Lafzullah

Tafsir As-Saadi - Turkish — Nuh 71:1 – Cinn 72:28

Müellif / kaynak: Tafsir As-Saadi - Turkish

İçindekiler
  1. Nuh 71:1
  2. Nuh 71:2
  3. Nuh 71:3
  4. Nuh 71:4
  5. Nuh 71:5
  6. Nuh 71:6
  7. Nuh 71:7
  8. Nuh 71:8
  9. Nuh 71:9
  10. Nuh 71:10
  11. Nuh 71:11
  12. Nuh 71:12
  13. Nuh 71:13
  14. Nuh 71:14
  15. Nuh 71:15
  16. Nuh 71:16
  17. Nuh 71:17
  18. Nuh 71:18
  19. Nuh 71:19
  20. Nuh 71:20
  21. Nuh 71:21
  22. Nuh 71:22
  23. Nuh 71:23
  24. Nuh 71:24
  25. Nuh 71:25
  26. Nuh 71:26
  27. Nuh 71:27
  28. Nuh 71:28
  29. Cinn 72:1
  30. Cinn 72:2
  31. Cinn 72:3
  32. Cinn 72:4
  33. Cinn 72:5
  34. Cinn 72:6
  35. Cinn 72:7
  36. Cinn 72:8
  37. Cinn 72:9
  38. Cinn 72:10
  39. Cinn 72:11
  40. Cinn 72:12
  41. Cinn 72:13
  42. Cinn 72:14
  43. Cinn 72:15
  44. Cinn 72:16
  45. Cinn 72:17
  46. Cinn 72:18
  47. Cinn 72:19
  48. Cinn 72:20
  49. Cinn 72:21
  50. Cinn 72:22
  51. Cinn 72:23
  52. Cinn 72:24
  53. Cinn 72:25
  54. Cinn 72:26
  55. Cinn 72:27
  56. Cinn 72:28

