde yaratan ve onları yarattığı andan itibaren en nihaî hallerine kadar bütün aşamalarda ileri derecede itina gösteren zatın bu hususların hiçbirisinde ortağı olamaz. O nedenle de O’ndan başka hiçbir kimse de ibadete hak sahibi olamaz:“O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”“Azîz’dir” Gücü ile bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren, herhangi bir eksiklikle vasfedilmekten yahut yerilmekten uzak olandır, “Hakîm’dir” yaratmasında ve şeriatında hikmeti sonsuz olandır.

Âl-i İmran 3:2

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Hayy’dır, Kayyûm’dur. 3, 4- O, sana Kitab’ı hak ile öncekileri tasdik edici olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de bundan önce, insanlara yol gösterici olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azizdir, intikam sahibidir. 5- Şüphe yok ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur; Azîz’dir, Hakîm’dir. (Medine’de inmiştir, 200 âyettir) 1. “Elif, lâm, mim” bunlar anlamlarını Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği harflerdir. 2. Yüce Allah kendisinin “Hayy” yani kâmil bir hayat sahibi olduğunu, “Kayyum” yani zatı ile kâim ve kullarının hallerini idare edip düzene koyan olduğunu haber vermektedir. O, onların gerek dini hallerini gerekse de dünyevî ve kaderî hallerini idare edip düzene koymuştur. 3-4. Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir surette hak ile Kitab’ı indirmiştir. Bu Kitabın kendisi hakkı kapsamaktadır ve “öncekileri” indirilmiş kitapları da “tasdik edici olarak” indirilmiş bulunmaktadır. Yani bu kitap da ondan önceki kitapların tanıklık ettiği hususlara tanıklık etmiştir, onlara uygundur ve o kitapları getiren peygamberleri de tasdik etmiştir. Aynı şekilde “Tevrat ve İncil’i de bundan” yani bu kitaptan “önce insanlara yol gösterici olarak indirmişti.” Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve ona indirdiği büyük Kitab ile risaleti kemale erdirmiş ve sonlandırmıştır. İndirdiği bu Kitabı sayesinde Allah bütün insanlara sapıklıklardan hidâyete çıkma ve cehaletlerden kurtulma yolunu göstermiştir. Hak ile batılı, mutluluk ile bedbahtlığı, Sırat-ı Müstakim ile cehenneme giden yolu birbirinden ayırt etmiştir. Bu Kitaba iman edip hidâyet bulan kimseler bu yolla pek çok hayır elde ederler, dünya ve âhiretin mükâfaatını kazanırlar. “Allah’ın” Kitabında ve Rasûlü vasıtası ile açık seçik bildirdiği “âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azîzdir” kendisine isyan edenlere karşı “intikam sahibidir.” 5-6. Yüce Allah’ın Kayyûm oluşunun bir gereği olarak O’nun ilmi, bütün yaratılmışları kuşatmıştır. “ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” gebelerin karnındakilere varıncaya kadar her şeyi bilir. “sizi dilediği gibi” erkek ya da dişi, yaratılışı tam yahut eksik olarak “şekillendiren O’dur.” Sizler O’nun yaratmasının çeşitli aşamalarının ve hikmetinin harikulade hallerinin birinden diğerine geçersiniz. İşte kullarını bu şekilde yaratan ve onları yarattığı andan itibaren en nihaî hallerine kadar bütün aşamalarda ileri derecede itina gösteren zatın bu hususların hiçbirisinde ortağı olamaz. O nedenle de O’ndan başka hiçbir kimse de ibadete hak sahibi olamaz:“O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”“Azîz’dir” Gücü ile bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren, herhangi bir eksiklikle vasfedilmekten yahut yerilmekten uzak olandır, “Hakîm’dir” yaratmasında ve şeriatında hikmeti sonsuz olandır.

Âl-i İmran 3:3

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Hayy’dır, Kayyûm’dur. 3, 4- O, sana Kitab’ı hak ile öncekileri tasdik edici olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de bundan önce, insanlara yol gösterici olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azizdir, intikam sahibidir. 5- Şüphe yok ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur; Azîz’dir, Hakîm’dir. (Medine’de inmiştir, 200 âyettir) 1. “Elif, lâm, mim” bunlar anlamlarını Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği harflerdir. 2. Yüce Allah kendisinin “Hayy” yani kâmil bir hayat sahibi olduğunu, “Kayyum” yani zatı ile kâim ve kullarının hallerini idare edip düzene koyan olduğunu haber vermektedir. O, onların gerek dini hallerini gerekse de dünyevî ve kaderî hallerini idare edip düzene koymuştur. 3-4. Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir surette hak ile Kitab’ı indirmiştir. Bu Kitabın kendisi hakkı kapsamaktadır ve “öncekileri” indirilmiş kitapları da “tasdik edici olarak” indirilmiş bulunmaktadır. Yani bu kitap da ondan önceki kitapların tanıklık ettiği hususlara tanıklık etmiştir, onlara uygundur ve o kitapları getiren peygamberleri de tasdik etmiştir. Aynı şekilde “Tevrat ve İncil’i de bundan” yani bu kitaptan “önce insanlara yol gösterici olarak indirmişti.” Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve ona indirdiği büyük Kitab ile risaleti kemale erdirmiş ve sonlandırmıştır. İndirdiği bu Kitabı sayesinde Allah bütün insanlara sapıklıklardan hidâyete çıkma ve cehaletlerden kurtulma yolunu göstermiştir. Hak ile batılı, mutluluk ile bedbahtlığı, Sırat-ı Müstakim ile cehenneme giden yolu birbirinden ayırt etmiştir. Bu Kitaba iman edip hidâyet bulan kimseler bu yolla pek çok hayır elde ederler, dünya ve âhiretin mükâfaatını kazanırlar. “Allah’ın” Kitabında ve Rasûlü vasıtası ile açık seçik bildirdiği “âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azîzdir” kendisine isyan edenlere karşı “intikam sahibidir.” 5-6. Yüce Allah’ın Kayyûm oluşunun bir gereği olarak O’nun ilmi, bütün yaratılmışları kuşatmıştır. “ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” gebelerin karnındakilere varıncaya kadar her şeyi bilir. “sizi dilediği gibi” erkek ya da dişi, yaratılışı tam yahut eksik olarak “şekillendiren O’dur.” Sizler O’nun yaratmasının çeşitli aşamalarının ve hikmetinin harikulade hallerinin birinden diğerine geçersiniz. İşte kullarını bu şekilde yaratan ve onları yarattığı andan itibaren en nihaî hallerine kadar bütün aşamalarda ileri derecede itina gösteren zatın bu hususların hiçbirisinde ortağı olamaz. O nedenle de O’ndan başka hiçbir kimse de ibadete hak sahibi olamaz:“O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”“Azîz’dir” Gücü ile bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren, herhangi bir eksiklikle vasfedilmekten yahut yerilmekten uzak olandır, “Hakîm’dir” yaratmasında ve şeriatında hikmeti sonsuz olandır.

Âl-i İmran 3:4

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Hayy’dır, Kayyûm’dur. 3, 4- O, sana Kitab’ı hak ile öncekileri tasdik edici olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de bundan önce, insanlara yol gösterici olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azizdir, intikam sahibidir. 5- Şüphe yok ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur; Azîz’dir, Hakîm’dir. (Medine’de inmiştir, 200 âyettir) 1. “Elif, lâm, mim” bunlar anlamlarını Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği harflerdir. 2. Yüce Allah kendisinin “Hayy” yani kâmil bir hayat sahibi olduğunu, “Kayyum” yani zatı ile kâim ve kullarının hallerini idare edip düzene koyan olduğunu haber vermektedir. O, onların gerek dini hallerini gerekse de dünyevî ve kaderî hallerini idare edip düzene koymuştur. 3-4. Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir surette hak ile Kitab’ı indirmiştir. Bu Kitabın kendisi hakkı kapsamaktadır ve “öncekileri” indirilmiş kitapları da “tasdik edici olarak” indirilmiş bulunmaktadır. Yani bu kitap da ondan önceki kitapların tanıklık ettiği hususlara tanıklık etmiştir, onlara uygundur ve o kitapları getiren peygamberleri de tasdik etmiştir. Aynı şekilde “Tevrat ve İncil’i de bundan” yani bu kitaptan “önce insanlara yol gösterici olarak indirmişti.” Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve ona indirdiği büyük Kitab ile risaleti kemale erdirmiş ve sonlandırmıştır. İndirdiği bu Kitabı sayesinde Allah bütün insanlara sapıklıklardan hidâyete çıkma ve cehaletlerden kurtulma yolunu göstermiştir. Hak ile batılı, mutluluk ile bedbahtlığı, Sırat-ı Müstakim ile cehenneme giden yolu birbirinden ayırt etmiştir. Bu Kitaba iman edip hidâyet bulan kimseler bu yolla pek çok hayır elde ederler, dünya ve âhiretin mükâfaatını kazanırlar. “Allah’ın” Kitabında ve Rasûlü vasıtası ile açık seçik bildirdiği “âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azîzdir” kendisine isyan edenlere karşı “intikam sahibidir.” 5-6. Yüce Allah’ın Kayyûm oluşunun bir gereği olarak O’nun ilmi, bütün yaratılmışları kuşatmıştır. “ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” gebelerin karnındakilere varıncaya kadar her şeyi bilir. “sizi dilediği gibi” erkek ya da dişi, yaratılışı tam yahut eksik olarak “şekillendiren O’dur.” Sizler O’nun yaratmasının çeşitli aşamalarının ve hikmetinin harikulade hallerinin birinden diğerine geçersiniz. İşte kullarını bu şekilde yaratan ve onları yarattığı andan itibaren en nihaî hallerine kadar bütün aşamalarda ileri derecede itina gösteren zatın bu hususların hiçbirisinde ortağı olamaz. O nedenle de O’ndan başka hiçbir kimse de ibadete hak sahibi olamaz:“O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”“Azîz’dir” Gücü ile bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren, herhangi bir eksiklikle vasfedilmekten yahut yerilmekten uzak olandır, “Hakîm’dir” yaratmasında ve şeriatında hikmeti sonsuz olandır.

Âl-i İmran 3:5

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Hayy’dır, Kayyûm’dur. 3, 4- O, sana Kitab’ı hak ile öncekileri tasdik edici olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de bundan önce, insanlara yol gösterici olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azizdir, intikam sahibidir. 5- Şüphe yok ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur; Azîz’dir, Hakîm’dir. (Medine’de inmiştir, 200 âyettir) 1. “Elif, lâm, mim” bunlar anlamlarını Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği harflerdir. 2. Yüce Allah kendisinin “Hayy” yani kâmil bir hayat sahibi olduğunu, “Kayyum” yani zatı ile kâim ve kullarının hallerini idare edip düzene koyan olduğunu haber vermektedir. O, onların gerek dini hallerini gerekse de dünyevî ve kaderî hallerini idare edip düzene koymuştur. 3-4. Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir surette hak ile Kitab’ı indirmiştir. Bu Kitabın kendisi hakkı kapsamaktadır ve “öncekileri” indirilmiş kitapları da “tasdik edici olarak” indirilmiş bulunmaktadır. Yani bu kitap da ondan önceki kitapların tanıklık ettiği hususlara tanıklık etmiştir, onlara uygundur ve o kitapları getiren peygamberleri de tasdik etmiştir. Aynı şekilde “Tevrat ve İncil’i de bundan” yani bu kitaptan “önce insanlara yol gösterici olarak indirmişti.” Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve ona indirdiği büyük Kitab ile risaleti kemale erdirmiş ve sonlandırmıştır. İndirdiği bu Kitabı sayesinde Allah bütün insanlara sapıklıklardan hidâyete çıkma ve cehaletlerden kurtulma yolunu göstermiştir. Hak ile batılı, mutluluk ile bedbahtlığı, Sırat-ı Müstakim ile cehenneme giden yolu birbirinden ayırt etmiştir. Bu Kitaba iman edip hidâyet bulan kimseler bu yolla pek çok hayır elde ederler, dünya ve âhiretin mükâfaatını kazanırlar. “Allah’ın” Kitabında ve Rasûlü vasıtası ile açık seçik bildirdiği “âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azîzdir” kendisine isyan edenlere karşı “intikam sahibidir.” 5-6. Yüce Allah’ın Kayyûm oluşunun bir gereği olarak O’nun ilmi, bütün yaratılmışları kuşatmıştır. “ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” gebelerin karnındakilere varıncaya kadar her şeyi bilir. “sizi dilediği gibi” erkek ya da dişi, yaratılışı tam yahut eksik olarak “şekillendiren O’dur.” Sizler O’nun yaratmasının çeşitli aşamalarının ve hikmetinin harikulade hallerinin birinden diğerine geçersiniz. İşte kullarını bu şekilde yaratan ve onları yarattığı andan itibaren en nihaî hallerine kadar bütün aşamalarda ileri derecede itina gösteren zatın bu hususların hiçbirisinde ortağı olamaz. O nedenle de O’ndan başka hiçbir kimse de ibadete hak sahibi olamaz:“O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”“Azîz’dir” Gücü ile bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren, herhangi bir eksiklikle vasfedilmekten yahut yerilmekten uzak olandır, “Hakîm’dir” yaratmasında ve şeriatında hikmeti sonsuz olandır.

Âl-i İmran 3:6

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Allah... O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Hayy’dır, Kayyûm’dur. 3, 4- O, sana Kitab’ı hak ile öncekileri tasdik edici olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de bundan önce, insanlara yol gösterici olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azizdir, intikam sahibidir. 5- Şüphe yok ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 6- Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur; Azîz’dir, Hakîm’dir. (Medine’de inmiştir, 200 âyettir) 1. “Elif, lâm, mim” bunlar anlamlarını Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği harflerdir. 2. Yüce Allah kendisinin “Hayy” yani kâmil bir hayat sahibi olduğunu, “Kayyum” yani zatı ile kâim ve kullarının hallerini idare edip düzene koyan olduğunu haber vermektedir. O, onların gerek dini hallerini gerekse de dünyevî ve kaderî hallerini idare edip düzene koymuştur. 3-4. Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir surette hak ile Kitab’ı indirmiştir. Bu Kitabın kendisi hakkı kapsamaktadır ve “öncekileri” indirilmiş kitapları da “tasdik edici olarak” indirilmiş bulunmaktadır. Yani bu kitap da ondan önceki kitapların tanıklık ettiği hususlara tanıklık etmiştir, onlara uygundur ve o kitapları getiren peygamberleri de tasdik etmiştir. Aynı şekilde “Tevrat ve İncil’i de bundan” yani bu kitaptan “önce insanlara yol gösterici olarak indirmişti.” Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve ona indirdiği büyük Kitab ile risaleti kemale erdirmiş ve sonlandırmıştır. İndirdiği bu Kitabı sayesinde Allah bütün insanlara sapıklıklardan hidâyete çıkma ve cehaletlerden kurtulma yolunu göstermiştir. Hak ile batılı, mutluluk ile bedbahtlığı, Sırat-ı Müstakim ile cehenneme giden yolu birbirinden ayırt etmiştir. Bu Kitaba iman edip hidâyet bulan kimseler bu yolla pek çok hayır elde ederler, dünya ve âhiretin mükâfaatını kazanırlar. “Allah’ın” Kitabında ve Rasûlü vasıtası ile açık seçik bildirdiği “âyetlerini inkar edenler için hiç şüphesiz şiddetli bir azap var. Allah Azîzdir” kendisine isyan edenlere karşı “intikam sahibidir.” 5-6. Yüce Allah’ın Kayyûm oluşunun bir gereği olarak O’nun ilmi, bütün yaratılmışları kuşatmıştır. “ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” gebelerin karnındakilere varıncaya kadar her şeyi bilir. “sizi dilediği gibi” erkek ya da dişi, yaratılışı tam yahut eksik olarak “şekillendiren O’dur.” Sizler O’nun yaratmasının çeşitli aşamalarının ve hikmetinin harikulade hallerinin birinden diğerine geçersiniz. İşte kullarını bu şekilde yaratan ve onları yarattığı andan itibaren en nihaî hallerine kadar bütün aşamalarda ileri derecede itina gösteren zatın bu hususların hiçbirisinde ortağı olamaz. O nedenle de O’ndan başka hiçbir kimse de ibadete hak sahibi olamaz:“O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”“Azîz’dir” Gücü ile bütün mahlukatı emrine boyun eğdiren, herhangi bir eksiklikle vasfedilmekten yahut yerilmekten uzak olandır, “Hakîm’dir” yaratmasında ve şeriatında hikmeti sonsuz olandır.

Âl-i İmran 3:7

7- Sana Kitabı indiren O’dur. Ondan bir kısım âyetler muhkemdir. Bunlar Kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşabihtir. Kalbinde eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak ve onu te’vil etmek için onun müteşabih olanına uyarlar. Halbuki onun te’vilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşmiş olanlar ise:“Biz ona iman ettik, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. Olgun akıllılardan başkası düşünüp öğüt almaz. 8- “Rabbimiz! Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi saptırma! Bize katından bir rahmet bağışla! Şüphesiz Vehhâb olan yalnız Sensin!” 7. Yüce Allah, azametinin ve kayyûmiyetinin kemalinin bir tecellisi olarak bu yüce Kitab’ı indirenin yalnız kendisi olduğunu haber vermektedir. Bu, öyle bir Kitaptır ki hidâyete iletmesi, belağatı, i’cazı, insanların durumlarını ıslah edip düzeltmesi bakımından benzeri veya ona yakın bir eşi bulunmamaktadır ve bulunmayacaktır. Bu Kitap anlamları gâyet açık seçik, başkasına benzeşip karışmayan muhkem buyruklar ihtiva eder. Bu Kitabın bir bölüm âyetleri de müteşabihtir. Farklı birkaç anlama gelme ihtimali vardır; fakat muhkemlerin ışığında ele alınmadıkları sürece yalnızca müteşabihlerin ele alınması halinde iki ihtimalden herhangi birisini tayin etmek imkânı yoktur. İşte kalplerinde hastalık, eğrilik ve sapma bulunan kimseler, kötü maksatları dolayısı ile müteşabih olana uyarlar ve o buyrukları kendi batıl kanaatlerine, asılsız görüşlerine delil gösterirler. Bundan maksatları ise Kitab’ı tahrif etmek, hem başkalarını saptırsınlar, hem kendileri sapsınlar diye onu kendi meşreb ve görüşlerine uygun te’vil etmektir. İlim ehli olup o kitapta derin bilgi sahibi bulunan ve kesin yakîn ile bilginin kalplerinin derinliklerine yerleşerek salih amellerde bulunmalarını ve marifet sahibi olmalarını sağladığı kimseler ise Kur’ân-ı Kerîm’in tümünün Allah tarafından geldiğini, muhkemi ile müteşabihi ile hepsinin hak olduğunu, hakkın bünyesi içerisinde ise çelişki ve tutarsızlık olmayacağını çok iyi bilirler. Onlar muhkem buyrukların anlam itibarıyla gâyet açık ve beyanlarının da gâyet sarih olduğunu bildikleri için, eksik bilgi ve az marifet dolayısı ile şaşkınlığa düşmeye sebep teşkil eden müteşabihleri o muhkemlere havale ederler. Müteşabih buyrukları muhkemin ışığında anlamak sureti ile de Kur’ân-ı Kerîm tümüyle muhkem olur. Ayrıca onlar:“Biz ona iman ettik, hepsi Rabbimiz katındandır, derler. Olgun akıllılardan” sağlam akıl sahibi kimselerden “başkası” faydalı hususları ve isabetli bilgileri “düşünüp öğüt almaz.” İşte bu buyrukta bu şekilde davranmanın, olgun akıl sahibi olmanın alâmetlerinden olduğuna, müteşabihlere tabi olmanın da hastalıklı görüş ve basit akıl sahibi, kötü maksatlı kimselerin niteliklerinden olduğuna delil vardır. Yüce Allah’ın:“Halbuki O’nun tevilini Allah’tan başkası bilmez” buyruğunda geçen “te’vil” kelimesi ile işlerin âkıbetinin, hakikatinin ve nereye varacaklarının bilinmesi kast edilecek olursa o takdirde: “إلا اللّٰه” üzerinde vakıf yapmak gerekir. Çünkü bu anlamı ile te’vili yalnızca Allah bilir. Şâyet te’vil ile tefsir ve sözün anlamının bilinmesi kastedilir ise o takdirde vakıf yapılmadan okunması daha uygun olur. Zira o takdirde bu, “ilimde derinleşmiş olanlar” hakkında bir övgü olur. (Buna göre anlam şöyle olur:“Hâlbuki onun te’vilini (tefsirini ve anlamını) ancak Allah ve ilimde derinleşmiş olanlar bilir.”) Böylece ilimde derinleşmiş olanların muhkem ve müteşabihleri ile Kitap ve Sünnetin naslarını nasıl anlayacaklarını bildikleri ifade edilmiş olur. İşte bu konumda insanların, sapanlar ve istikamet üzere olanlar olmak üzere ikiye ayrılmaları söz konusu olduğundan dolayı ilimde derinleşmiş olanlar Yüce Allah’a iman üzere kendilerine sebat vermesini dileyerek şöylece dua ederler: 8. “Rabbimiz, Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi saptırma” haktan batıla doğru meylettirme, çevirme; “bize katından” kendisi vasıtası ile hallerimizin ıslah olacağı “bir rahmet bağışla. Şüphesiz Vehhâb olan yalnız Sensin!” yani lütfu ve bağışı pek çok olan Sensin. İşte bu âyet-i kerime müteşabih buyruklar ile ilgili izlenmesi gereken yola bir örnek olarak gösterilebilir. Şöyle ki Yüce Allah, ilimde derinleşmiş olan kimselerin kendisinden, kendilerine hidâyet verdikten sonra kalplerini saptırmamasını istediklerini bildirmektedir. Başka bir takım âyet-i kerimelerde ise sapık kimselerin kalplerinin sapmalarına sebep teşkil eden hususları haber vermekte ve esasen bunun kendi kazandıkları ameller yüzünden olduklarını belirtmektedir:“Onlar sapıp eğrilince Allah da kalplerini saptırdı.”(es-Saff, 61/5); “Ve sonra yüz çevirip giderler, Allah da onların kalblerini ters çevirir.”(et-Tevbe, 9/127); “İlk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) biz de onların kalplerini ve gözlerini (haktan) çeviririz (de onu ne görür ne de kavrarlar).”(el-En’am, 6/110) Buna göre kul, Rabbinden yüz çevirip O’nun düşmanları ile dost olur, hakkı gördüğünde haktan yüz çevirir, batılı gördüğünde onu seçip tercih edecek olursa Yüce Allah kendisi için seçtiği şeye onu yöneltir, kalbini -sapmasının bir cezası olarak- haktan saptırıp uzaklaştırır. Bununla Allah o kimseye zulmetmiş olmaz. Aksine o kendi kendisine zulmetmiştir. O bakımdan kötülüğü çokça emreden nefsinden başka hiçbir kimseyi kınamamalıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

Âl-i İmran 3:8

7- Sana Kitabı indiren O’dur. Ondan bir kısım âyetler muhkemdir. Bunlar Kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşabihtir. Kalbinde eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak ve onu te’vil etmek için onun müteşabih olanına uyarlar. Halbuki onun te’vilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşmiş olanlar ise:“Biz ona iman ettik, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. Olgun akıllılardan başkası düşünüp öğüt almaz. 8- “Rabbimiz! Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi saptırma! Bize katından bir rahmet bağışla! Şüphesiz Vehhâb olan yalnız Sensin!” 7. Yüce Allah, azametinin ve kayyûmiyetinin kemalinin bir tecellisi olarak bu yüce Kitab’ı indirenin yalnız kendisi olduğunu haber vermektedir. Bu, öyle bir Kitaptır ki hidâyete iletmesi, belağatı, i’cazı, insanların durumlarını ıslah edip düzeltmesi bakımından benzeri veya ona yakın bir eşi bulunmamaktadır ve bulunmayacaktır. Bu Kitap anlamları gâyet açık seçik, başkasına benzeşip karışmayan muhkem buyruklar ihtiva eder. Bu Kitabın bir bölüm âyetleri de müteşabihtir. Farklı birkaç anlama gelme ihtimali vardır; fakat muhkemlerin ışığında ele alınmadıkları sürece yalnızca müteşabihlerin ele alınması halinde iki ihtimalden herhangi birisini tayin etmek imkânı yoktur. İşte kalplerinde hastalık, eğrilik ve sapma bulunan kimseler, kötü maksatları dolayısı ile müteşabih olana uyarlar ve o buyrukları kendi batıl kanaatlerine, asılsız görüşlerine delil gösterirler. Bundan maksatları ise Kitab’ı tahrif etmek, hem başkalarını saptırsınlar, hem kendileri sapsınlar diye onu kendi meşreb ve görüşlerine uygun te’vil etmektir. İlim ehli olup o kitapta derin bilgi sahibi bulunan ve kesin yakîn ile bilginin kalplerinin derinliklerine yerleşerek salih amellerde bulunmalarını ve marifet sahibi olmalarını sağladığı kimseler ise Kur’ân-ı Kerîm’in tümünün Allah tarafından geldiğini, muhkemi ile müteşabihi ile hepsinin hak olduğunu, hakkın bünyesi içerisinde ise çelişki ve tutarsızlık olmayacağını çok iyi bilirler. Onlar muhkem buyrukların anlam itibarıyla gâyet açık ve beyanlarının da gâyet sarih olduğunu bildikleri için, eksik bilgi ve az marifet dolayısı ile şaşkınlığa düşmeye sebep teşkil eden müteşabihleri o muhkemlere havale ederler. Müteşabih buyrukları muhkemin ışığında anlamak sureti ile de Kur’ân-ı Kerîm tümüyle muhkem olur. Ayrıca onlar:“Biz ona iman ettik, hepsi Rabbimiz katındandır, derler. Olgun akıllılardan” sağlam akıl sahibi kimselerden “başkası” faydalı hususları ve isabetli bilgileri “düşünüp öğüt almaz.” İşte bu buyrukta bu şekilde davranmanın, olgun akıl sahibi olmanın alâmetlerinden olduğuna, müteşabihlere tabi olmanın da hastalıklı görüş ve basit akıl sahibi, kötü maksatlı kimselerin niteliklerinden olduğuna delil vardır. Yüce Allah’ın:“Halbuki O’nun tevilini Allah’tan başkası bilmez” buyruğunda geçen “te’vil” kelimesi ile işlerin âkıbetinin, hakikatinin ve nereye varacaklarının bilinmesi kast edilecek olursa o takdirde: “إلا اللّٰه” üzerinde vakıf yapmak gerekir. Çünkü bu anlamı ile te’vili yalnızca Allah bilir. Şâyet te’vil ile tefsir ve sözün anlamının bilinmesi kastedilir ise o takdirde vakıf yapılmadan okunması daha uygun olur. Zira o takdirde bu, “ilimde derinleşmiş olanlar” hakkında bir övgü olur. (Buna göre anlam şöyle olur:“Hâlbuki onun te’vilini (tefsirini ve anlamını) ancak Allah ve ilimde derinleşmiş olanlar bilir.”) Böylece ilimde derinleşmiş olanların muhkem ve müteşabihleri ile Kitap ve Sünnetin naslarını nasıl anlayacaklarını bildikleri ifade edilmiş olur. İşte bu konumda insanların, sapanlar ve istikamet üzere olanlar olmak üzere ikiye ayrılmaları söz konusu olduğundan dolayı ilimde derinleşmiş olanlar Yüce Allah’a iman üzere kendilerine sebat vermesini dileyerek şöylece dua ederler: 8. “Rabbimiz, Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi saptırma” haktan batıla doğru meylettirme, çevirme; “bize katından” kendisi vasıtası ile hallerimizin ıslah olacağı “bir rahmet bağışla. Şüphesiz Vehhâb olan yalnız Sensin!” yani lütfu ve bağışı pek çok olan Sensin. İşte bu âyet-i kerime müteşabih buyruklar ile ilgili izlenmesi gereken yola bir örnek olarak gösterilebilir. Şöyle ki Yüce Allah, ilimde derinleşmiş olan kimselerin kendisinden, kendilerine hidâyet verdikten sonra kalplerini saptırmamasını istediklerini bildirmektedir. Başka bir takım âyet-i kerimelerde ise sapık kimselerin kalplerinin sapmalarına sebep teşkil eden hususları haber vermekte ve esasen bunun kendi kazandıkları ameller yüzünden olduklarını belirtmektedir:“Onlar sapıp eğrilince Allah da kalplerini saptırdı.”(es-Saff, 61/5); “Ve sonra yüz çevirip giderler, Allah da onların kalblerini ters çevirir.”(et-Tevbe, 9/127); “İlk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) biz de onların kalplerini ve gözlerini (haktan) çeviririz (de onu ne görür ne de kavrarlar).”(el-En’am, 6/110) Buna göre kul, Rabbinden yüz çevirip O’nun düşmanları ile dost olur, hakkı gördüğünde haktan yüz çevirir, batılı gördüğünde onu seçip tercih edecek olursa Yüce Allah kendisi için seçtiği şeye onu yöneltir, kalbini -sapmasının bir cezası olarak- haktan saptırıp uzaklaştırır. Bununla Allah o kimseye zulmetmiş olmaz. Aksine o kendi kendisine zulmetmiştir. O bakımdan kötülüğü çokça emreden nefsinden başka hiçbir kimseyi kınamamalıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

Âl-i İmran 3:9

9- “Rabbimiz; kendisinde hiçbir şüphe olmayan bir günde insanları toplayacak olan muhakkak Sensin. Elbette Allah sözünden dönmez.” 9. “Rabbimiz; kendisinde hiçbir şüphe olmayan bir günde insanları toplayacak olan muhakkak Sensin…” Bu, ilimde derinleşmiş onların sözlerinin bir devamıdır. Bu dua öldükten sonra dirilişin ve amellerin karşılığının verilmesinin ikrarı, tam bir yakîni ve Yüce Allah’ın mutlaka vaad ettiği şeyi gerçekleştireceğine imanı ihtiva etmektedir. Böyle bir iman ise bunun gereği olan ameli ve böyle bir güne tam bir hazırlığı beraberinde getirir. Öldükten sonra diriliş ve amellerin karşılığının görüleceğine dair iman kalplerin ıslahının esasıdır. Hayra rağbet edip ona yönelmenin, şerden kaçınmanın da temelidir. Bunlar ise bütün hayırların başını teşkil etmektedir.

Âl-i İmran 3:10

10- Kâfirlere ne mallarının, ne de evlatlarının Allah’a karşı hiçbir faydası olmayacaktır. İşte ateşin yakacağı da onlardır. 11- Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan önce gelenlerin yaptıkları gibi. Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi. Allah cezası pek şiddetli olandır. 10-11. Yüce Allah Kıyamet gününü söz konusu ettikten sonra Allah’a küfredenlerin, peygamberlerini yalanlayanların cehenneme girmelerinin ve orayı boylamalarının kaçınılmaz olduğunu zikretmektedir. Bunların malları ve evlatları Allah’ın azabına karşı kendilerine herhangi bir fayda sağlamayacaktır. Dünya hayatında da başlarına, Firavun’un ve Allah’ın âyetlerini yalanlayan diğer ümmetlerin başına gelen ceza ve azapların benzerinin geleceğini bildirmektedir ki “Allah onları günahlarından dolayı yakalayıverdi” ve onlara uhrevi cezalar ile birleştirilecek şekilde dünyevi cezaları da derhal verdi. “Allah cezası pek şiddetli olandır.” Sakın O’nun cezasını küçümsemeye kalkışmayın, böyle yaparsanız küfür ve yalanlamayı sürdürmek size kolay gelir.

Âl-i İmran 3:11

10- Kâfirlere ne mallarının, ne de evlatlarının Allah’a karşı hiçbir faydası olmayacaktır. İşte ateşin yakacağı da onlardır. 11- Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan önce gelenlerin yaptıkları gibi. Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi. Allah cezası pek şiddetli olandır. 10-11. Yüce Allah Kıyamet gününü söz konusu ettikten sonra Allah’a küfredenlerin, peygamberlerini yalanlayanların cehenneme girmelerinin ve orayı boylamalarının kaçınılmaz olduğunu zikretmektedir. Bunların malları ve evlatları Allah’ın azabına karşı kendilerine herhangi bir fayda sağlamayacaktır. Dünya hayatında da başlarına, Firavun’un ve Allah’ın âyetlerini yalanlayan diğer ümmetlerin başına gelen ceza ve azapların benzerinin geleceğini bildirmektedir ki “Allah onları günahlarından dolayı yakalayıverdi” ve onlara uhrevi cezalar ile birleştirilecek şekilde dünyevi cezaları da derhal verdi. “Allah cezası pek şiddetli olandır.” Sakın O’nun cezasını küçümsemeye kalkışmayın, böyle yaparsanız küfür ve yalanlamayı sürdürmek size kolay gelir.

Âl-i İmran 3:12

12- O kâfirlere de ki:“Yakında yenileceksiniz ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz. O ne kötü döşektir!” 13- (Bedir’de) karşılaşan iki toplulukta sizin için gereçkten bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise kâfirdi ve onlar, diğerlerini (Allah yolunda savaşanları) gözleri ile kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah yardımı ile dilediğini destekler. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır. 12-13. Bu buyruklar mü’minler için bir hayır ve müjde, kâfirler için de bir korkutmadır. Allah Dünya’da kafirlerin mutlaka yenileceklerini bildirmektedir. Nitekim iş Yüce Allah’ın haber verdiği şekilde gerçekleşmiş ve benzeri görülmedik bir şekilde yenik düşmüşlerdir. Yüce Allah Bedir’de meydana gelen olayları, Peygamberinin doğruluğuna, onun hak üzere bulunduğuna, düşmanlarının da batıl üzere olduklarına delalet eden ilâhi belgelerden birisi kılmıştır. O savaşta iki kesim karşı karşıya gelmişti. Mü’minler tarafı ancak üç yüz on küsür kişi idi ve hazırlıkları da azdı. Onlar az olmakla birlikte kâfirler bin kişiye yakın idiler. Ayrıca silâh ve diğer gereçleri itibari ile de hazırlıkları tamdı. Yüce Allah yardımı ile mü’minleri destekledi ve Allah’ın izni ile mü’minler kâfirleri yendi. İşte bu olayda basiret sahibi kimselere büyük bir ibret vardır. Şâyet bu, batıl ile karşılaştığında onu darmadağın ve yok eden hakkın ta kendisi olmasa idi sonucun -maddi sebeplere göre- tam aksi olması gerekirdi.

Âl-i İmran 3:13

12- O kâfirlere de ki:“Yakında yenileceksiniz ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz. O ne kötü döşektir!” 13- (Bedir’de) karşılaşan iki toplulukta sizin için gereçkten bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise kâfirdi ve onlar, diğerlerini (Allah yolunda savaşanları) gözleri ile kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah yardımı ile dilediğini destekler. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır. 12-13. Bu buyruklar mü’minler için bir hayır ve müjde, kâfirler için de bir korkutmadır. Allah Dünya’da kafirlerin mutlaka yenileceklerini bildirmektedir. Nitekim iş Yüce Allah’ın haber verdiği şekilde gerçekleşmiş ve benzeri görülmedik bir şekilde yenik düşmüşlerdir. Yüce Allah Bedir’de meydana gelen olayları, Peygamberinin doğruluğuna, onun hak üzere bulunduğuna, düşmanlarının da batıl üzere olduklarına delalet eden ilâhi belgelerden birisi kılmıştır. O savaşta iki kesim karşı karşıya gelmişti. Mü’minler tarafı ancak üç yüz on küsür kişi idi ve hazırlıkları da azdı. Onlar az olmakla birlikte kâfirler bin kişiye yakın idiler. Ayrıca silâh ve diğer gereçleri itibari ile de hazırlıkları tamdı. Yüce Allah yardımı ile mü’minleri destekledi ve Allah’ın izni ile mü’minler kâfirleri yendi. İşte bu olayda basiret sahibi kimselere büyük bir ibret vardır. Şâyet bu, batıl ile karşılaştığında onu darmadağın ve yok eden hakkın ta kendisi olmasa idi sonucun -maddi sebeplere göre- tam aksi olması gerekirdi.

Âl-i İmran 3:14

14- Kadınlar, oğullar, yığın yığın yüklerle altın ve gümüş, salma güzel atlar, davarlar ve ekinler gibi arzulanan şeylere düşkünlük, insanlara süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının (geçici) faydalarıdır. Güzel dönüş yeri ise Allah nezdindedir. 15- De ki: “Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri nezdinde altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedi kalacaklardır. Onlar için tertemiz zevceler ve Allah’tan da bir rıza vardır. Allah kullarını hakkıyla görendir. 14. Yüce Allah bu iki âyet-i kerimede dünya hayatını âhirete tercih hususunda insanların durumunu ve iki yurt arasındaki büyük farklılığı ve muazzam ayrılığı haber vermektedir. Yine insanlara bu dünyevi süslerin, cazip ve güzel gösterildiğini, onların da gözlerini bunlara diktiklerini, kalplerine tatlı geldiğini, nefislerin bunlarla zevk alıp lezzetlerine varmaya yöneldiklerini haber vermektedir. Her bir kesim bu türlerden birisine meyleder, bu süslü gördükleri şeyi elde etmek için bütün gayretlerini ortaya koyar ve bunun bilgilerinin vardığı son nokta olarak kabul ederler. Buna rağmen bütün bunlar dünya hayatının az olan faydasıdır ve kısa bir süre içerisinde geçip gidecektir. İşte “Bunlar dünya hayatının (geçici) faydalarıdır. Güzel dönüş yeri ise Allah nezdindedir.” 15. Daha sonra Yüce Allah, Allah’tan sakınan, O’na kulluk eden takva sahipleri için bu zevk ve lezzetlerden daha hayırlı olanlarının hazılanmış olduğunu haber vermektedir. Onlar için çeşit çeşit, hayırlı ve kalıcı nimetler hazırlanmıştır. Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına bile gelmedik ebedi nimetler vardır. Onlar için Allah’tan bir razı oluş da vardır. Bu ise her şeyden daha büyüktür. Onlara her türlü rahatsızlık ve eksiklikten tertemiz kılınmış zevceler de vardır. Onların huyları güzel, yaratılışları da mükemmeldir. Zira bir şeyin nefyedilmesi (olmadığının söylenmesi) onun zıddının varlığını gerektirir. İşte bu zevcelerin rahatsızlık verici hususlardan arındırılmış olmaları da kemal sıfatları ile nitelendirilmelerini gerektirmektedir. “Allah kullarını hakkıyla görendir.” Dolaysıyla da onlardan her birisi ne için yaratılmış ise onu, o kimselere kolaylaştırır. Mutlu ve bahtiyar olanlara bu kalıcı âhiret yurdu için amelde bulunmayı kolaylaştırır. Onlar da bu dünya hayatından Allah’a ibadet ve O’na itaatte kendilerine yardım ve destek sağlayacak şeyleri alırlar. Bedbaht ve haktan yüz çeviren kimselere gelince onlar da kendilerine yaraşır amelleri işlerler, dünya hayatından razı ve memnun olur, bu hayata meyleder ve bu hayatı kalıcı kabul ederler.

Âl-i İmran 3:15

14- Kadınlar, oğullar, yığın yığın yüklerle altın ve gümüş, salma güzel atlar, davarlar ve ekinler gibi arzulanan şeylere düşkünlük, insanlara süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının (geçici) faydalarıdır. Güzel dönüş yeri ise Allah nezdindedir. 15- De ki: “Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri nezdinde altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedi kalacaklardır. Onlar için tertemiz zevceler ve Allah’tan da bir rıza vardır. Allah kullarını hakkıyla görendir. 14. Yüce Allah bu iki âyet-i kerimede dünya hayatını âhirete tercih hususunda insanların durumunu ve iki yurt arasındaki büyük farklılığı ve muazzam ayrılığı haber vermektedir. Yine insanlara bu dünyevi süslerin, cazip ve güzel gösterildiğini, onların da gözlerini bunlara diktiklerini, kalplerine tatlı geldiğini, nefislerin bunlarla zevk alıp lezzetlerine varmaya yöneldiklerini haber vermektedir. Her bir kesim bu türlerden birisine meyleder, bu süslü gördükleri şeyi elde etmek için bütün gayretlerini ortaya koyar ve bunun bilgilerinin vardığı son nokta olarak kabul ederler. Buna rağmen bütün bunlar dünya hayatının az olan faydasıdır ve kısa bir süre içerisinde geçip gidecektir. İşte “Bunlar dünya hayatının (geçici) faydalarıdır. Güzel dönüş yeri ise Allah nezdindedir.” 15. Daha sonra Yüce Allah, Allah’tan sakınan, O’na kulluk eden takva sahipleri için bu zevk ve lezzetlerden daha hayırlı olanlarının hazılanmış olduğunu haber vermektedir. Onlar için çeşit çeşit, hayırlı ve kalıcı nimetler hazırlanmıştır. Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına bile gelmedik ebedi nimetler vardır. Onlar için Allah’tan bir razı oluş da vardır. Bu ise her şeyden daha büyüktür. Onlara her türlü rahatsızlık ve eksiklikten tertemiz kılınmış zevceler de vardır. Onların huyları güzel, yaratılışları da mükemmeldir. Zira bir şeyin nefyedilmesi (olmadığının söylenmesi) onun zıddının varlığını gerektirir. İşte bu zevcelerin rahatsızlık verici hususlardan arındırılmış olmaları da kemal sıfatları ile nitelendirilmelerini gerektirmektedir. “Allah kullarını hakkıyla görendir.” Dolaysıyla da onlardan her birisi ne için yaratılmış ise onu, o kimselere kolaylaştırır. Mutlu ve bahtiyar olanlara bu kalıcı âhiret yurdu için amelde bulunmayı kolaylaştırır. Onlar da bu dünya hayatından Allah’a ibadet ve O’na itaatte kendilerine yardım ve destek sağlayacak şeyleri alırlar. Bedbaht ve haktan yüz çeviren kimselere gelince onlar da kendilerine yaraşır amelleri işlerler, dünya hayatından razı ve memnun olur, bu hayata meyleder ve bu hayatı kalıcı kabul ederler.

Âl-i İmran 3:16

16, 17- Onlar:“Rabbimiz, biz gerçekten iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru.” diyen, sabreden, sadık olan, kunut eden, infak eden ve seher vakitlerinde mağfiret dileyen kimselerdir. 16-17. İlimde derinleşmiş, ilim ve iman ehli kimseler, günahlarının bağışlanması ve cehennem azabından korunmak için imanları ile Rablerine yalvarır ve yönelirler. İşte bu, Yüce Allah’ın sevdiği vesilelerden (tevessül çeşitlerinden)dir. Kul Rabbine, Allah’ın kendisine lütfetmiş olduğu iman ve salih amelleri vesile kılarak Allah’ın kendi üzerindeki nimetlerini -mükâfaatın elde edilmesi ve cezanın da uzaklaştırılması sureti ile- tamamlamasını ister. Daha sonra Yüce Allah bu hayırlı kullarını en güzel nitelikler ile vasfetmektedir ki bunların ilki “Allah’ın rızasını isteyerek nefsi, Allah’ın sevdiği şeylerin sınırında tutmak” demek olan sabırdır. Onlar Allah’a itaat üzere sabrederler, O’nun masiyetlerine karşı sabrederler ve can yakıcı ilahi takdire sabrederler. Söz ve fiillerde “sıdk/doğruluk” da onların sıfatlarındandır. “Sıdk”, iç ile dışın aynı olması ve Sırat-i Müstakimi izlemekte samimi ve kararlı olmak demektir. Yine “gönülden boyun eğmek ve itaat üzere devam etmek” demek olan kunût da onların sıfatları arasındadır. Hayır yollarında fakirlere ve muhtaçlara infak etmek, özellikle de seher vakitlerinde Allah’tan mağfiret dilemek de bu hayırlı kulların nitelikleri arasındadır. Bunlar gece namazlarını seher vaktine kadar devam ettirirler ve bu vakitte de oturup Yüce Allah’tan mağfiret dilerler.

Âl-i İmran 3:17

16, 17- Onlar:“Rabbimiz, biz gerçekten iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru.” diyen, sabreden, sadık olan, kunut eden, infak eden ve seher vakitlerinde mağfiret dileyen kimselerdir. 16-17. İlimde derinleşmiş, ilim ve iman ehli kimseler, günahlarının bağışlanması ve cehennem azabından korunmak için imanları ile Rablerine yalvarır ve yönelirler. İşte bu, Yüce Allah’ın sevdiği vesilelerden (tevessül çeşitlerinden)dir. Kul Rabbine, Allah’ın kendisine lütfetmiş olduğu iman ve salih amelleri vesile kılarak Allah’ın kendi üzerindeki nimetlerini -mükâfaatın elde edilmesi ve cezanın da uzaklaştırılması sureti ile- tamamlamasını ister. Daha sonra Yüce Allah bu hayırlı kullarını en güzel nitelikler ile vasfetmektedir ki bunların ilki “Allah’ın rızasını isteyerek nefsi, Allah’ın sevdiği şeylerin sınırında tutmak” demek olan sabırdır. Onlar Allah’a itaat üzere sabrederler, O’nun masiyetlerine karşı sabrederler ve can yakıcı ilahi takdire sabrederler. Söz ve fiillerde “sıdk/doğruluk” da onların sıfatlarındandır. “Sıdk”, iç ile dışın aynı olması ve Sırat-i Müstakimi izlemekte samimi ve kararlı olmak demektir. Yine “gönülden boyun eğmek ve itaat üzere devam etmek” demek olan kunût da onların sıfatları arasındadır. Hayır yollarında fakirlere ve muhtaçlara infak etmek, özellikle de seher vakitlerinde Allah’tan mağfiret dilemek de bu hayırlı kulların nitelikleri arasındadır. Bunlar gece namazlarını seher vaktine kadar devam ettirirler ve bu vakitte de oturup Yüce Allah’tan mağfiret dilerler.

Âl-i İmran 3:18

18- Allah adaleti ortaya koyarak kendisinden başka (hak) ilâh olmadığına şehadet etti. Melekler ve ilim sahipleri de (buna şahitlik ettiler). O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Azîz’dir, Hakîm’dir. 18. “Allah adaleti ortaya koyarak kendisinden başka (hak) ilâh olmadığına şehadet etti.” İşte bu yüce ve mutlak egemen el-Melik’in, meleklerin ve ilim ehlinin yaptıkları şehadetlerin en büyüğüdür. Şahitlik ettikleri şey de hakkında şahitlik edilenlerin en üstün ve en değerlisidir. O da Yüce Allah’ın tevhidi ve O’nun adaleti ayakta tuttuğudur. Bu aynı zamanda şeriatın bütün hükümlerine ve amellerin karşılıklarına dair bütün ahkâma şehadet etmeyi de kapsar. Çünkü şeriat ve dinin aslı ve temeli, Yüce Allah’ı tevhid, yalnız O’na ibadet etmek, azamet ve kibriya sıfatlarına tek başına O’nun sahip olduğunu itiraf etmektir. Bunlar; şeref, izzet, kudret, celal, cömertlik sıfatları, iyilik, rahmet, ihsan, cemal ve yaratılmışlardan hiçbir kimsenin sayamayacağı, kısmen dahi kuşatamayacağı yahut ulaşamayacağı ya da O’na övgünün nihaî derecesine varamayacağı mutlak kemal sıfatlarının yalnız O’na ait olduğunu kabul etmektir. Şeriatın öngördüğü ibadetler, muamelat ve bunlara dair diğer hükümler, emir ve nehiyler gibi şeyler de mutlak adalettir. Bunlarda herhangi bir şekilde zulüm ve haksızlık yoktur. Aksine bütün bunlar son derece hikmetli ve muhkemdir. Aynı şekilde iyi ve kötü amellere verilecek karşılıkların hepsi de adalettir. “De ki: Kimin şahitliği en büyüktür. De ki: Allah...”(el-En’âm, 6/19) Buna göre Allah’ın tevhidi, dini ve amellere tespit ettiği karşılıkların verilmesi hususları, en ufak bir şüpheyi taşımayacak şekilde sabit olmuştur ve bunlar, hakikatlerin en büyüğü ve en açık olanıdır. Allah buna dair sayılamayacak ve hesap edilemeyecek kadar kat’i delil ve belgeyi ortaya koymuştur. Bu âyet-i kerimede ilim ve ilim adamlarının fazileti de ortaya çıkmaktadır. Çünkü Allah sair insanlar arasından özellikle onları zikretmiş ve onların şahitliklerini kendisinin ve meleklerin şahitliği ile birlikte söz konusu etmiş, ilim adamlarının şahitliğini Allah’ın tevhidine, dinine, amellerin karşılığının verileceğine dair en büyük delil ve belgeler arasında değerlendirmiş, böylece mükelleflerin bu adil ve doğru şahitliği kabul etmeleri gerektiğini vurgulamıştır. Yine bunun kapsamında ilim adamlarının adil oldukları, diğer insanların onlara tabi oldukları, ilim adamlarının ise kendilerine uyulması gereken önderler oldukları ortaya konmaktadır. Bu ise değeri ve kadri tespit edilemeyecek kadar büyük bir fazileti, şerefi ve üstün bir mevkiyi ifade eder.

Âl-i İmran 3:19

19- Şüphesiz Allah katında din İslâmdır. Kendilerine Kitap verilenler ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse muhakkak Allah hesabı pek çabuk görendir. 19. “Şüphesiz Allah katında din İslâmdır.” Yüce Allah, katında kendisinden başka gerçek dinin bulunmadığı ve kendisinden başkasının makbul sayılmayacağı dinin İslam olduğunu haber veriyor. İslâm ise zahiren ve batınen Allah’ın peygamberleri vasıtası ile teşrî buyurduğu şekilde yalnızca Allah’a boyun eğmektir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa o, ondan asla kabul olunmaz ve o, âhirette zarara uğrayanlardan olur.”(Âl-i İmran, 3/85) Buna göre İslâm dininden başka bir dine bağlanan kimse gerçekte Allah’a boyun eğmemiş olur. Çünkü o, Allah’ın peygamberi vasıtası ile teşrî buyurduğu yolu izlememektedir. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehlinin bunu bildiklerini, onların inat ederek ve kıskançlıkları sebebi ile anlaşmazlığa düşüp bu doğru yoldan saptıklarını haber vermektedir. Çünkü anlaşmazlığa düşmemelerini gerektiren ve gerçek dine bağlı kalmalarını ön gören bilgi onlara ulaşmıştır. Diğer taraftan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de onlara peygamber olarak geldiğinde onu tam olarak tanıdılar. Kıskançlık, haksızlık ve Allah’ın âyetlerini inkara sapmaları, onları hakka uymaktan alıkoydu. “Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse muhakkak Allah hesabı pek çabuk görendir.” O halde artık bunu beklesinler, şüphesiz ki o gün gelecektir ve Allah dünyada yaptıklarının karşılığı ile onları cezalandıracaktır.

Âl-i İmran 3:20

20- Şayet seninle münakaşaya kalkışırlarsa de ki:“Ben yüzümü/kendimi Allah’a teslim ettim, bana uyanlar da.” Kendilerine Kitap verilenlerle ümmilere de de ki: “Siz de İslâm/teslim oldunuz mu?” Eğer İslâm/teslim olurlarsa muhakkak hidâyet bulmuş olurlar. Şâyet yüz çevirirlerse artık sana düşen ancak tebliğdir. Allah kulları çok iyi görendir. 20. “Şayet seninle münakaşaya kalkışırlarsa…” Yüce Allah, nezdinde geçerli olacak gerçek dinin İslâm olduğunu beyan etmiş, Kitap ehli de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile sözlü olarak tartışmaya girişmişler, bu konuda onlara karşı susturucu deliller ortaya konulmuş, ancak onlar bu delillere karşı inatla karşı koymuşlardır. Yüce Allah bunun üzerine Peygamber’e “yüzünü” yani zahiri ve batını ile kendisini Yüce Allah’a teslim ettiğini, kendisine tabi olanların durumunun da aynı olduğunu söyleyip bunu ilan etmesini emretti. Zira onlar da bu katıksız itaat ve boyun eğme hususunda ona muvafakat etmişlerdir. Yine ona bütün insanlara, hem Kitap ehline hem de “ümmilere” yani kendilerine kitap gönderilmemiş olan Araplara ve Arap olmayanlara şöyle demesini emretmiştir: Eğer İslam/teslim olursanız, dosdoğru yol, hidâyet ve hak üzeresiniz demektir. Eğer yüz çevirecek olursanız, hesabınızı görmek Allah’a aittir. Bana düşen ancak tebliğde bulunmaktır ve ben de size tebliğimi yaptım ve delili ortaya koydum.

Âl-i İmran 3:21

21- Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere ve insanlar arasında adaletle emreden kimseleri öldürenlere can yakıcı bir azabı müjdele! 22- İşte onlar dünyada da, âhirette de amelleri heder olmuş kimselerdir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur. 21-22. Yani Allah’ın âyetlerini inkar etmek, Allah’ın peygamberlerini yalanlamak, bütün insanlar üzerinde gerçekten en büyük hakka sahip olan ve insanlara, bütün din ve akılların ittifakla kabul ettiği bir değer olan adaleti emreden peygamberleri ve hidâyet önderlerini öldürmek gibi şerleri kendilerinde toplayanlar, işte bu büyük cinâyeti işleyenler “dünyada da âhirette de amelleri heder olmuş kimselerdir.” Bundan dolayı da can yakıcı azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabına karşı bunlara yardımcı olacak ve onları Allah’ın azabından kurtaracak bir kimse de yoktur.

Âl-i İmran 3:22

21- Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere ve insanlar arasında adaletle emreden kimseleri öldürenlere can yakıcı bir azabı müjdele! 22- İşte onlar dünyada da, âhirette de amelleri heder olmuş kimselerdir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur. 21-22. Yani Allah’ın âyetlerini inkar etmek, Allah’ın peygamberlerini yalanlamak, bütün insanlar üzerinde gerçekten en büyük hakka sahip olan ve insanlara, bütün din ve akılların ittifakla kabul ettiği bir değer olan adaleti emreden peygamberleri ve hidâyet önderlerini öldürmek gibi şerleri kendilerinde toplayanlar, işte bu büyük cinâyeti işleyenler “dünyada da âhirette de amelleri heder olmuş kimselerdir.” Bundan dolayı da can yakıcı azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabına karşı bunlara yardımcı olacak ve onları Allah’ın azabından kurtaracak bir kimse de yoktur.

Âl-i İmran 3:23

23- Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabına davet olunuyorlar da sonra onlardan bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor. 24- Bu onların:“Sayılı günler dışında bize asla ateş dokunmayacak” demelerindendir. Uydurageldikleri şeyler, dinleri hususunda kendilerini aldatmıştır. 25- Geleceğinde hiçbir şüphe olmayan ve herkese kazandığı -hiçbir zulme uğramaksızın- eksiksiz ödeneceği bir gün için kendilerini topladığımızda (bakalım halleri) nasıl olacak? 23. Yani sen şu “kendilerine kitaptan bir pay verilenlere” bakmaz ve yaptıklarına hayret etmez misin? “Aralarında hüküm vermesi için” Allah’ın daha önceki rasûllerine indirdiklerini tasdik eden “Allah’ın kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor” hakka uymayıp sırt çeviriyor. Bununla sanki şöyle denmektedir:“Onları bu şekilde yüz çevirmeye iten nedir? Hâlbuki ona herkesten çok onların tabi olmaları gerekir ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin gerçek olduğunu bütün insanlar arasında en çok onlar bilmektedirler.” Âyet-i kerime buna dair iki sebebi söz konusu etmektedir: 24. Bunların birincisi: Kendilerinin kurtulacaklarına dair batıl şahitlikleri, kendilerini bu konuda güven altında hissetmeleri, ateşin kendi bozuk hevalarına göre belirledikleri sayılı birkaç gün dışında kendilerine dokunmayacağını ileri sürmeleridir. Sanki mülkün tedbir ve takdiri onların elindeymiş gibi! Zira onlar:“Yahudi ve hıristiyan olandan başkası asla cennete giremez”(el-Bakara, 2/111) demişlerdir. Bilindiği gibi bunlar, dinen de aklen de batıl ve geçersiz temenniler, boş kuruntulardır. İkinci sebeb ise Allah’ın âyetlerini yalanlayıp Allah’a iftirada bulunduklarından şeytan kötü amellerini kendilerine süslü ve güzel gösterdi ve onlar da buna aldandılar. Yaptıklarının hak olduğu zannına kapıldılar. Bu ise onların haktan yüz çevirişlerinin bir cezasıdır. 25. Peki, böylelerinin hali ne olacak? Allah Kıyamet gününde onları bir araya toplayıp herkese amellerinin karşılıklarını eksiksiz verdiğinde, Allah’ın adaleti de kulları arasında uygulanacağında, işte o vakit onların karşı karşıya kalacakları ceza ile kaybedecekleri hayır ve mükâfaatları takdir etmeye imkân olmayacaktır. Bunun sebebi de onların kendi elleri ile kazandıklarıdır. Yoksa “Rabbin kullara zulmedici değildir.”(Fussilet, 41/46)

Âl-i İmran 3:24

23- Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabına davet olunuyorlar da sonra onlardan bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor. 24- Bu onların:“Sayılı günler dışında bize asla ateş dokunmayacak” demelerindendir. Uydurageldikleri şeyler, dinleri hususunda kendilerini aldatmıştır. 25- Geleceğinde hiçbir şüphe olmayan ve herkese kazandığı -hiçbir zulme uğramaksızın- eksiksiz ödeneceği bir gün için kendilerini topladığımızda (bakalım halleri) nasıl olacak? 23. Yani sen şu “kendilerine kitaptan bir pay verilenlere” bakmaz ve yaptıklarına hayret etmez misin? “Aralarında hüküm vermesi için” Allah’ın daha önceki rasûllerine indirdiklerini tasdik eden “Allah’ın kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor” hakka uymayıp sırt çeviriyor. Bununla sanki şöyle denmektedir:“Onları bu şekilde yüz çevirmeye iten nedir? Hâlbuki ona herkesten çok onların tabi olmaları gerekir ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin gerçek olduğunu bütün insanlar arasında en çok onlar bilmektedirler.” Âyet-i kerime buna dair iki sebebi söz konusu etmektedir: 24. Bunların birincisi: Kendilerinin kurtulacaklarına dair batıl şahitlikleri, kendilerini bu konuda güven altında hissetmeleri, ateşin kendi bozuk hevalarına göre belirledikleri sayılı birkaç gün dışında kendilerine dokunmayacağını ileri sürmeleridir. Sanki mülkün tedbir ve takdiri onların elindeymiş gibi! Zira onlar:“Yahudi ve hıristiyan olandan başkası asla cennete giremez”(el-Bakara, 2/111) demişlerdir. Bilindiği gibi bunlar, dinen de aklen de batıl ve geçersiz temenniler, boş kuruntulardır. İkinci sebeb ise Allah’ın âyetlerini yalanlayıp Allah’a iftirada bulunduklarından şeytan kötü amellerini kendilerine süslü ve güzel gösterdi ve onlar da buna aldandılar. Yaptıklarının hak olduğu zannına kapıldılar. Bu ise onların haktan yüz çevirişlerinin bir cezasıdır. 25. Peki, böylelerinin hali ne olacak? Allah Kıyamet gününde onları bir araya toplayıp herkese amellerinin karşılıklarını eksiksiz verdiğinde, Allah’ın adaleti de kulları arasında uygulanacağında, işte o vakit onların karşı karşıya kalacakları ceza ile kaybedecekleri hayır ve mükâfaatları takdir etmeye imkân olmayacaktır. Bunun sebebi de onların kendi elleri ile kazandıklarıdır. Yoksa “Rabbin kullara zulmedici değildir.”(Fussilet, 41/46)

Âl-i İmran 3:25

23- Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabına davet olunuyorlar da sonra onlardan bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor. 24- Bu onların:“Sayılı günler dışında bize asla ateş dokunmayacak” demelerindendir. Uydurageldikleri şeyler, dinleri hususunda kendilerini aldatmıştır. 25- Geleceğinde hiçbir şüphe olmayan ve herkese kazandığı -hiçbir zulme uğramaksızın- eksiksiz ödeneceği bir gün için kendilerini topladığımızda (bakalım halleri) nasıl olacak? 23. Yani sen şu “kendilerine kitaptan bir pay verilenlere” bakmaz ve yaptıklarına hayret etmez misin? “Aralarında hüküm vermesi için” Allah’ın daha önceki rasûllerine indirdiklerini tasdik eden “Allah’ın kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor” hakka uymayıp sırt çeviriyor. Bununla sanki şöyle denmektedir:“Onları bu şekilde yüz çevirmeye iten nedir? Hâlbuki ona herkesten çok onların tabi olmaları gerekir ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin gerçek olduğunu bütün insanlar arasında en çok onlar bilmektedirler.” Âyet-i kerime buna dair iki sebebi söz konusu etmektedir: 24. Bunların birincisi: Kendilerinin kurtulacaklarına dair batıl şahitlikleri, kendilerini bu konuda güven altında hissetmeleri, ateşin kendi bozuk hevalarına göre belirledikleri sayılı birkaç gün dışında kendilerine dokunmayacağını ileri sürmeleridir. Sanki mülkün tedbir ve takdiri onların elindeymiş gibi! Zira onlar:“Yahudi ve hıristiyan olandan başkası asla cennete giremez”(el-Bakara, 2/111) demişlerdir. Bilindiği gibi bunlar, dinen de aklen de batıl ve geçersiz temenniler, boş kuruntulardır. İkinci sebeb ise Allah’ın âyetlerini yalanlayıp Allah’a iftirada bulunduklarından şeytan kötü amellerini kendilerine süslü ve güzel gösterdi ve onlar da buna aldandılar. Yaptıklarının hak olduğu zannına kapıldılar. Bu ise onların haktan yüz çevirişlerinin bir cezasıdır. 25. Peki, böylelerinin hali ne olacak? Allah Kıyamet gününde onları bir araya toplayıp herkese amellerinin karşılıklarını eksiksiz verdiğinde, Allah’ın adaleti de kulları arasında uygulanacağında, işte o vakit onların karşı karşıya kalacakları ceza ile kaybedecekleri hayır ve mükâfaatları takdir etmeye imkân olmayacaktır. Bunun sebebi de onların kendi elleri ile kazandıklarıdır. Yoksa “Rabbin kullara zulmedici değildir.”(Fussilet, 41/46)

Âl-i İmran 3:26

26- De ki:“Ey hükümranlığın sahibi olan Allah’ım! Sen hükümranlığı dilediğine verirsin, dilediğinden de hükümranlığı çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini de zelil edersin. Hayır (tümüyle) senin elindedir. Şüphesiz Sen her şeye kadirsin. 27- Geceyi gündüze eklersin, gündüzü de geceye eklersin. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın ve dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” 26-27. Yüce Allah asaleten peygamberine tebean da ümmetine hitaben işleri çekip çevirmenin, tasarrufta bulunmanın, ulvi ve süfli alemi idare etmenin yalnızca Rabbinin hakkı olduğunu, mutlak hükümranlığın ve egemenliğin, muhkem tasarrufun sadece O’nun elinde bulunduğunu, hükümranlığı dilediğine verip dilediğinden de çekip aldığını, dilediğini aziz ve dilediğini de zelil kıldığını ilan etmesini emretmektedir. O halde durum ne Kitap ehlinin ne de başkalarının temennileri ile olacak şey değildir. Aksine emir Allah’ın emridir, tedbir onun tedbiridir. Tedbir ve idaresinde kimse O’na karşı çıkamaz. Takdirinde de yardımcıya ihtiyacı yoktur. Günleri insanlar arasında dönüp dolaştırmak sureti ile mutlak tasarrufta bulunan O olduğu gibi, bizzat zamanın kendisi üzerinde de tasarruf O’nun elindedir. Şöyle ki O, gündüzü geceye, geceyi de gündüze ekler. Yani birini ötekinin yerine geçirir ve o diğerinin yerini alır, diğer taraftan birinden eksiltip diğerine ilave eder. Böylelikle yarattıklarının maslahatlarını gerçekleştirmiş olur. Yine Yüce Allah ölüden diri çıkartır. Meselâ ekini ve ağaçları tohumlarından çıkartır. Kâfirden mü’min çıkartır. Diriden de ölü çıkartır. Meselâ ekinlerden ve ağaçlardan tohumları ve çekirdekleri, uçan kuştan da yumurtayı çıkartır... Kısacası birbirine zıt şeylerin birini diğerinden çıkartan O’dur ve her şey O’na itaatle boyun eğmiştir. Yüce Allah’ın:“Hayır (tümüyle) senin elindedir” buyruğu; hayrın tamamı Sendendir demektir. İyilikleri, hayır ve güzellikleri veren yalnız Allah’tır. Şerre gelince o, Yüce Allah’a ne sıfat olarak, ne isim olarak ne de fiil olarak izafe edilmez. Ancak şer, O’nun fiillerinin sonuçlarına, kader ve kazasının kapsamına dahildir. Hayır da şer de kaza ve kaderin kapsamı içerisindedir. Allah’ın hükümranlığında O’nun dilediğinden başkası meydana gelmez. Fakat şer (edeben) Allah’a izafe edilmez. O bakımdan “hayır ve şer senin elindedir” denmez, bunun yerine Yüce Allah’ın buyurduğu ve Rasûlünün de söylediği gibi “hayır senin elindedir” denir. Bazı müfessirlerin bu konuda “şer de aynı şekilde Allah’ın elindedir” diyerek araya bir ifade yerleştirmeleri bir yanılgıdır. Zira onlar, bunu söylerken özellikle hayrın anılmasının, Allah’ın umumi (hayrı da şerri de içine alan) kaza ve kaderine aykırı olduğunu sanmışlardır. Bu kanaatlerinin cevabı ise az önce yaptığımız açıklamadadır. “Dilediğine de hesapsız rızık verirsin” buyruğuna gelince; Yüce Allah başka âyet-i kerimelerde hangi sebeplerle Allah’ın rızkına kavuşulduğunu söz konusu etmektedir. Mesela:“Kim Allah’tan sakınırsa (takvalı olursa) Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve ona ummadığı bir yerden rızık verir. Kim Allah’a tevekkül ederse O kendisine yeter”(et-Talak, 65/2-3) buyruklarında olduğu gibi. O halde kullara düşen, rızkı ancak Yüce Allah’tan talep etmek ve Allah’ın kolaylaştırıp mubah kıldığı sebepler ile rızık elde etmek için çalışmaktır.