Nuh 71:1

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:2

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:3

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:4

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:5

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:6

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:7

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:8

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:9

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:10

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:11

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:12

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:13

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:14

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:15

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:16

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:17

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:18

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:19

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:20

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:21

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:22

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:23

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:24

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:25

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:26

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:27

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Nuh 71:28

1- Şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik ve: Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, dedik. 2- O (kavmine) dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” 3- “Şöyle ki: Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” 4- “Ki O da günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” 5- Dedi ki:“Rabbim! Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz davet ettim.” 6- “Ama benim davetim sadece onların kaçışlarını artırdı.” 7- “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 8- “Sonra ben onları açıktan açığa davet ettim.” 9- “Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” 10- “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” 11- “(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” 12- “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın. Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” 13- “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” 14- “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” 15- Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde yaratmış? 16- Orada ayı bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır. 17- “Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18- “Sonra sizi yine oraya gönderecek ve bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” 19- “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” 20- “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” 21- Nûh dedi ki:“Rabbim! Gerçek şu ki bunlar bana isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” 22- “Onlar da çok büyük tuzaklar kurdular.” 23- “Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” 24- “Gerçekten onlar, birçok kimseyi saptırdılar. O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” 25- Günahlarından dolayı onlar suda boğuldular da ardından da ateşe sokuldular. Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar. 26- Nûh dedi ki:“Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” 27- “Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” 28- “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni, erkek ve kadın mü’minleri bağışla! Zalimlerin de helâklerinden ancak başka bir şeylerini artırma!” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Yüce Allah, bu sûrede Nûh aleyhisselam kıssasından başkasını zikretmemiştir. Buna sebep ise onun, kavmi arasında uzun bir süre kalıması, daveti ve şirkten uzaklaşma çağrısını tekrar tekrar yapmış olmasıdır. 1. Yüce Allah Nûh aleyhisselam’ı kavmine onlara bir rahmet olması ve can yakıcı bir azaba karşı onları uyarması için göndermiş olduğunu haber vermektedir. Çünkü onların küfürlerini sürdürmeleri bundan dolayı da ebedî olarak helâke uğramaları ve sonu gelmez bir azaba maruz kalmaları tehlikesi vardı. 2. Nûh aleyhisselam da bu emre riâyet edip Yüce Allah’ın emrini yerine getirmek için elini çabuk tuttu ve “(kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Benim sizi korkutup uyarışım çok açık ve ortadadır. Çünkü onun kendisi ile korkutup uyardığı hususu, neden korkutup uyardığını ve kurtuluşun ne ile gerçekleşeceğini açıkça onlara bildirmişti. O, bütün bu hususları en ufak bir kapalı taraf kalmayacak şekilde onlara açıklamıştı. 3-4. Onlara kurtuluşun esasını bildirip gereğini yerine getirmelerini emretmek üzere şunları söylemişti:“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının.” Bu ise yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmek, O’nu tevhid etmek, şirkten, şirk yollarından ve şirk vesilelerinden uzak durmakla olur. Allah’tan korktukları takdirde Allah da günahlarını bağışlar. Günahları bağışlandı mı onlar azaptan kurtulurlar ve mükâfata nail olurlar. "Ve sizi belli bir vadeye kadar ertelesin.” Bu dünya yurdunda sizi faydalandırsın ve belli bir süreye kadar helâki sizden uzaklaştırsın. Yani dünyada Allah’ın kaza ve kaderi gereğince belli bir süreye kadar kalışı takdir eden O’dur. Ebediyen dünyadan yararlanmak söz konusu değildir. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah’ın takdir ettiği vade geldi mi artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” Ama siz Allah’ı inkâr ettiniz ve O’na karşı inatlaştınız. 5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur. 7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler. “Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler. Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı. 8-9. “Sonra ben onları” hepsinin işitebilecekleri şekilde “açıktan açığa davet ettim. Yine onlarla hem açık açık, hem de gizli gizli konuştum.” Bütün bunlar, samimi olarak onların iyiliğini arzu ettiğinden dolayı idi. Onun için maksadı gerçekleştirebileceği düşünülen bütün yolları davette kullanmıştı. 10. “Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin.” Yani işlemekte olduğunuz günahları terk edin ve onlardan dolayı Allah’tan affedilmeyi isteyin. “Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.” Tevbe edip mağfiret dileyene bağışlaması, affı pek çoktur, diyerek günahların bağışlanabileceğini belirttim, mağfiret dilemenin vesile olacağı mükâfatları anlattım ve bunun cezayı uzaklaştıracağını da söyledim. 11. Aynı şekilde onları daha dünyada iken kavuşacakları birtakım hayırları bildirerek de teşvik ettim:“(Mağfiret dileyin) ki O, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin.” Yani dağları, ovaları sulayacak, ülkeyi ve kulları canlandırıp hayat verecek şekilde ardı arkasına size yağmur yağdırsın. 12. “Mallarla ve oğullarla sizi destekleyip çoğaltsın.” Dünyadan istediklerinizi kendileri vasıtası ile elde ettiğiniz mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltsın. "Size hem bağlar bahçeler hem de nehirler versin.” Bunlar, dünya lezzet ve isteklerinin en ileri derecesidir. 13. “Size ne oluyor ki Allah’a saygı duymuyorsunuz?” Allah’ı tazim edip O’ndan korkmuyorsunuz? Allah’ın nezdinizde hiçbir kıymeti bulunmuyor? 14. “Halbuki sizi aşama aşama yaratan O’dur.” Yani anne karnı, sonra süt emme ve ardından çocukluk çağı, sonra iyiyi kötüden ayırt edebilme çağı, ergenlik çağı, sonra gençlik, sonra da yaratmanın vardığı diğer aşamalara kadar getirmek sureti ile sizi bir yaratılıştan sonra bir başka yaratılışla var eden O’dur. Bu harikulade yaratma ve idareyi tek başına gerçekleştiren, elbette tek başına ibadeti ve tevhid edilmeyi hak etmektedir. Onların ilk yaratılışlarının söz konusu edilmesi, öldükten sonra dirilişe dikkatlerini çekmek ve onları yoktan var edenin, ölümlerinden sonra tekrar yaratmaya kadir olduğunu göstermek içindir. 15. Yine Allah, insanların yaratılmasından daha büyük olan göklerin yaratılışını da dirilişe delil göstererek şöyle buyurmaktadır:“Görmez misiniz ki Allah yedi göğü nasıl kat kat/uyum içinde” her bir semâyı diğerinin üstünde “yaratmış?” 16. “Orada ayı” yeryüzündeki insanlar için “bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.” Bu buyrukta bu cisimlerin yaratılışlarının azametine, Allah’ın rahmetine, ihsanının genişliğine delil olan güneş ve ayın pek çok menfaatlerine dikkat çekilmektedir. O halde pek büyük ve pek merhametli olan yaratıcının ta’zim edilmesi ve sevilmesi hakkıdır. O’ndan korkmak ve rahmetini ummak gerekir. 17. “Allah sizi” atanız Âdem’i siz onun sulbünde olduğunuz halde yarattığında “yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” 18. “Sonra sizi” ölümden sonra “yine oraya gönderecek ve” öldükten sonra diriliş için ve amellerinizin karşılığını görmeniz için “bir defa daha sizi (oradan) çıkaracaktır.” Hayatın, ölümün ve öldükten sonra dirilişin yegane hakimi ve sahibi O’dur. 19. “Allah yeryüzünü sizin için bir sergi gibi yaymıştır.” Yararlanılmaya hazır bir şekilde döşemiştir. 20. “Ki onun geniş yollarında gidesiniz.” Eğer sizin için döşememiş olsaydı, buna imkân bulunmazdı. Hatta insanların orayı sürmeleri, ekip biçmeleri, bina yapmaları ve üzerinde oturmaları dahi mümkün olmazdı. 21. “Nûh” Rabbine şikâyetle “dedi ki: Rabbim…” Benim onlara söylediğim bunca sözlerin, öğütlerin ve hatırlatmaların onlara hiçbir faydası olmadı. Aksine “bunlar bana” kendilerine emrettiğim bütün hususlarda “isyan ettiler de malları ve çocukları sadece zararlarını artıracak olan kimselere uydular.” Yani onlar, kendilerine samimiyetle öğüt veren, hayrı gösteren rasûle karşı geldiler. Diğer taraftan ileri gelen ve eşraf kabul edilenlere uydular. Halbuki bunların malları ve çocukları kendilerinin ziyanlarından başka bir şeylerini artırmayacaktır. Yani onların, kendilerini helâke götürmekten ve kurtuluştan mahrum etmekten başka bir faydaları yoktur. Peki ya onlara uyup itaat edenlerin hali nice olur! 22. “Onlar da çok büyük” hakka karşı inatlaşma hususunda oldukça ileri ve pek büyük “tuzaklar kurdular.” 23. “Ve” kavimlerini şirke çağırarak ve onlara bunu süslü göstererek “dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın” Böylece onları izlemekte oldukları şirk yoluna taassupla ve sımsıkı sarılmaya, önceki atalarının izlediği yolu bırakmamaya çağırdılar. Daha sonra bu ilâhlarını isim isim zikredip şöyle dediler:“Sakın Ved, Suvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terk etmeyin.” Bunlar, salih birtakım insanların isimleri idi. Bunlar öldükten sonra şeytan, kavimlerine onların suretlerini yapmalarını vesvese verip güzel gösterdi. Böylece kanaatlerine göre bunları gördükleri vakit itaat için daha çok gayrete geleceklerdi. Aradan uzun zaman geçti ve bu işi yapanların dışında başkaları gelince şeytan, bunlara da şunu söyledi: Sizden öncekiler bunlara ibadet ediyorlar, bunları vesile/aracı ediniyorlardı. Bunların vesilesiyle yağmura kavuşuyorlardı. Bunun üzerine onlar da bunlara ibadet ettiler. İşte bundan dolayı onların ileri gelen elebaşları, kendilerine uyan kimselere bu putlara ibadetten vazgeçmemelerini emrettiler. 24. “Gerçekten onlar” yani büyük kabul edilenler ve liderler, yaptıkları çağrılarla insanlardan “birçok kimseyi saptırdılar.”“O halde Sen de bu zalimlerin sapıklığından başka bir şeylerini artırma!” Eğer onların sapmaları, benim kendilerini hakka davetim esnasında olsaydı bunun bir anlamı olabilirdi. Fakat onlar, sırf liderlerinin davetleri ile sapmakta ve bununla da ancak sapıklıkları artmaktadır. Yani artık onların kurtuluşlarına ve düzelmelerine imkân kalmamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların dünya ve âhiretteki azap ve cezalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 25. “Günahlarından dolayı onlar suda” kendilerini her taraftan çepeçevre kuşatan denizde “boğuldular. Ardından da ateşe sokuldular.” Bedenleri suda boğulup kayboldu, ruhları da ateşe ve yakılmaya gönderildi. Bütün bunlara sebepse işledikleri günahları idi. Halbuki peygamberleri, bu günahlarından dolayı onları uyarmak üzere gelmişti. Onlara bu günahlarının uğursuzluğunu ve kötü âkıbetlerini de bildirmişti. Onlarsa bu ibretli ceza gelip kendilerini buluncaya kadar söylediklerini reddedip durdular. "Ama Allah’ın dışında kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcı bulamadılar.” Bu ilâhî emir üzerlerine indiğinde, hiç kimse onlara yardım edemedi. Hiç kimse Allah’ın kaza ve kaderine karşı duramadı. 26-27. Nuh aleyhisselam “Ey Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan tek bir kimse bırakma!” diye beddua etti, sonra da bunun sebebini zikrederek şunları söyledi:“Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve sadece (kendileri gibi) günahkar ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler.” Yani bunların hayatta kalmaları, kendileri için de başkaları için de katıksız bir fesad, bir kötülüktür. Nûh aleyhisselam, onlarla çokça oturup kalktığından, onların huylarını iyiden iyiye bildiğinden, amellerinin sonuçlarını da gördüğünden bunu anlayıp kestirmişti. Bu sözleri söylemesine sebep de budur. Bundan dolayı Yüce Allah da onun duasını kabul ederek hepsini suda boğdu. Yalnızca Nûh’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardı. 28. “Rabbim! Beni, anamı, babamı, mü’min olarak evime gireni” bunların hakları daha büyük ve bunlara iyilik yapmak daha öncelikli olduğundan dolayı özellikle burada sözü geçenleri zikretti, ardından da duasını genelleştirerek şöyle devam etti:“... erkek ve kadın mü’minleri bağışla!”“Zalimlerin de helâklerinden” hüsranlarından ve yok olup gidişlerinden “başka bir şeylerini artırma.” Nûh aleyhisselam Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***