Âl-i İmran 3:27

26- De ki:“Ey hükümranlığın sahibi olan Allah’ım! Sen hükümranlığı dilediğine verirsin, dilediğinden de hükümranlığı çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini de zelil edersin. Hayır (tümüyle) senin elindedir. Şüphesiz Sen her şeye kadirsin. 27- Geceyi gündüze eklersin, gündüzü de geceye eklersin. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın ve dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” 26-27. Yüce Allah asaleten peygamberine tebean da ümmetine hitaben işleri çekip çevirmenin, tasarrufta bulunmanın, ulvi ve süfli alemi idare etmenin yalnızca Rabbinin hakkı olduğunu, mutlak hükümranlığın ve egemenliğin, muhkem tasarrufun sadece O’nun elinde bulunduğunu, hükümranlığı dilediğine verip dilediğinden de çekip aldığını, dilediğini aziz ve dilediğini de zelil kıldığını ilan etmesini emretmektedir. O halde durum ne Kitap ehlinin ne de başkalarının temennileri ile olacak şey değildir. Aksine emir Allah’ın emridir, tedbir onun tedbiridir. Tedbir ve idaresinde kimse O’na karşı çıkamaz. Takdirinde de yardımcıya ihtiyacı yoktur. Günleri insanlar arasında dönüp dolaştırmak sureti ile mutlak tasarrufta bulunan O olduğu gibi, bizzat zamanın kendisi üzerinde de tasarruf O’nun elindedir. Şöyle ki O, gündüzü geceye, geceyi de gündüze ekler. Yani birini ötekinin yerine geçirir ve o diğerinin yerini alır, diğer taraftan birinden eksiltip diğerine ilave eder. Böylelikle yarattıklarının maslahatlarını gerçekleştirmiş olur. Yine Yüce Allah ölüden diri çıkartır. Meselâ ekini ve ağaçları tohumlarından çıkartır. Kâfirden mü’min çıkartır. Diriden de ölü çıkartır. Meselâ ekinlerden ve ağaçlardan tohumları ve çekirdekleri, uçan kuştan da yumurtayı çıkartır... Kısacası birbirine zıt şeylerin birini diğerinden çıkartan O’dur ve her şey O’na itaatle boyun eğmiştir. Yüce Allah’ın:“Hayır (tümüyle) senin elindedir” buyruğu; hayrın tamamı Sendendir demektir. İyilikleri, hayır ve güzellikleri veren yalnız Allah’tır. Şerre gelince o, Yüce Allah’a ne sıfat olarak, ne isim olarak ne de fiil olarak izafe edilmez. Ancak şer, O’nun fiillerinin sonuçlarına, kader ve kazasının kapsamına dahildir. Hayır da şer de kaza ve kaderin kapsamı içerisindedir. Allah’ın hükümranlığında O’nun dilediğinden başkası meydana gelmez. Fakat şer (edeben) Allah’a izafe edilmez. O bakımdan “hayır ve şer senin elindedir” denmez, bunun yerine Yüce Allah’ın buyurduğu ve Rasûlünün de söylediği gibi “hayır senin elindedir” denir. Bazı müfessirlerin bu konuda “şer de aynı şekilde Allah’ın elindedir” diyerek araya bir ifade yerleştirmeleri bir yanılgıdır. Zira onlar, bunu söylerken özellikle hayrın anılmasının, Allah’ın umumi (hayrı da şerri de içine alan) kaza ve kaderine aykırı olduğunu sanmışlardır. Bu kanaatlerinin cevabı ise az önce yaptığımız açıklamadadır. “Dilediğine de hesapsız rızık verirsin” buyruğuna gelince; Yüce Allah başka âyet-i kerimelerde hangi sebeplerle Allah’ın rızkına kavuşulduğunu söz konusu etmektedir. Mesela:“Kim Allah’tan sakınırsa (takvalı olursa) Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve ona ummadığı bir yerden rızık verir. Kim Allah’a tevekkül ederse O kendisine yeter”(et-Talak, 65/2-3) buyruklarında olduğu gibi. O halde kullara düşen, rızkı ancak Yüce Allah’tan talep etmek ve Allah’ın kolaylaştırıp mubah kıldığı sebepler ile rızık elde etmek için çalışmaktır.

Âl-i İmran 3:28

28- Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa Allah ile olan bağını koparmış olur. Ancak onlardan gelecek bir zarardan korunmaya çalışmanız müstesnâ. Allah sizi kendisinden sakındırıyor. Nihâyet dönüş yalnız Allah’adır. 28. “Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler.” Bu, Yüce Allah’ın mü’minlere koyduğu bir yasak ve bir sakındırmadır. Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dostlar edinmemelidirler. Çünkü mü’minler birbirlerinin dostlarıdır. Allah da onların dostudur. “Kim bunu” kâfirleri dost edinmeyi “yaparsa Allah ile olan bağını koparmış olur.” Yani o Allah’tan uzaktır, Allah da ondan uzaktır. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde:“İçinizden kim onları dost edinirse muhakkak o da onlardandır”(el-Maide, 5/51) buyurmaktadır. “Ancak onlardan gelecek bir zarardan korunmaya çalışmanız müstesnâ” buyruğu da şu demektir: Ancak kâfirlere düşmanlığınızı açıkça ortaya koymanız halinde kendinize gelecek bir zarardan korkacak olursanız, bu durumda onlarla antlaşmanız ve iyi geçinmenizde size ruhsat vardır. Yoksa beraberinde yardımlaşma ve destek vermeyi de gerektiren ve kalbi sevgi demek olan dost edinmeye ise ruhsat yoktur. “Allah sizi kendisinden sakındırıyor.” O halde siz de O’ndan korkun. O’ndan korkmayı insanlardan korkmanın önüne geçirin; çünkü kulların işlerini çekip çeviren O’dur. Onların idarelerini elinde tutan O’dur, O’na döneceklerdir ve O’nun huzuruna varacaklardır. O’ndan korkmayı ve mükâfatını ummayı başka şeylerden önde tutanları pek büyük ecirlerle mükâfatlandıracaktır. Kâfirleri ve onları dost edinenleri ise dehşetli azaplarla cezalandıracaktır.

Âl-i İmran 3:29

29- De ki:“Göğüslerinizindekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir. Allah her şeye kadirdir.” 30- Her nefis yaptığı iyiliği de işlediği kötülüğü de önüne konmuş olarak bulacağı gün ister ki işlediği kötülükle arasında uzak bir mesafe bulunsun. Allah sizi kendisinden sakındırıyor. Allah kullarına karşı Raûftur. 29. “De ki: “Göğüslerinizindekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir.” Yüce Allah, kullar ister gizlesinler, ister açıklasınlar kalplerde bulunan şeyleri bilgisi ile kuşattığını haber vermektedir. O’nun bilgisi göklerde ve yerde bulunan her şeyi kuşatmıştır ve gizli sanılan hiçbir şey O’na gizli değildir. Bilgisinin kuşatıcılığı ile birlikte O yücedir ve her şeye gücü yetendir. Hiçbir varlık O’nun iradesine karşı koyamaz. 30. Yüce Allah kullarının, bütün hallerinde gözetimi altında olduklarını bilmelerini gerektirecek şekilde azamet ve sıfatlarının kapsamlılığını söz konusu ettikten sonra; yine O’nun gözetimi altında olduklarını hatırlamalarını ve O’ndan korkmalarını gerektiren bir başka hususu da sözkonusu etmektedir. O da; onların hepsinin huzuruna gelecekleri gerçeğidir. O vakit de amelleri hayır olsun şer olsun hazır olacaktır. İşte o vakit hayır işlemiş olanlar, kendileri için dünyada iken gönderdiklerinden ötürü sevinecektirler. Şer ehli ise işlediklerinin hazır olduğunu görecekleri vakit pişman olacaklar ve kendileri ile o kötü amelleri arasında çok büyük bir mesafe bulunmasını arzu edeceklerdir. Kul Rabbine doğru yol aldığını, bu dünya hayatında çalışıp çabaladığını ve Rabbinin huzuruna çıkmasının ameli ile karşılaşmasının kaçınılmaz olduğunu bilecek olursa, bu hususta gereken tedbirlerini alması gerekir. Bu onun; rezil olmasını ve ceza görmesini gerektirecek amellerden sakınmasını, ebedi mutluluğu ve ilâhi mükâfaatları gerektiren salih amelleri de işleyerek hazırlanmasını gerektirir. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Allah sizi kendisinden sakındırıyor” diye buyurmaktadır. Çünkü size açıkladığı azametine dair sıfatları, eksiksiz adaleti, şiddetli cezalandırması bunu gerektirmektedir. Cezasının çetin olması ile birlikte O Rauftur, Rahîmdir. Kullarını korkutması, sapıklık ve fesattan uzak durmalarını söylemesi de O’nun şefkat ve rahmetindendir. Nitekim Yüce Allah bir takım suçların cezalarını söz konusu ettikten sonra:“İşte Allah bununla kullarını korkutuyor, ey Benim kullarım, Benden korkun.”(ez-Zümer, 39/16) buyurmaktadır. Allah’ın şefkat ve rahmeti onlara, izledikleri takdirde hayırlara ulaşabilecekleri yolları kolaylaştırmıştır. Yine O, şefkat ve rahmetinin gereği olarak kendilerini hoş olmayacak sonuçlara götürecek yollardan sakındırmıştır. Yüce Rabbimizden Sırat-i Müstakimi izlemeyi kolaylaştırmakla ve izleyenlerini cehenneme götüren yollardan kurtarmak suretiyle üzerimizdeki ihsanını tamamlamasını niyaz ederiz.

Âl-i İmran 3:30

29- De ki:“Göğüslerinizindekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir. Allah her şeye kadirdir.” 30- Her nefis yaptığı iyiliği de işlediği kötülüğü de önüne konmuş olarak bulacağı gün ister ki işlediği kötülükle arasında uzak bir mesafe bulunsun. Allah sizi kendisinden sakındırıyor. Allah kullarına karşı Raûftur. 29. “De ki: “Göğüslerinizindekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir.” Yüce Allah, kullar ister gizlesinler, ister açıklasınlar kalplerde bulunan şeyleri bilgisi ile kuşattığını haber vermektedir. O’nun bilgisi göklerde ve yerde bulunan her şeyi kuşatmıştır ve gizli sanılan hiçbir şey O’na gizli değildir. Bilgisinin kuşatıcılığı ile birlikte O yücedir ve her şeye gücü yetendir. Hiçbir varlık O’nun iradesine karşı koyamaz. 30. Yüce Allah kullarının, bütün hallerinde gözetimi altında olduklarını bilmelerini gerektirecek şekilde azamet ve sıfatlarının kapsamlılığını söz konusu ettikten sonra; yine O’nun gözetimi altında olduklarını hatırlamalarını ve O’ndan korkmalarını gerektiren bir başka hususu da sözkonusu etmektedir. O da; onların hepsinin huzuruna gelecekleri gerçeğidir. O vakit de amelleri hayır olsun şer olsun hazır olacaktır. İşte o vakit hayır işlemiş olanlar, kendileri için dünyada iken gönderdiklerinden ötürü sevinecektirler. Şer ehli ise işlediklerinin hazır olduğunu görecekleri vakit pişman olacaklar ve kendileri ile o kötü amelleri arasında çok büyük bir mesafe bulunmasını arzu edeceklerdir. Kul Rabbine doğru yol aldığını, bu dünya hayatında çalışıp çabaladığını ve Rabbinin huzuruna çıkmasının ameli ile karşılaşmasının kaçınılmaz olduğunu bilecek olursa, bu hususta gereken tedbirlerini alması gerekir. Bu onun; rezil olmasını ve ceza görmesini gerektirecek amellerden sakınmasını, ebedi mutluluğu ve ilâhi mükâfaatları gerektiren salih amelleri de işleyerek hazırlanmasını gerektirir. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Allah sizi kendisinden sakındırıyor” diye buyurmaktadır. Çünkü size açıkladığı azametine dair sıfatları, eksiksiz adaleti, şiddetli cezalandırması bunu gerektirmektedir. Cezasının çetin olması ile birlikte O Rauftur, Rahîmdir. Kullarını korkutması, sapıklık ve fesattan uzak durmalarını söylemesi de O’nun şefkat ve rahmetindendir. Nitekim Yüce Allah bir takım suçların cezalarını söz konusu ettikten sonra:“İşte Allah bununla kullarını korkutuyor, ey Benim kullarım, Benden korkun.”(ez-Zümer, 39/16) buyurmaktadır. Allah’ın şefkat ve rahmeti onlara, izledikleri takdirde hayırlara ulaşabilecekleri yolları kolaylaştırmıştır. Yine O, şefkat ve rahmetinin gereği olarak kendilerini hoş olmayacak sonuçlara götürecek yollardan sakındırmıştır. Yüce Rabbimizden Sırat-i Müstakimi izlemeyi kolaylaştırmakla ve izleyenlerini cehenneme götüren yollardan kurtarmak suretiyle üzerimizdeki ihsanını tamamlamasını niyaz ederiz.

Âl-i İmran 3:31

31- De ki:“Eğer Allah’ı seviyorsanız Bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Ğafurdur, Rahimdir.” 32- De ki:“Allah’a ve Rasûl’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez. 31. Bu âyet Allah’ı gerçek anlamı ile sevenler ile bunu mücerred bir iddia olarak ileri sürenlerin kendisi vasıtası ile bilinip ayırt edildiği bir ölçüdür. Zira Allah’ı sevmenin alâmeti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e tabi olmaktır. Yüce Allah O’na ve O’nun davet ettiği şeylerin tümüne tabi olmayı kendi sevgisine ve rızasına giden bir yol olarak tespit etmiştir. Allah’ın sevgisine, rıza ve mükâfaatına mazhar olmak ancak Allah Rasûlü’nün getirmiş olduğu Kitap ve Sünneti tasdik etmek, onların emirlerine uyup yasaklarından kaçınmakla mümkün olabilir. Bunu yapanı Allah sever ve sevenlerin mükâfaatı ile mükâfatlandırır, günahlarını bağışlar ve kusurlarını örter. 32. Burada: Peki, bununla beraber Allah Rasûlüne tabi olmanın gerçek mahiyeti ve niteliği nedir? diye bir soru farz edilmiş gibidir. Böyle bir soruya da Yüce Allah şöylece cevap vermektedir:“De ki: Allah’a ve Rasûl’e” emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak ve verdikleri haberleri tasdik etmek sureti ile “itaat edin. Eğer” bundan “yüz çevirirlerse” işte bu küfrün tâ kendisi olur ve “bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.”

Âl-i İmran 3:32

31- De ki:“Eğer Allah’ı seviyorsanız Bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Ğafurdur, Rahimdir.” 32- De ki:“Allah’a ve Rasûl’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez. 31. Bu âyet Allah’ı gerçek anlamı ile sevenler ile bunu mücerred bir iddia olarak ileri sürenlerin kendisi vasıtası ile bilinip ayırt edildiği bir ölçüdür. Zira Allah’ı sevmenin alâmeti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e tabi olmaktır. Yüce Allah O’na ve O’nun davet ettiği şeylerin tümüne tabi olmayı kendi sevgisine ve rızasına giden bir yol olarak tespit etmiştir. Allah’ın sevgisine, rıza ve mükâfaatına mazhar olmak ancak Allah Rasûlü’nün getirmiş olduğu Kitap ve Sünneti tasdik etmek, onların emirlerine uyup yasaklarından kaçınmakla mümkün olabilir. Bunu yapanı Allah sever ve sevenlerin mükâfaatı ile mükâfatlandırır, günahlarını bağışlar ve kusurlarını örter. 32. Burada: Peki, bununla beraber Allah Rasûlüne tabi olmanın gerçek mahiyeti ve niteliği nedir? diye bir soru farz edilmiş gibidir. Böyle bir soruya da Yüce Allah şöylece cevap vermektedir:“De ki: Allah’a ve Rasûl’e” emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak ve verdikleri haberleri tasdik etmek sureti ile “itaat edin. Eğer” bundan “yüz çevirirlerse” işte bu küfrün tâ kendisi olur ve “bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.”

Âl-i İmran 3:33

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:34

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:35

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:36

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:37

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:38

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:39

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:40

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:41

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:42

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:43

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:44

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:45

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:46

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:47

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:48

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:49

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:50

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:51

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:52

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:53

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:54

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:55

33- Gerçekten Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ve İmrân ailelerini seçip âlemlere üstün kıldı. 34- Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyyettir. Allah hakkıyla işitendir, bilendir. 35- Hani İmran’ın hanımı:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Muhakkak Sen işitensin, bilensin.” demişti. 36- Fakat onu doğurunca:“Rabbim ben kız doğurdum -Halbuki Allah ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- Erkek ise kız gibi değildir. Ben, adını Meryem koydum. Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” dedi. 37- Rabbi de onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi ve onu Zekeriyya’nın bakımına verdi. Zekeriya her ne zaman onun yanına mihraba girse, yanında bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 38- Orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla! Şüphesiz Sen duaları işitensin.” dedi. 39- O mihrabda durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler:“Allah sana, katından bir kelimeyi tasdik edici, efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” 40- “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi. Buyurdu ki:“Öyle, Allah dilediğini yapar.” 41- “Rabbim, bana bir alâmet ver” dedi. Buyurdu ki:“Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır. Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et”. 42- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.” 43- “Ey Meryem, Rabbine kunut et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.” 44- Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin. 45- Hani melekler şöyle demişti:“Ey Meryem, Allah katından bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir. 46- Beşikte iken de yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır ve salihlerdendir.” 47- Dedi ki:“Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Buyurdu ki: “Öyle, Allah dilediğini yaratır. O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir. 48- (Bir de Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. 49- (Allah onu) İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek (ve o da şöyle diyecek): “Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için (büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz. 50- Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir âyetle geldim. O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. 51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” 52- İsa onlardan küfrü sezince:“Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir?” dedi. Havariler şöyle dediler:“Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol! 53- Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!” 54- Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. 55- O vakit Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım. Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım. Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” 33-34. Yüce Allah’ın kulları arasından seçtiği kimseler vardır. O üstün faziletlerle, yüce sıfatlarla, faydalı bilgilerle, salih amellerle ve çeşitli özelliklerle onlara ihsan ve lütufta bulunur, onları beğenip seçer. Yüce Allah bu buyruklarda bu büyük aileleri, bunların arasındaki kemal sıfatlarını elde etmiş üstün ve kâmil erkeklerin bazılarını söz konusu etmektedir. Faziletin ve hayrın bu üstün şahsiyetlerin zürriyetlerinde müteselsilen devam ettiğini, onların erkek ve kadınlarını da kapsamına aldığını ortaya koymaktadır. İşte bu Yüce Allah’ın en üstün lütuflarından, cömertlik ve kereminin en değerlilerinden birisidir. “Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” Kimin fazilete ve üstün kılınmaya layık olduğunu çok iyi bilir. O hikmetinin gerektirdiği yerde de lütfunu ve faziletini ihsan eder. 35. Yüce Allah zikri geçen ailelerin büyüklüğünü vurguladıktan sonra Meryem ile oğlu İsa’nın kıssasını ve onların bu faziletli aileler arasında nasıl bir silsileden geldiklerini, başından sonuna kadar hangi durumlardan geçtiklerini söz konusu etmektedir. İmran’ın hanımının, Rabbine niyaz ederek, O’nun Beytini tazim ve O’na itaate devamı ihtiva eden ve Allah’ın sevdiği, O’na yakınlaştırıcı bir ibadet ile O’na yakınlaşmak niyetiyle şöyle dediğini zikretmektedir:“Rabbim ben karnımdakini her kayıttan azade olarak sana adadım.” Yani ben karnımdakini ibadet edenlerle dolup taşan ibadet evinin bir hizmetkârı olarak adadım. “Benden kabul buyur.” Bu amelimi kabul et. Yani bu amelimin temelini iman ve ihlâs kıl, hayır ve sevaplar ile onu sonuçlandır. 36. “Fakat onu doğurunca: “Rabbim ben kız doğurdum…” İmran’ın hanımının bu sözlerinde sanki bir çeşit niyaz ve bir çeşit burukluk vardır. Çünkü o adağını karnındaki yavrunun erkek olacağını düşüncesiyle yapmıştı. Erkek ise güç ve kuvvet sahibi kimselerin ortaya koydukları gibi bu işleri yaparken güçlü bir şekilde gerçekleştirir, hizmetini ve bu hizmeti gerçekleştirmek için gerekli işleri güçlü ve yetkin bir şekilde yapar. Kız ise böyle değildir. 37. Yüce Allah onun kalbinin burukluğunu gidererek adağını kabul etti ve bu kız, birçok erkekten daha doğrusu erkeklerin birçoğundan daha mükemmel ve daha eksiksiz hizmetler ifa etti. Onun varlığı ile Allah, erkekler ile elde edilenden çok daha büyük maksatları gerçekleştirdi. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah burada:“Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Güzel bir şekilde yetiştirdi” buyurmaktadır. Yani din, ahlâk, edep yönünden hayret edilecek bir terbiyeden geçti. Bu terbiye ile bütün halleri kemal derecesine ulaştı, bu sayede salih sözlere ve fiillere sahip oldu, gelişip kemale erdi. Allah Zekeriyya aleyhisselam’ı onun bakımıyla görevlendirdi. Bir kimsenin terbiyesini, kamil ve ıslah edici kimselerden birisinin üzerine alması Yüce Allah’ın o kuluna ihsan ettiği lütuflardan biridir. Diğer taraftan Yüce Allah, hem Meryem’e hem de Zekeriyya’ya ikramda bulunmuştur. Çünkü Meryem’e hiçbir şekilde yorulmadan, çabalamadan rızık ihsan etmişti. Bu, Yüce Allah’ın Meryem’i kendisi ile taltif ettiği bir keramettir. Zira:“Zekeriyya her ne zaman onun yanına, mihraba girse” ibadet mahalline bu ifade, Meryem’in çokça namaz kıldığına ve ibadet mahallinden ayrılmadığına işaret etmektedir. “yanında” afiyetle yiyeceği hazırlanmış “bir rızık buluyordu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:“O, Allah katındandır.” dedi. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” 38. Zekeriyya bu durumu, yani Allah’ın Meryem’e olan büyük iyilik ve lütfunu görünce Yüce Allah’tan çocuk sahibi olmaktan ümidini kestiği bir zamanda çocuk sahibi olmayı dilemeyi hatırına getirdi ve şöyle dua etti:“Rabbim, bana katından tertemiz bir soy bağışla!…” 39. “katından bir kelimeyi tasdik edici” Allah katından olan kelime İsa b. Meryem’dir. Zekeriyya’nın bu şerefli peygamberle müjdelenmesi aynı zamanda Meryem oğlu İsa ile müjdelenmeyi, onu tasdik etmeyi, onun risaletine dair tanıklıkta bulunmayı da ihtiva etmektedir. Allah’tan gelen bu kelime, şerefli bir kelimedir. Allah bunu özel olarak Meryem oğlu İsa’ya tahsis etmiştir. Yoksa o da esas itibari ile bütün yaratıkları kendisi ile var etmiş olduğu kelimelerinden bir kelimedir. Nitekim Yüce Allah, İsa’nın bu özelliğine şöylece dikkat çekmektedir:“Muhakkak ki İsa’nın misali Allah nezdinde Âdem’in misali gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oluverdi. (Aynı şekilde İsa’ya da “Ol” dedi, o da oluverdi)”(Al-i İmran, 3/59)“efendi, nefsini sakındıran” yani doğacağı müjdelenen kişi olan Yahya, peygamberlerin en faziletlilerinden ve en şereflilerinden olan efendi birisidir. (“Nefsini sakındıran” anlamı verilen) “حصور”, bir görüşe göre çocuğu olmayan ve kadınlara karşı arzusu bulunmayan kimse demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise günahlardan ve zarar verici arzulardan korunup muhafaza edilmiş kimse demektir ki iki anlamdan en uygun olanı da budur. “salihlerden bir peygamber” yani salih olmada üstün bir zirveye ulaşmış kimselerden. 40. “Rabbim, gerçekten ben kocamış iken ve eşim de kısır olduğu halde benim nasıl bir oğlum olur?” Bu ikisi çocuk sahibi olmaya engeldir. Peki, ey Rabbim durumum çocuk sahibi olmaya elverişli değilken hangi yolla benim oğlum olacak? “Öyle, Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ın hikmeti, her bir işin bilinen sebeplerine bağlı olarak cereyan etmesini gerektirmesine rağmen bazen bu sebeplerin dışına çıkmayı gerektirdiği de olur. Çünkü O dilediğini yapandır. Sebepler kudretine boyun eğmiştir, O’nun meşiet ve iradesinin etkisi altındadır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir sebep, O’nun kudretine karşı koyamaz. 41. “Rabbim, bana bir alâmet ver” ki onunla sevineyim ve müjdeye kavuşayım. Ey Rabbim, ben bana bildirdiğin habere kesinlikle inanıyorum; ama rahmetin öncü haberleri ve lütfun mukaddimeleri ile ruh sevinir, kalp de mutmain olur. “Senin alâmetin insanlarla üç gün süre ile işaret dışında konuşamamandır.” Bu süre içerisinde sen de “Rabbini çokça an ve sabah akşam tesbih et.” Günün başında da sonunda da O’nu tesbih et. Bu süre zarfında konuşamaması, böyle bir durumda kocamış yaşlı bir erkek ile kısır bir kadından doğacak çocuğa uygun bir alâmet idi. Diğer taraftan dili ile Yüce Allah’ı anıp O’nu tesbih etmekle birlikte insanlarla konuşamaması diğer bir alâmet idi. İşte o zaman sevindi, Yüce Allah’a şükretti, sabah ve akşam vakitlerinde çokça Allah’ı anıp tesbih etti. Bu çocuğun (Yahya) dünyaya gelişi de İmran kızı Meryem’in, Zekeriyya’ya ulaşmasına vesile olduğu bereketlerden biri idi. Çünkü Yüce Allah’ın Meryem’e lütfettiği o hesapsızca verilen güzel rızık, Zekeriyya’yı Allah’a niyazda ve dilekte bulunmak için heyecana getirdi ve bu dilekte bulunmayı hatırlamasını sağladı. Sebebi de sonucu da lütfeden Yüce Allah’tır. Ancak O, sevdiği kimseler vasıtası ile sevilecek bir takım işleri takdir eder. Böylelikle Allah o kimsenin kadrini yükseltip ecrini çoğaltır. Daha sonra Yüce Allah, tekrar Meryem’i söz konusu etmeye ve ibadet ve kemalde onun çok büyük bir dereceye ulaştığına dair açıklamalara dönerek şöyle buyurmaktadır: 42. “Hani melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti” sana üstün nitelikler ve güzel bir ahlâk verdi, buna karşılık kötü huylardan da “seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerden kemale eren çok kişi olmuştur, kadınlardan kemale erenler ise yalnızca İmran kızı Meryem, Muzahim kızı Âsiye ve Huveylid kızı Hatice’dir. Âişe’nin sair kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” 43. Melekler bu hususta ona Allah’ın emri ile seslendiler ki o, Yüce Allah’ın nimetleri dolayısı ile sevinsin, Allah’a şükretsin, O’nun haklarını yerine getirsin ve O’na ibadet ile meşgul olsun. Bundan dolayı melekler devamla:“Ey Meryem, Rabbine kunut et” Rabbine çokça itaat et, gönülden gelen bir sevgi ile O’na boyun eğ ve bunu sürekli yap “secdeye kapan ve rüku edenlerle beraber rükû et” yani namaz kılanlarla birlikte sen de namaz kıl. Meryem de emrolunduğu her bir hususu yerine getirdi; böylelikle kemal ve olgunluğu ile belirli bir konuma yükseldi, üstün bir noktaya geldi. 44. Bu kıssa ve diğerleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin en büyük delillerindendir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu kıssayı tafsilatlı ve gerçeğe uygun olarak bildirmiştir. Ne bir fazla ne bir eksik. Bunun böyle olması ise Kur’ân-ı Kerîm’in Aziz ve Hakim olan Allah tarafından vahiy ile bildirilmesinden ötürüdür. Yoksa insanlardan öğrenerek anlatılmış değildir. Bunun tek sebebi budur. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Onlar Meryem’in bakımını hangisi üzerine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında olmadığın gibi, onlar çekişirlerken de sen yanlarında değildin.” Annesi Meryem’i getirdiğinde hangileri onun bakımını üstlenecek diye kendi aralarında tartışmaya koyuldular. Çünkü Meryem önderlerinin ve başlarının kızı idi. Hepsi de Allah’tan hayır ve ecir kazanmak istiyorlardı. Nihâyet aralarındaki tartışma bu hususta kur’a çekme noktasına kadar geldi. Kur’a çekmek üzere kalemlerini attılar ve kur’a -Yüce Allah’ın hem Zekeriyya’ya hem de Meryem’e bir rahmeti olarak- Zekeriyya’ya çıktı. İşte ey Peygamber; bunlar olurken sen orada değildin ki bunu bilesin ve insanlara bunu anlatasın. Sana bunu bildiren ancak Allah Teala’dır. İşte kıssaların nakledilmesindeki en büyük maksat, onlardan ibret alınmasıdır. En büyük ibret ise bu kıssaları tevhide, risalete, öldükten sonra dirilişe ve bunun dışındaki diğer önemli temel konulara delil görebilmektir. 45-46. “Dünyada da âhirette de şanı yücedir ve mukarreblerdendir.” Yani dünyada da âhirette de insanlar nezdinde şerefli ve büyük bir mevkiye sahiptir. Bununla birlikte O, Allah nezdinde de yaratılmışların Yüce Allah’a en yakınları, derece itibarı ile de en üstünleri olan “mukarreb” kimselerdendir. Şüphesiz ki bu, benzersiz bir müjdedir. Bu müjdeyi daha da mükemmelleştiren bir husus ise onun: “Beşikte iken de...” insanlarla konuşmasıdır. Onun insanlarla bu şekilde konuşması Allah’ın mucizelerinden bir mucize, onun annesine ve diğer insanlara olan bir rahmetidir. Aynı şekilde İsa “yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.” Bu konuşma ise onun peygamber olarak davet ve irşad kastı ile konuşmasıdır. Beşikteki konuşması, onun doğruluğuna, peygamberliğine, annesinin ise hakkında kötü zanlardan beri olduğuna dair açık mucizelerden ve kesin delillerdendir. Yetişkinliğindeki konuşması ise insanlara oldukça büyük faydaları ihtiva eder. İnsanlar ile Rab’leri arasında Allah’ın vahyi, dininin ve şeriatının tebliği hususunda vasıta oluşunun insanlara faydası elbetteki pek büyüktür. Bununla birlikte o “salihlerdendir.” Yani öyle kimselerdendir ki Allah onların kalplerini marifeti ve muhabbeti ile dillerini övgüsü ve zikri ile azalarını da itaati ve kendi uğruna hizmet ile ıslah etmiştir. 47. “Dedi ki: “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” Çünkü bu, hayret edilecek bir husustur. “Öyle, Allah dilediğini yaratır...” Böylelikle kullar O’nun herşeye kadir olduğunu bilsinler ve O’nun iradesine hiçbir şeyin engel olamayacağını kavrasınlar. “O, bir işe hükmedince ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.” 48. (Bir de Allah) ona kitabı... öğretecek.” Yani kendinden önceki kitapları, insanlar arasında hüküm vermeyi öğretecek, ona peygamberlik ihsan edecektir. 49. Ve Allah onu “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek” apaçık âyetlerle ve karşı konulamaz delillerle destekleyecektir. Çünkü İsa şöyle diyecekti:“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim” ve bu benim gerçekten size Allah’ın göndermiş olduğu bir peygamberi olduğumu göstermektedir. Şöyle ki:“Size çamurdan kuş şekli yapar ve ona üfürürüm. Allah’ın izni ile o da derhal bir kuş olur. Yine Allah’ın izni ile anadan doğma körü” âyet-i kerimedeki “الأكمه”; hem görme yetisini hem de gözlerini tamamıyla kaybetmiş, gözleri silme kör olan kimse demektir. “alacalıyı iyi eder ve ölüyü diriltirim. Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Elbette bunlarda” sözü geçen hususlarda “(büyük bir) delil vardır, eğer iman eden kimseler iseniz.” 50-51. “Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici olarak...” Yüce Allah onu iki tür mucize ve delille desteklemiştir. İlki peygamber olmayanların göstermesine imkân olmayan harikulade haller. İkincisi de onun getirdiği risalet, davet ve din ki bu da Tevrat ve önceki peyamberlerin dinidir. İşte bu da doğru söyleyenlerin doğruluğunun en büyük bir delilidir. Çünkü eğer o yalan söyleyen kimselerden olsa idi, onun getirdiklerinin, peygamberlerin getirdiğine muhalif olması, inanç esaslarında ve fer’î meselelerde onlarla çelişmesi gerekirdi. İşte böylelikle onun Allah’ın peygamberi olduğu ve onun getirdiklerinin de hiçbir şüphe söz konusu olmayan hakkın tâ kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. “ve size (önceden) haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim” yani üzerinizdeki bazı ağır yükleri, sırtınızdaki sorumlulukları hafifletmeye geldim. “O halde Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibadet edin.” İşte bütün peygamberlerin kendisine davet ettikleri şey budur. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek ve peygamberlere itaat etmek. İşte dosdoğru yol budur ve bu yol, izleyeni Naîm cennetlerine ulaştırır. 52. İsrailoğullarının çeşitli fırkaları İsa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Onlardan kimisi ona iman edip tabi oldu; kimisi de küfredip yalanladı ve annesini de Yahudiler gibi fuhuş işlemekle itham etti. “İsa onlardan küfrü” ve davetini reddetmek üzere ittifak üzere olduklarını “sezince” İsrailoğullarına kendisini desteklemeye teşvik eden bir üslûpla şöyle dedi: “Allah’a (giden yolda) bana yardım edecekler kimlerdir? Havariler” yani yardımcıları “şöyle dediler: Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik, sen de bizim müslümanlar olduğumuza şahit ol!” Bu da Yüce Allah’ın hem onlara hem de İsa’ya bir lütfudur. Çünkü havarilere kendisine iman edip itaatine boyun eğmelerini, peygamberine de yardımcı olmalarını ilham etmişti. 53. “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasul’e tabi olduk” Bu da Yüce Allah’ın bütün indirdiklerine imana ve rasûlüne de itaate tam bir bağlılığı ifade eder. “Artık bizi” senin vahdaniyetine, peygamberinin risaletine, dininin hak ve gerçek olduğuna dair şahitlik eden “şahitlerle beraber yaz!” 54. İsa’nın küfürlerini sezdiği kimselere gelince onlar İsrailoğullarının çoğunluğunu teşkil ediyorlardı. İşte “onlar” İsa’ya “tuzak kurdulur. Allah da” onlara “tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” İsrailoğulları İsa’yı öldürüp onu haça germek konusunda görüş birliğine vardılar; ancak yakaladıkları kimse İsa’ya benzer gösterildi ve böylelikle onlar İsa’ya benzettikleri kimseyi yakaladılar. Allah da İsa’ya hitaben şöyle buyurdu: 55. “Seni vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim ve seni o kâfirler arasından tertemiz çıkaracağım.” Böylece Yüce Allah İsa’yı kendisine yükseltti, kâfirler arasından onu tertemiz çıkardı, onlar ise İsa sandıkları bir başkasını öldürüp çarmıha gerdiler ve böylelikle büyük bir günah işlediler. Bu ümmetin son dönemlerinde Meryem oğlu İsa aleyhisselam adaletli bir yönetici olarak inecektir. Domuzu öldürecek, haçı kıracak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine tâbî olacaktır. Yalancılar da aldanış ve aldatmalarının farkına varacak, kendilerinin aldandıklarını ve aldanışa düştüklerini anlayacaklardır. “Sana uyanları da Kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutacağım.” İsa’ya uyanlardan kasıt ona iman eden ve Yüce Allah’ın İsa’nın dininden sapanlara karşı kendilerine yardım ve destek verdiği kimselerdir. Daha sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti geldiğinde artık gerçek manada ona tâbî olanlar onlar oldular. Allah da onlara destek verdi ve bütün kâfirlere karşı onlara yardımcı oldu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine getirmiş olduğu din ile onlara üstünlük ve zafer verdi:“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere onları kesinlikle yeryüzünde halife kılacağını vaat etti...”(en-Nur, 24/55) Ancak Yüce Allah’ın hikmetinde adalet de vardır ki O’nun hikmeti şunu hükme bağlamıştır: Dine sımsıkı yapışan kimselere Allah apaçık bir zafer verir ve onlara yardımcı olur. O’nun emir ve yasaklarını terk edip şeriatını bir kenara atan, O’na isyan etmek cesaretini gösteren kimseleri ise cezalandırır ve düşmanları ona musallat kılar. Allah Azîzdir, Hakimdir. “Sonra hepinizin dönüşü bana olacak ve Ben de ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.” Yüce Allah onlara ne yapacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

Âl-i İmran 3:56

56- Kafirlere dünyada da âhirette de şiddetli bir azapla azap edeceğim. Onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır. 57- İman edip salih ameller işleyenlere gelince Allah onların ecirlerini eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez. 56-57. Bu, söz konusu niteliklere sahip olan geçmiş din mensuplarının tümü hakkında genel bir cezadır. Yüce Allah peygamberlerin efendisi ve sonuncusunu peygamber olarak gönderip onun risaleti bütün risaletleri, dini bütün dinleri nesh ettikten sonra ise artık bu dinden başkasına sarılan kimseler helâk edilenlerden olur.

Âl-i İmran 3:57

56- Kafirlere dünyada da âhirette de şiddetli bir azapla azap edeceğim. Onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır. 57- İman edip salih ameller işleyenlere gelince Allah onların ecirlerini eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez. 56-57. Bu, söz konusu niteliklere sahip olan geçmiş din mensuplarının tümü hakkında genel bir cezadır. Yüce Allah peygamberlerin efendisi ve sonuncusunu peygamber olarak gönderip onun risaleti bütün risaletleri, dini bütün dinleri nesh ettikten sonra ise artık bu dinden başkasına sarılan kimseler helâk edilenlerden olur.

Âl-i İmran 3:58

58- Bunlar sana okuduğumuz âyetlerden ve hikmet dolu zikirdendir. 58. Yani öncekilerin ve sonrakilerin haberlerinin, peygamberlerin ve rasûllerin haberlerinin yer aldığı bu yüce Kur’ân-ı Kerîm, Allah’ın apaçık âyetleridir. Kulların gerek duydukları her şeyi açıklayıp öğüt veren odur. Bu Kitap hikmet dolu, muhkem, haberleri dosdoğrudur ve hükümlerin en güzelini ihtiva eder.

Âl-i İmran 3:59

59- Doğrusu Allah katında İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı, sonra ona: Ol, dedi, o da oluverdi. 60- Bu (anlatılanlar) Rabbinden gelen haktır. Öyle ise şüphe edenlerden olma. 61- Sana gelen ilimden sonra artık kim seninle onun hakkında çekişirse de ki: “Gelin, hem siz hem biz, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Sonra niyaz edelim de Allah’ın lanetinin yalan söyleyenlerin üzerine olmasını isteyelim. 62- İşte doğru olan kıssa budur. Allah’tan başka (hak) ilâh yoktur ve şüphesiz Allah Azîzdir, Hakîmdir. 63- Artık yüz çevirirlerse (bilsinler ki) şüphesiz Allah fesatçıları çok iyi bilendir. 59. Yüce Allah Meryem ile İsa’nın kıssasını ve onların gerçek haberlerini söz konusu edip İsa’nın Allah’ın kendisine nimet ihsan ettiği bir kulu olduğunu belirttikten sonra, İsa’nın ulûhiyetini iddia eden kimselerin, Allah’a karşı yalan ve iftira düzüp bütün peygamberleri ve İsa’yı yalanlamış olacağını zikretmiştir. Çünkü İsa’yı ilâh edinen kimselerin bu konudaki şüpheleri batıl bir şüphedir. Eğer bu şüphenin haklı bir yönü olsaydı Âdem, ilah olmaya ondan daha layık olurdu. Çünkü Adem hem annesiz, hem de babasız yaratılmıştır. Bununla birlikte bütün insanlar Âdem’in Allah’ın kullarından bir kul olduğunu ittifakla kabul etmektedirler. Dolayısı ile babasız ama bir anneden yaratılmış olduğuna dayanarak İsa’nın ilâhlığını iddia etmek, iddiaların en batıl olanlarındandır. 60. İşte hiçbir şüphe taşımayan hakkın ta kendisi, budur. İsa bizzat kendisinin de kendi hakkında söylediği gibi asla bir ilâh değildir:“Ben onlara bana emrettiğin (şu emirden) başkasını söylemedim: Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin...”(el-Maide, 5/17) 61-63. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına Necran hıristiyanlarından bir heyet gelmişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara karşı İsa’nın Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna dair apaçık delilleri ortaya koymasına rağmen onlar batıl inançlarından taviz vermediler. Zira onlar İsa’nın ilâh olduğunu iddia etmişlerdi. Nihâyet her iki taraf da öyle bir noktaya geldiler ki, sonunda Yüce Allah, Peygamber’e onlarla mübahale yapmasını emretti. Çünkü onlar için hak açıklık kazanmış bulunmaktaydı. Fakat inat ve taassupları onları hakkı kabul etmekten alıkoymuştu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onları mübahaleye davet etti. Şöyle ki kendisi, aile halkını ve çocuklarını getirecek onlar da kendi aile halkını ve çocuklarını getirecekler ve sonra hep birlikte Yüce Allah’a, yalan söyleyenlerin üzerine cezasını ve lanetini indirmesi için dua edeceklerdi. Bu isteği kabul etsinler mi diye kendi aralarında istişare ettiler. Nihâyet onun bu isteğini kabul etmemekte görüş birliğine vardılar. Çünkü onlar Peygamber’in Allah’ın gerçek peygamberi olduğunu anlamışlardır. Yine anlamışlardı ki eğer onunla mübahalede bulunacak olsalardı helâk olurlardı, hem kendileri hem de aile halkları ve çoluk çocukları. O nedenle onunla sulh yaptılar, ona cizye vermeyi kabul ettiler ve ondan iyi ilişkiler içinde olmayı istediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onların isteklerini kabul etti ve onları zora koşmadı. Çünkü maksat olan hakkın açığa çıkması tahakkuk etmişti ve onların inatları da ortaya çıkmıştı. Zira mübahaleyi kabul etmemeyi kararlaştırmışlardı. Bu ise onların zalim olduklarının apaçık delilidir. İşte bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“İşte doğru olan kıssa budur” ve bu kıssada hiçbir şüphe yoktur. “Şüphesiz Allah Azîzdir” kudret ve kuvvetiyle bütün mevcudatı emrine boyun eğdirmiştir, yeryüzünün ve göklerin bütün sakinleri O’na itaat etmişlerdir. Bununla birlikte O “Hakîmdir” her şeyi yerli yerince koyandır ve olmaları gereken yerlere yerleştirendir.

Âl-i İmran 3:60

59- Doğrusu Allah katında İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı, sonra ona: Ol, dedi, o da oluverdi. 60- Bu (anlatılanlar) Rabbinden gelen haktır. Öyle ise şüphe edenlerden olma. 61- Sana gelen ilimden sonra artık kim seninle onun hakkında çekişirse de ki: “Gelin, hem siz hem biz, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Sonra niyaz edelim de Allah’ın lanetinin yalan söyleyenlerin üzerine olmasını isteyelim. 62- İşte doğru olan kıssa budur. Allah’tan başka (hak) ilâh yoktur ve şüphesiz Allah Azîzdir, Hakîmdir. 63- Artık yüz çevirirlerse (bilsinler ki) şüphesiz Allah fesatçıları çok iyi bilendir. 59. Yüce Allah Meryem ile İsa’nın kıssasını ve onların gerçek haberlerini söz konusu edip İsa’nın Allah’ın kendisine nimet ihsan ettiği bir kulu olduğunu belirttikten sonra, İsa’nın ulûhiyetini iddia eden kimselerin, Allah’a karşı yalan ve iftira düzüp bütün peygamberleri ve İsa’yı yalanlamış olacağını zikretmiştir. Çünkü İsa’yı ilâh edinen kimselerin bu konudaki şüpheleri batıl bir şüphedir. Eğer bu şüphenin haklı bir yönü olsaydı Âdem, ilah olmaya ondan daha layık olurdu. Çünkü Adem hem annesiz, hem de babasız yaratılmıştır. Bununla birlikte bütün insanlar Âdem’in Allah’ın kullarından bir kul olduğunu ittifakla kabul etmektedirler. Dolayısı ile babasız ama bir anneden yaratılmış olduğuna dayanarak İsa’nın ilâhlığını iddia etmek, iddiaların en batıl olanlarındandır. 60. İşte hiçbir şüphe taşımayan hakkın ta kendisi, budur. İsa bizzat kendisinin de kendi hakkında söylediği gibi asla bir ilâh değildir:“Ben onlara bana emrettiğin (şu emirden) başkasını söylemedim: Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin...”(el-Maide, 5/17) 61-63. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına Necran hıristiyanlarından bir heyet gelmişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara karşı İsa’nın Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna dair apaçık delilleri ortaya koymasına rağmen onlar batıl inançlarından taviz vermediler. Zira onlar İsa’nın ilâh olduğunu iddia etmişlerdi. Nihâyet her iki taraf da öyle bir noktaya geldiler ki, sonunda Yüce Allah, Peygamber’e onlarla mübahale yapmasını emretti. Çünkü onlar için hak açıklık kazanmış bulunmaktaydı. Fakat inat ve taassupları onları hakkı kabul etmekten alıkoymuştu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onları mübahaleye davet etti. Şöyle ki kendisi, aile halkını ve çocuklarını getirecek onlar da kendi aile halkını ve çocuklarını getirecekler ve sonra hep birlikte Yüce Allah’a, yalan söyleyenlerin üzerine cezasını ve lanetini indirmesi için dua edeceklerdi. Bu isteği kabul etsinler mi diye kendi aralarında istişare ettiler. Nihâyet onun bu isteğini kabul etmemekte görüş birliğine vardılar. Çünkü onlar Peygamber’in Allah’ın gerçek peygamberi olduğunu anlamışlardır. Yine anlamışlardı ki eğer onunla mübahalede bulunacak olsalardı helâk olurlardı, hem kendileri hem de aile halkları ve çoluk çocukları. O nedenle onunla sulh yaptılar, ona cizye vermeyi kabul ettiler ve ondan iyi ilişkiler içinde olmayı istediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onların isteklerini kabul etti ve onları zora koşmadı. Çünkü maksat olan hakkın açığa çıkması tahakkuk etmişti ve onların inatları da ortaya çıkmıştı. Zira mübahaleyi kabul etmemeyi kararlaştırmışlardı. Bu ise onların zalim olduklarının apaçık delilidir. İşte bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“İşte doğru olan kıssa budur” ve bu kıssada hiçbir şüphe yoktur. “Şüphesiz Allah Azîzdir” kudret ve kuvvetiyle bütün mevcudatı emrine boyun eğdirmiştir, yeryüzünün ve göklerin bütün sakinleri O’na itaat etmişlerdir. Bununla birlikte O “Hakîmdir” her şeyi yerli yerince koyandır ve olmaları gereken yerlere yerleştirendir.

Âl-i İmran 3:61

59- Doğrusu Allah katında İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı, sonra ona: Ol, dedi, o da oluverdi. 60- Bu (anlatılanlar) Rabbinden gelen haktır. Öyle ise şüphe edenlerden olma. 61- Sana gelen ilimden sonra artık kim seninle onun hakkında çekişirse de ki: “Gelin, hem siz hem biz, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Sonra niyaz edelim de Allah’ın lanetinin yalan söyleyenlerin üzerine olmasını isteyelim. 62- İşte doğru olan kıssa budur. Allah’tan başka (hak) ilâh yoktur ve şüphesiz Allah Azîzdir, Hakîmdir. 63- Artık yüz çevirirlerse (bilsinler ki) şüphesiz Allah fesatçıları çok iyi bilendir. 59. Yüce Allah Meryem ile İsa’nın kıssasını ve onların gerçek haberlerini söz konusu edip İsa’nın Allah’ın kendisine nimet ihsan ettiği bir kulu olduğunu belirttikten sonra, İsa’nın ulûhiyetini iddia eden kimselerin, Allah’a karşı yalan ve iftira düzüp bütün peygamberleri ve İsa’yı yalanlamış olacağını zikretmiştir. Çünkü İsa’yı ilâh edinen kimselerin bu konudaki şüpheleri batıl bir şüphedir. Eğer bu şüphenin haklı bir yönü olsaydı Âdem, ilah olmaya ondan daha layık olurdu. Çünkü Adem hem annesiz, hem de babasız yaratılmıştır. Bununla birlikte bütün insanlar Âdem’in Allah’ın kullarından bir kul olduğunu ittifakla kabul etmektedirler. Dolayısı ile babasız ama bir anneden yaratılmış olduğuna dayanarak İsa’nın ilâhlığını iddia etmek, iddiaların en batıl olanlarındandır. 60. İşte hiçbir şüphe taşımayan hakkın ta kendisi, budur. İsa bizzat kendisinin de kendi hakkında söylediği gibi asla bir ilâh değildir:“Ben onlara bana emrettiğin (şu emirden) başkasını söylemedim: Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin...”(el-Maide, 5/17) 61-63. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına Necran hıristiyanlarından bir heyet gelmişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara karşı İsa’nın Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna dair apaçık delilleri ortaya koymasına rağmen onlar batıl inançlarından taviz vermediler. Zira onlar İsa’nın ilâh olduğunu iddia etmişlerdi. Nihâyet her iki taraf da öyle bir noktaya geldiler ki, sonunda Yüce Allah, Peygamber’e onlarla mübahale yapmasını emretti. Çünkü onlar için hak açıklık kazanmış bulunmaktaydı. Fakat inat ve taassupları onları hakkı kabul etmekten alıkoymuştu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onları mübahaleye davet etti. Şöyle ki kendisi, aile halkını ve çocuklarını getirecek onlar da kendi aile halkını ve çocuklarını getirecekler ve sonra hep birlikte Yüce Allah’a, yalan söyleyenlerin üzerine cezasını ve lanetini indirmesi için dua edeceklerdi. Bu isteği kabul etsinler mi diye kendi aralarında istişare ettiler. Nihâyet onun bu isteğini kabul etmemekte görüş birliğine vardılar. Çünkü onlar Peygamber’in Allah’ın gerçek peygamberi olduğunu anlamışlardır. Yine anlamışlardı ki eğer onunla mübahalede bulunacak olsalardı helâk olurlardı, hem kendileri hem de aile halkları ve çoluk çocukları. O nedenle onunla sulh yaptılar, ona cizye vermeyi kabul ettiler ve ondan iyi ilişkiler içinde olmayı istediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onların isteklerini kabul etti ve onları zora koşmadı. Çünkü maksat olan hakkın açığa çıkması tahakkuk etmişti ve onların inatları da ortaya çıkmıştı. Zira mübahaleyi kabul etmemeyi kararlaştırmışlardı. Bu ise onların zalim olduklarının apaçık delilidir. İşte bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“İşte doğru olan kıssa budur” ve bu kıssada hiçbir şüphe yoktur. “Şüphesiz Allah Azîzdir” kudret ve kuvvetiyle bütün mevcudatı emrine boyun eğdirmiştir, yeryüzünün ve göklerin bütün sakinleri O’na itaat etmişlerdir. Bununla birlikte O “Hakîmdir” her şeyi yerli yerince koyandır ve olmaları gereken yerlere yerleştirendir.

Âl-i İmran 3:62

59- Doğrusu Allah katında İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı, sonra ona: Ol, dedi, o da oluverdi. 60- Bu (anlatılanlar) Rabbinden gelen haktır. Öyle ise şüphe edenlerden olma. 61- Sana gelen ilimden sonra artık kim seninle onun hakkında çekişirse de ki: “Gelin, hem siz hem biz, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Sonra niyaz edelim de Allah’ın lanetinin yalan söyleyenlerin üzerine olmasını isteyelim. 62- İşte doğru olan kıssa budur. Allah’tan başka (hak) ilâh yoktur ve şüphesiz Allah Azîzdir, Hakîmdir. 63- Artık yüz çevirirlerse (bilsinler ki) şüphesiz Allah fesatçıları çok iyi bilendir. 59. Yüce Allah Meryem ile İsa’nın kıssasını ve onların gerçek haberlerini söz konusu edip İsa’nın Allah’ın kendisine nimet ihsan ettiği bir kulu olduğunu belirttikten sonra, İsa’nın ulûhiyetini iddia eden kimselerin, Allah’a karşı yalan ve iftira düzüp bütün peygamberleri ve İsa’yı yalanlamış olacağını zikretmiştir. Çünkü İsa’yı ilâh edinen kimselerin bu konudaki şüpheleri batıl bir şüphedir. Eğer bu şüphenin haklı bir yönü olsaydı Âdem, ilah olmaya ondan daha layık olurdu. Çünkü Adem hem annesiz, hem de babasız yaratılmıştır. Bununla birlikte bütün insanlar Âdem’in Allah’ın kullarından bir kul olduğunu ittifakla kabul etmektedirler. Dolayısı ile babasız ama bir anneden yaratılmış olduğuna dayanarak İsa’nın ilâhlığını iddia etmek, iddiaların en batıl olanlarındandır. 60. İşte hiçbir şüphe taşımayan hakkın ta kendisi, budur. İsa bizzat kendisinin de kendi hakkında söylediği gibi asla bir ilâh değildir:“Ben onlara bana emrettiğin (şu emirden) başkasını söylemedim: Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin...”(el-Maide, 5/17) 61-63. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına Necran hıristiyanlarından bir heyet gelmişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara karşı İsa’nın Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna dair apaçık delilleri ortaya koymasına rağmen onlar batıl inançlarından taviz vermediler. Zira onlar İsa’nın ilâh olduğunu iddia etmişlerdi. Nihâyet her iki taraf da öyle bir noktaya geldiler ki, sonunda Yüce Allah, Peygamber’e onlarla mübahale yapmasını emretti. Çünkü onlar için hak açıklık kazanmış bulunmaktaydı. Fakat inat ve taassupları onları hakkı kabul etmekten alıkoymuştu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onları mübahaleye davet etti. Şöyle ki kendisi, aile halkını ve çocuklarını getirecek onlar da kendi aile halkını ve çocuklarını getirecekler ve sonra hep birlikte Yüce Allah’a, yalan söyleyenlerin üzerine cezasını ve lanetini indirmesi için dua edeceklerdi. Bu isteği kabul etsinler mi diye kendi aralarında istişare ettiler. Nihâyet onun bu isteğini kabul etmemekte görüş birliğine vardılar. Çünkü onlar Peygamber’in Allah’ın gerçek peygamberi olduğunu anlamışlardır. Yine anlamışlardı ki eğer onunla mübahalede bulunacak olsalardı helâk olurlardı, hem kendileri hem de aile halkları ve çoluk çocukları. O nedenle onunla sulh yaptılar, ona cizye vermeyi kabul ettiler ve ondan iyi ilişkiler içinde olmayı istediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onların isteklerini kabul etti ve onları zora koşmadı. Çünkü maksat olan hakkın açığa çıkması tahakkuk etmişti ve onların inatları da ortaya çıkmıştı. Zira mübahaleyi kabul etmemeyi kararlaştırmışlardı. Bu ise onların zalim olduklarının apaçık delilidir. İşte bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“İşte doğru olan kıssa budur” ve bu kıssada hiçbir şüphe yoktur. “Şüphesiz Allah Azîzdir” kudret ve kuvvetiyle bütün mevcudatı emrine boyun eğdirmiştir, yeryüzünün ve göklerin bütün sakinleri O’na itaat etmişlerdir. Bununla birlikte O “Hakîmdir” her şeyi yerli yerince koyandır ve olmaları gereken yerlere yerleştirendir.

Âl-i İmran 3:63

59- Doğrusu Allah katında İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı, sonra ona: Ol, dedi, o da oluverdi. 60- Bu (anlatılanlar) Rabbinden gelen haktır. Öyle ise şüphe edenlerden olma. 61- Sana gelen ilimden sonra artık kim seninle onun hakkında çekişirse de ki: “Gelin, hem siz hem biz, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Sonra niyaz edelim de Allah’ın lanetinin yalan söyleyenlerin üzerine olmasını isteyelim. 62- İşte doğru olan kıssa budur. Allah’tan başka (hak) ilâh yoktur ve şüphesiz Allah Azîzdir, Hakîmdir. 63- Artık yüz çevirirlerse (bilsinler ki) şüphesiz Allah fesatçıları çok iyi bilendir. 59. Yüce Allah Meryem ile İsa’nın kıssasını ve onların gerçek haberlerini söz konusu edip İsa’nın Allah’ın kendisine nimet ihsan ettiği bir kulu olduğunu belirttikten sonra, İsa’nın ulûhiyetini iddia eden kimselerin, Allah’a karşı yalan ve iftira düzüp bütün peygamberleri ve İsa’yı yalanlamış olacağını zikretmiştir. Çünkü İsa’yı ilâh edinen kimselerin bu konudaki şüpheleri batıl bir şüphedir. Eğer bu şüphenin haklı bir yönü olsaydı Âdem, ilah olmaya ondan daha layık olurdu. Çünkü Adem hem annesiz, hem de babasız yaratılmıştır. Bununla birlikte bütün insanlar Âdem’in Allah’ın kullarından bir kul olduğunu ittifakla kabul etmektedirler. Dolayısı ile babasız ama bir anneden yaratılmış olduğuna dayanarak İsa’nın ilâhlığını iddia etmek, iddiaların en batıl olanlarındandır. 60. İşte hiçbir şüphe taşımayan hakkın ta kendisi, budur. İsa bizzat kendisinin de kendi hakkında söylediği gibi asla bir ilâh değildir:“Ben onlara bana emrettiğin (şu emirden) başkasını söylemedim: Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin...”(el-Maide, 5/17) 61-63. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına Necran hıristiyanlarından bir heyet gelmişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara karşı İsa’nın Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna dair apaçık delilleri ortaya koymasına rağmen onlar batıl inançlarından taviz vermediler. Zira onlar İsa’nın ilâh olduğunu iddia etmişlerdi. Nihâyet her iki taraf da öyle bir noktaya geldiler ki, sonunda Yüce Allah, Peygamber’e onlarla mübahale yapmasını emretti. Çünkü onlar için hak açıklık kazanmış bulunmaktaydı. Fakat inat ve taassupları onları hakkı kabul etmekten alıkoymuştu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onları mübahaleye davet etti. Şöyle ki kendisi, aile halkını ve çocuklarını getirecek onlar da kendi aile halkını ve çocuklarını getirecekler ve sonra hep birlikte Yüce Allah’a, yalan söyleyenlerin üzerine cezasını ve lanetini indirmesi için dua edeceklerdi. Bu isteği kabul etsinler mi diye kendi aralarında istişare ettiler. Nihâyet onun bu isteğini kabul etmemekte görüş birliğine vardılar. Çünkü onlar Peygamber’in Allah’ın gerçek peygamberi olduğunu anlamışlardır. Yine anlamışlardı ki eğer onunla mübahalede bulunacak olsalardı helâk olurlardı, hem kendileri hem de aile halkları ve çoluk çocukları. O nedenle onunla sulh yaptılar, ona cizye vermeyi kabul ettiler ve ondan iyi ilişkiler içinde olmayı istediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onların isteklerini kabul etti ve onları zora koşmadı. Çünkü maksat olan hakkın açığa çıkması tahakkuk etmişti ve onların inatları da ortaya çıkmıştı. Zira mübahaleyi kabul etmemeyi kararlaştırmışlardı. Bu ise onların zalim olduklarının apaçık delilidir. İşte bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“İşte doğru olan kıssa budur” ve bu kıssada hiçbir şüphe yoktur. “Şüphesiz Allah Azîzdir” kudret ve kuvvetiyle bütün mevcudatı emrine boyun eğdirmiştir, yeryüzünün ve göklerin bütün sakinleri O’na itaat etmişlerdir. Bununla birlikte O “Hakîmdir” her şeyi yerli yerince koyandır ve olmaları gereken yerlere yerleştirendir.

Âl-i İmran 3:64

64- De ki:“Ey Ehl-i kitap! Bizimle sizin aranızda ortak bir kelimeye gelin: Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim ve O’na hiçbir şeyi ortak tutmayalım. Kimimiz de kimimizi Allah’ın yanı sıra rabler edinmesin.” Eğer yüz çevirirlerse: “Şahit olun ki biz müslümanlarız” deyin. 64. Bu âyet-i kerimeyi peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kitap ehlinin hükümdarlarına yazdığı mektuplarında kaydederdi. Bazen de sabah namazının sünnetinin birinci rekâtinde:“Deyin ki: Biz Allah’a... iman ettik”(el-Bakara, 2/136) âyetini, ikinci rekâtinde de bu ayeti okurdu. Çünkü bu âyet-i kerime, bütün peygamberlerin ve rasûllerin üzerinde ittifak ettiği tek dine daveti ihtiva etmektedir. Yine o, yalnızca Allah’a ibadet etmek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak esasına dayanan uluhiyet tevhidini de ihtiva etmektedir. Bütün insanların birer beşer olduklarına, hiçbir kimsenin rububiyet özelliğine hak kazanamayacağına ve ulûhiyetin hiçbir niteliğine sahip olamayacağına inanmaları gerektiğini de ihtiva etmektedir. İşte Kitab ehli ve başkaları bunu kabul edecek olurlarsa hidâyet bulmuş olurlar. “Eğer yüz çevirirlerse: “Şahit olun ki biz müslümanlarız, deyin” Bu da Yüce Allah’ın: “De ki! Ey kâfirler...”(el-Kâfirun, 109/1-6) suresinde dile getirilen buyrukların benzerini ifade etmektedir.

Âl-i İmran 3:65

65- Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıp duruyorsunuz? Hâlbuki Tevrat da İncil de ancak ondan sonra indirildi. Akıl erdiremiyor musunuz? 66- Hadi siz bilginiz olan bir hususta tartıştınız diyelim; peki hiçbir bilginiz olmayan bir hususta ne diye tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. 67- İbrahim ne yahudi idi, ne de Hıristiyan. Aksine o müslüman bir hanif idi. Müşriklerden de değildi. 68- Şüphesiz insanlar arasında İbrahim’e en yakın olanlar, elbette onun izinden gidenler, şu peygamber ve iman edenlerdir. Allah mü’minlerin dostudur. 65-68. Bütün dinlerin ehli; yahudiler, hıristiyanlar, müşrikler ve aynı şekilde müslümanlar hep kendilerinin İbrahim’in dini üzere olduklarını iddia ediyorlardı. İşte Yüce Allah insanlar arasında İbrahim’e en yakın olanların, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile onun tabileri ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den önce İbrahim’e uyanlar olduğunu haber vermektedir. Yahudiler, hıristiyanlar ve müşriklere gelince; İbrahim aleyhisselam onlardan uzaktır, onların dostu da değildir. Çünkü İbrahim’in dini, bütün peygamberlere ve bütün kitaplara imanı ihtiva eden müsamahakar Haniflik idi ki bu da Müslümanlara has bir özelliktir. Yahudi ve hıristiyanların İbrahim’in dini üzere oldukları iddialarına gelince, izlemekte oldukları yahudiliğin ve hıristiyanlığın ancak İbrahim’den sonra ortaya çıktığı bilinen bir husustur. Peki, yalancı oldukları ve iftirada bulundukları açıkça bilinen bir hususta nasıl tartışmaya koyulabilmektedirler? Hadi diyelim ki onlar bilgileri bulunan bir hususta tartıştılar. Peki, böyle bir durumda nasıl tartışırlar? Çünkü daha onların iddialarının ihtiva ettiği tutarsızlığa bakmadan önce bile bu iddialarının yersiz ve tutarsız olduğu açıkça belli olmaktadır. Bu âyet-i kerimede insanın bilgisi bulunmayan hususlar hakkında söz söylemesinin yahut tartışmaya girişmesinin helâl olmadığına delil vardır. Yüce Allah’ın:“Allah mü’minlerin dostudur” buyruğu şu demektir. Kulun imanı güçlendiği oranda Allah lütfu ile onu kendisine dost eder, kolay olan hidâyet yolunu ona kolaylaştırır ve zor olan sapıklık yolundan da onu uzaklaştırır.

Âl-i İmran 3:66

65- Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıp duruyorsunuz? Hâlbuki Tevrat da İncil de ancak ondan sonra indirildi. Akıl erdiremiyor musunuz? 66- Hadi siz bilginiz olan bir hususta tartıştınız diyelim; peki hiçbir bilginiz olmayan bir hususta ne diye tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. 67- İbrahim ne yahudi idi, ne de Hıristiyan. Aksine o müslüman bir hanif idi. Müşriklerden de değildi. 68- Şüphesiz insanlar arasında İbrahim’e en yakın olanlar, elbette onun izinden gidenler, şu peygamber ve iman edenlerdir. Allah mü’minlerin dostudur. 65-68. Bütün dinlerin ehli; yahudiler, hıristiyanlar, müşrikler ve aynı şekilde müslümanlar hep kendilerinin İbrahim’in dini üzere olduklarını iddia ediyorlardı. İşte Yüce Allah insanlar arasında İbrahim’e en yakın olanların, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile onun tabileri ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den önce İbrahim’e uyanlar olduğunu haber vermektedir. Yahudiler, hıristiyanlar ve müşriklere gelince; İbrahim aleyhisselam onlardan uzaktır, onların dostu da değildir. Çünkü İbrahim’in dini, bütün peygamberlere ve bütün kitaplara imanı ihtiva eden müsamahakar Haniflik idi ki bu da Müslümanlara has bir özelliktir. Yahudi ve hıristiyanların İbrahim’in dini üzere oldukları iddialarına gelince, izlemekte oldukları yahudiliğin ve hıristiyanlığın ancak İbrahim’den sonra ortaya çıktığı bilinen bir husustur. Peki, yalancı oldukları ve iftirada bulundukları açıkça bilinen bir hususta nasıl tartışmaya koyulabilmektedirler? Hadi diyelim ki onlar bilgileri bulunan bir hususta tartıştılar. Peki, böyle bir durumda nasıl tartışırlar? Çünkü daha onların iddialarının ihtiva ettiği tutarsızlığa bakmadan önce bile bu iddialarının yersiz ve tutarsız olduğu açıkça belli olmaktadır. Bu âyet-i kerimede insanın bilgisi bulunmayan hususlar hakkında söz söylemesinin yahut tartışmaya girişmesinin helâl olmadığına delil vardır. Yüce Allah’ın:“Allah mü’minlerin dostudur” buyruğu şu demektir. Kulun imanı güçlendiği oranda Allah lütfu ile onu kendisine dost eder, kolay olan hidâyet yolunu ona kolaylaştırır ve zor olan sapıklık yolundan da onu uzaklaştırır.

Âl-i İmran 3:67

65- Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıp duruyorsunuz? Hâlbuki Tevrat da İncil de ancak ondan sonra indirildi. Akıl erdiremiyor musunuz? 66- Hadi siz bilginiz olan bir hususta tartıştınız diyelim; peki hiçbir bilginiz olmayan bir hususta ne diye tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. 67- İbrahim ne yahudi idi, ne de Hıristiyan. Aksine o müslüman bir hanif idi. Müşriklerden de değildi. 68- Şüphesiz insanlar arasında İbrahim’e en yakın olanlar, elbette onun izinden gidenler, şu peygamber ve iman edenlerdir. Allah mü’minlerin dostudur. 65-68. Bütün dinlerin ehli; yahudiler, hıristiyanlar, müşrikler ve aynı şekilde müslümanlar hep kendilerinin İbrahim’in dini üzere olduklarını iddia ediyorlardı. İşte Yüce Allah insanlar arasında İbrahim’e en yakın olanların, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile onun tabileri ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den önce İbrahim’e uyanlar olduğunu haber vermektedir. Yahudiler, hıristiyanlar ve müşriklere gelince; İbrahim aleyhisselam onlardan uzaktır, onların dostu da değildir. Çünkü İbrahim’in dini, bütün peygamberlere ve bütün kitaplara imanı ihtiva eden müsamahakar Haniflik idi ki bu da Müslümanlara has bir özelliktir. Yahudi ve hıristiyanların İbrahim’in dini üzere oldukları iddialarına gelince, izlemekte oldukları yahudiliğin ve hıristiyanlığın ancak İbrahim’den sonra ortaya çıktığı bilinen bir husustur. Peki, yalancı oldukları ve iftirada bulundukları açıkça bilinen bir hususta nasıl tartışmaya koyulabilmektedirler? Hadi diyelim ki onlar bilgileri bulunan bir hususta tartıştılar. Peki, böyle bir durumda nasıl tartışırlar? Çünkü daha onların iddialarının ihtiva ettiği tutarsızlığa bakmadan önce bile bu iddialarının yersiz ve tutarsız olduğu açıkça belli olmaktadır. Bu âyet-i kerimede insanın bilgisi bulunmayan hususlar hakkında söz söylemesinin yahut tartışmaya girişmesinin helâl olmadığına delil vardır. Yüce Allah’ın:“Allah mü’minlerin dostudur” buyruğu şu demektir. Kulun imanı güçlendiği oranda Allah lütfu ile onu kendisine dost eder, kolay olan hidâyet yolunu ona kolaylaştırır ve zor olan sapıklık yolundan da onu uzaklaştırır.