Cinn 72:1

1- De ki:“Bana cinlerden bir topluluğun (benim Kur'ân okuyuşumu) dinledikleri ve şöyle dedikleri vahyolundu: “Gerçekten biz, güzelliğiyle hayrete düşüren bir Kur’ân dinledik.” 2- “O, doğru yolu gösteriyor. Bundan ötürü biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir kimseyi asla ortak koşmayacağız.” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Ey peygamber! İnsanlara “de ki: Bana cinlerden bir topluluğun (benim Kur'ân okuyuşumu) dinledikleri ve şöyle dedikleri vahyolundu…” Yüce Allah, onlara karşı delilin ortaya konulması, üzerlerindeki nimetin tamamlanması ve kavimleri için uyarıcılar olmaları için Rasûlüne doğru gitmelerini sağlamıştı. Rasûlüne de onların bu haberini insanlara anlatmasını emretmiştir. Cinler, onun yanına geldiklerinde birbirlerine: Susup dinleyin, demişlerdi. Onlar Kur’ân’ı dinlediklerinde manalarını anlayıp kavradılar ve onun hakikatleri de onların kalplerine ulaştı. “Gerçekten biz güzelliğiyle hayrete düşüren bir Kur’ân dinledik.” Bu, oldukça hayrete düşürücü, çok üstün ve pek değerli bir Kitaptır. 2. “O yolu gösteriyor.” Doğru yol (rüşd); insanlığa din ve dünyalarının maslahatlarını göstererek onları irşâd eden her bir şeyi kapsayan genel bir isimdir. "Bundan ötürü biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir kimseyi asla ortak koşmayacağız.” Böylelikle onlar, bütün hayırlı amellerin kapsamına girdiği iman ile birlikte kötülükleri terk etmeyi ihtiva eden takvâya bir arada sahip olmuş oldular. Kendilerini imana girmeye ve imana bağlı olan diğer hususları yerine getirmeye iten sebep olarak da Kur’ân-ı Kerîm’den öğrendikleri irşâd edici buyruklar ve onun ihtiva ettiği çeşitli maslahatlar, faydalı hususlar ve zararlı şeylerden kaçınma prensibidir. Bu, Kur'ân’la aydınlanan, onun hidâyeti ile doğru yolu bulan kimseler için pek büyük bir âyet ve kesin bir delildir. İşte her türlü hayrı meyve olarak veren ve Kur’ân-ı Kerîm’in hidâyetine dayalı olan faydalı iman budur. Böyle bir iman, âdet üzere sahip olunan ve terbiye yolu ile çevreden elde edilen yahut alışkanlık veya buna benzer yollarla elde edilen bilinçsiz imandan çok farklıdır. Çünkü o, taklide dayalı ve her zaman için şüphe ve pek çok arızi haller karşısında tehlike ile karşı karşıya kalabilecek bir imandır. Bu sûrede yararlı birçok husus vardır. Bunlardan bazıları şöyledir: 1. Cinler vardır, onlar da emir ve yasaklara muhataptırlar ve amellerinin karşılıklarını göreceklerdir. Nitekim bu sûrede bu husus açıkça ifade edilmektedir. 2. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem insanlara peygamber olarak gönderildiği gibi cinlere de peygamber olarak gönderilmiştir. Çünkü Yüce Allah, Peygamberine vahyolunanları dinleyip kavimlerine tebliğ etmek üzere cinlerden bir grubu ona doğru yönlendirmiştir. 3. Cinlerin akılları vardır ve hakkı bilirler. Zira onları iman etmeye sevkeden husus Kur’ân-ı Kerîm’in hidâyetinin kesin olduğunu anlamalarıdır. Ayrıca onlar, hitaplarında edebe riâyet etmişlerdir. 4. Yüce Allah’ın, Rasûlüne inâyeti ve onun getirdiklerini koruduğu da buradan anlaşılmaktadır. Çünkü onun peygamberlik müjdeleri görülmeye başlandığında semâ yıldızlarla korunmuş, şeytanlar yerlerinden kaçarak oturup gözetledikleri yerlerden uzaklaştırılmışlar, Yüce Allah onun sayesinde yeryüzündeki insanlara değeri ölçülemeyecek çapta büyük bir merhamette bulunmuş ve onlar hakkında hayır murat etmiştir. Yine dininden, şeriatinden ve marifetinden yeryüzünde öyle birtakım gerçekleri açığa çıkarmayı irade buyurmuştur ki bunlar sayesinde kalpler neşe ile dolar, olgun akıl sahipleri onlarla sevinir, bunlar vasıtası ile İslâm’ın şiarları ortaya çıkar ve putperestler de bu yolla engellenirler. 5. Cinler, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i dinlemeye son derece özen göstermişler ve onun etrafında yığılmışlardır. 6. Bu sûre, tevhid emrini ihtiva etmekte ve şirki de yasaklamaktadır. İnsanların da durumunu açıklamakta, hiçbir kimsenin zerre ağırlığı kadar dahi ibadete layık olamadığını ortaya koymaktadır. Çünkü Rasûlullah Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendisi hiçbir kimseye herhangi bir fayda sağlayamadığına, bir zarar veremediğine göre hatta bizzat kendisine karşı bile durumu böyle olduğuna göre bütün insanların ve yaratılmışların durumunun böyle olduğu da açık bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır. O halde bu vasıfta olan herhangi bir kimseyi ilâh edinmek çok büyük bir yanlış ve zulümdür. 7. Gayb bilgisi yalnızca Allah’a mahsustur. Yaratılmışlardan hiç kimse bu bilgiye sahip değildir. Bundan Allah’ın bilmesine razı olduğu ve ondan ona bir miktar bilme imtiyazını verdiği kimseler (melekler ve peygamberler) müstesnâdır. Cin Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. ***