Âl-i İmran 3:68

65- Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıp duruyorsunuz? Hâlbuki Tevrat da İncil de ancak ondan sonra indirildi. Akıl erdiremiyor musunuz? 66- Hadi siz bilginiz olan bir hususta tartıştınız diyelim; peki hiçbir bilginiz olmayan bir hususta ne diye tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. 67- İbrahim ne yahudi idi, ne de Hıristiyan. Aksine o müslüman bir hanif idi. Müşriklerden de değildi. 68- Şüphesiz insanlar arasında İbrahim’e en yakın olanlar, elbette onun izinden gidenler, şu peygamber ve iman edenlerdir. Allah mü’minlerin dostudur. 65-68. Bütün dinlerin ehli; yahudiler, hıristiyanlar, müşrikler ve aynı şekilde müslümanlar hep kendilerinin İbrahim’in dini üzere olduklarını iddia ediyorlardı. İşte Yüce Allah insanlar arasında İbrahim’e en yakın olanların, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile onun tabileri ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den önce İbrahim’e uyanlar olduğunu haber vermektedir. Yahudiler, hıristiyanlar ve müşriklere gelince; İbrahim aleyhisselam onlardan uzaktır, onların dostu da değildir. Çünkü İbrahim’in dini, bütün peygamberlere ve bütün kitaplara imanı ihtiva eden müsamahakar Haniflik idi ki bu da Müslümanlara has bir özelliktir. Yahudi ve hıristiyanların İbrahim’in dini üzere oldukları iddialarına gelince, izlemekte oldukları yahudiliğin ve hıristiyanlığın ancak İbrahim’den sonra ortaya çıktığı bilinen bir husustur. Peki, yalancı oldukları ve iftirada bulundukları açıkça bilinen bir hususta nasıl tartışmaya koyulabilmektedirler? Hadi diyelim ki onlar bilgileri bulunan bir hususta tartıştılar. Peki, böyle bir durumda nasıl tartışırlar? Çünkü daha onların iddialarının ihtiva ettiği tutarsızlığa bakmadan önce bile bu iddialarının yersiz ve tutarsız olduğu açıkça belli olmaktadır. Bu âyet-i kerimede insanın bilgisi bulunmayan hususlar hakkında söz söylemesinin yahut tartışmaya girişmesinin helâl olmadığına delil vardır. Yüce Allah’ın:“Allah mü’minlerin dostudur” buyruğu şu demektir. Kulun imanı güçlendiği oranda Allah lütfu ile onu kendisine dost eder, kolay olan hidâyet yolunu ona kolaylaştırır ve zor olan sapıklık yolundan da onu uzaklaştırır.

Âl-i İmran 3:69

69- Ehl-i kitaptan bir zümre sizi saptırabilmeyi arzu etmektedirler. Onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar da hâlâ farkında değiller. 70- Ey Ehl-i kitap, görüp durduğunuz halde Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? 71- Ey Ehl-i kitap, niçin bile bile hakkı batılla karıştırıyor ve hakkı gizliyorsunuz? 72- Ehl-i kitaptan bir zümre dedi ki:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin, sonunda da onu inkâr edin. Olur ki dönerler. 73- Ve dininize uyandan başkasına da inanmayın.” De ki: Gerçek hidâyet Allah’ın hidâyetidir. “Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” De ki: “Şüphesiz lütuf Allah’ın elindedir ve O, onu dilediğine verir. Allah Vâsidir, Alîmdir.” 74- O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir. 69-74. Yüce Allah’ın bu ümmete, Kitap ehline mensup düşmanlarının hile ve tuzaklarını ve onların mü’minleri saptırma konusundaki aşırı tutkuları dolayısıyla son derece kötü ve çeşitli tuzaklar kurduğunu haber vermesi bu ümmete olan lütuflarındandır. İşte onlardan bir kesim şöyle demişlerdi:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin.” Gündüzün son saatlerinde de onların dinlerinden geri dönün. Çünkü onlar sizlerin bilgi sahibi olduğunuza inandıkları için dinlerinden döndüğünüzü görecek olurlarsa, kendi dinleri hakkında şüpheye düşerler ve şöyle derler:“Eğer onlar bizim bu dinimizde beğenmedikleri bir şey görmüş ve önceki kitaplara uygun düşmeyen şeyler tespit etmiş olmasalardı dönmezlerdi.” İşte Kitap ehlinin tuzakları budur. Dilediğini hidâyete erdiren ise Yüce Allah’tır. Lütuf O’nun elindedir ve bunu dilediğine tahsis eder. İşte siz ey Muhammed ümmeti, size de sizden başkalarına vermediği özellikler tahsis etmiştir. Ancak bu tuzak kuranlar şunu bilmemektedirler: Allah’ın dini haktı ve bu dinin hakikati kalplere ulaştı mı, zaman geçtikçe sahibinin bu dine olan iman ve yakîni gittikçe artar. Dini ile ilgili ileri sürülen şüpheler de ancak onun dinine bağlılığını artırır; Yüce Allah’a olan hamd-ü senasını -bu din ile kendisine lütufta bulunduğundan dolayı- daha da çoğaltır. Onların söyledikleri nakledilen:“Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” sözleri şu anlama gelmektedir: Onları bu kötü işleri yapmaya iten şey; kıskançlıkları, azgınlıkları ve kendilerine karşı delil getirilmesi korkusudur. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kitap ehlinden birçoğu hak kendilerine besbelli olmuşken içlerinde yerleşmiş olan kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra kâfirlere döndürmeyi çok isterler...”(el-Bakara, 2/109)

Âl-i İmran 3:70

69- Ehl-i kitaptan bir zümre sizi saptırabilmeyi arzu etmektedirler. Onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar da hâlâ farkında değiller. 70- Ey Ehl-i kitap, görüp durduğunuz halde Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? 71- Ey Ehl-i kitap, niçin bile bile hakkı batılla karıştırıyor ve hakkı gizliyorsunuz? 72- Ehl-i kitaptan bir zümre dedi ki:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin, sonunda da onu inkâr edin. Olur ki dönerler. 73- Ve dininize uyandan başkasına da inanmayın.” De ki: Gerçek hidâyet Allah’ın hidâyetidir. “Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” De ki: “Şüphesiz lütuf Allah’ın elindedir ve O, onu dilediğine verir. Allah Vâsidir, Alîmdir.” 74- O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir. 69-74. Yüce Allah’ın bu ümmete, Kitap ehline mensup düşmanlarının hile ve tuzaklarını ve onların mü’minleri saptırma konusundaki aşırı tutkuları dolayısıyla son derece kötü ve çeşitli tuzaklar kurduğunu haber vermesi bu ümmete olan lütuflarındandır. İşte onlardan bir kesim şöyle demişlerdi:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin.” Gündüzün son saatlerinde de onların dinlerinden geri dönün. Çünkü onlar sizlerin bilgi sahibi olduğunuza inandıkları için dinlerinden döndüğünüzü görecek olurlarsa, kendi dinleri hakkında şüpheye düşerler ve şöyle derler:“Eğer onlar bizim bu dinimizde beğenmedikleri bir şey görmüş ve önceki kitaplara uygun düşmeyen şeyler tespit etmiş olmasalardı dönmezlerdi.” İşte Kitap ehlinin tuzakları budur. Dilediğini hidâyete erdiren ise Yüce Allah’tır. Lütuf O’nun elindedir ve bunu dilediğine tahsis eder. İşte siz ey Muhammed ümmeti, size de sizden başkalarına vermediği özellikler tahsis etmiştir. Ancak bu tuzak kuranlar şunu bilmemektedirler: Allah’ın dini haktı ve bu dinin hakikati kalplere ulaştı mı, zaman geçtikçe sahibinin bu dine olan iman ve yakîni gittikçe artar. Dini ile ilgili ileri sürülen şüpheler de ancak onun dinine bağlılığını artırır; Yüce Allah’a olan hamd-ü senasını -bu din ile kendisine lütufta bulunduğundan dolayı- daha da çoğaltır. Onların söyledikleri nakledilen:“Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” sözleri şu anlama gelmektedir: Onları bu kötü işleri yapmaya iten şey; kıskançlıkları, azgınlıkları ve kendilerine karşı delil getirilmesi korkusudur. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kitap ehlinden birçoğu hak kendilerine besbelli olmuşken içlerinde yerleşmiş olan kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra kâfirlere döndürmeyi çok isterler...”(el-Bakara, 2/109)

Âl-i İmran 3:71

69- Ehl-i kitaptan bir zümre sizi saptırabilmeyi arzu etmektedirler. Onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar da hâlâ farkında değiller. 70- Ey Ehl-i kitap, görüp durduğunuz halde Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? 71- Ey Ehl-i kitap, niçin bile bile hakkı batılla karıştırıyor ve hakkı gizliyorsunuz? 72- Ehl-i kitaptan bir zümre dedi ki:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin, sonunda da onu inkâr edin. Olur ki dönerler. 73- Ve dininize uyandan başkasına da inanmayın.” De ki: Gerçek hidâyet Allah’ın hidâyetidir. “Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” De ki: “Şüphesiz lütuf Allah’ın elindedir ve O, onu dilediğine verir. Allah Vâsidir, Alîmdir.” 74- O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir. 69-74. Yüce Allah’ın bu ümmete, Kitap ehline mensup düşmanlarının hile ve tuzaklarını ve onların mü’minleri saptırma konusundaki aşırı tutkuları dolayısıyla son derece kötü ve çeşitli tuzaklar kurduğunu haber vermesi bu ümmete olan lütuflarındandır. İşte onlardan bir kesim şöyle demişlerdi:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin.” Gündüzün son saatlerinde de onların dinlerinden geri dönün. Çünkü onlar sizlerin bilgi sahibi olduğunuza inandıkları için dinlerinden döndüğünüzü görecek olurlarsa, kendi dinleri hakkında şüpheye düşerler ve şöyle derler:“Eğer onlar bizim bu dinimizde beğenmedikleri bir şey görmüş ve önceki kitaplara uygun düşmeyen şeyler tespit etmiş olmasalardı dönmezlerdi.” İşte Kitap ehlinin tuzakları budur. Dilediğini hidâyete erdiren ise Yüce Allah’tır. Lütuf O’nun elindedir ve bunu dilediğine tahsis eder. İşte siz ey Muhammed ümmeti, size de sizden başkalarına vermediği özellikler tahsis etmiştir. Ancak bu tuzak kuranlar şunu bilmemektedirler: Allah’ın dini haktı ve bu dinin hakikati kalplere ulaştı mı, zaman geçtikçe sahibinin bu dine olan iman ve yakîni gittikçe artar. Dini ile ilgili ileri sürülen şüpheler de ancak onun dinine bağlılığını artırır; Yüce Allah’a olan hamd-ü senasını -bu din ile kendisine lütufta bulunduğundan dolayı- daha da çoğaltır. Onların söyledikleri nakledilen:“Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” sözleri şu anlama gelmektedir: Onları bu kötü işleri yapmaya iten şey; kıskançlıkları, azgınlıkları ve kendilerine karşı delil getirilmesi korkusudur. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kitap ehlinden birçoğu hak kendilerine besbelli olmuşken içlerinde yerleşmiş olan kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra kâfirlere döndürmeyi çok isterler...”(el-Bakara, 2/109)

Âl-i İmran 3:72

69- Ehl-i kitaptan bir zümre sizi saptırabilmeyi arzu etmektedirler. Onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar da hâlâ farkında değiller. 70- Ey Ehl-i kitap, görüp durduğunuz halde Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? 71- Ey Ehl-i kitap, niçin bile bile hakkı batılla karıştırıyor ve hakkı gizliyorsunuz? 72- Ehl-i kitaptan bir zümre dedi ki:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin, sonunda da onu inkâr edin. Olur ki dönerler. 73- Ve dininize uyandan başkasına da inanmayın.” De ki: Gerçek hidâyet Allah’ın hidâyetidir. “Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” De ki: “Şüphesiz lütuf Allah’ın elindedir ve O, onu dilediğine verir. Allah Vâsidir, Alîmdir.” 74- O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir. 69-74. Yüce Allah’ın bu ümmete, Kitap ehline mensup düşmanlarının hile ve tuzaklarını ve onların mü’minleri saptırma konusundaki aşırı tutkuları dolayısıyla son derece kötü ve çeşitli tuzaklar kurduğunu haber vermesi bu ümmete olan lütuflarındandır. İşte onlardan bir kesim şöyle demişlerdi:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin.” Gündüzün son saatlerinde de onların dinlerinden geri dönün. Çünkü onlar sizlerin bilgi sahibi olduğunuza inandıkları için dinlerinden döndüğünüzü görecek olurlarsa, kendi dinleri hakkında şüpheye düşerler ve şöyle derler:“Eğer onlar bizim bu dinimizde beğenmedikleri bir şey görmüş ve önceki kitaplara uygun düşmeyen şeyler tespit etmiş olmasalardı dönmezlerdi.” İşte Kitap ehlinin tuzakları budur. Dilediğini hidâyete erdiren ise Yüce Allah’tır. Lütuf O’nun elindedir ve bunu dilediğine tahsis eder. İşte siz ey Muhammed ümmeti, size de sizden başkalarına vermediği özellikler tahsis etmiştir. Ancak bu tuzak kuranlar şunu bilmemektedirler: Allah’ın dini haktı ve bu dinin hakikati kalplere ulaştı mı, zaman geçtikçe sahibinin bu dine olan iman ve yakîni gittikçe artar. Dini ile ilgili ileri sürülen şüpheler de ancak onun dinine bağlılığını artırır; Yüce Allah’a olan hamd-ü senasını -bu din ile kendisine lütufta bulunduğundan dolayı- daha da çoğaltır. Onların söyledikleri nakledilen:“Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” sözleri şu anlama gelmektedir: Onları bu kötü işleri yapmaya iten şey; kıskançlıkları, azgınlıkları ve kendilerine karşı delil getirilmesi korkusudur. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kitap ehlinden birçoğu hak kendilerine besbelli olmuşken içlerinde yerleşmiş olan kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra kâfirlere döndürmeyi çok isterler...”(el-Bakara, 2/109)

Âl-i İmran 3:73

69- Ehl-i kitaptan bir zümre sizi saptırabilmeyi arzu etmektedirler. Onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar da hâlâ farkında değiller. 70- Ey Ehl-i kitap, görüp durduğunuz halde Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? 71- Ey Ehl-i kitap, niçin bile bile hakkı batılla karıştırıyor ve hakkı gizliyorsunuz? 72- Ehl-i kitaptan bir zümre dedi ki:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin, sonunda da onu inkâr edin. Olur ki dönerler. 73- Ve dininize uyandan başkasına da inanmayın.” De ki: Gerçek hidâyet Allah’ın hidâyetidir. “Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” De ki: “Şüphesiz lütuf Allah’ın elindedir ve O, onu dilediğine verir. Allah Vâsidir, Alîmdir.” 74- O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir. 69-74. Yüce Allah’ın bu ümmete, Kitap ehline mensup düşmanlarının hile ve tuzaklarını ve onların mü’minleri saptırma konusundaki aşırı tutkuları dolayısıyla son derece kötü ve çeşitli tuzaklar kurduğunu haber vermesi bu ümmete olan lütuflarındandır. İşte onlardan bir kesim şöyle demişlerdi:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin.” Gündüzün son saatlerinde de onların dinlerinden geri dönün. Çünkü onlar sizlerin bilgi sahibi olduğunuza inandıkları için dinlerinden döndüğünüzü görecek olurlarsa, kendi dinleri hakkında şüpheye düşerler ve şöyle derler:“Eğer onlar bizim bu dinimizde beğenmedikleri bir şey görmüş ve önceki kitaplara uygun düşmeyen şeyler tespit etmiş olmasalardı dönmezlerdi.” İşte Kitap ehlinin tuzakları budur. Dilediğini hidâyete erdiren ise Yüce Allah’tır. Lütuf O’nun elindedir ve bunu dilediğine tahsis eder. İşte siz ey Muhammed ümmeti, size de sizden başkalarına vermediği özellikler tahsis etmiştir. Ancak bu tuzak kuranlar şunu bilmemektedirler: Allah’ın dini haktı ve bu dinin hakikati kalplere ulaştı mı, zaman geçtikçe sahibinin bu dine olan iman ve yakîni gittikçe artar. Dini ile ilgili ileri sürülen şüpheler de ancak onun dinine bağlılığını artırır; Yüce Allah’a olan hamd-ü senasını -bu din ile kendisine lütufta bulunduğundan dolayı- daha da çoğaltır. Onların söyledikleri nakledilen:“Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” sözleri şu anlama gelmektedir: Onları bu kötü işleri yapmaya iten şey; kıskançlıkları, azgınlıkları ve kendilerine karşı delil getirilmesi korkusudur. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kitap ehlinden birçoğu hak kendilerine besbelli olmuşken içlerinde yerleşmiş olan kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra kâfirlere döndürmeyi çok isterler...”(el-Bakara, 2/109)

Âl-i İmran 3:74

69- Ehl-i kitaptan bir zümre sizi saptırabilmeyi arzu etmektedirler. Onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar da hâlâ farkında değiller. 70- Ey Ehl-i kitap, görüp durduğunuz halde Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? 71- Ey Ehl-i kitap, niçin bile bile hakkı batılla karıştırıyor ve hakkı gizliyorsunuz? 72- Ehl-i kitaptan bir zümre dedi ki:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin, sonunda da onu inkâr edin. Olur ki dönerler. 73- Ve dininize uyandan başkasına da inanmayın.” De ki: Gerçek hidâyet Allah’ın hidâyetidir. “Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” De ki: “Şüphesiz lütuf Allah’ın elindedir ve O, onu dilediğine verir. Allah Vâsidir, Alîmdir.” 74- O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir. 69-74. Yüce Allah’ın bu ümmete, Kitap ehline mensup düşmanlarının hile ve tuzaklarını ve onların mü’minleri saptırma konusundaki aşırı tutkuları dolayısıyla son derece kötü ve çeşitli tuzaklar kurduğunu haber vermesi bu ümmete olan lütuflarındandır. İşte onlardan bir kesim şöyle demişlerdi:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin.” Gündüzün son saatlerinde de onların dinlerinden geri dönün. Çünkü onlar sizlerin bilgi sahibi olduğunuza inandıkları için dinlerinden döndüğünüzü görecek olurlarsa, kendi dinleri hakkında şüpheye düşerler ve şöyle derler:“Eğer onlar bizim bu dinimizde beğenmedikleri bir şey görmüş ve önceki kitaplara uygun düşmeyen şeyler tespit etmiş olmasalardı dönmezlerdi.” İşte Kitap ehlinin tuzakları budur. Dilediğini hidâyete erdiren ise Yüce Allah’tır. Lütuf O’nun elindedir ve bunu dilediğine tahsis eder. İşte siz ey Muhammed ümmeti, size de sizden başkalarına vermediği özellikler tahsis etmiştir. Ancak bu tuzak kuranlar şunu bilmemektedirler: Allah’ın dini haktı ve bu dinin hakikati kalplere ulaştı mı, zaman geçtikçe sahibinin bu dine olan iman ve yakîni gittikçe artar. Dini ile ilgili ileri sürülen şüpheler de ancak onun dinine bağlılığını artırır; Yüce Allah’a olan hamd-ü senasını -bu din ile kendisine lütufta bulunduğundan dolayı- daha da çoğaltır. Onların söyledikleri nakledilen:“Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” sözleri şu anlama gelmektedir: Onları bu kötü işleri yapmaya iten şey; kıskançlıkları, azgınlıkları ve kendilerine karşı delil getirilmesi korkusudur. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kitap ehlinden birçoğu hak kendilerine besbelli olmuşken içlerinde yerleşmiş olan kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra kâfirlere döndürmeyi çok isterler...”(el-Bakara, 2/109)

Âl-i İmran 3:75

75- Kitap ehlinden öyle kimseler vardır ki, sen ona bir kantar (altın) emanet etsen, onu sana (eksiksiz) öder. Yine onlardan öyle kimseler vardır ki ona tek bir altın emanet etsen, sen onu ısrarla istemedikçe onu sana ödemez. Bunun sebebi onların:“Ümmiler hakkında bize bir vebal yoktur” demeleridir. Onlar bile bile Allah’a karşı yalan söylüyorlar. 76- Hayır! Kim ahdini yerine getirir ve sakınırsa şüphesiz Allah sakınanları sever. 75. Yüce Allah, Kitap ehli hakkında bize şöyle haber vermektedir: Onlardan bir kesim, güvenilir kimselerdir. Öyle ki onlardan birine çok miktarda altın para güvenip teslim edecek olursan, onu sana tamamıyla öder. Onlardan bir kesimin de hain kimseler olduklarını haber vermektedir ki bunlar en ufak bir bir miktarda dahi hainlik ederler. Bu son derece çirkin hainliklerine rağmen onlar bir de batıl gerekçelerle yaptıklarını tevil ederek mazeret gösterirler ve:“Ümmiler hakkında bize bir vebal yoktur” derler. Yani biz bu ümmilere (Araplara) hainlik edecek ve onların mallarını helâl kabul edip yiyecek olursak, bize bir günah olmaz. Çünkü onların saygı duyulması gereken bir hakları, dokunulmazlıkları yoktur. Yüce Allah ise şöyle demektedir:“Onlar bile bile Allah’a karşı yalan söylüyorlar.” Yani böyle bir şey yaptıkları takdirde büyük bir vebal altında olduklarını bildikleri halde bunu söylerler. Böylelikle onlar bir taraftan hainlik etmekte, diğer taraftan Arapları hakir görmektedirler. Üstelik Allah’a karşı da yalan söylemektedirler ve bunu bile bile yapmaktadırlar. Yoksa böyle bir şeyi bilgisizliklerinden ve şaşkınlıklarından yapan kimseler gibi değildirler. 76. “Hayır” yani durum dedikleri gibi değildir. Çünkü “kim ahdini yerine getirir ve sakınırsa” yani hem Allah’ın haklarını hem de kullarının haklarını yerine getirirse işte sakınan (takvâ sahibi olan) kişi budur ve Allah böylelerini sever. Öte yandan kim bunun aksine hareket eder de kendisi ile insanlar arasındaki ahit ve akitlerini yerine getirmeyecek olursa ve Allah’tan da sakınmazsa işte Allah böylelerine de gazap eder ve bu tutum dolayısı ile onları en ağır ve ibretlik şekilde cezalandırır.

Âl-i İmran 3:76

75- Kitap ehlinden öyle kimseler vardır ki, sen ona bir kantar (altın) emanet etsen, onu sana (eksiksiz) öder. Yine onlardan öyle kimseler vardır ki ona tek bir altın emanet etsen, sen onu ısrarla istemedikçe onu sana ödemez. Bunun sebebi onların:“Ümmiler hakkında bize bir vebal yoktur” demeleridir. Onlar bile bile Allah’a karşı yalan söylüyorlar. 76- Hayır! Kim ahdini yerine getirir ve sakınırsa şüphesiz Allah sakınanları sever. 75. Yüce Allah, Kitap ehli hakkında bize şöyle haber vermektedir: Onlardan bir kesim, güvenilir kimselerdir. Öyle ki onlardan birine çok miktarda altın para güvenip teslim edecek olursan, onu sana tamamıyla öder. Onlardan bir kesimin de hain kimseler olduklarını haber vermektedir ki bunlar en ufak bir bir miktarda dahi hainlik ederler. Bu son derece çirkin hainliklerine rağmen onlar bir de batıl gerekçelerle yaptıklarını tevil ederek mazeret gösterirler ve:“Ümmiler hakkında bize bir vebal yoktur” derler. Yani biz bu ümmilere (Araplara) hainlik edecek ve onların mallarını helâl kabul edip yiyecek olursak, bize bir günah olmaz. Çünkü onların saygı duyulması gereken bir hakları, dokunulmazlıkları yoktur. Yüce Allah ise şöyle demektedir:“Onlar bile bile Allah’a karşı yalan söylüyorlar.” Yani böyle bir şey yaptıkları takdirde büyük bir vebal altında olduklarını bildikleri halde bunu söylerler. Böylelikle onlar bir taraftan hainlik etmekte, diğer taraftan Arapları hakir görmektedirler. Üstelik Allah’a karşı da yalan söylemektedirler ve bunu bile bile yapmaktadırlar. Yoksa böyle bir şeyi bilgisizliklerinden ve şaşkınlıklarından yapan kimseler gibi değildirler. 76. “Hayır” yani durum dedikleri gibi değildir. Çünkü “kim ahdini yerine getirir ve sakınırsa” yani hem Allah’ın haklarını hem de kullarının haklarını yerine getirirse işte sakınan (takvâ sahibi olan) kişi budur ve Allah böylelerini sever. Öte yandan kim bunun aksine hareket eder de kendisi ile insanlar arasındaki ahit ve akitlerini yerine getirmeyecek olursa ve Allah’tan da sakınmazsa işte Allah böylelerine de gazap eder ve bu tutum dolayısı ile onları en ağır ve ibretlik şekilde cezalandırır.

Âl-i İmran 3:77

77- Şüphesiz Allah’a olan ahitlerini ve yeminlerini az bir pahaya değiştirenler var ya, işte onlar için âhirette hiçbir nasip yoktur. Allah Kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Onlar için can yakıcı bir azap da vardır. 77. Yani dinlerini dünyalık karşılığında değiştirerek, dünyanın azıcık menfaatini tercih eden ve yalan yeminlerle, yerine getirilmeyen ahit ve sözlerle dünyalık elde edenlerle, işte “Allah Kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Onlar için can yakıcı bir azap da vardır.” Yani Allah’ın bunlara gazap etmesi hak olmuştur. Allah’ın bunları cezalandırması kaçınılmaz olmuştur. Onlar Allah’ın mükâfaatından mahrum kalacaklardır. Allah tarafından temize çıkarılma imkânını da kaybetmişlerdir. Aksine onlar Kıyamet gününde günahlara bulanmış olarak, büyük hatalarla ve suçlarla kirlenmiş olarak geleceklerdir.

Âl-i İmran 3:78

78- Onlardan öyle bir zümre vardır ki Kitabı (okurken) siz (okuduklarını) Kitaptan sanasınız diye dillerini eğip bükerler. Hâlbuki o (okudukları) kitaptan değildir. “Bu, Allah'ın katındandır” derler, hâlbuki o Allah katından değildir. Onlar Allah’a karşı bile bile yalan söylerler. 78. Yani Kitap ehlinden Allah’ın Kitabını tahrif eden bir kesim vardır. “tabı (okurken) siz (okuduklarını) Kitaptan sanasınız diye dillerini eğip bükerler.” Bu, hem lafzî tahrifi hem de manevi tahrifi kapsar. Diğer taraftan bunlar bu çirkin tahriflerine rağmen bu tahriflerinin Kitaptan olduğu vehmini verirler. Hâlbuki bunu yaparken yalan söylemekte ve açıktan açığa da Allah’a yalan isnat etmektedirler. Bunu yaparken kendi vahim durumlarını ve kötü hallerini de çok iyi bilmektedirler.

Âl-i İmran 3:79

79- Allah'ın kendisine kitab, hüküm ve peygamberlik verdiği hiçbir beşerin insanlara:“Allah’ı bırakın da bana kul olun!” demesi, olacak şey değildir. Aksine o:“(Başkalarına) öğretmekte ve okuyup öğrenmekte olduğunuz Kitap sayesinde Rabbânîler olun”(der). 80- O, size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez. Müslüman olduktan sonra size küfrü emreder mi hiç?! 79. Yani Allah’ın vahyi, Kitabı ve peygamberliği lütfettiği, ona şer’î hükümleri verdiği bir insanın, diğer insanlara kendisine ibadet etmelerini, peygamberlere ve meleklere ibadet edip onları rabler edinmelerini emretmesi son derece imkânsız ve hiç olmayacak bir şeydir. Çünkü bu, bizatihi küfürdür. İşte bu peygamber de nasıl böyle bir şey yapabilir ki? Yüce Allah ona her yönden küfrün zıddı olan İslâm’ı göndermiş iken o nasıl olur onun zıddı olan küfrü emredebilir? Böyle bir şeye imkân yoktur; çünkü onun durumu ve üzerinde bulunduğu gerçek, Allah’ın kendisine lütfetmiş olduğu faziletler ve özellikler tam bir ubudiyeti gerektirir, bir ve tek, gücü her şeye yeten Allah’a tam anlamı ile boyun eğip itaati gerektirir. Bu, Necran heyetine verilen bir cevaptır. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara yalnızca Allah’a ibadet edip O’na itaat etmelerini emrettiğinde gururları onların imana yönelmelerini engellemiş ve kibirleri dolayısı ile: Ey Muhammed, sana ibadet etmemizi mi emrediyorsun? demişlerdi. Şanı Yüce Allah böylelikle onların söylediklerinin geçersiz olduğunu, onların ve benzerlerinin bu husustaki sözlerinin açıkça bâtıl olduğunu ifade buyurmuştur.

Âl-i İmran 3:80

79- Allah'ın kendisine kitab, hüküm ve peygamberlik verdiği hiçbir beşerin insanlara:“Allah’ı bırakın da bana kul olun!” demesi, olacak şey değildir. Aksine o:“(Başkalarına) öğretmekte ve okuyup öğrenmekte olduğunuz Kitap sayesinde Rabbânîler olun”(der). 80- O, size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez. Müslüman olduktan sonra size küfrü emreder mi hiç?! 79. Yani Allah’ın vahyi, Kitabı ve peygamberliği lütfettiği, ona şer’î hükümleri verdiği bir insanın, diğer insanlara kendisine ibadet etmelerini, peygamberlere ve meleklere ibadet edip onları rabler edinmelerini emretmesi son derece imkânsız ve hiç olmayacak bir şeydir. Çünkü bu, bizatihi küfürdür. İşte bu peygamber de nasıl böyle bir şey yapabilir ki? Yüce Allah ona her yönden küfrün zıddı olan İslâm’ı göndermiş iken o nasıl olur onun zıddı olan küfrü emredebilir? Böyle bir şeye imkân yoktur; çünkü onun durumu ve üzerinde bulunduğu gerçek, Allah’ın kendisine lütfetmiş olduğu faziletler ve özellikler tam bir ubudiyeti gerektirir, bir ve tek, gücü her şeye yeten Allah’a tam anlamı ile boyun eğip itaati gerektirir. Bu, Necran heyetine verilen bir cevaptır. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara yalnızca Allah’a ibadet edip O’na itaat etmelerini emrettiğinde gururları onların imana yönelmelerini engellemiş ve kibirleri dolayısı ile: Ey Muhammed, sana ibadet etmemizi mi emrediyorsun? demişlerdi. Şanı Yüce Allah böylelikle onların söylediklerinin geçersiz olduğunu, onların ve benzerlerinin bu husustaki sözlerinin açıkça bâtıl olduğunu ifade buyurmuştur.

Âl-i İmran 3:81

81- Hani Allah peygamberlerden:“Size verdiğim kitap ve hikmetten sonra size beraberinizdekini tadik edici bir peygamber gelirse ona mutlak iman edecek ve yardım edeceksiniz” diye söz aldığı zaman: (Bunu) kabul edip bu ağır sorumluluğu yüklendiniz mi?” demişti. Onlar da:“Kabul ettik” demişlerdi. O da: Öyleyse şahit olun, ben de sizinle birlikte şahit olanlardanım.” buyurmuştu. 82- Artık kim bundan sonra yüz çevirirse işte onlar fasıkların tâ kendileridirler. 81-82. Yüce Allah şöyle haber vermektedir: O, bütün peygamberlerden söz ve ahit almıştır. Buna sebep ise onlara verdiği ve lütfettiği kitap ve hikmettir. Bu kitap ve hikmet ise Allah’ın hakkını eksiksiz olarak yerine getirmeyi ve bunu tastamam ifa etmeyi gerektirir. Şöyle ki şâyet onlara beraberlerinde bulunanı tasdik eden, kendileri ile gönderilen tevhidi, hak ve adaleti, şeriatlerin ittifakla kabul ettikleri esasları doğrulayan buyruklar getiren peygambere iman edecekler ve ona yardım edeceklerdir. Onlar da kendilerinden alınan bu sözü kabul ettiklerini söylemiş, itiraf etmiş ve bu söze bağlı kalacaklarını belirtmişlerdi. Buna dair onları şahit tuttuğu gibi bizzat kendisi de onlara karşı şahitlik etmiştir. Bu söze muhalefet edenleri de tehdit etmişti. Bu, bütün peygamberler arasında ortak bir husustur. Onların hepsinin izledikleri yol aynıdır. Onların her birisinin davetini hepsi ittifakla kabul etmiş ve onaylamışlardır. Bunun kapsamına şu da girmektedir: Yüce Allah bütün peygamberlerden Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman edeceklerine ve onun dinine (yetiştikleri takdirde) yardımcı olacaklarına dair söz almıştır. Buna göre peygamberlere tâbi olduğunu kim iddia ederse, işte peygamberlerin dini budur; Allah’ın onlardan yerine getirmelerini istediği ve onların da ikrar ve itiraf ettikleri din budur. O halde önceki peygamberlere uyduğunu iddia ettiği halde Muhammed’e uymaktan yüz çeviren kimse hiç şüphesiz fasıktır, Allah’a itaatın dışına çıkmıştır. Uyduğunu iddia ettiği peygamberi de yalanlamış ve onun yoluna muhalefet etmiştir. İşte bu kitap ehli ve diğer din mensupları arasından Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmeyen herkese karşı getirilmiş kesin bir delil ve belgedir. Onlar, peygamberlerin önderi ve sonuncusu olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmedikleri sürece uyduklarını iddia ettikleri kendi peygamberlerine de iman etmiş olamazlar.