Cinn 72:2

1- De ki:“Bana cinlerden bir topluluğun (benim Kur'ân okuyuşumu) dinledikleri ve şöyle dedikleri vahyolundu: “Gerçekten biz, güzelliğiyle hayrete düşüren bir Kur’ân dinledik.” 2- “O, doğru yolu gösteriyor. Bundan ötürü biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir kimseyi asla ortak koşmayacağız.” (Mekke’de inmiştir. 28 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Ey peygamber! İnsanlara “de ki: Bana cinlerden bir topluluğun (benim Kur'ân okuyuşumu) dinledikleri ve şöyle dedikleri vahyolundu…” Yüce Allah, onlara karşı delilin ortaya konulması, üzerlerindeki nimetin tamamlanması ve kavimleri için uyarıcılar olmaları için Rasûlüne doğru gitmelerini sağlamıştı. Rasûlüne de onların bu haberini insanlara anlatmasını emretmiştir. Cinler, onun yanına geldiklerinde birbirlerine: Susup dinleyin, demişlerdi. Onlar Kur’ân’ı dinlediklerinde manalarını anlayıp kavradılar ve onun hakikatleri de onların kalplerine ulaştı. “Gerçekten biz güzelliğiyle hayrete düşüren bir Kur’ân dinledik.” Bu, oldukça hayrete düşürücü, çok üstün ve pek değerli bir Kitaptır. 2. “O yolu gösteriyor.” Doğru yol (rüşd); insanlığa din ve dünyalarının maslahatlarını göstererek onları irşâd eden her bir şeyi kapsayan genel bir isimdir. "Bundan ötürü biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir kimseyi asla ortak koşmayacağız.” Böylelikle onlar, bütün hayırlı amellerin kapsamına girdiği iman ile birlikte kötülükleri terk etmeyi ihtiva eden takvâya bir arada sahip olmuş oldular. Kendilerini imana girmeye ve imana bağlı olan diğer hususları yerine getirmeye iten sebep olarak da Kur’ân-ı Kerîm’den öğrendikleri irşâd edici buyruklar ve onun ihtiva ettiği çeşitli maslahatlar, faydalı hususlar ve zararlı şeylerden kaçınma prensibidir. Bu, Kur'ân’la aydınlanan, onun hidâyeti ile doğru yolu bulan kimseler için pek büyük bir âyet ve kesin bir delildir. İşte her türlü hayrı meyve olarak veren ve Kur’ân-ı Kerîm’in hidâyetine dayalı olan faydalı iman budur. Böyle bir iman, âdet üzere sahip olunan ve terbiye yolu ile çevreden elde edilen yahut alışkanlık veya buna benzer yollarla elde edilen bilinçsiz imandan çok farklıdır. Çünkü o, taklide dayalı ve her zaman için şüphe ve pek çok arızi haller karşısında tehlike ile karşı karşıya kalabilecek bir imandır. Bu sûrede yararlı birçok husus vardır. Bunlardan bazıları şöyledir: 1. Cinler vardır, onlar da emir ve yasaklara muhataptırlar ve amellerinin karşılıklarını göreceklerdir. Nitekim bu sûrede bu husus açıkça ifade edilmektedir. 2. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem insanlara peygamber olarak gönderildiği gibi cinlere de peygamber olarak gönderilmiştir. Çünkü Yüce Allah, Peygamberine vahyolunanları dinleyip kavimlerine tebliğ etmek üzere cinlerden bir grubu ona doğru yönlendirmiştir. 3. Cinlerin akılları vardır ve hakkı bilirler. Zira onları iman etmeye sevkeden husus Kur’ân-ı Kerîm’in hidâyetinin kesin olduğunu anlamalarıdır. Ayrıca onlar, hitaplarında edebe riâyet etmişlerdir. 4. Yüce Allah’ın, Rasûlüne inâyeti ve onun getirdiklerini koruduğu da buradan anlaşılmaktadır. Çünkü onun peygamberlik müjdeleri görülmeye başlandığında semâ yıldızlarla korunmuş, şeytanlar yerlerinden kaçarak oturup gözetledikleri yerlerden uzaklaştırılmışlar, Yüce Allah onun sayesinde yeryüzündeki insanlara değeri ölçülemeyecek çapta büyük bir merhamette bulunmuş ve onlar hakkında hayır murat etmiştir. Yine dininden, şeriatinden ve marifetinden yeryüzünde öyle birtakım gerçekleri açığa çıkarmayı irade buyurmuştur ki bunlar sayesinde kalpler neşe ile dolar, olgun akıl sahipleri onlarla sevinir, bunlar vasıtası ile İslâm’ın şiarları ortaya çıkar ve putperestler de bu yolla engellenirler. 5. Cinler, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i dinlemeye son derece özen göstermişler ve onun etrafında yığılmışlardır. 6. Bu sûre, tevhid emrini ihtiva etmekte ve şirki de yasaklamaktadır. İnsanların da durumunu açıklamakta, hiçbir kimsenin zerre ağırlığı kadar dahi ibadete layık olamadığını ortaya koymaktadır. Çünkü Rasûlullah Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendisi hiçbir kimseye herhangi bir fayda sağlayamadığına, bir zarar veremediğine göre hatta bizzat kendisine karşı bile durumu böyle olduğuna göre bütün insanların ve yaratılmışların durumunun böyle olduğu da açık bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır. O halde bu vasıfta olan herhangi bir kimseyi ilâh edinmek çok büyük bir yanlış ve zulümdür. 7. Gayb bilgisi yalnızca Allah’a mahsustur. Yaratılmışlardan hiç kimse bu bilgiye sahip değildir. Bundan Allah’ın bilmesine razı olduğu ve ondan ona bir miktar bilme imtiyazını verdiği kimseler (melekler ve peygamberler) müstesnâdır. Cin Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. ***

Cinn 72:3

3- “Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir. O ne bir zevce edinmiştir, ne de bir evlât.” 4- “Demek içimizdeki akılsız (İblis) Allah’a karşı batıl sözler söylüyormuş.” 3. “Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir.” Azameti, şanı çok yüce, isimleri pek mukaddestir. “O ne bir zevce edinmiştir, ne de bir evlât.” Onlar, Allah’ın yücelik ve azametini anladıkları için Allah’ın zevcesi yahut evlâdı olduğunu iddia edenlerin bu kanaatlerinin batıl olduğunu da anladılar. Çünkü O, bütün kemâl sıfatlarında azamet ve celâle sahiptir. Zevce ve evlât edinmek ise buna aykırıdır. Çünkü bu, mutlak ve kemâl derecesindeki Ğanî oluşa (hiçbir şeye/kimseye muhtaç olmayışa) zıttır. 4. “Demek içimizdeki akılsız (İblis) Allah’a karşı batıl sözler” haktan alabildiğine uzak, haddi alabildiğine aşan sözler “söylüyormuş.” Onu buna iten ise akılsızlığından başka bir şey değildir. Yoksa o aklı başında, kalbi iman ile mutmain birisi olsaydı, ne söylediğini bilirdi.

Cinn 72:4

3- “Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir. O ne bir zevce edinmiştir, ne de bir evlât.” 4- “Demek içimizdeki akılsız (İblis) Allah’a karşı batıl sözler söylüyormuş.” 3. “Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir.” Azameti, şanı çok yüce, isimleri pek mukaddestir. “O ne bir zevce edinmiştir, ne de bir evlât.” Onlar, Allah’ın yücelik ve azametini anladıkları için Allah’ın zevcesi yahut evlâdı olduğunu iddia edenlerin bu kanaatlerinin batıl olduğunu da anladılar. Çünkü O, bütün kemâl sıfatlarında azamet ve celâle sahiptir. Zevce ve evlât edinmek ise buna aykırıdır. Çünkü bu, mutlak ve kemâl derecesindeki Ğanî oluşa (hiçbir şeye/kimseye muhtaç olmayışa) zıttır. 4. “Demek içimizdeki akılsız (İblis) Allah’a karşı batıl sözler” haktan alabildiğine uzak, haddi alabildiğine aşan sözler “söylüyormuş.” Onu buna iten ise akılsızlığından başka bir şey değildir. Yoksa o aklı başında, kalbi iman ile mutmain birisi olsaydı, ne söylediğini bilirdi.

Cinn 72:5

5- “Halbuki biz, insanların da cinlerin de Allah’a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık.” 5. “Halbuki biz insanların da cinlerin de Allah’a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık.” Yani bizler, bundan önce aldanmışız. Cin ve insanların ileri gelenleri, efendileri bizi aldattılar. Biz onlara hüsn-ü zan beslemiş, onların Allah’a karşı yalan söyleme cesaretini göstermeyeceklerini zannetmiştik. Bundan dolayı önceden biz onların yolundan giderdik. Bugün ise hak, bizim için açıklık kazandığına göre artık hakkın yolunu izlemeye koyulduk, ona boyun eğdik. Hidâyete aykırı, onunla bağdaşmayan hiçbir kimsenin sözüne artık aldırış etmiyoruz.

Cinn 72:6

6- “Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da bu suretle onların azgınlıklarını/korkularını artırırlardı. 6. “Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da bu suretle onların azgınlıklarını/korkularını artırırlardı.” Yani insanlar, korku ve dehşet hallerinde cinlere sığınıyorlar, onlara ibadet ediyorlardı. Böylelikle insanlar, cinlerin azgınlıklarını ve büyüklenmelerini artırmış oldular. Çünkü onlar, insanların kendilerine ibadet ettiklerini ve tehlikelerden kendilerine sığındıklarını görünce böyle bir azgınlığa sürüklendiler. Buradaki mana şöyle de olabilir: Cinler, insanların kendilerine sığınmakta olduklarını görünce, onların kendilerine daha çok sığınmalarını ve izlemekte oldukları bu yola daha bir yapışmalarını sağlamak için onların korku ve dehşetlerini daha da artırdılar. Zira herhangi bir insan, tehlikeli bir vadide konakladı mı:“Ben bu vadideki kavmin sefillerinden vadinin (cinlerden olan) efendisine sığınırım” derdi.

Cinn 72:7

7- “O insanlar da sizin inandığınız gibi Allah’ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini inanmışlardı.” 7. “O insanlar da sizin sandığınız gibi Allah’ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.” Yani öldükten sonra dirilişi inkâr etmeleri üzerine şirk ve azgınlığa yönelmişlerdi.

Cinn 72:8

8- “Gerçekten biz, göğü yokladık da onun, güçlü bekçilerle ve alevli ateşlerle doldurulmuş olduğunu gördük.” 9- “Halbuki (bundan önce) biz, (göğün haberlerini) dinlemek için orada birtakım yerlere oturuyor idik. Şimdi ise kim dinlemeye kalksa kendisini bekleyen alevli bir ateş buluyor.” 8. “Gerçekten biz, göğü yokladık”; oraya gittik ve oradan haber almaya kalkıştık “da” köşe bucağına ulaşmak ve ona yaklaşmayı engellemek üzere “güçlü bekçilerle ve alevli ateşlerle doldurulmuş olduğunu gördük.” Bu ateşler, kulak hırsızlığı yoluyla bir şeyler işitmeye çalışanlara atılıyor. 9. Bu ise bizim daha önce alışageldiğimize duruma aykırıdır. Çünkü bizler daha önce semâdan haber alma imkânını buluyorduk:“Halbuki (bundan önce) biz, (göğün haberlerini) dinlemek için orada birtakım yerlere oturuyor idik.” Ve Allah’ın dilediği kadarı ile semâdaki haberlerden bir şeyler kapıp öğreniyorduk. “Şimdi ise kim dinlemeye kalksa kendisini bekleyen alevli bir ateş bulur.” Bu alevli ateş, onu beklemekte, onu telef etmek ve yakmak için hazır bulunmaktadır. Yani bu durumun, çok büyük bir sebebi ve pek muazzam bir haberi olmalıdır. Böylelikle onlar, Yüce Allah’ın, yeryüzünde hayır ya da şer türünden pek büyük bir olay meydana getirmeyi murat ettiğine kesin kanaat getirmişlerdi. Bundan dolayı şunları söylediler:

Cinn 72:9

8- “Gerçekten biz, göğü yokladık da onun, güçlü bekçilerle ve alevli ateşlerle doldurulmuş olduğunu gördük.” 9- “Halbuki (bundan önce) biz, (göğün haberlerini) dinlemek için orada birtakım yerlere oturuyor idik. Şimdi ise kim dinlemeye kalksa kendisini bekleyen alevli bir ateş buluyor.” 8. “Gerçekten biz, göğü yokladık”; oraya gittik ve oradan haber almaya kalkıştık “da” köşe bucağına ulaşmak ve ona yaklaşmayı engellemek üzere “güçlü bekçilerle ve alevli ateşlerle doldurulmuş olduğunu gördük.” Bu ateşler, kulak hırsızlığı yoluyla bir şeyler işitmeye çalışanlara atılıyor. 9. Bu ise bizim daha önce alışageldiğimize duruma aykırıdır. Çünkü bizler daha önce semâdan haber alma imkânını buluyorduk:“Halbuki (bundan önce) biz, (göğün haberlerini) dinlemek için orada birtakım yerlere oturuyor idik.” Ve Allah’ın dilediği kadarı ile semâdaki haberlerden bir şeyler kapıp öğreniyorduk. “Şimdi ise kim dinlemeye kalksa kendisini bekleyen alevli bir ateş bulur.” Bu alevli ateş, onu beklemekte, onu telef etmek ve yakmak için hazır bulunmaktadır. Yani bu durumun, çok büyük bir sebebi ve pek muazzam bir haberi olmalıdır. Böylelikle onlar, Yüce Allah’ın, yeryüzünde hayır ya da şer türünden pek büyük bir olay meydana getirmeyi murat ettiğine kesin kanaat getirmişlerdi. Bundan dolayı şunları söylediler:

Cinn 72:10

10- “Doğrusu biz yeryüzündekiler için şer mi murat edildi yoksa Rableri onlar hakkında hayır mı murat etti, bilemiyoruz.” 10. Yani bunlardan birisinin murat edilmiş olması kaçınılmaz bir şeydir. Çünkü onlar, mevcut durumda çok önemli bir değişiklik olduğunu, alışkın olmadıkları bir hal ile karşılaştıklarını gördüler. Kavrayışları ile bunun, Allah’ın yeryüzünde gerçekleştirmeyi murat ettiği bir iş dolayısı ile olduğunu anladılar. Bu ifadede onların konuşmadaki edebi de açıklanmaktadır. Çünkü hayrı açıktan Allah’a nispet ettikleri halde şerri Allah hakkındaki edebleri gereği O’na nispet etmediler.

Cinn 72:11

11- “Gerçekten bizim içimizde salih kimseler de var, bundan aşağıda olanlar da var. Biz farklı farklı yollara ayrılmışız.” 11. “Gerçekten bizim içimizde salih kimseler de var, bundan aşağıda olanlar da var.” Yani kimimiz fâsık, kimimiz fâcir, kimimiz de kâfirdir. "Biz farklı farklı yollara ayrılmışız.” Çeşitli fırkalar, farklı görüşler arkasından gitmişiz. Her bir grup da sahip olduğu yolundan memnundur.

Cinn 72:12

12- “Şunu kesinlikle anladık ki biz, yeryüzünde Allah’ı asla âciz bırakamayız. Kaçmakla da O’ndan kurtulamayız.” 12. Biz, şu anda Yüce Allah’ın kudretinin kemâlini, buna karşılık bizim de aczimizin en ileri derecede olduğunu açıkça anladık. Bizim idaremiz, tamamı ile Allah’ın elindedir. Yeryüzünde onu asla âciz bırakamayız. Kaçacak olsak da yine O’ndan asla kurtulamayız. Bizim O’nun kudretinden kaçmak, kudretinin dışına çıkmak için birtakım yollara ve sebeplere başvurmamızın da bir faydası yoktur. O’ndan kurtulmak için yine O’na sığınmaktan başka çaremiz yok.