Âl-i İmran 3:82

81- Hani Allah peygamberlerden:“Size verdiğim kitap ve hikmetten sonra size beraberinizdekini tadik edici bir peygamber gelirse ona mutlak iman edecek ve yardım edeceksiniz” diye söz aldığı zaman: (Bunu) kabul edip bu ağır sorumluluğu yüklendiniz mi?” demişti. Onlar da:“Kabul ettik” demişlerdi. O da: Öyleyse şahit olun, ben de sizinle birlikte şahit olanlardanım.” buyurmuştu. 82- Artık kim bundan sonra yüz çevirirse işte onlar fasıkların tâ kendileridirler. 81-82. Yüce Allah şöyle haber vermektedir: O, bütün peygamberlerden söz ve ahit almıştır. Buna sebep ise onlara verdiği ve lütfettiği kitap ve hikmettir. Bu kitap ve hikmet ise Allah’ın hakkını eksiksiz olarak yerine getirmeyi ve bunu tastamam ifa etmeyi gerektirir. Şöyle ki şâyet onlara beraberlerinde bulunanı tasdik eden, kendileri ile gönderilen tevhidi, hak ve adaleti, şeriatlerin ittifakla kabul ettikleri esasları doğrulayan buyruklar getiren peygambere iman edecekler ve ona yardım edeceklerdir. Onlar da kendilerinden alınan bu sözü kabul ettiklerini söylemiş, itiraf etmiş ve bu söze bağlı kalacaklarını belirtmişlerdi. Buna dair onları şahit tuttuğu gibi bizzat kendisi de onlara karşı şahitlik etmiştir. Bu söze muhalefet edenleri de tehdit etmişti. Bu, bütün peygamberler arasında ortak bir husustur. Onların hepsinin izledikleri yol aynıdır. Onların her birisinin davetini hepsi ittifakla kabul etmiş ve onaylamışlardır. Bunun kapsamına şu da girmektedir: Yüce Allah bütün peygamberlerden Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman edeceklerine ve onun dinine (yetiştikleri takdirde) yardımcı olacaklarına dair söz almıştır. Buna göre peygamberlere tâbi olduğunu kim iddia ederse, işte peygamberlerin dini budur; Allah’ın onlardan yerine getirmelerini istediği ve onların da ikrar ve itiraf ettikleri din budur. O halde önceki peygamberlere uyduğunu iddia ettiği halde Muhammed’e uymaktan yüz çeviren kimse hiç şüphesiz fasıktır, Allah’a itaatın dışına çıkmıştır. Uyduğunu iddia ettiği peygamberi de yalanlamış ve onun yoluna muhalefet etmiştir. İşte bu kitap ehli ve diğer din mensupları arasından Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmeyen herkese karşı getirilmiş kesin bir delil ve belgedir. Onlar, peygamberlerin önderi ve sonuncusu olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmedikleri sürece uyduklarını iddia ettikleri kendi peygamberlerine de iman etmiş olamazlar.

Âl-i İmran 3:83

83- Onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Hâlbuki göklerde ve yerde kim varsa hepsi ister istemez O’na teslim olmuştur ve hepsi de O’na döndürülecektir. 84- De ki:“Biz, Allah’a iman ettik. Bize indirilene, İbrahim’e, İsmâil’e, İshâk’a, Yakûb’a ve oğullarına indirilene; Musâ’ya, İsâ’ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere de (iman ettik). Onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayız. Biz yalnız O’na teslim olmuşlarız.” 85- Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul olunmaz ve o, âhirette zarara uğrayanlardan olur. 83-85. Yüce Allah’ın bu ümmete emretmiş olduğu imanın esaslarından olan bu esaslar, Bakara Sûresi’nde de geçmiş bulunmaktadır. Bütün kitaplar ve peygamberler bunları ittifakla kabul etmiştir. Herkesin hedeflemesi gereken hususlar bunlardır, gerçek İslâm dini de bunlardır. Kim bunlardan başkasını arayacak olursa onun ameli reddolunur. Onun itibar olunacak bir dini olmaz. Kim bunu kabul etmez ve bundan yüz çevirecek olursa nereye gidecektir? Ağaçlara, taşlara ve ateşe ibadete mi? Yoksa hahamları, rahipleri, haçları ilâh mı edinecek? Yoksa âlemlerin Rabbini inkâra mı yönelecek? Yoksa şeytanların telkinlerinden ibaret olan batıl dinlere mi yönelecek? İşte bütün bunlar, âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaklardır.

Âl-i İmran 3:84

83- Onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Hâlbuki göklerde ve yerde kim varsa hepsi ister istemez O’na teslim olmuştur ve hepsi de O’na döndürülecektir. 84- De ki:“Biz, Allah’a iman ettik. Bize indirilene, İbrahim’e, İsmâil’e, İshâk’a, Yakûb’a ve oğullarına indirilene; Musâ’ya, İsâ’ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere de (iman ettik). Onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayız. Biz yalnız O’na teslim olmuşlarız.” 85- Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul olunmaz ve o, âhirette zarara uğrayanlardan olur. 83-85. Yüce Allah’ın bu ümmete emretmiş olduğu imanın esaslarından olan bu esaslar, Bakara Sûresi’nde de geçmiş bulunmaktadır. Bütün kitaplar ve peygamberler bunları ittifakla kabul etmiştir. Herkesin hedeflemesi gereken hususlar bunlardır, gerçek İslâm dini de bunlardır. Kim bunlardan başkasını arayacak olursa onun ameli reddolunur. Onun itibar olunacak bir dini olmaz. Kim bunu kabul etmez ve bundan yüz çevirecek olursa nereye gidecektir? Ağaçlara, taşlara ve ateşe ibadete mi? Yoksa hahamları, rahipleri, haçları ilâh mı edinecek? Yoksa âlemlerin Rabbini inkâra mı yönelecek? Yoksa şeytanların telkinlerinden ibaret olan batıl dinlere mi yönelecek? İşte bütün bunlar, âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaklardır.

Âl-i İmran 3:85

83- Onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Hâlbuki göklerde ve yerde kim varsa hepsi ister istemez O’na teslim olmuştur ve hepsi de O’na döndürülecektir. 84- De ki:“Biz, Allah’a iman ettik. Bize indirilene, İbrahim’e, İsmâil’e, İshâk’a, Yakûb’a ve oğullarına indirilene; Musâ’ya, İsâ’ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere de (iman ettik). Onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayız. Biz yalnız O’na teslim olmuşlarız.” 85- Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul olunmaz ve o, âhirette zarara uğrayanlardan olur. 83-85. Yüce Allah’ın bu ümmete emretmiş olduğu imanın esaslarından olan bu esaslar, Bakara Sûresi’nde de geçmiş bulunmaktadır. Bütün kitaplar ve peygamberler bunları ittifakla kabul etmiştir. Herkesin hedeflemesi gereken hususlar bunlardır, gerçek İslâm dini de bunlardır. Kim bunlardan başkasını arayacak olursa onun ameli reddolunur. Onun itibar olunacak bir dini olmaz. Kim bunu kabul etmez ve bundan yüz çevirecek olursa nereye gidecektir? Ağaçlara, taşlara ve ateşe ibadete mi? Yoksa hahamları, rahipleri, haçları ilâh mı edinecek? Yoksa âlemlerin Rabbini inkâra mı yönelecek? Yoksa şeytanların telkinlerinden ibaret olan batıl dinlere mi yönelecek? İşte bütün bunlar, âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaklardır.

Âl-i İmran 3:86

86- Peygamberin hak olduğuna şehadet edip de kendilerine apaçık deliller gelmiş iken imanlarından sonra küfre giren bir topluluğa Allah nasıl hidâyet versin ki? Allah zalimler topluluğuna hidâyet vermez. 87- İşte böylelerinin cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerine olmasıdır. 88- Onlar onun içinde ebediyyen kalacaklardır. Onların ne azabı hafifletilir ve ne de onlara süre tanınır. 89- Ancak bundan sonra tevbe edenler ve ıslâh edenler müstesnâdır. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 90- Şüphesiz imanlarından sonra kâfir olan, sonra küfürlerini daha da artıranların tevbeleri asla kabul edilmez. İşte onlar sapmış olanların tâ kendileridir. 91- Şüphesiz küfre girip de kâfir olarak ölenler, yeryüzü dolusu altını fidye olarak verseler bile hiçbirinden asla kabul edilmez. İşte onlar için acıklı bir azap vardır, onların hiçbir yardımcıları da yoktur. 86-88. İmanı öğrenen, imana giren, peygamberin hak olduğuna şahitlik eden, bütün bunlardan sonra imanlarını bozarak, arkalarını dönerek ökçeleri üzere gerisin geri dönen bir topluluğa Allah’ın hidâyet vermesi çok mu çok uzaktır! Çünkü bunlar hakkı öğrenmişler ve reddetmişlerdir. Diğer taraftan bu durum ve nitelikte olan kimseleri hiç şüphesiz Yüce Allah, ceza olmak üzere kalplerini tersyüz etmek ve baş aşağı çevirmekle cezalandırır. Çünkü böyle bir kimse hakkı bilmiş ve terk etmiş, batılı tercih etmiştir. Allah da onu kendisine yöneldiği şeye yönlendirmiştir. “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti” böyle kimselerin üzerindedir ve onlar lanet ve azapta ebediyen kalacaklardır. “Onların ne azabı hafifletilir ne de onlara süre tanınır.” Allah’ın emri gelecek olursa onlara mühlet verilmez. Çünkü Yüce Allah öğüt alacak kimsenin öğüt alacağı kadar bir süre onlara ömür vermişti. Üstelik uyarıcı peygamber de gelmiştir onlara. 89-91. Diğer taraftan Yüce Allah, küfür ve günahlarından tevbe edip kusurlarını ıslah eden kimseleri bu tehditten istisna etmektedir. Allah, onların işledikleri günahları bağışlayacak ve geçmişteki hatalarını affedecektir. Ancak kâfir olup da küfrü üzere ısrar eden, ölünceye kadar da küfrünü artırmaktan başka bir şey yapmayanlar ise hidâyet yolundan sapmış ve bedbahtlık yolunu izlemiş kimselerdir. Böylece onlar bu acı verici azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabına karşı kimse onlara yardım edemeyecektir. Hatta fidye verip kurtulmak kastı ile yeryüzü dolusu kadar altını harcamaya kalkışsalar bile bunun onlara faydası olmayacaktır. Küfürden ve küfrün şubelerinden Allah’a sığınırız.

Âl-i İmran 3:87

86- Peygamberin hak olduğuna şehadet edip de kendilerine apaçık deliller gelmiş iken imanlarından sonra küfre giren bir topluluğa Allah nasıl hidâyet versin ki? Allah zalimler topluluğuna hidâyet vermez. 87- İşte böylelerinin cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerine olmasıdır. 88- Onlar onun içinde ebediyyen kalacaklardır. Onların ne azabı hafifletilir ve ne de onlara süre tanınır. 89- Ancak bundan sonra tevbe edenler ve ıslâh edenler müstesnâdır. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 90- Şüphesiz imanlarından sonra kâfir olan, sonra küfürlerini daha da artıranların tevbeleri asla kabul edilmez. İşte onlar sapmış olanların tâ kendileridir. 91- Şüphesiz küfre girip de kâfir olarak ölenler, yeryüzü dolusu altını fidye olarak verseler bile hiçbirinden asla kabul edilmez. İşte onlar için acıklı bir azap vardır, onların hiçbir yardımcıları da yoktur. 86-88. İmanı öğrenen, imana giren, peygamberin hak olduğuna şahitlik eden, bütün bunlardan sonra imanlarını bozarak, arkalarını dönerek ökçeleri üzere gerisin geri dönen bir topluluğa Allah’ın hidâyet vermesi çok mu çok uzaktır! Çünkü bunlar hakkı öğrenmişler ve reddetmişlerdir. Diğer taraftan bu durum ve nitelikte olan kimseleri hiç şüphesiz Yüce Allah, ceza olmak üzere kalplerini tersyüz etmek ve baş aşağı çevirmekle cezalandırır. Çünkü böyle bir kimse hakkı bilmiş ve terk etmiş, batılı tercih etmiştir. Allah da onu kendisine yöneldiği şeye yönlendirmiştir. “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti” böyle kimselerin üzerindedir ve onlar lanet ve azapta ebediyen kalacaklardır. “Onların ne azabı hafifletilir ne de onlara süre tanınır.” Allah’ın emri gelecek olursa onlara mühlet verilmez. Çünkü Yüce Allah öğüt alacak kimsenin öğüt alacağı kadar bir süre onlara ömür vermişti. Üstelik uyarıcı peygamber de gelmiştir onlara. 89-91. Diğer taraftan Yüce Allah, küfür ve günahlarından tevbe edip kusurlarını ıslah eden kimseleri bu tehditten istisna etmektedir. Allah, onların işledikleri günahları bağışlayacak ve geçmişteki hatalarını affedecektir. Ancak kâfir olup da küfrü üzere ısrar eden, ölünceye kadar da küfrünü artırmaktan başka bir şey yapmayanlar ise hidâyet yolundan sapmış ve bedbahtlık yolunu izlemiş kimselerdir. Böylece onlar bu acı verici azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabına karşı kimse onlara yardım edemeyecektir. Hatta fidye verip kurtulmak kastı ile yeryüzü dolusu kadar altını harcamaya kalkışsalar bile bunun onlara faydası olmayacaktır. Küfürden ve küfrün şubelerinden Allah’a sığınırız.

Âl-i İmran 3:88

86- Peygamberin hak olduğuna şehadet edip de kendilerine apaçık deliller gelmiş iken imanlarından sonra küfre giren bir topluluğa Allah nasıl hidâyet versin ki? Allah zalimler topluluğuna hidâyet vermez. 87- İşte böylelerinin cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerine olmasıdır. 88- Onlar onun içinde ebediyyen kalacaklardır. Onların ne azabı hafifletilir ve ne de onlara süre tanınır. 89- Ancak bundan sonra tevbe edenler ve ıslâh edenler müstesnâdır. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 90- Şüphesiz imanlarından sonra kâfir olan, sonra küfürlerini daha da artıranların tevbeleri asla kabul edilmez. İşte onlar sapmış olanların tâ kendileridir. 91- Şüphesiz küfre girip de kâfir olarak ölenler, yeryüzü dolusu altını fidye olarak verseler bile hiçbirinden asla kabul edilmez. İşte onlar için acıklı bir azap vardır, onların hiçbir yardımcıları da yoktur. 86-88. İmanı öğrenen, imana giren, peygamberin hak olduğuna şahitlik eden, bütün bunlardan sonra imanlarını bozarak, arkalarını dönerek ökçeleri üzere gerisin geri dönen bir topluluğa Allah’ın hidâyet vermesi çok mu çok uzaktır! Çünkü bunlar hakkı öğrenmişler ve reddetmişlerdir. Diğer taraftan bu durum ve nitelikte olan kimseleri hiç şüphesiz Yüce Allah, ceza olmak üzere kalplerini tersyüz etmek ve baş aşağı çevirmekle cezalandırır. Çünkü böyle bir kimse hakkı bilmiş ve terk etmiş, batılı tercih etmiştir. Allah da onu kendisine yöneldiği şeye yönlendirmiştir. “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti” böyle kimselerin üzerindedir ve onlar lanet ve azapta ebediyen kalacaklardır. “Onların ne azabı hafifletilir ne de onlara süre tanınır.” Allah’ın emri gelecek olursa onlara mühlet verilmez. Çünkü Yüce Allah öğüt alacak kimsenin öğüt alacağı kadar bir süre onlara ömür vermişti. Üstelik uyarıcı peygamber de gelmiştir onlara. 89-91. Diğer taraftan Yüce Allah, küfür ve günahlarından tevbe edip kusurlarını ıslah eden kimseleri bu tehditten istisna etmektedir. Allah, onların işledikleri günahları bağışlayacak ve geçmişteki hatalarını affedecektir. Ancak kâfir olup da küfrü üzere ısrar eden, ölünceye kadar da küfrünü artırmaktan başka bir şey yapmayanlar ise hidâyet yolundan sapmış ve bedbahtlık yolunu izlemiş kimselerdir. Böylece onlar bu acı verici azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabına karşı kimse onlara yardım edemeyecektir. Hatta fidye verip kurtulmak kastı ile yeryüzü dolusu kadar altını harcamaya kalkışsalar bile bunun onlara faydası olmayacaktır. Küfürden ve küfrün şubelerinden Allah’a sığınırız.

Âl-i İmran 3:89

86- Peygamberin hak olduğuna şehadet edip de kendilerine apaçık deliller gelmiş iken imanlarından sonra küfre giren bir topluluğa Allah nasıl hidâyet versin ki? Allah zalimler topluluğuna hidâyet vermez. 87- İşte böylelerinin cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerine olmasıdır. 88- Onlar onun içinde ebediyyen kalacaklardır. Onların ne azabı hafifletilir ve ne de onlara süre tanınır. 89- Ancak bundan sonra tevbe edenler ve ıslâh edenler müstesnâdır. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 90- Şüphesiz imanlarından sonra kâfir olan, sonra küfürlerini daha da artıranların tevbeleri asla kabul edilmez. İşte onlar sapmış olanların tâ kendileridir. 91- Şüphesiz küfre girip de kâfir olarak ölenler, yeryüzü dolusu altını fidye olarak verseler bile hiçbirinden asla kabul edilmez. İşte onlar için acıklı bir azap vardır, onların hiçbir yardımcıları da yoktur. 86-88. İmanı öğrenen, imana giren, peygamberin hak olduğuna şahitlik eden, bütün bunlardan sonra imanlarını bozarak, arkalarını dönerek ökçeleri üzere gerisin geri dönen bir topluluğa Allah’ın hidâyet vermesi çok mu çok uzaktır! Çünkü bunlar hakkı öğrenmişler ve reddetmişlerdir. Diğer taraftan bu durum ve nitelikte olan kimseleri hiç şüphesiz Yüce Allah, ceza olmak üzere kalplerini tersyüz etmek ve baş aşağı çevirmekle cezalandırır. Çünkü böyle bir kimse hakkı bilmiş ve terk etmiş, batılı tercih etmiştir. Allah da onu kendisine yöneldiği şeye yönlendirmiştir. “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti” böyle kimselerin üzerindedir ve onlar lanet ve azapta ebediyen kalacaklardır. “Onların ne azabı hafifletilir ne de onlara süre tanınır.” Allah’ın emri gelecek olursa onlara mühlet verilmez. Çünkü Yüce Allah öğüt alacak kimsenin öğüt alacağı kadar bir süre onlara ömür vermişti. Üstelik uyarıcı peygamber de gelmiştir onlara. 89-91. Diğer taraftan Yüce Allah, küfür ve günahlarından tevbe edip kusurlarını ıslah eden kimseleri bu tehditten istisna etmektedir. Allah, onların işledikleri günahları bağışlayacak ve geçmişteki hatalarını affedecektir. Ancak kâfir olup da küfrü üzere ısrar eden, ölünceye kadar da küfrünü artırmaktan başka bir şey yapmayanlar ise hidâyet yolundan sapmış ve bedbahtlık yolunu izlemiş kimselerdir. Böylece onlar bu acı verici azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabına karşı kimse onlara yardım edemeyecektir. Hatta fidye verip kurtulmak kastı ile yeryüzü dolusu kadar altını harcamaya kalkışsalar bile bunun onlara faydası olmayacaktır. Küfürden ve küfrün şubelerinden Allah’a sığınırız.

Âl-i İmran 3:90

86- Peygamberin hak olduğuna şehadet edip de kendilerine apaçık deliller gelmiş iken imanlarından sonra küfre giren bir topluluğa Allah nasıl hidâyet versin ki? Allah zalimler topluluğuna hidâyet vermez. 87- İşte böylelerinin cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerine olmasıdır. 88- Onlar onun içinde ebediyyen kalacaklardır. Onların ne azabı hafifletilir ve ne de onlara süre tanınır. 89- Ancak bundan sonra tevbe edenler ve ıslâh edenler müstesnâdır. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 90- Şüphesiz imanlarından sonra kâfir olan, sonra küfürlerini daha da artıranların tevbeleri asla kabul edilmez. İşte onlar sapmış olanların tâ kendileridir. 91- Şüphesiz küfre girip de kâfir olarak ölenler, yeryüzü dolusu altını fidye olarak verseler bile hiçbirinden asla kabul edilmez. İşte onlar için acıklı bir azap vardır, onların hiçbir yardımcıları da yoktur. 86-88. İmanı öğrenen, imana giren, peygamberin hak olduğuna şahitlik eden, bütün bunlardan sonra imanlarını bozarak, arkalarını dönerek ökçeleri üzere gerisin geri dönen bir topluluğa Allah’ın hidâyet vermesi çok mu çok uzaktır! Çünkü bunlar hakkı öğrenmişler ve reddetmişlerdir. Diğer taraftan bu durum ve nitelikte olan kimseleri hiç şüphesiz Yüce Allah, ceza olmak üzere kalplerini tersyüz etmek ve baş aşağı çevirmekle cezalandırır. Çünkü böyle bir kimse hakkı bilmiş ve terk etmiş, batılı tercih etmiştir. Allah da onu kendisine yöneldiği şeye yönlendirmiştir. “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti” böyle kimselerin üzerindedir ve onlar lanet ve azapta ebediyen kalacaklardır. “Onların ne azabı hafifletilir ne de onlara süre tanınır.” Allah’ın emri gelecek olursa onlara mühlet verilmez. Çünkü Yüce Allah öğüt alacak kimsenin öğüt alacağı kadar bir süre onlara ömür vermişti. Üstelik uyarıcı peygamber de gelmiştir onlara. 89-91. Diğer taraftan Yüce Allah, küfür ve günahlarından tevbe edip kusurlarını ıslah eden kimseleri bu tehditten istisna etmektedir. Allah, onların işledikleri günahları bağışlayacak ve geçmişteki hatalarını affedecektir. Ancak kâfir olup da küfrü üzere ısrar eden, ölünceye kadar da küfrünü artırmaktan başka bir şey yapmayanlar ise hidâyet yolundan sapmış ve bedbahtlık yolunu izlemiş kimselerdir. Böylece onlar bu acı verici azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabına karşı kimse onlara yardım edemeyecektir. Hatta fidye verip kurtulmak kastı ile yeryüzü dolusu kadar altını harcamaya kalkışsalar bile bunun onlara faydası olmayacaktır. Küfürden ve küfrün şubelerinden Allah’a sığınırız.

Âl-i İmran 3:91

86- Peygamberin hak olduğuna şehadet edip de kendilerine apaçık deliller gelmiş iken imanlarından sonra küfre giren bir topluluğa Allah nasıl hidâyet versin ki? Allah zalimler topluluğuna hidâyet vermez. 87- İşte böylelerinin cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerine olmasıdır. 88- Onlar onun içinde ebediyyen kalacaklardır. Onların ne azabı hafifletilir ve ne de onlara süre tanınır. 89- Ancak bundan sonra tevbe edenler ve ıslâh edenler müstesnâdır. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 90- Şüphesiz imanlarından sonra kâfir olan, sonra küfürlerini daha da artıranların tevbeleri asla kabul edilmez. İşte onlar sapmış olanların tâ kendileridir. 91- Şüphesiz küfre girip de kâfir olarak ölenler, yeryüzü dolusu altını fidye olarak verseler bile hiçbirinden asla kabul edilmez. İşte onlar için acıklı bir azap vardır, onların hiçbir yardımcıları da yoktur. 86-88. İmanı öğrenen, imana giren, peygamberin hak olduğuna şahitlik eden, bütün bunlardan sonra imanlarını bozarak, arkalarını dönerek ökçeleri üzere gerisin geri dönen bir topluluğa Allah’ın hidâyet vermesi çok mu çok uzaktır! Çünkü bunlar hakkı öğrenmişler ve reddetmişlerdir. Diğer taraftan bu durum ve nitelikte olan kimseleri hiç şüphesiz Yüce Allah, ceza olmak üzere kalplerini tersyüz etmek ve baş aşağı çevirmekle cezalandırır. Çünkü böyle bir kimse hakkı bilmiş ve terk etmiş, batılı tercih etmiştir. Allah da onu kendisine yöneldiği şeye yönlendirmiştir. “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti” böyle kimselerin üzerindedir ve onlar lanet ve azapta ebediyen kalacaklardır. “Onların ne azabı hafifletilir ne de onlara süre tanınır.” Allah’ın emri gelecek olursa onlara mühlet verilmez. Çünkü Yüce Allah öğüt alacak kimsenin öğüt alacağı kadar bir süre onlara ömür vermişti. Üstelik uyarıcı peygamber de gelmiştir onlara. 89-91. Diğer taraftan Yüce Allah, küfür ve günahlarından tevbe edip kusurlarını ıslah eden kimseleri bu tehditten istisna etmektedir. Allah, onların işledikleri günahları bağışlayacak ve geçmişteki hatalarını affedecektir. Ancak kâfir olup da küfrü üzere ısrar eden, ölünceye kadar da küfrünü artırmaktan başka bir şey yapmayanlar ise hidâyet yolundan sapmış ve bedbahtlık yolunu izlemiş kimselerdir. Böylece onlar bu acı verici azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabına karşı kimse onlara yardım edemeyecektir. Hatta fidye verip kurtulmak kastı ile yeryüzü dolusu kadar altını harcamaya kalkışsalar bile bunun onlara faydası olmayacaktır. Küfürden ve küfrün şubelerinden Allah’a sığınırız.

Âl-i İmran 3:92

92- Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar Birr’e kavuşamazsınız. Her ne infak ederseniz muhakkak ki Allah onu çok iyi bilendir. 92. Bütün hayırları kapsayan bir isim olup cennete ulaştıran yol olan Birr’e (iyiliğe) sevdiğiniz en güzel ve en temiz mallarınızdan infak etmedikçe ulaşamazsınız. Çünkü nefislerin sevdiği güzel şeylerin infak edilmesi, kişinin cömertliğinin, en üstün ahlâki değerlere sahip olduğunun, merhamet ve yumuşak kalpliliğinin en büyük delillerdendir. Aynı şekilde bu, Allah’ı sevmenin ve O’nun sevgisini mal sevgisinden önde tutmanın en önde gelen delillerindendir. Zira nefislerin mala olan sevgi ve tutkunluğu nefsin yapısında bulunan bir husustur. İşte Allah’ın sevgisini kendi nefsinin sevdiklerine tercih eden kimse, kemalin en yüksek zirvesine ulaşmış olur. Aynı şekilde hoş ve temiz şeyleri infak edip Allah’ın kullarına ihsanda bulunan kimselere de Allah ihsan eder. Onu böyle bir hale gelmeksizin elde edilemeyen pek çok amel ve ahlaki davranışlara muvaffak kılar. Aynı şekilde böyle bir infakta bulunan bir kimsenin diğer salih amelleri ve üstün ahlaki değerleri yerine getirmesi öncelikle söz konusudur. Bununla birlikte hoş ve temiz şeylerin infak edilmesi en mükemmel hallerden biridir. Kul güzel olsun veya olmasın, az ya da çok olsun her neyi infak ederse şüphesiz “Allah onu çok iyi bilendir.” O nedenle infak eden herkese ameline uygun karşılığını verecektir. Dünyada infak ettiğinin yerine başkasını ona ihsan etmekle, âhirette de pek büyük nimetlerle o kimseyi mükâfaatlandıracaktır.

Âl-i İmran 3:93

93- Tevrat indirilmeden önce İsrail’in kendisine haram kıldığından başka bütün yiyecekler İsrailoğullarına helâl idi. De ki:“Eğer siz doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin de onu okuyun.” 94- Kim bundan sonra Allah’a karşı yalan uydurursa işte onlar, zalimlerin tâ kendileridir. 93-94. Yahudilerin İsa ile Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine dil uzattığı hususlardan birisi de, onların neshin batıl olduğunu iddia etmeleri ve bir peygamberin kendisinden önceki peygambere muhalif bir hüküm getirmesinin imkânsız olduğunu söylemeleridir. Yüce Allah ise onları, bildikleri bir hususu hatırlatarak yalanlamaktadır. Şöyle ki onlar, Tevrat’ın inişinden önce bütün yiyeceklerin İsrailoğullarına helâl olduklarını biliyorlardı. Bunlardan ancak İsrail diye bilinen Yakub aleyhisselam’ın yakalandığı bir hastalıktan ötürü kendisine yasak kıldığı cüz’i bazı şeyler müstesna idi. Diğer taraftan Tevrat da önceden helâl olan pek çok şeyi nesh edip bunların haram olduklarını belirten birçok hüküm ihtiva etmektedir. Şimdi eğer onlar bu hususu inkâr edecek olurlarsa kendilerine:“Eğer siz doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin de onu okuyun.” de! Yani sizler neshin olmadığı, yeniden bir takım şeylerin helâl veya haram kılınmadığı iddiasında doğru söylüyorsanız haydi Tevrat’ı getirin ve okuyun. Bir kimsenin dillendirip kabul ettiği ve reddetmediği bir hususu ona karşı delil getirmek, delil getirmenin en ileri derecelerinden birisidir. Eğer bu kimse bu durumda hakka boyun eğerse, yapması gerekeni yerine getirmiş olur. Şâyet bu açıklamadan sonra kabul etmeyip hakka boyun eğmezse, o kimsenin artık yalan söylediği, itiraz ettiği, zulme yöneldiği ve izlediği yolun batıl olduğu açıkça ortaya çıkmış olur ki, yahudilerin yaptığı da işte budur.

Âl-i İmran 3:94

93- Tevrat indirilmeden önce İsrail’in kendisine haram kıldığından başka bütün yiyecekler İsrailoğullarına helâl idi. De ki:“Eğer siz doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin de onu okuyun.” 94- Kim bundan sonra Allah’a karşı yalan uydurursa işte onlar, zalimlerin tâ kendileridir. 93-94. Yahudilerin İsa ile Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine dil uzattığı hususlardan birisi de, onların neshin batıl olduğunu iddia etmeleri ve bir peygamberin kendisinden önceki peygambere muhalif bir hüküm getirmesinin imkânsız olduğunu söylemeleridir. Yüce Allah ise onları, bildikleri bir hususu hatırlatarak yalanlamaktadır. Şöyle ki onlar, Tevrat’ın inişinden önce bütün yiyeceklerin İsrailoğullarına helâl olduklarını biliyorlardı. Bunlardan ancak İsrail diye bilinen Yakub aleyhisselam’ın yakalandığı bir hastalıktan ötürü kendisine yasak kıldığı cüz’i bazı şeyler müstesna idi. Diğer taraftan Tevrat da önceden helâl olan pek çok şeyi nesh edip bunların haram olduklarını belirten birçok hüküm ihtiva etmektedir. Şimdi eğer onlar bu hususu inkâr edecek olurlarsa kendilerine:“Eğer siz doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin de onu okuyun.” de! Yani sizler neshin olmadığı, yeniden bir takım şeylerin helâl veya haram kılınmadığı iddiasında doğru söylüyorsanız haydi Tevrat’ı getirin ve okuyun. Bir kimsenin dillendirip kabul ettiği ve reddetmediği bir hususu ona karşı delil getirmek, delil getirmenin en ileri derecelerinden birisidir. Eğer bu kimse bu durumda hakka boyun eğerse, yapması gerekeni yerine getirmiş olur. Şâyet bu açıklamadan sonra kabul etmeyip hakka boyun eğmezse, o kimsenin artık yalan söylediği, itiraz ettiği, zulme yöneldiği ve izlediği yolun batıl olduğu açıkça ortaya çıkmış olur ki, yahudilerin yaptığı da işte budur.

Âl-i İmran 3:95

95- De ki:“Allah doğru söylemiştir. O halde hanif olan İbrahim’in dinine uyun. O müşriklerden değildi.” 95. Yani de ki: Yüce Allah bütün söylediklerini doğru söylemiştir. Esasen Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir ki? O, bu âyet-i kerimelerde Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin doğruluğuna dair pek çok delilleri, çağrısının hak olduğuna dair pek çok kesin belgeleri açıkça ortaya koymaktadır. Yine bu âyet-i kerimelerde Rasûlünü yalanlayan ve davetini reddedip haktan sapan Kitap ehlinin yolunun batıl olduğuna dair belgeleri de ortaya koymaktadır. Allah bunları ortaya koyarken doğruyu söylemiştir. Bunun doğru olduğuna kullarını da açık delil ve belgelerle ikna etmiştir. Dağlar dahi bu deliller karşısında paramparça olur, yiğit insanlar onların önünde boyun eğer. İşte böyle bir durumda bütün insanlar için İbrahim’in dinine uyulması kaçınılmaz bir hal almaktadır. Onun dini de tevhid, Allah’a hiçbir şekilde ortak koşulmaması, Allah’ın gönderdiği bütün rasûller ile indirdiği bütün kitapların tasdik edilmesi ve batıl olan diğer bütün dinlerden yüz çevirilmesidir. Çünkü İbrahim aleyhisselam, tevhide uymayan her bir şeyden yüz çeviren, şirkten ve müşriklerden uzak olduğunu açıkça ortaya koyan bir kimse idi.