Cinn 72:13

13- “Gerçekten biz, hidâyeti/Kur'ân’ı işittiğimizde ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse O, (mükafatının) eksiltilmesinden de zulme uğramaktan da korkmaz.” 14- “Gerçekten bizim içimizde müslüman olanlar da var, haktan sapan zalimler de var. Müslüman olanlara gelince onlar, doğrunun peşinde olanlardır.” 13. “Gerçekten biz hidâyeti” yani dosdoğru yola ileten Kur’ân-ı Kerîm’i “işittiğimizde” onun hidâyet ve irşadını öğrendiğimizde o, kalplerimize oldukça etki etti ve “ona iman ettik.” Sonra mü’min kimselerin iman şevkini artıran bir hususu söz konusu ederek şöyle dediler: “Kim Rabbine iman ederse O, (mükafatının) eksiltilmesinden de zulme uğramaktan da korkmaz.” Yani kim samimi olarak iman ederse, onun mükâfatı eksik verilmez. Ona herhangi bir eziyet erişmez, kötülükten esenliğe kavuştuğunda da hayrı elde etti demektir. İman, her türlü hayra götüren ve her türlü şerri ortadan kaldıran bir sebeptir. 14. “Gerçekten bizim içimizde müslüman olanlar da var, haktan sapan zalimler” dosdoğru yoldan uzaklaşmış, haksızlık yapan kimseler “de var.” “Müslüman olanlara gelince onlar, doğrunun peşinde olanlardır.” Kendilerini cennete ve cennet nimetlerine ulaştıracak olan doğru yolu arayıp bulmuş kimselerdir.

Cinn 72:14

13- “Gerçekten biz, hidâyeti/Kur'ân’ı işittiğimizde ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse O, (mükafatının) eksiltilmesinden de zulme uğramaktan da korkmaz.” 14- “Gerçekten bizim içimizde müslüman olanlar da var, haktan sapan zalimler de var. Müslüman olanlara gelince onlar, doğrunun peşinde olanlardır.” 13. “Gerçekten biz hidâyeti” yani dosdoğru yola ileten Kur’ân-ı Kerîm’i “işittiğimizde” onun hidâyet ve irşadını öğrendiğimizde o, kalplerimize oldukça etki etti ve “ona iman ettik.” Sonra mü’min kimselerin iman şevkini artıran bir hususu söz konusu ederek şöyle dediler: “Kim Rabbine iman ederse O, (mükafatının) eksiltilmesinden de zulme uğramaktan da korkmaz.” Yani kim samimi olarak iman ederse, onun mükâfatı eksik verilmez. Ona herhangi bir eziyet erişmez, kötülükten esenliğe kavuştuğunda da hayrı elde etti demektir. İman, her türlü hayra götüren ve her türlü şerri ortadan kaldıran bir sebeptir. 14. “Gerçekten bizim içimizde müslüman olanlar da var, haktan sapan zalimler” dosdoğru yoldan uzaklaşmış, haksızlık yapan kimseler “de var.” “Müslüman olanlara gelince onlar, doğrunun peşinde olanlardır.” Kendilerini cennete ve cennet nimetlerine ulaştıracak olan doğru yolu arayıp bulmuş kimselerdir.

Cinn 72:15

15- “Haktan sapan zalimlere gelince onlar da cehenneme odun olurlar.” 16- Eğer o (kafirler, İslam) yolunda dosdoğru yürüselerdi Biz elbette onlara bol su verirdik. 17- Böylece onları sınardık. Kim Rabbinin Zikrinden/Kur'ân’dan yüz çevirirse O, onu çetin bir azaba sokar. 15. “Haktan sapan zalimlere gelince onlar da cehenneme odun olurlar.” Bu da amellerinin bir karşılığıdır. Allah’ın onlara zulmetmesinin bir sonucu değildir. 16. “Eğer o (kafirler, İslam) yolunda” o mükemmel yolda “dosdoğru yürüselerdi Biz elbette onlara” afiyetle “bol su verirdik.” Ancak bundan onları alıkoyan sadece zulüm ve haksızlıklarıdır. 17. “Böylece onları sınardık.” Kimin doğru, kimin yalancı olduğunu ortaya çıkarmak maksadı ile onları sınayalım diye böyle yapardık. “Kim Rabbinin Zikrinden/Kur'ân’dan yüz çevirirse O, onu çetin bir azaba sokar.” Yani kim Allah’ın Kitabı demek olan Zikrinden, öğüdünden yüz çevirip de ona uymaz, ona itaat etmezse, aksine onu bırakıp başka şeylerle oyalanır, ondan gafil kalırsa Allah, onu son derece çetin ve ağır bir azaba sokar.

Cinn 72:16

15- “Haktan sapan zalimlere gelince onlar da cehenneme odun olurlar.” 16- Eğer o (kafirler, İslam) yolunda dosdoğru yürüselerdi Biz elbette onlara bol su verirdik. 17- Böylece onları sınardık. Kim Rabbinin Zikrinden/Kur'ân’dan yüz çevirirse O, onu çetin bir azaba sokar. 15. “Haktan sapan zalimlere gelince onlar da cehenneme odun olurlar.” Bu da amellerinin bir karşılığıdır. Allah’ın onlara zulmetmesinin bir sonucu değildir. 16. “Eğer o (kafirler, İslam) yolunda” o mükemmel yolda “dosdoğru yürüselerdi Biz elbette onlara” afiyetle “bol su verirdik.” Ancak bundan onları alıkoyan sadece zulüm ve haksızlıklarıdır. 17. “Böylece onları sınardık.” Kimin doğru, kimin yalancı olduğunu ortaya çıkarmak maksadı ile onları sınayalım diye böyle yapardık. “Kim Rabbinin Zikrinden/Kur'ân’dan yüz çevirirse O, onu çetin bir azaba sokar.” Yani kim Allah’ın Kitabı demek olan Zikrinden, öğüdünden yüz çevirip de ona uymaz, ona itaat etmezse, aksine onu bırakıp başka şeylerle oyalanır, ondan gafil kalırsa Allah, onu son derece çetin ve ağır bir azaba sokar.

Cinn 72:17

15- “Haktan sapan zalimlere gelince onlar da cehenneme odun olurlar.” 16- Eğer o (kafirler, İslam) yolunda dosdoğru yürüselerdi Biz elbette onlara bol su verirdik. 17- Böylece onları sınardık. Kim Rabbinin Zikrinden/Kur'ân’dan yüz çevirirse O, onu çetin bir azaba sokar. 15. “Haktan sapan zalimlere gelince onlar da cehenneme odun olurlar.” Bu da amellerinin bir karşılığıdır. Allah’ın onlara zulmetmesinin bir sonucu değildir. 16. “Eğer o (kafirler, İslam) yolunda” o mükemmel yolda “dosdoğru yürüselerdi Biz elbette onlara” afiyetle “bol su verirdik.” Ancak bundan onları alıkoyan sadece zulüm ve haksızlıklarıdır. 17. “Böylece onları sınardık.” Kimin doğru, kimin yalancı olduğunu ortaya çıkarmak maksadı ile onları sınayalım diye böyle yapardık. “Kim Rabbinin Zikrinden/Kur'ân’dan yüz çevirirse O, onu çetin bir azaba sokar.” Yani kim Allah’ın Kitabı demek olan Zikrinden, öğüdünden yüz çevirip de ona uymaz, ona itaat etmezse, aksine onu bırakıp başka şeylerle oyalanır, ondan gafil kalırsa Allah, onu son derece çetin ve ağır bir azaba sokar.

Cinn 72:18

18- Şüphesiz mescidler Allah’a mahsustur. Onun için Allah ile birlikte hiç kimseye dua/ibadet etmeyin. 19- Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek için kalktığı zaman neredeyse (cinler, izdihamdan dolayı) onun etrafında keçe (gibi) oldular. 20- De ki:“Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” 21- De ki:“Şüphesiz ben, sizden bir zararı savma imkânına da size bir hayır ulaştırma imkânına da sahip değilim.” 22- De ki:“Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.” 23- “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” 24- Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı) gördükleri vakit, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu anlayacaklardır. 25- De ki:“Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder, bilemem.” 26- O, gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez. 27- Ancak seçmiş olduğu rasul/elçi bunun dışındadır. O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar). 28- Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini (olduğu gibi) tebliğ ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi kuşattığını ve her şeyi tek tek kaydettiğini bilmesi içindir. 18. Ne ibadet anlamı ile dua, ne de dilekte bulunma anlamı ile dua, Allah’tan başkasına yapılmamalıdır. İbadetin en önemli yerleri olan mescitlerin esası, ibadeti yalnızca Allah’a ihlâsla yapmak, O’nun azametinin önünde eğilmek ve O’nun izzetinin karşısında boyun bükmek için kurulmuştur. 19. “Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek” O’ndan dilekte bulunmak, O’na ibadet etmek ve Kur’ân okumak “için kalktığı zaman neredeyse” cinler kalabalık bir şekilde onun etrafında toplandıklarından dolayı “keçe” gibi “oldular.” Onun getirdiği hidâyeti ve Kur'ân’ı dinlemeye ileri derecedeki rağbet ve isteklerinden dolayı keçe gibi üst üste yığılmışlardı. 20. Ey peygamber! Kendisine çağırdığın şeyin gerçek mahiyetini açıklamak üzere onlara “de ki: Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” Ben, O’nu tevhid ederim, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet ederim. O’nun dışındaki ortaklardan, putlardan ve müşriklerin O’nun dışında edindikleri her bir şeyden de uzağım. 21. Yani ben sadece bir kulum. Benim elimde yetki namına bir şey yoktur, kendiliğimden en ufak bir tasarrufta da bulunamam. 22. “De ki: “Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz.” Allah’ın azabından beni kurtarması için kendisine sığınabileceğim hiçbir kimse yoktur. Mahlukatın en mükemmeli olan o yüce Rasûl dahi, herhangi bir zarar veya iyilik konusunda yetkili olmadığına, eğer Allah kendisi hakkında bir kötülük dileyecek olursa kendisi bile bu kötülüğü önleyemeyeceğine göre başka bir yaratılmışın bu durumda olması öncelikle söz konusudur. "Ve ben O’ndan başka sığınacak” barınacak, yardımını alacak “birini de bulamam.” 23. “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim.” Benim insanlardan bir ayrıcalığım yoktur. Tek ayrıcalığım, Yüce Allah’ın bana verdiği mesajları tebliğ etmekten ve insanları da buna davet etmekten ibarettir. Bu yolla da insanlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olur. "Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Burdaki isyandan kasıt, diğer muhkem nasların kayıt getirdiği şekilde küfür anlamındaki isyandır. Küfür derecesine ulaşmayan isyana gelince bu, cehennem ateşinde ebedî kalmayı gerektirmez. Nitekim pek çok Kur’ân âyeti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelmiş olan hadisler buna delil olduğu gibi ümmetin selefi ve imamları da bunu icma ile kabul etmişlerdir. 24. “Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı)” gözleri ile “gördükleri” ve artık onunla karşılaşacaklarına kesin inanacakları “vakit kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu” kesinlikle ve gerçek anlamı ile “anlayacaklardır.” Çünkü o vakit, başkalarının kendilerine yardımcı olamadığını, kendilerinin de kendilerine yardım edemediklerini göreceklerdir. Çünkü artık ilk olarak yaratıldıkları şekilde yine tek başlarına diriltilip mahşere getirilmişlerdir. 25. Eğer onlar sana: Bu tehdit ettiğin azap ne zaman gerçekleşecek? diye soracak olurlarsa “de ki: Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder” buna daha uzun bir süre mi var “bilemem.” Buna dair bilgi, yalnız Allah’ın nezdindedir. 26. “O gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez” yaratıklardan kimseye bildirmez. Aksine kalplerin içerisindeki sırları ve gaybleri bilmek, yalnız O’na mahsustur. 27. “Ancak seçmiş olduğu rasul bunun dışındadır.” Ona hikmetinin haber vermeyi gerektirdiği kadarını haber verir. Çünkü peygamberler başkaları gibi değildir. Allah, onları hiçbir varlığı desteklemediği yollarla desteklemiştir. Onlara bildirdiği vahiyleri gerçek anlamı ile tebliğ etmeleri için de korumuştur. Şeytanların o vahye yaklaşmalarına, ona bir şeyler katmalarına ya da eksiltmelerine imkân vermemiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur:“O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar).” Yani Allah’ın emri ile onu korurlar. 28. “Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini” bu maksatla onlara vermiş olduğu sebepler aracılığı ile “ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi” gizleyip açıkladıklarını “kuşattığını ve her şeyi tek tek saydığını bilsmesi içindir.”