Âl-i İmran 3:96

96- Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ev, Mekke’de bulunan, mübarek ve âlemlere hidâyet olan (Kabe)dir. 97- Orada apaçık alâmetler ve İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse emin olur. Ona bir yol bulabilenlerin o Evi hac etmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Kim de inkâr ederse şüphesiz ki Allah âlemlere muhtaç değildir. 96-97. Yüce Allah Beyt-i Haramının azametini ve onun, Yüce Allah’ın yeryüzünde kendisine ibadet edilmesi ve zikrinin yüceltilmesi için kurduğu ilk ev olduğunu, bunda bütün âlemler için birçok bereketlerin, çeşitli hidâyet sebeplerinin, türlü maslahat ve menfaatlerin, pek çok faziletlerin bulunduğunu, bu Beytte apaçık alâmetlerin de var olduğunu haber vermektedir. Bu alametler, İbrahim’in hacdaki makamlarını ve hac için gidip gelişlerini hatırlatmaktadır. Ondan sonra da peygamberlerin efendisi ve önderi (Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in) makamlarını ve konumlarını da hatırlatmaktadır. Burada Harem diye bilinen bir yer de vardır ki buraya giren ilhi kader gereği güven içinde olur, şer’an ve dinen de emniyet altına alınır. Özetle bu özellikleri ihtiva eden bu Beyti -ki onun üstün değerlerinin etraflıca sayılması uzun sürer- Yüce Allah ona yol bulabilen, güç yetirebilen mükelleflere onu haccetmeyi farz kılmıştır. Ona yol bulabilenler ise kendisine uygun herhangi bir binek ve edineceği azık ile oaraya ulaşabilme gücünü bulabilen herkestir. Bundan dolayı Yüce Allah önceden var olan ve gelecekte var olacak bütün bineklere uygulanması mümkün olan bir ifade tarzı kullanmış bulunmaktadır. Bu da Kur’ân-ı Kerîm’in mucizelerinden birisidir. Çünkü Kur’ân’ın hükümleri bütün zamanlara ve bütün hallere elverişlidir. Bunlar olmaksızın mükemmel bir salaha da imkân yoktur. Kim bunlara kulak verir ve haccı ifa ederse elbette ki o hidâyet bulan mü’minlerdendir. Kim de inkâr eder ve Allah’ın evini haccetme emrine uymazsa o da dinin dışına çıkmış bir kimse olur. Kim de inkâr edip kâfir olursa şüphesiz Allah’ın hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

Âl-i İmran 3:97

96- Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ev, Mekke’de bulunan, mübarek ve âlemlere hidâyet olan (Kabe)dir. 97- Orada apaçık alâmetler ve İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse emin olur. Ona bir yol bulabilenlerin o Evi hac etmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Kim de inkâr ederse şüphesiz ki Allah âlemlere muhtaç değildir. 96-97. Yüce Allah Beyt-i Haramının azametini ve onun, Yüce Allah’ın yeryüzünde kendisine ibadet edilmesi ve zikrinin yüceltilmesi için kurduğu ilk ev olduğunu, bunda bütün âlemler için birçok bereketlerin, çeşitli hidâyet sebeplerinin, türlü maslahat ve menfaatlerin, pek çok faziletlerin bulunduğunu, bu Beytte apaçık alâmetlerin de var olduğunu haber vermektedir. Bu alametler, İbrahim’in hacdaki makamlarını ve hac için gidip gelişlerini hatırlatmaktadır. Ondan sonra da peygamberlerin efendisi ve önderi (Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in) makamlarını ve konumlarını da hatırlatmaktadır. Burada Harem diye bilinen bir yer de vardır ki buraya giren ilhi kader gereği güven içinde olur, şer’an ve dinen de emniyet altına alınır. Özetle bu özellikleri ihtiva eden bu Beyti -ki onun üstün değerlerinin etraflıca sayılması uzun sürer- Yüce Allah ona yol bulabilen, güç yetirebilen mükelleflere onu haccetmeyi farz kılmıştır. Ona yol bulabilenler ise kendisine uygun herhangi bir binek ve edineceği azık ile oaraya ulaşabilme gücünü bulabilen herkestir. Bundan dolayı Yüce Allah önceden var olan ve gelecekte var olacak bütün bineklere uygulanması mümkün olan bir ifade tarzı kullanmış bulunmaktadır. Bu da Kur’ân-ı Kerîm’in mucizelerinden birisidir. Çünkü Kur’ân’ın hükümleri bütün zamanlara ve bütün hallere elverişlidir. Bunlar olmaksızın mükemmel bir salaha da imkân yoktur. Kim bunlara kulak verir ve haccı ifa ederse elbette ki o hidâyet bulan mü’minlerdendir. Kim de inkâr eder ve Allah’ın evini haccetme emrine uymazsa o da dinin dışına çıkmış bir kimse olur. Kim de inkâr edip kâfir olursa şüphesiz Allah’ın hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

Âl-i İmran 3:98

98- De ki:“Ey Kitap ehli! Allah bütün yaptıklarınıza şahit iken niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?” 99- De ki:“Ey Kitap ehli! Kendiniz (doğruluğuna) şahit olduğunuz halde Allah’ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek, niçin iman edenleri o yoldan döndürmek istiyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” 98-99. Bundan önceki buyruklarda Kitap ehline karşı deliller ortaya konmuştur. Ancak onlar bu delillerden önce de peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i tıpkı kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıyorlardı. İşte bu delillerin ortaya konulmasından sonra Yüce Allah, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri sebebi ile Kitap ehlinden inada giden kimseleri azarlamakta, insanları Allah’ın yolundan alıkoyduklarından ötürü yaptıklarını kötülemektedir. Çünkü bu kitap ehlinin avamı, onların alimlerinin arkasından gitmektedir. Ancak Yüce Allah onların bütün hallerini bilmektedir ve bu yaptıklarından ötürü onları eksiksiz olarak cezalandıracaktır.

Âl-i İmran 3:99

98- De ki:“Ey Kitap ehli! Allah bütün yaptıklarınıza şahit iken niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?” 99- De ki:“Ey Kitap ehli! Kendiniz (doğruluğuna) şahit olduğunuz halde Allah’ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek, niçin iman edenleri o yoldan döndürmek istiyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” 98-99. Bundan önceki buyruklarda Kitap ehline karşı deliller ortaya konmuştur. Ancak onlar bu delillerden önce de peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i tıpkı kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıyorlardı. İşte bu delillerin ortaya konulmasından sonra Yüce Allah, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri sebebi ile Kitap ehlinden inada giden kimseleri azarlamakta, insanları Allah’ın yolundan alıkoyduklarından ötürü yaptıklarını kötülemektedir. Çünkü bu kitap ehlinin avamı, onların alimlerinin arkasından gitmektedir. Ancak Yüce Allah onların bütün hallerini bilmektedir ve bu yaptıklarından ötürü onları eksiksiz olarak cezalandıracaktır.

Âl-i İmran 3:100

100- Ey iman edenler! Eğer siz Kitap ehlinden bir kesime itaat edecek olursanız onlar, imanınızdan sonra sizi kâfir yaparlar. 101- Allah’ın âyetleri size okunuyor ve O’nun peygamberi de aranızda bulunuyor iken nasıl olur da inkâr edersiniz? Kim Allah’a sımsıkı sarılırsa dosdoğru yola iletilmiş olur. 100-101. Yüce Allah Kitap ehline karşı delilleri ortaya koyup küfür ve inatları sebebi ile onları azarladıktan sonra, mü’min kullarını da onlara aldanmaktan yana sakındırmakta, Kitap ehlinden bu kesimin esas itibari ile onlara zarar vermeyi ve imandan sonra onları küfre döndürmeyi çokça arzu ettiklerini beyan etmektedir. Ama sizler -Allah’a hamd olsun ki- ey mü’minler! Allah size bu dini lütfedip siz bu dinin üstün belgelerini ve güzelliklerini, erdemlerini, değerlerini gördükten sonra, maslahatınıza olan bütün şeylere sizi ileten Allah Rasûlü de aranızda bulunduktan, siz de Allah’a ve onun dini olan ipine sımsıkı sarıldıktan sonra, artık onların sizleri dininizden geri çevirmelerine imkân yoktur. Çünkü apaydınlık ve sapasağlam esaslar ve kaideler üzerinde yükselen bu dine kalpler kendiliğinden meyleder. Bu din kalplere bütünü ile hakim olur. Kulları en üstün amaçlara ve en üstün maksatlara ulaştırır. “Kim Allah’a sımsıkı sarılırsa” yani kim O’na tevekkül eder ve O’nun himayesine sığınırsa “dosdoğru yola iletilmiş olur.” İşte bu ifade O’na sımsıkı sarılmayı teşvik etmekte, hidâyetin ve kurtuluşun yolunun bu olduğunu ortaya koymaktadır.

Âl-i İmran 3:101

100- Ey iman edenler! Eğer siz Kitap ehlinden bir kesime itaat edecek olursanız onlar, imanınızdan sonra sizi kâfir yaparlar. 101- Allah’ın âyetleri size okunuyor ve O’nun peygamberi de aranızda bulunuyor iken nasıl olur da inkâr edersiniz? Kim Allah’a sımsıkı sarılırsa dosdoğru yola iletilmiş olur. 100-101. Yüce Allah Kitap ehline karşı delilleri ortaya koyup küfür ve inatları sebebi ile onları azarladıktan sonra, mü’min kullarını da onlara aldanmaktan yana sakındırmakta, Kitap ehlinden bu kesimin esas itibari ile onlara zarar vermeyi ve imandan sonra onları küfre döndürmeyi çokça arzu ettiklerini beyan etmektedir. Ama sizler -Allah’a hamd olsun ki- ey mü’minler! Allah size bu dini lütfedip siz bu dinin üstün belgelerini ve güzelliklerini, erdemlerini, değerlerini gördükten sonra, maslahatınıza olan bütün şeylere sizi ileten Allah Rasûlü de aranızda bulunduktan, siz de Allah’a ve onun dini olan ipine sımsıkı sarıldıktan sonra, artık onların sizleri dininizden geri çevirmelerine imkân yoktur. Çünkü apaydınlık ve sapasağlam esaslar ve kaideler üzerinde yükselen bu dine kalpler kendiliğinden meyleder. Bu din kalplere bütünü ile hakim olur. Kulları en üstün amaçlara ve en üstün maksatlara ulaştırır. “Kim Allah’a sımsıkı sarılırsa” yani kim O’na tevekkül eder ve O’nun himayesine sığınırsa “dosdoğru yola iletilmiş olur.” İşte bu ifade O’na sımsıkı sarılmayı teşvik etmekte, hidâyetin ve kurtuluşun yolunun bu olduğunu ortaya koymaktadır.

Âl-i İmran 3:102

102- Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla korkun ve ancak müslüman olarak ölün. 103- Hep beraber Allah’ın ipine sarılın, bölünmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz düşman idiniz de O kalplerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti ile kardeş olmuştunuz. Yine siz ateşten bir çukurun kenarında idiniz de oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah hidâyet bulasınız diye size âyetlerini böylece apaçık bildiriyor. 104- Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir. 105- Siz, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra bölünüp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. 102-103. Bu âyet-i kerimelerde Yüce Allah mü’min kullarını, üzerlerindeki büyük nimetlere karşılık şükür borçlarını yerine getirmeye teşvik etmektedir. Bunun da O’ndan hakkıyla korkmaları, takvâ sahibi olmaları, O’na gereği gibi itaat etmeleri, O’na isyandan kaçınmaları ve bütün bunlarda O’na karşı ihlâslı olmaları ile olacağını bildirmekte ve dinlerini dosdoğru uygulayarak kendilerine ulaştırmış olduğu ipine sımsıkı sarılmalarını istemektedir. Çünkü O, bu ipi onlarla kendi zatı arasında bir yol kılmıştır. Allah’ın ipinden kasıt da O’nun dini, Kitabı ve bunlar etrafında toplanıp bölünmemek demektir. İşte Allah onlardan bunu ölünceye dek sürdürmelerini istemektedir. Yine Yüce Allah, bu nimetten önceki hallerini de onlara hatırlatmaktadır ki, bundan önce onlar birbirlerine düşman idiler ve darmadağınık haldeydiler. Bu din vasıtası ile O, onları bir araya getirdi, kalplerini birbirine kaynaştırdı ve onları kardeş yaptı. Onlar dibinde ateş bulunan bir uçurumun kenarında idiler. İşte onları böyle bir bedbahtlıktan çekip kurtardı ve mutluluk yoluna ulaştırdı. “İşte Allah” Allah’a şükre ve O’nun ipine sımsıkı sarılmaya götüren yolu izleyip de “hidâyet bulasınız diye size âyetlerini böylece apaçık bildiriyor.” 104. Yüce Allah devamla müminlere bu hallerini tamamlamalarını ve dinlerini tam anlamı ile uygulama imkânını sağlayacak olan en büyük sebebi yerine getirmelerini emretmektedir. Şöyle ki “Sizden hayra” yani dine, onun itikadi ve fer’i bütün hükümlerine “çağıran, iyiliği emreden” iyilik (maruf) dinen ve aklen güzel olduğu bilinen her şeydir, “kötülükten alıkoyan” kötülük (münker) ise dinen ve aklen çirkin olduğu bilinen her şeydir, “bir topluluk” yeterli sayıda bir kesim “bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.” Yani bütün istediklerini elde eden ve korktukları her bir şeyden kurtulan kimseler onlardır. İlim öğrenen ve öğretenler, insanlara özel ve genel olarak ders, hutbe ve vaaz verenler, insanların namaz kılıp zekât vermelerini ve dinin hükümlerini uygulamalarını sağlamak için Allah rızasını elde etmek gayesi ile gayret gösteip onları kötülüklerden alıkoyanlar, zikre geçen bu kesimin kapsamına girmektedir. Buna göre genel olsun, özel olsun insanları hayra çağıran yahut da genel veya özel bir nasihatta bulunan herkes bu âyet-i kerimenin kapsamına girmektedir. 105. Yüce Allah, mü’min kullarına tefrikaya düşenlerin yollarını izlemelerini yasaklamaktadır. Hâlbuki onlara din ve apaçık belgeler gelmişti, bunlar gereği gibi dini uygulamalarını ve birlik olmalarını gerektirdiği halde onlar ayrılığa düştüler, ihtilaf ettiler ve gruplara ayrıldılar. Ancak bu durumları bilgisizlik ve sapıklıklarının bir sonucu değildi. Aksine onlar bunu bilerek ve kötü maksat gözeterek yapmışlardı. Birbirlerini kıskanarak ve haksızlığa saparak bu hale gelmişlerdi. Bundan dolayı Yüce Allah:“İşte onlar için büyük bir azap vardır.” buyurmaktadır. Daha sonra Yüce Allah, bu büyük azabın ne zaman gerçekleşeceğini, bu can yakıcı azabın ne zaman onlara dokunacağını açıklayarak şöyle buyurmaktadır

Âl-i İmran 3:103

102- Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla korkun ve ancak müslüman olarak ölün. 103- Hep beraber Allah’ın ipine sarılın, bölünmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz düşman idiniz de O kalplerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti ile kardeş olmuştunuz. Yine siz ateşten bir çukurun kenarında idiniz de oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah hidâyet bulasınız diye size âyetlerini böylece apaçık bildiriyor. 104- Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir. 105- Siz, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra bölünüp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. 102-103. Bu âyet-i kerimelerde Yüce Allah mü’min kullarını, üzerlerindeki büyük nimetlere karşılık şükür borçlarını yerine getirmeye teşvik etmektedir. Bunun da O’ndan hakkıyla korkmaları, takvâ sahibi olmaları, O’na gereği gibi itaat etmeleri, O’na isyandan kaçınmaları ve bütün bunlarda O’na karşı ihlâslı olmaları ile olacağını bildirmekte ve dinlerini dosdoğru uygulayarak kendilerine ulaştırmış olduğu ipine sımsıkı sarılmalarını istemektedir. Çünkü O, bu ipi onlarla kendi zatı arasında bir yol kılmıştır. Allah’ın ipinden kasıt da O’nun dini, Kitabı ve bunlar etrafında toplanıp bölünmemek demektir. İşte Allah onlardan bunu ölünceye dek sürdürmelerini istemektedir. Yine Yüce Allah, bu nimetten önceki hallerini de onlara hatırlatmaktadır ki, bundan önce onlar birbirlerine düşman idiler ve darmadağınık haldeydiler. Bu din vasıtası ile O, onları bir araya getirdi, kalplerini birbirine kaynaştırdı ve onları kardeş yaptı. Onlar dibinde ateş bulunan bir uçurumun kenarında idiler. İşte onları böyle bir bedbahtlıktan çekip kurtardı ve mutluluk yoluna ulaştırdı. “İşte Allah” Allah’a şükre ve O’nun ipine sımsıkı sarılmaya götüren yolu izleyip de “hidâyet bulasınız diye size âyetlerini böylece apaçık bildiriyor.” 104. Yüce Allah devamla müminlere bu hallerini tamamlamalarını ve dinlerini tam anlamı ile uygulama imkânını sağlayacak olan en büyük sebebi yerine getirmelerini emretmektedir. Şöyle ki “Sizden hayra” yani dine, onun itikadi ve fer’i bütün hükümlerine “çağıran, iyiliği emreden” iyilik (maruf) dinen ve aklen güzel olduğu bilinen her şeydir, “kötülükten alıkoyan” kötülük (münker) ise dinen ve aklen çirkin olduğu bilinen her şeydir, “bir topluluk” yeterli sayıda bir kesim “bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.” Yani bütün istediklerini elde eden ve korktukları her bir şeyden kurtulan kimseler onlardır. İlim öğrenen ve öğretenler, insanlara özel ve genel olarak ders, hutbe ve vaaz verenler, insanların namaz kılıp zekât vermelerini ve dinin hükümlerini uygulamalarını sağlamak için Allah rızasını elde etmek gayesi ile gayret gösteip onları kötülüklerden alıkoyanlar, zikre geçen bu kesimin kapsamına girmektedir. Buna göre genel olsun, özel olsun insanları hayra çağıran yahut da genel veya özel bir nasihatta bulunan herkes bu âyet-i kerimenin kapsamına girmektedir. 105. Yüce Allah, mü’min kullarına tefrikaya düşenlerin yollarını izlemelerini yasaklamaktadır. Hâlbuki onlara din ve apaçık belgeler gelmişti, bunlar gereği gibi dini uygulamalarını ve birlik olmalarını gerektirdiği halde onlar ayrılığa düştüler, ihtilaf ettiler ve gruplara ayrıldılar. Ancak bu durumları bilgisizlik ve sapıklıklarının bir sonucu değildi. Aksine onlar bunu bilerek ve kötü maksat gözeterek yapmışlardı. Birbirlerini kıskanarak ve haksızlığa saparak bu hale gelmişlerdi. Bundan dolayı Yüce Allah:“İşte onlar için büyük bir azap vardır.” buyurmaktadır. Daha sonra Yüce Allah, bu büyük azabın ne zaman gerçekleşeceğini, bu can yakıcı azabın ne zaman onlara dokunacağını açıklayarak şöyle buyurmaktadır

Âl-i İmran 3:104

102- Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla korkun ve ancak müslüman olarak ölün. 103- Hep beraber Allah’ın ipine sarılın, bölünmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz düşman idiniz de O kalplerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti ile kardeş olmuştunuz. Yine siz ateşten bir çukurun kenarında idiniz de oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah hidâyet bulasınız diye size âyetlerini böylece apaçık bildiriyor. 104- Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir. 105- Siz, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra bölünüp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. 102-103. Bu âyet-i kerimelerde Yüce Allah mü’min kullarını, üzerlerindeki büyük nimetlere karşılık şükür borçlarını yerine getirmeye teşvik etmektedir. Bunun da O’ndan hakkıyla korkmaları, takvâ sahibi olmaları, O’na gereği gibi itaat etmeleri, O’na isyandan kaçınmaları ve bütün bunlarda O’na karşı ihlâslı olmaları ile olacağını bildirmekte ve dinlerini dosdoğru uygulayarak kendilerine ulaştırmış olduğu ipine sımsıkı sarılmalarını istemektedir. Çünkü O, bu ipi onlarla kendi zatı arasında bir yol kılmıştır. Allah’ın ipinden kasıt da O’nun dini, Kitabı ve bunlar etrafında toplanıp bölünmemek demektir. İşte Allah onlardan bunu ölünceye dek sürdürmelerini istemektedir. Yine Yüce Allah, bu nimetten önceki hallerini de onlara hatırlatmaktadır ki, bundan önce onlar birbirlerine düşman idiler ve darmadağınık haldeydiler. Bu din vasıtası ile O, onları bir araya getirdi, kalplerini birbirine kaynaştırdı ve onları kardeş yaptı. Onlar dibinde ateş bulunan bir uçurumun kenarında idiler. İşte onları böyle bir bedbahtlıktan çekip kurtardı ve mutluluk yoluna ulaştırdı. “İşte Allah” Allah’a şükre ve O’nun ipine sımsıkı sarılmaya götüren yolu izleyip de “hidâyet bulasınız diye size âyetlerini böylece apaçık bildiriyor.” 104. Yüce Allah devamla müminlere bu hallerini tamamlamalarını ve dinlerini tam anlamı ile uygulama imkânını sağlayacak olan en büyük sebebi yerine getirmelerini emretmektedir. Şöyle ki “Sizden hayra” yani dine, onun itikadi ve fer’i bütün hükümlerine “çağıran, iyiliği emreden” iyilik (maruf) dinen ve aklen güzel olduğu bilinen her şeydir, “kötülükten alıkoyan” kötülük (münker) ise dinen ve aklen çirkin olduğu bilinen her şeydir, “bir topluluk” yeterli sayıda bir kesim “bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.” Yani bütün istediklerini elde eden ve korktukları her bir şeyden kurtulan kimseler onlardır. İlim öğrenen ve öğretenler, insanlara özel ve genel olarak ders, hutbe ve vaaz verenler, insanların namaz kılıp zekât vermelerini ve dinin hükümlerini uygulamalarını sağlamak için Allah rızasını elde etmek gayesi ile gayret gösteip onları kötülüklerden alıkoyanlar, zikre geçen bu kesimin kapsamına girmektedir. Buna göre genel olsun, özel olsun insanları hayra çağıran yahut da genel veya özel bir nasihatta bulunan herkes bu âyet-i kerimenin kapsamına girmektedir. 105. Yüce Allah, mü’min kullarına tefrikaya düşenlerin yollarını izlemelerini yasaklamaktadır. Hâlbuki onlara din ve apaçık belgeler gelmişti, bunlar gereği gibi dini uygulamalarını ve birlik olmalarını gerektirdiği halde onlar ayrılığa düştüler, ihtilaf ettiler ve gruplara ayrıldılar. Ancak bu durumları bilgisizlik ve sapıklıklarının bir sonucu değildi. Aksine onlar bunu bilerek ve kötü maksat gözeterek yapmışlardı. Birbirlerini kıskanarak ve haksızlığa saparak bu hale gelmişlerdi. Bundan dolayı Yüce Allah:“İşte onlar için büyük bir azap vardır.” buyurmaktadır. Daha sonra Yüce Allah, bu büyük azabın ne zaman gerçekleşeceğini, bu can yakıcı azabın ne zaman onlara dokunacağını açıklayarak şöyle buyurmaktadır

Âl-i İmran 3:105

102- Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla korkun ve ancak müslüman olarak ölün. 103- Hep beraber Allah’ın ipine sarılın, bölünmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz düşman idiniz de O kalplerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti ile kardeş olmuştunuz. Yine siz ateşten bir çukurun kenarında idiniz de oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah hidâyet bulasınız diye size âyetlerini böylece apaçık bildiriyor. 104- Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir. 105- Siz, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra bölünüp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. 102-103. Bu âyet-i kerimelerde Yüce Allah mü’min kullarını, üzerlerindeki büyük nimetlere karşılık şükür borçlarını yerine getirmeye teşvik etmektedir. Bunun da O’ndan hakkıyla korkmaları, takvâ sahibi olmaları, O’na gereği gibi itaat etmeleri, O’na isyandan kaçınmaları ve bütün bunlarda O’na karşı ihlâslı olmaları ile olacağını bildirmekte ve dinlerini dosdoğru uygulayarak kendilerine ulaştırmış olduğu ipine sımsıkı sarılmalarını istemektedir. Çünkü O, bu ipi onlarla kendi zatı arasında bir yol kılmıştır. Allah’ın ipinden kasıt da O’nun dini, Kitabı ve bunlar etrafında toplanıp bölünmemek demektir. İşte Allah onlardan bunu ölünceye dek sürdürmelerini istemektedir. Yine Yüce Allah, bu nimetten önceki hallerini de onlara hatırlatmaktadır ki, bundan önce onlar birbirlerine düşman idiler ve darmadağınık haldeydiler. Bu din vasıtası ile O, onları bir araya getirdi, kalplerini birbirine kaynaştırdı ve onları kardeş yaptı. Onlar dibinde ateş bulunan bir uçurumun kenarında idiler. İşte onları böyle bir bedbahtlıktan çekip kurtardı ve mutluluk yoluna ulaştırdı. “İşte Allah” Allah’a şükre ve O’nun ipine sımsıkı sarılmaya götüren yolu izleyip de “hidâyet bulasınız diye size âyetlerini böylece apaçık bildiriyor.” 104. Yüce Allah devamla müminlere bu hallerini tamamlamalarını ve dinlerini tam anlamı ile uygulama imkânını sağlayacak olan en büyük sebebi yerine getirmelerini emretmektedir. Şöyle ki “Sizden hayra” yani dine, onun itikadi ve fer’i bütün hükümlerine “çağıran, iyiliği emreden” iyilik (maruf) dinen ve aklen güzel olduğu bilinen her şeydir, “kötülükten alıkoyan” kötülük (münker) ise dinen ve aklen çirkin olduğu bilinen her şeydir, “bir topluluk” yeterli sayıda bir kesim “bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.” Yani bütün istediklerini elde eden ve korktukları her bir şeyden kurtulan kimseler onlardır. İlim öğrenen ve öğretenler, insanlara özel ve genel olarak ders, hutbe ve vaaz verenler, insanların namaz kılıp zekât vermelerini ve dinin hükümlerini uygulamalarını sağlamak için Allah rızasını elde etmek gayesi ile gayret gösteip onları kötülüklerden alıkoyanlar, zikre geçen bu kesimin kapsamına girmektedir. Buna göre genel olsun, özel olsun insanları hayra çağıran yahut da genel veya özel bir nasihatta bulunan herkes bu âyet-i kerimenin kapsamına girmektedir. 105. Yüce Allah, mü’min kullarına tefrikaya düşenlerin yollarını izlemelerini yasaklamaktadır. Hâlbuki onlara din ve apaçık belgeler gelmişti, bunlar gereği gibi dini uygulamalarını ve birlik olmalarını gerektirdiği halde onlar ayrılığa düştüler, ihtilaf ettiler ve gruplara ayrıldılar. Ancak bu durumları bilgisizlik ve sapıklıklarının bir sonucu değildi. Aksine onlar bunu bilerek ve kötü maksat gözeterek yapmışlardı. Birbirlerini kıskanarak ve haksızlığa saparak bu hale gelmişlerdi. Bundan dolayı Yüce Allah:“İşte onlar için büyük bir azap vardır.” buyurmaktadır. Daha sonra Yüce Allah, bu büyük azabın ne zaman gerçekleşeceğini, bu can yakıcı azabın ne zaman onlara dokunacağını açıklayarak şöyle buyurmaktadır

Âl-i İmran 3:106

106- O gün kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır. Yüzleri kararanlara:“İmanınızdan sonra kâfir oldunuz ha! O halde kâfir olmanızdan ötürü azabı tadın”(denir). 107- Yüzleri ağaranlar ise Allah’ın rahmetindedirler. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. 106-107. “O gün kimi yüzler ağaracak kimi yüzler kararacaktır...” Yüce Allah Kıyamet gününde insanların mutluluk ve bedbahtlık noktasında birbirlerinden farklı olacaklarını bildirmektedir. Allah’a iman eden, Rasûlünü tasdik eden, emirlerini yerini getirip yasaklarından uzak duran mutlu ve bahtiyarların yüzlerinin ağaracağını haber vermektedir. Yüce Allah bunları cennetlere koyacak, pek çok ilâhi lütufları onlara bol bol ihsan edecektir ve onlar orada ebediyyen kalacaklardır. Allah’ın peygamberlerini yalanlayan, O’nun emrine karşı gelip isyan eden, dinlerinde fırka fırka bölüp ayrılığa düşen bedbaht kimselerin de o gün yüzlerinin kararacağını, azarlanacaklarını ve kendilerine:“İmanınızdan sonra kâfir oldunuz ha!” denilecektir. Yani Nasıl küfrü imana tercih ettiniz? Yine onlara:“O halde kâfir olmanızdan ötürü azabı tadın” denilecektir.

Âl-i İmran 3:107

106- O gün kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır. Yüzleri kararanlara:“İmanınızdan sonra kâfir oldunuz ha! O halde kâfir olmanızdan ötürü azabı tadın”(denir). 107- Yüzleri ağaranlar ise Allah’ın rahmetindedirler. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. 106-107. “O gün kimi yüzler ağaracak kimi yüzler kararacaktır...” Yüce Allah Kıyamet gününde insanların mutluluk ve bedbahtlık noktasında birbirlerinden farklı olacaklarını bildirmektedir. Allah’a iman eden, Rasûlünü tasdik eden, emirlerini yerini getirip yasaklarından uzak duran mutlu ve bahtiyarların yüzlerinin ağaracağını haber vermektedir. Yüce Allah bunları cennetlere koyacak, pek çok ilâhi lütufları onlara bol bol ihsan edecektir ve onlar orada ebediyyen kalacaklardır. Allah’ın peygamberlerini yalanlayan, O’nun emrine karşı gelip isyan eden, dinlerinde fırka fırka bölüp ayrılığa düşen bedbaht kimselerin de o gün yüzlerinin kararacağını, azarlanacaklarını ve kendilerine:“İmanınızdan sonra kâfir oldunuz ha!” denilecektir. Yani Nasıl küfrü imana tercih ettiniz? Yine onlara:“O halde kâfir olmanızdan ötürü azabı tadın” denilecektir.

Âl-i İmran 3:108

108- Bunlar Allah’ın âyetleridir ki onları sana hak ile okuyoruz. Allah âlemlere zulmetmek istemez. 109- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Bütün işler yalnız Allah’a döndürülür. 108. Yüce Allah peygamberine okumuş olduğu âyetlerinden övgü ile söz etmektedir. Bu ayetler hak ve batılı, Allah’ın dostları ile düşmanlarını birbirinden ayırmakta, Allah'ın bir tarafa hazırladığı mükâfaatları, diğerlerine ise hazırladığı cezayı bildirmektedir. Yine Allah, bunları lütuf, adalet ve hikmetinin gerektirdiğini, O’nun kullarına asla zulmetmediğini, amellerinin karşılığını eksik vermeyeceğini yahut da hiçbir kimseye suç yere azap etmeyeceğini yahut da başkasının günahını ona yüklemeyeceğini de haber vermektedir. Şanı Yüce Allah emir vermenin ve şeriat koymanın kendi hak ve yetkisi olduğunu söz konusu ettikten sonra eksiksiz mülkiyet, egemenlik, tasarruf ve saltanatın da yalnız kendisinin olduğunu söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 109. “Bütün işler yalnız Allah’a döndürülür” O da yilik yapanlara iyiliklerinin karşılığını verir, kötülük yapanları da isyanları dolayısı ile cezalandırır. Şanı Yüce Allah, üç türlü hüküm ve tasarrufunu sık sık bir arada söz konusu etmekte ve böylelikle kullarına mutlak hâkimin kendisi olduğunu beyan etmektedir. Buna göre gerek kaderî hükümler, gerek şer’î hükümler, gerekse de cezaî hükümler yalnız O’nundur. O dünyada da âhirette de kulları arasında hüküm verendir. O’nun dışındaki diğer yaratıklar ise haklarında hüküm verilenlerdir. Bunların emretmek adına bir şeye sahip olmaları söz konusu değildir.

Âl-i İmran 3:109

108- Bunlar Allah’ın âyetleridir ki onları sana hak ile okuyoruz. Allah âlemlere zulmetmek istemez. 109- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Bütün işler yalnız Allah’a döndürülür. 108. Yüce Allah peygamberine okumuş olduğu âyetlerinden övgü ile söz etmektedir. Bu ayetler hak ve batılı, Allah’ın dostları ile düşmanlarını birbirinden ayırmakta, Allah'ın bir tarafa hazırladığı mükâfaatları, diğerlerine ise hazırladığı cezayı bildirmektedir. Yine Allah, bunları lütuf, adalet ve hikmetinin gerektirdiğini, O’nun kullarına asla zulmetmediğini, amellerinin karşılığını eksik vermeyeceğini yahut da hiçbir kimseye suç yere azap etmeyeceğini yahut da başkasının günahını ona yüklemeyeceğini de haber vermektedir. Şanı Yüce Allah emir vermenin ve şeriat koymanın kendi hak ve yetkisi olduğunu söz konusu ettikten sonra eksiksiz mülkiyet, egemenlik, tasarruf ve saltanatın da yalnız kendisinin olduğunu söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 109. “Bütün işler yalnız Allah’a döndürülür” O da yilik yapanlara iyiliklerinin karşılığını verir, kötülük yapanları da isyanları dolayısı ile cezalandırır. Şanı Yüce Allah, üç türlü hüküm ve tasarrufunu sık sık bir arada söz konusu etmekte ve böylelikle kullarına mutlak hâkimin kendisi olduğunu beyan etmektedir. Buna göre gerek kaderî hükümler, gerek şer’î hükümler, gerekse de cezaî hükümler yalnız O’nundur. O dünyada da âhirette de kulları arasında hüküm verendir. O’nun dışındaki diğer yaratıklar ise haklarında hüküm verilenlerdir. Bunların emretmek adına bir şeye sahip olmaları söz konusu değildir.

Âl-i İmran 3:110

110- Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirir ve Allah’a iman edersiniz. Eğer Kitap ehli de iman etmiş olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler olmakla birlikte onların çoğu fasıktır. 111- Onlar (dil ile) eziyet etmenin dışında size asla zarar veremezler. Şayet sizinle savaşacak olurlarsa size arkalarını dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez. 110-111. Yüce Allah bu ayetlerde zikrettiği vasıflarla bu ümmeti üstün kılmıştır. Onlar bu özellikler sayesinde temayüz etmiş ve diğer ümmetlerden üstte olmuşlardır. Onlar, insanlar içinde nasihat, hayrı istemek, davet, öğretim, irşat, iyiliği emretme, kötülüğü engelleme konularında insanlara en fazla hayrı dokunan kimselerdir. Onlar, hem imkan ölçüsünde insanların yararına olan işlerde koşuşturmak suretiyle ahlaklarını kemale erdirmişlerdir, hem de Allah'a iman etmek ve imanın gereklerini yerine getirmek suretiyle nefislerini kemale erdirmişlerdir. Şayet ehli kitap da onlar gibi iman edecek olsalardı onlar da doğru yolu bulurlardı ve bu da onlar için çok hayırlı olurdu. Ancak onlardan pek az kimse iman etmiştir. Çoğu ise fasık, Allah'a ve Rasul’e itaatten çıkan, müminlere savaş açan ve onlara var güçleriyle zarar vermeye çalışan kimselerdir. Buna rağmen onlar, müminlere dilleriyle eziyet etmekten başka bir zarar veremezler. Zira onlarla savaşacak olsalar arkalarını dönüp kaçarlar. Onlara kimse yardım da etmez. Nitekim Allah'ın haber verdiği gibi de olmuştur. Onlar Müslümanlarla savaştıkları vakit arkalarını dönüp kaçmışlar ve Allah, onlara karşı Müslümanlara zafer ihsan etmiştir.

Âl-i İmran 3:111

110- Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirir ve Allah’a iman edersiniz. Eğer Kitap ehli de iman etmiş olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler olmakla birlikte onların çoğu fasıktır. 111- Onlar (dil ile) eziyet etmenin dışında size asla zarar veremezler. Şayet sizinle savaşacak olurlarsa size arkalarını dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez. 110-111. Yüce Allah bu ayetlerde zikrettiği vasıflarla bu ümmeti üstün kılmıştır. Onlar bu özellikler sayesinde temayüz etmiş ve diğer ümmetlerden üstte olmuşlardır. Onlar, insanlar içinde nasihat, hayrı istemek, davet, öğretim, irşat, iyiliği emretme, kötülüğü engelleme konularında insanlara en fazla hayrı dokunan kimselerdir. Onlar, hem imkan ölçüsünde insanların yararına olan işlerde koşuşturmak suretiyle ahlaklarını kemale erdirmişlerdir, hem de Allah'a iman etmek ve imanın gereklerini yerine getirmek suretiyle nefislerini kemale erdirmişlerdir. Şayet ehli kitap da onlar gibi iman edecek olsalardı onlar da doğru yolu bulurlardı ve bu da onlar için çok hayırlı olurdu. Ancak onlardan pek az kimse iman etmiştir. Çoğu ise fasık, Allah'a ve Rasul’e itaatten çıkan, müminlere savaş açan ve onlara var güçleriyle zarar vermeye çalışan kimselerdir. Buna rağmen onlar, müminlere dilleriyle eziyet etmekten başka bir zarar veremezler. Zira onlarla savaşacak olsalar arkalarını dönüp kaçarlar. Onlara kimse yardım da etmez. Nitekim Allah'ın haber verdiği gibi de olmuştur. Onlar Müslümanlarla savaştıkları vakit arkalarını dönüp kaçmışlar ve Allah, onlara karşı Müslümanlara zafer ihsan etmiştir.

Âl-i İmran 3:112

112- Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar zillet damgası üzerlerine vurulmuştur. Ancak Allah’ın ahdine ve insanların emanına sığınmış olmaları müstesna. Onlar Allah’ın gazabına uğramışlar ve üzerlerine fakirlik damgası vurulmuştur. Bunun sebebi onların Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleridir. Bu, onların isyan etmiş ve aşırı gitmiş olmalarındandır. 112. Bu buyrukta Yüce Allah yahudilere zillet damgası vurulmuş olduğunu haber vermektedir. Bu nedenle onlar nerede olurlarsa olsunlar korku içerisindedirler. Herhangi bir antlaşma yahut İslâm’ın hükmüne boyun eğip cizye vermeyi kabul etmek suretiyle güven sağlayacak bir sebebe sarılmaları dışında hiçbir şey onları güven altında bulundurmaz. Yahut da “insanların emanına sığınmış olmaları müstesna” Yani başkalarının yönetim ve nezaretleri altında bulunmaları halinde kendilerini emniyet altında hissedebilirler. Nitekim öteden beri durumlarının böyle olduğu görülmüştür. Son dönemlerde Filistin’de elde ettikleri geçici egemenliği de ancak diğer büyük devletlerin yardım ve desteği ile ve bu büyük devletlerin onlara her türlü imkânı hazırlamaları sonucu elde edebilmişlerdir. “Onlar Allah’ın gazabına uğramışlar.” Allah onlara gazap etmiştir. Zillet ve fakirlik ile onları cezalandırmıştır. Buna sebep ise Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmeleridir. Onlar bunu bilgisizliklerinden dolayı yapmıyorlardı. Haddi aşmalarından ve inatlarından dolayı yapıyorlardı. Onlara verilen bu çeşitli cezalar “onların isyan etmiş ve aşırı gitmiş olmalarındandır.” Şanı Yüce Allah onlara asla zulmetmemiş ve suçsuz yere onları cezalandırmamıştır. Onlara verdiği bu cezalar, onların haddi aşmaları, düşmanlık etmeleri, küfre sapmaları, peygamberleri yalanlamaları ve korkunç cinâyetler işlemelerinden dolayıdır.

Âl-i İmran 3:113

113- Onların hepsi bir değildir. Kitap ehlinden bir zümre vardır ki (hak üzere) dosdoğru yürürler. Gece saatlerinde de secde ederek Allah’ın âyetlerini okurlar. 114- Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar ve hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar. İşte onlar salihlerdendir. 115- Onlar her ne hayır işlerlerse ondan mahrum bırakılmayacaklardır. Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir. 113-114. Yüce Allah Kitap ehlinden sapanları söz konusu ettikten sonra, aralarından dosdoğru yolda gidenlerin halini açıklamakta, onlardan dinin aslî ve fer’î hükümlerini dosdoğru uygulayan kimselerin bulunduğunu bildirmektedir:“Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler,” İyilik (ma’ruf) bütün hayırlı şeylerdir “kötülükten alıkoyarlar” kötülük (münker) de kötü ve şer olan her şeydir. Aynı anlamda Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın kavminden de (insanları) hakka yönelten ve hak gereğince adaletle hükmeden bir topluluk vardır.”(el-Araf, 7/159)“Hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar.” Hayırlı işlerde elleri çabuk tutmak, bunları işlemekten daha ileri bir şeydir. Bu onların hem hayırları işlediklerini, hem de bu konuda ellerini çabuk tuttuklarını ayrıca farz olsun müstehab olsun bunların tamamlayıcı bütün unsurlarını da yerine getirdiklerini belirten bir vasıftır. 115. Daha sonra Yüce Allah az olsun, çok olsun hayır türünden işledikleri her bir şeyi, iman ve ihlâs ile yapılmış olması şartı ile kabul edeceğini haber vermektedir. “Ondan mahrum bırakılmayacaklardır.” Yani onların işledikleri asla inkâr olunmayacak ve boşa gitmeyecektir. “Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.” Takvâ sahipleri ise hayırları işleyen, haramları terk eden ve bunları da Allah’ın rızasını ve mükafatını elde etmek maksadıyla yapanlardır.

Âl-i İmran 3:114

113- Onların hepsi bir değildir. Kitap ehlinden bir zümre vardır ki (hak üzere) dosdoğru yürürler. Gece saatlerinde de secde ederek Allah’ın âyetlerini okurlar. 114- Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar ve hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar. İşte onlar salihlerdendir. 115- Onlar her ne hayır işlerlerse ondan mahrum bırakılmayacaklardır. Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir. 113-114. Yüce Allah Kitap ehlinden sapanları söz konusu ettikten sonra, aralarından dosdoğru yolda gidenlerin halini açıklamakta, onlardan dinin aslî ve fer’î hükümlerini dosdoğru uygulayan kimselerin bulunduğunu bildirmektedir:“Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler,” İyilik (ma’ruf) bütün hayırlı şeylerdir “kötülükten alıkoyarlar” kötülük (münker) de kötü ve şer olan her şeydir. Aynı anlamda Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın kavminden de (insanları) hakka yönelten ve hak gereğince adaletle hükmeden bir topluluk vardır.”(el-Araf, 7/159)“Hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar.” Hayırlı işlerde elleri çabuk tutmak, bunları işlemekten daha ileri bir şeydir. Bu onların hem hayırları işlediklerini, hem de bu konuda ellerini çabuk tuttuklarını ayrıca farz olsun müstehab olsun bunların tamamlayıcı bütün unsurlarını da yerine getirdiklerini belirten bir vasıftır. 115. Daha sonra Yüce Allah az olsun, çok olsun hayır türünden işledikleri her bir şeyi, iman ve ihlâs ile yapılmış olması şartı ile kabul edeceğini haber vermektedir. “Ondan mahrum bırakılmayacaklardır.” Yani onların işledikleri asla inkâr olunmayacak ve boşa gitmeyecektir. “Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.” Takvâ sahipleri ise hayırları işleyen, haramları terk eden ve bunları da Allah’ın rızasını ve mükafatını elde etmek maksadıyla yapanlardır.

Âl-i İmran 3:115

113- Onların hepsi bir değildir. Kitap ehlinden bir zümre vardır ki (hak üzere) dosdoğru yürürler. Gece saatlerinde de secde ederek Allah’ın âyetlerini okurlar. 114- Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar ve hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar. İşte onlar salihlerdendir. 115- Onlar her ne hayır işlerlerse ondan mahrum bırakılmayacaklardır. Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir. 113-114. Yüce Allah Kitap ehlinden sapanları söz konusu ettikten sonra, aralarından dosdoğru yolda gidenlerin halini açıklamakta, onlardan dinin aslî ve fer’î hükümlerini dosdoğru uygulayan kimselerin bulunduğunu bildirmektedir:“Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler,” İyilik (ma’ruf) bütün hayırlı şeylerdir “kötülükten alıkoyarlar” kötülük (münker) de kötü ve şer olan her şeydir. Aynı anlamda Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın kavminden de (insanları) hakka yönelten ve hak gereğince adaletle hükmeden bir topluluk vardır.”(el-Araf, 7/159)“Hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar.” Hayırlı işlerde elleri çabuk tutmak, bunları işlemekten daha ileri bir şeydir. Bu onların hem hayırları işlediklerini, hem de bu konuda ellerini çabuk tuttuklarını ayrıca farz olsun müstehab olsun bunların tamamlayıcı bütün unsurlarını da yerine getirdiklerini belirten bir vasıftır. 115. Daha sonra Yüce Allah az olsun, çok olsun hayır türünden işledikleri her bir şeyi, iman ve ihlâs ile yapılmış olması şartı ile kabul edeceğini haber vermektedir. “Ondan mahrum bırakılmayacaklardır.” Yani onların işledikleri asla inkâr olunmayacak ve boşa gitmeyecektir. “Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.” Takvâ sahipleri ise hayırları işleyen, haramları terk eden ve bunları da Allah’ın rızasını ve mükafatını elde etmek maksadıyla yapanlardır.

Âl-i İmran 3:116

116- Kâfirlerin mallarının da oğullarının da Allah’(ın azabın)a karşı kendilerine asla bir faydası olmayacaktır. Onlar ateş ehlidirler ve onlar orada ebediyyen kalacaklardır. 117- Onların bu dünya hayatında harcadıkları, kendilerine zulmeden bir kavmin ekinlerini vurup da helâk eden kavurucu bir rüzgâra benzer. Allah onlara zulmetmemiştir; fakat onlar kendilerine zulmediyorlar. 116-117. Yüce Allah kâfirlerin Allah’ın âyetlerini inkâr edip peygamberlerini yalanlayan kimseleri hiçbir şeyin, Allah’ın azabından kurtaramayacağını, hiçbir kimsenin onlara bir fayda sağlayamayacağını ve Allah nezdinde hiçbir kimsenin onlara şefaatçi olmayacağını beyan etmektedir. Zorlu zamanlar ve hoşlanmadıkları haller için hazırladıkları mallarının ve evlatlarının da kendilerine hiçbir faydasının olmayacağını, dünyada iken batıllarının zaferi için harcadıkları bütün mallarının da zayi olup gideceğini ifade etmektedir. Onların bu harcamalarının misali ise “kavurucu” çok soğuk yahut da yakıcı bir ateş içeren oldukça şiddetli bir rüzgârın isabet ettiği ekine benzer ki böyle bir rüzgâr o ekini mahveder. Bütün bunların sebebi ise onların zulümleridir. Allah onlara zulmetmemiş, günahsız yere onları cezalandırmamıştır, asıl onlar kendi kendilerine zulmetmektedirler. Bu Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır: “O kâfirler, şüphesiz mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar, yakında da onları harcayacaklar, sonra bu onlara bir yürek acısı olacaktır. Sonra da yenilgiye uğrayacaklardır...”(el-Enfal, 8/36)

Âl-i İmran 3:117

116- Kâfirlerin mallarının da oğullarının da Allah’(ın azabın)a karşı kendilerine asla bir faydası olmayacaktır. Onlar ateş ehlidirler ve onlar orada ebediyyen kalacaklardır. 117- Onların bu dünya hayatında harcadıkları, kendilerine zulmeden bir kavmin ekinlerini vurup da helâk eden kavurucu bir rüzgâra benzer. Allah onlara zulmetmemiştir; fakat onlar kendilerine zulmediyorlar. 116-117. Yüce Allah kâfirlerin Allah’ın âyetlerini inkâr edip peygamberlerini yalanlayan kimseleri hiçbir şeyin, Allah’ın azabından kurtaramayacağını, hiçbir kimsenin onlara bir fayda sağlayamayacağını ve Allah nezdinde hiçbir kimsenin onlara şefaatçi olmayacağını beyan etmektedir. Zorlu zamanlar ve hoşlanmadıkları haller için hazırladıkları mallarının ve evlatlarının da kendilerine hiçbir faydasının olmayacağını, dünyada iken batıllarının zaferi için harcadıkları bütün mallarının da zayi olup gideceğini ifade etmektedir. Onların bu harcamalarının misali ise “kavurucu” çok soğuk yahut da yakıcı bir ateş içeren oldukça şiddetli bir rüzgârın isabet ettiği ekine benzer ki böyle bir rüzgâr o ekini mahveder. Bütün bunların sebebi ise onların zulümleridir. Allah onlara zulmetmemiş, günahsız yere onları cezalandırmamıştır, asıl onlar kendi kendilerine zulmetmektedirler. Bu Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır: “O kâfirler, şüphesiz mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar, yakında da onları harcayacaklar, sonra bu onlara bir yürek acısı olacaktır. Sonra da yenilgiye uğrayacaklardır...”(el-Enfal, 8/36)

Âl-i İmran 3:118

118- Ey iman edenler! Kendinizden başkasını sırdaş edinmeyin. Onlar size zarar vermekten hiç geri kalmazlar ve size sıkıntı verecek şeyleri arzu ederler. Onların kinleri ağızlarından (taşıp) açığa çıkmıştır. Göğüslerinde gizledikleri (kin) ise daha büyüktür. Şâyet düşünürseniz işte size âyetlerimizi açıkladık. 119- İşte siz onları seviyorsunuz, ama onlar sizi sevmiyorlar. Siz kitapların hepsine iman edersiniz, onlar ise sizinle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler; fakat başbaşa kaldıklarında (size duydukları) kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki:“Kininizle geberin!” Şüphesiz Allah göğüslerde olanı çok iyi bilendir. 120- Size bir iyilik dokunursa bu, onları üzer. Şayet size bir kötülük isabet ederse ondan dolayı sevinirler. Eğer siz sabreder ve takvalı olursanız onların tuzaklarının size zararı olmaz. Şüphesiz Allah, onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır. 118. Bu buyrukla Yüce Allah kullarını kâfirleri sırdaş edinmekten, onlarla içli dışlı olmaktan yahut da onlara gizliliklerini açacakları, mü’minlerin sırlarını açıklayacakları samimi ve özel arkadaş edinmekten sakındırmaktadır. Yüce Allah mü’min kullarına bunları sırdaş edinmekten uzak durmayı gerektiren hususları da şöyle açıklamaktadır:“Onlar size zarar vermekten hiç geri kalmazlar.” Yani onlar size zarar vermek hususunda ellerinden geleni yapmaktan geri durmazlar, aksine buna can atarlar. Üstelik sizlere karşı duydukları kin, sözlerinden ve zaman zaman dillerinden kaçırdıkları ifadelerden açıkça ortaya çıkmıştır. Kalplerinin gizlediği kin ve düşmanlık ise söz ve davranışlarında gördüklerinizden çok daha büyüktür. Eğer sizler anlayan ve aklı eren kimseler iseniz işte Allah onların durumlarını sizlere açıkça anlatmış bulunmaktadır. 119. Diğer taraftan onları sevmeye, onları dost ve sırdaş edinmeye iten, bunu gerektiren sebep nedir? Çünkü siz onların dinde büyük bir sapıklık içerisinde olduklarını ve sizin iyiliklerine verdikleri karşılıkları bilmektesiniz. Sizler bütün peygamberlerin bildirdikleri din üzere dosdoğru yürümektesiniz. Allah’ın göndermiş olduğu bütün peygamberlere ve Allah’ın indirmiş olduğu bütün kitaplara iman etmektesiniz. Onlar ise kitapların en üstününü, Rasûllerin en şereflisini inkâr etmektedir. Sizler onlara karşı şefkatlisiniz, onlara sevgi beslersiniz. Halbuki onlar bunun karşılığını asgari ölçülerde dahi vermemektedirler. O halde onlar sizi sevmezken siz onları nasıl seversiniz? Onlar size karşı riyâkarlık ve münafıklık yapmaktadırlar:“sizinle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler; fakat” kendileriyle aynı yolu izleyenler ile “başbaşa kaldıklarında” size ve dininize karşı olan aşırı kin ve öfkelerinden dolayı “parmaklarının uçlarını ısırırlar.”“De ki: Kininizle geberin.” Yani siz İslâm’ın aziz olduğunu, küfrün de zelil olduğunu görecek ve bundan hoşlanmayacaksınız. Kin ve öfkenizle geberip gideceksiniz. Hiçbir zaman maksadınıza erişerek gönülleriniz rahat edemeyecektir. “Şüphesiz Allah göğüslerde olanı çok iyi bilendir.” O nedenle de mü’min kullarına din düşmanı olan kâfir ve münafıkların kalplerinin sakladıklarını beyan etmiştir. 120. “Size bir iyilik” güç, yardım, afiyet ve hayır “dokunursa bu, onları üzer. Eğer size” düşmanın galip gelmesi yahut da birtakım dünyevi musibetler şeklinde “bir kötülük isabet ederse ondan dolayı sevinirler.” İşte bu, aşırı derecede düşman kimsenin düşmanlığını ifade etmektedir. Şanı Yüce Allah onların ileri derecedeki düşmanlıklarını ve çirkin özelliklerini beyan ettikten sonra mü’min kullarına sabırlı olmalarını ve takvâdan ayrılmamalarını emretmiş ve bunları yerine getirdikleri takdirde düşmanlarının hile ve tuzaklarının kendilerine hiçbir şekilde zarar veremeyeceğini beyan etmiştir. Çünkü Allah onların amellerini de kurmakta oldukları hile ve tuzakları da “çepeçevre kuşatmıştır.” Ayrıca sizlere takvâyı yerine getirdiğiniz takdirde onların size hiçbir şekilde zarar vermeyeceklerini vaad etmiştir. O halde bunun gerçekleşeceğinden şüpheniz olmasın.

Âl-i İmran 3:119

118- Ey iman edenler! Kendinizden başkasını sırdaş edinmeyin. Onlar size zarar vermekten hiç geri kalmazlar ve size sıkıntı verecek şeyleri arzu ederler. Onların kinleri ağızlarından (taşıp) açığa çıkmıştır. Göğüslerinde gizledikleri (kin) ise daha büyüktür. Şâyet düşünürseniz işte size âyetlerimizi açıkladık. 119- İşte siz onları seviyorsunuz, ama onlar sizi sevmiyorlar. Siz kitapların hepsine iman edersiniz, onlar ise sizinle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler; fakat başbaşa kaldıklarında (size duydukları) kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki:“Kininizle geberin!” Şüphesiz Allah göğüslerde olanı çok iyi bilendir. 120- Size bir iyilik dokunursa bu, onları üzer. Şayet size bir kötülük isabet ederse ondan dolayı sevinirler. Eğer siz sabreder ve takvalı olursanız onların tuzaklarının size zararı olmaz. Şüphesiz Allah, onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır. 118. Bu buyrukla Yüce Allah kullarını kâfirleri sırdaş edinmekten, onlarla içli dışlı olmaktan yahut da onlara gizliliklerini açacakları, mü’minlerin sırlarını açıklayacakları samimi ve özel arkadaş edinmekten sakındırmaktadır. Yüce Allah mü’min kullarına bunları sırdaş edinmekten uzak durmayı gerektiren hususları da şöyle açıklamaktadır:“Onlar size zarar vermekten hiç geri kalmazlar.” Yani onlar size zarar vermek hususunda ellerinden geleni yapmaktan geri durmazlar, aksine buna can atarlar. Üstelik sizlere karşı duydukları kin, sözlerinden ve zaman zaman dillerinden kaçırdıkları ifadelerden açıkça ortaya çıkmıştır. Kalplerinin gizlediği kin ve düşmanlık ise söz ve davranışlarında gördüklerinizden çok daha büyüktür. Eğer sizler anlayan ve aklı eren kimseler iseniz işte Allah onların durumlarını sizlere açıkça anlatmış bulunmaktadır. 119. Diğer taraftan onları sevmeye, onları dost ve sırdaş edinmeye iten, bunu gerektiren sebep nedir? Çünkü siz onların dinde büyük bir sapıklık içerisinde olduklarını ve sizin iyiliklerine verdikleri karşılıkları bilmektesiniz. Sizler bütün peygamberlerin bildirdikleri din üzere dosdoğru yürümektesiniz. Allah’ın göndermiş olduğu bütün peygamberlere ve Allah’ın indirmiş olduğu bütün kitaplara iman etmektesiniz. Onlar ise kitapların en üstününü, Rasûllerin en şereflisini inkâr etmektedir. Sizler onlara karşı şefkatlisiniz, onlara sevgi beslersiniz. Halbuki onlar bunun karşılığını asgari ölçülerde dahi vermemektedirler. O halde onlar sizi sevmezken siz onları nasıl seversiniz? Onlar size karşı riyâkarlık ve münafıklık yapmaktadırlar:“sizinle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler; fakat” kendileriyle aynı yolu izleyenler ile “başbaşa kaldıklarında” size ve dininize karşı olan aşırı kin ve öfkelerinden dolayı “parmaklarının uçlarını ısırırlar.”“De ki: Kininizle geberin.” Yani siz İslâm’ın aziz olduğunu, küfrün de zelil olduğunu görecek ve bundan hoşlanmayacaksınız. Kin ve öfkenizle geberip gideceksiniz. Hiçbir zaman maksadınıza erişerek gönülleriniz rahat edemeyecektir. “Şüphesiz Allah göğüslerde olanı çok iyi bilendir.” O nedenle de mü’min kullarına din düşmanı olan kâfir ve münafıkların kalplerinin sakladıklarını beyan etmiştir. 120. “Size bir iyilik” güç, yardım, afiyet ve hayır “dokunursa bu, onları üzer. Eğer size” düşmanın galip gelmesi yahut da birtakım dünyevi musibetler şeklinde “bir kötülük isabet ederse ondan dolayı sevinirler.” İşte bu, aşırı derecede düşman kimsenin düşmanlığını ifade etmektedir. Şanı Yüce Allah onların ileri derecedeki düşmanlıklarını ve çirkin özelliklerini beyan ettikten sonra mü’min kullarına sabırlı olmalarını ve takvâdan ayrılmamalarını emretmiş ve bunları yerine getirdikleri takdirde düşmanlarının hile ve tuzaklarının kendilerine hiçbir şekilde zarar veremeyeceğini beyan etmiştir. Çünkü Allah onların amellerini de kurmakta oldukları hile ve tuzakları da “çepeçevre kuşatmıştır.” Ayrıca sizlere takvâyı yerine getirdiğiniz takdirde onların size hiçbir şekilde zarar vermeyeceklerini vaad etmiştir. O halde bunun gerçekleşeceğinden şüpheniz olmasın.

Âl-i İmran 3:120

118- Ey iman edenler! Kendinizden başkasını sırdaş edinmeyin. Onlar size zarar vermekten hiç geri kalmazlar ve size sıkıntı verecek şeyleri arzu ederler. Onların kinleri ağızlarından (taşıp) açığa çıkmıştır. Göğüslerinde gizledikleri (kin) ise daha büyüktür. Şâyet düşünürseniz işte size âyetlerimizi açıkladık. 119- İşte siz onları seviyorsunuz, ama onlar sizi sevmiyorlar. Siz kitapların hepsine iman edersiniz, onlar ise sizinle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler; fakat başbaşa kaldıklarında (size duydukları) kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki:“Kininizle geberin!” Şüphesiz Allah göğüslerde olanı çok iyi bilendir. 120- Size bir iyilik dokunursa bu, onları üzer. Şayet size bir kötülük isabet ederse ondan dolayı sevinirler. Eğer siz sabreder ve takvalı olursanız onların tuzaklarının size zararı olmaz. Şüphesiz Allah, onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır. 118. Bu buyrukla Yüce Allah kullarını kâfirleri sırdaş edinmekten, onlarla içli dışlı olmaktan yahut da onlara gizliliklerini açacakları, mü’minlerin sırlarını açıklayacakları samimi ve özel arkadaş edinmekten sakındırmaktadır. Yüce Allah mü’min kullarına bunları sırdaş edinmekten uzak durmayı gerektiren hususları da şöyle açıklamaktadır:“Onlar size zarar vermekten hiç geri kalmazlar.” Yani onlar size zarar vermek hususunda ellerinden geleni yapmaktan geri durmazlar, aksine buna can atarlar. Üstelik sizlere karşı duydukları kin, sözlerinden ve zaman zaman dillerinden kaçırdıkları ifadelerden açıkça ortaya çıkmıştır. Kalplerinin gizlediği kin ve düşmanlık ise söz ve davranışlarında gördüklerinizden çok daha büyüktür. Eğer sizler anlayan ve aklı eren kimseler iseniz işte Allah onların durumlarını sizlere açıkça anlatmış bulunmaktadır. 119. Diğer taraftan onları sevmeye, onları dost ve sırdaş edinmeye iten, bunu gerektiren sebep nedir? Çünkü siz onların dinde büyük bir sapıklık içerisinde olduklarını ve sizin iyiliklerine verdikleri karşılıkları bilmektesiniz. Sizler bütün peygamberlerin bildirdikleri din üzere dosdoğru yürümektesiniz. Allah’ın göndermiş olduğu bütün peygamberlere ve Allah’ın indirmiş olduğu bütün kitaplara iman etmektesiniz. Onlar ise kitapların en üstününü, Rasûllerin en şereflisini inkâr etmektedir. Sizler onlara karşı şefkatlisiniz, onlara sevgi beslersiniz. Halbuki onlar bunun karşılığını asgari ölçülerde dahi vermemektedirler. O halde onlar sizi sevmezken siz onları nasıl seversiniz? Onlar size karşı riyâkarlık ve münafıklık yapmaktadırlar:“sizinle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler; fakat” kendileriyle aynı yolu izleyenler ile “başbaşa kaldıklarında” size ve dininize karşı olan aşırı kin ve öfkelerinden dolayı “parmaklarının uçlarını ısırırlar.”“De ki: Kininizle geberin.” Yani siz İslâm’ın aziz olduğunu, küfrün de zelil olduğunu görecek ve bundan hoşlanmayacaksınız. Kin ve öfkenizle geberip gideceksiniz. Hiçbir zaman maksadınıza erişerek gönülleriniz rahat edemeyecektir. “Şüphesiz Allah göğüslerde olanı çok iyi bilendir.” O nedenle de mü’min kullarına din düşmanı olan kâfir ve münafıkların kalplerinin sakladıklarını beyan etmiştir. 120. “Size bir iyilik” güç, yardım, afiyet ve hayır “dokunursa bu, onları üzer. Eğer size” düşmanın galip gelmesi yahut da birtakım dünyevi musibetler şeklinde “bir kötülük isabet ederse ondan dolayı sevinirler.” İşte bu, aşırı derecede düşman kimsenin düşmanlığını ifade etmektedir. Şanı Yüce Allah onların ileri derecedeki düşmanlıklarını ve çirkin özelliklerini beyan ettikten sonra mü’min kullarına sabırlı olmalarını ve takvâdan ayrılmamalarını emretmiş ve bunları yerine getirdikleri takdirde düşmanlarının hile ve tuzaklarının kendilerine hiçbir şekilde zarar veremeyeceğini beyan etmiştir. Çünkü Allah onların amellerini de kurmakta oldukları hile ve tuzakları da “çepeçevre kuşatmıştır.” Ayrıca sizlere takvâyı yerine getirdiğiniz takdirde onların size hiçbir şekilde zarar vermeyeceklerini vaad etmiştir. O halde bunun gerçekleşeceğinden şüpheniz olmasın.

Âl-i İmran 3:121

121- Hani sen erkenden mü’minleri savaş yerlerine yerleştirmek üzere ailenden ayrılmıştın. Allah hakkıyla işitendir, her şeyi bilendir. 122- O zaman içinizden iki zümre bozulmaya yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların yardımcılarıydı. Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler. 123- Andolsun ki Allah size Bedir’de siz zayıfken yardım etmişti. O halde Allah’tan sakının ki şükretmiş olasınız. 124- Hani sen mü’minlere:“İndirilen üç bin melekle Rabbinizin size yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun. 125- Evet, siz sabreder ve sakınırsanız, onlar hemen şimdi üzerinize gelseler dahi Rabbiniz işaretlenmiş beş bin melekle size yardım eder. 126- Allah bunu ancak size müjde olsun ve kalpleriniz onunla huzur bulsun diye yaptı. Yoksa yardım yalnız Aziz ve Hakim olan Allah katındandır. 127- (Bir de) Allah kâfirlerden bir kısmını helâk etsin veya onları bozguna uğratıp perişan etsin de zarara uğramışlar olarak dönüp gitsinler diye. 121. Burada Uhud günü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in müslümanlarla birlikte çıkışı söz konusu edilmektedir. Müşrikler orduları ile birlikte Uhud’a yakın bir yere ulaştıklarında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ashab-ı Kiramı yerlerine yerleştirmiş, onları sıraya koyarak almaları gereken yerleri göstermiş ve onları görülmedik bir düzene sokmuştu. Bu ise Peygamberin idare ve savaş teknikleri konusunda da son derece mükemmel ve üstün bir görüşe sahip olduğunun bir göstergesidir. Tıpkı bütün hususlarda kâmil olduğu gibi. “Allah hakkıyla işitendir, her şeyi bilendir” işlerinizden hiçbir şey O’na gizli kalmaz. 122. “O zaman içinizden iki zümre bozulmaya yüz tutmuştu.” Bunlar Selime oğulları ile Harise oğullarıdır. Ancak Yüce Allah, lütuf, riâyet ve tevfiki ile onları korumuştu. “Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.” Çünkü mü’minler Allah’a güvenip dayanacak olurlarsa Allah onlara yeter, onlara yardım eder ve onları din ve dünyalarında zarar verecek şeylere karşı korur. Bu âyet-i kerime ve benzerlerinde Yüce Allah’a tevekkülün farz olduğu ortaya konmakta ve kulun imanına göre tevekkül sahibi olduğu açıklanmaktadır. Tevekkül ise kişinin menfaatlerinin elde edilmesi, zararlarının da defedilmesi hususunda Rabbine dayanıp güvenmesi demektir. Yüce Allah mü’minlerin Uhud’daki durumlarını ve onların başlarından geçen musibeti söz konusu ettikten sonra arada Bedir günü onlara olan yardımını ve onlara ihsan ettiği nimetini hatırlatmaktadır ki, Rablerine şükreden kimseler olsunlar ve böylelikle kendilerine hatırlatılan bu husus, onların yaşadıkları musibetlerini hafifletsin. İşte Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır: 123. “Andolsun ki Allah size Bedir’de siz” sayınızla ve silâh, araç ve gerecinizle “zayıfken yardım etmişti.” O sırada mü’minlerin sayısı 310 küsur kişi idi, binekleri azdı ve silâhları da oldukça basitti. Düşmanları ise mükemmel silâh ve techizata sahip olarak 1000 kişi dolaylarında idiler. “O halde Allah’tan sakının ki” size ihsan etmiş olduğu yardım ve zafer nimetine “şükretmiş olasınız.” 124-126. “Hani sen” müjde vererek “mü’minlere” kalplerine sebat vermek üzere “İndirilen üç bin melekle Rabbinizin size yardım etmesi size yetmez mi? diyordun. Evet, siz sabreder ve sakınırsanız, onlar hemen şimdi üzerinize gelseler dahi” yani bu şekilde ani bir hamle yapıp üzerinize gelecek olurlarsa “Rabbiniz işaretlenmiş beş bin melekle” yani kahramanların alâmeti olan işaretlerle işaretlenmiş “beş bin melekle size yardım eder.” Bu yardımda bizzat melekler doğrudan doğruya savaşa katılmışlar mıdır -ki bazı müfessirler böyle söylemiştir- yoksa o, Allah’ın mü’min kullarına sebat vermek, buna karşılık müşriklerin kalplerine de korku yerleştirmek için midir -nitekim çoğu müfessirler de böyle demiştir- işte bu konuda ihtilaf vardır. Ancak Yüce Allah’ın devamla gelen şu buyruğu çoğunluğun kabul ettiği görüşe delil teşkil etmektedir:“Allah bunu ancak size müjde olsun ve kalpleriniz onunla huzur bulsun diye yaptı. Yoksa yardım yalnız Aziz ve Hakim olan Allah katındandır.” Bu buyrukta kulun sebeplere itimat etmemesi, aksine Yüce Allah’a itimat etmesi gerektiğini ortaya koyan bir işaret vardır. Sebepler ve sebeplerin gerçekleşmesi ise sadece kalplere bir huzur ve itminan verir, hayır üzerinde sebata yardımcı olur. 127. Yani Yüce Allah’ın mü’min kullarına yardım edip zafer vermesi ya kâfirlerin bir kısmını helâk etmesi içindir yahut herhangi bir hayır elde etmemiş olarak kin ve öfkeleri ile geri dönsünler diyedir. Nitekim onlar, Hendek günü de istediklerini elde edebilecekleri bir şekilde geldikten sonra Yüce Allah onları herhangi bir hayır elde etmeksizin zarara uğramışlar olarak kin ve öfkeleri ile geri döndürmüştür.