Cinn 72:19

18- Şüphesiz mescidler Allah’a mahsustur. Onun için Allah ile birlikte hiç kimseye dua/ibadet etmeyin. 19- Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek için kalktığı zaman neredeyse (cinler, izdihamdan dolayı) onun etrafında keçe (gibi) oldular. 20- De ki:“Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” 21- De ki:“Şüphesiz ben, sizden bir zararı savma imkânına da size bir hayır ulaştırma imkânına da sahip değilim.” 22- De ki:“Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.” 23- “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” 24- Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı) gördükleri vakit, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu anlayacaklardır. 25- De ki:“Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder, bilemem.” 26- O, gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez. 27- Ancak seçmiş olduğu rasul/elçi bunun dışındadır. O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar). 28- Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini (olduğu gibi) tebliğ ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi kuşattığını ve her şeyi tek tek kaydettiğini bilmesi içindir. 18. Ne ibadet anlamı ile dua, ne de dilekte bulunma anlamı ile dua, Allah’tan başkasına yapılmamalıdır. İbadetin en önemli yerleri olan mescitlerin esası, ibadeti yalnızca Allah’a ihlâsla yapmak, O’nun azametinin önünde eğilmek ve O’nun izzetinin karşısında boyun bükmek için kurulmuştur. 19. “Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek” O’ndan dilekte bulunmak, O’na ibadet etmek ve Kur’ân okumak “için kalktığı zaman neredeyse” cinler kalabalık bir şekilde onun etrafında toplandıklarından dolayı “keçe” gibi “oldular.” Onun getirdiği hidâyeti ve Kur'ân’ı dinlemeye ileri derecedeki rağbet ve isteklerinden dolayı keçe gibi üst üste yığılmışlardı. 20. Ey peygamber! Kendisine çağırdığın şeyin gerçek mahiyetini açıklamak üzere onlara “de ki: Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” Ben, O’nu tevhid ederim, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet ederim. O’nun dışındaki ortaklardan, putlardan ve müşriklerin O’nun dışında edindikleri her bir şeyden de uzağım. 21. Yani ben sadece bir kulum. Benim elimde yetki namına bir şey yoktur, kendiliğimden en ufak bir tasarrufta da bulunamam. 22. “De ki: “Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz.” Allah’ın azabından beni kurtarması için kendisine sığınabileceğim hiçbir kimse yoktur. Mahlukatın en mükemmeli olan o yüce Rasûl dahi, herhangi bir zarar veya iyilik konusunda yetkili olmadığına, eğer Allah kendisi hakkında bir kötülük dileyecek olursa kendisi bile bu kötülüğü önleyemeyeceğine göre başka bir yaratılmışın bu durumda olması öncelikle söz konusudur. "Ve ben O’ndan başka sığınacak” barınacak, yardımını alacak “birini de bulamam.” 23. “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim.” Benim insanlardan bir ayrıcalığım yoktur. Tek ayrıcalığım, Yüce Allah’ın bana verdiği mesajları tebliğ etmekten ve insanları da buna davet etmekten ibarettir. Bu yolla da insanlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olur. "Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Burdaki isyandan kasıt, diğer muhkem nasların kayıt getirdiği şekilde küfür anlamındaki isyandır. Küfür derecesine ulaşmayan isyana gelince bu, cehennem ateşinde ebedî kalmayı gerektirmez. Nitekim pek çok Kur’ân âyeti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelmiş olan hadisler buna delil olduğu gibi ümmetin selefi ve imamları da bunu icma ile kabul etmişlerdir. 24. “Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı)” gözleri ile “gördükleri” ve artık onunla karşılaşacaklarına kesin inanacakları “vakit kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu” kesinlikle ve gerçek anlamı ile “anlayacaklardır.” Çünkü o vakit, başkalarının kendilerine yardımcı olamadığını, kendilerinin de kendilerine yardım edemediklerini göreceklerdir. Çünkü artık ilk olarak yaratıldıkları şekilde yine tek başlarına diriltilip mahşere getirilmişlerdir. 25. Eğer onlar sana: Bu tehdit ettiğin azap ne zaman gerçekleşecek? diye soracak olurlarsa “de ki: Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder” buna daha uzun bir süre mi var “bilemem.” Buna dair bilgi, yalnız Allah’ın nezdindedir. 26. “O gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez” yaratıklardan kimseye bildirmez. Aksine kalplerin içerisindeki sırları ve gaybleri bilmek, yalnız O’na mahsustur. 27. “Ancak seçmiş olduğu rasul bunun dışındadır.” Ona hikmetinin haber vermeyi gerektirdiği kadarını haber verir. Çünkü peygamberler başkaları gibi değildir. Allah, onları hiçbir varlığı desteklemediği yollarla desteklemiştir. Onlara bildirdiği vahiyleri gerçek anlamı ile tebliğ etmeleri için de korumuştur. Şeytanların o vahye yaklaşmalarına, ona bir şeyler katmalarına ya da eksiltmelerine imkân vermemiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur:“O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar).” Yani Allah’ın emri ile onu korurlar. 28. “Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini” bu maksatla onlara vermiş olduğu sebepler aracılığı ile “ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi” gizleyip açıkladıklarını “kuşattığını ve her şeyi tek tek saydığını bilsmesi içindir.”

Cinn 72:20

18- Şüphesiz mescidler Allah’a mahsustur. Onun için Allah ile birlikte hiç kimseye dua/ibadet etmeyin. 19- Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek için kalktığı zaman neredeyse (cinler, izdihamdan dolayı) onun etrafında keçe (gibi) oldular. 20- De ki:“Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” 21- De ki:“Şüphesiz ben, sizden bir zararı savma imkânına da size bir hayır ulaştırma imkânına da sahip değilim.” 22- De ki:“Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.” 23- “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” 24- Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı) gördükleri vakit, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu anlayacaklardır. 25- De ki:“Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder, bilemem.” 26- O, gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez. 27- Ancak seçmiş olduğu rasul/elçi bunun dışındadır. O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar). 28- Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini (olduğu gibi) tebliğ ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi kuşattığını ve her şeyi tek tek kaydettiğini bilmesi içindir. 18. Ne ibadet anlamı ile dua, ne de dilekte bulunma anlamı ile dua, Allah’tan başkasına yapılmamalıdır. İbadetin en önemli yerleri olan mescitlerin esası, ibadeti yalnızca Allah’a ihlâsla yapmak, O’nun azametinin önünde eğilmek ve O’nun izzetinin karşısında boyun bükmek için kurulmuştur. 19. “Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek” O’ndan dilekte bulunmak, O’na ibadet etmek ve Kur’ân okumak “için kalktığı zaman neredeyse” cinler kalabalık bir şekilde onun etrafında toplandıklarından dolayı “keçe” gibi “oldular.” Onun getirdiği hidâyeti ve Kur'ân’ı dinlemeye ileri derecedeki rağbet ve isteklerinden dolayı keçe gibi üst üste yığılmışlardı. 20. Ey peygamber! Kendisine çağırdığın şeyin gerçek mahiyetini açıklamak üzere onlara “de ki: Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” Ben, O’nu tevhid ederim, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet ederim. O’nun dışındaki ortaklardan, putlardan ve müşriklerin O’nun dışında edindikleri her bir şeyden de uzağım. 21. Yani ben sadece bir kulum. Benim elimde yetki namına bir şey yoktur, kendiliğimden en ufak bir tasarrufta da bulunamam. 22. “De ki: “Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz.” Allah’ın azabından beni kurtarması için kendisine sığınabileceğim hiçbir kimse yoktur. Mahlukatın en mükemmeli olan o yüce Rasûl dahi, herhangi bir zarar veya iyilik konusunda yetkili olmadığına, eğer Allah kendisi hakkında bir kötülük dileyecek olursa kendisi bile bu kötülüğü önleyemeyeceğine göre başka bir yaratılmışın bu durumda olması öncelikle söz konusudur. "Ve ben O’ndan başka sığınacak” barınacak, yardımını alacak “birini de bulamam.” 23. “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim.” Benim insanlardan bir ayrıcalığım yoktur. Tek ayrıcalığım, Yüce Allah’ın bana verdiği mesajları tebliğ etmekten ve insanları da buna davet etmekten ibarettir. Bu yolla da insanlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olur. "Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Burdaki isyandan kasıt, diğer muhkem nasların kayıt getirdiği şekilde küfür anlamındaki isyandır. Küfür derecesine ulaşmayan isyana gelince bu, cehennem ateşinde ebedî kalmayı gerektirmez. Nitekim pek çok Kur’ân âyeti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelmiş olan hadisler buna delil olduğu gibi ümmetin selefi ve imamları da bunu icma ile kabul etmişlerdir. 24. “Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı)” gözleri ile “gördükleri” ve artık onunla karşılaşacaklarına kesin inanacakları “vakit kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu” kesinlikle ve gerçek anlamı ile “anlayacaklardır.” Çünkü o vakit, başkalarının kendilerine yardımcı olamadığını, kendilerinin de kendilerine yardım edemediklerini göreceklerdir. Çünkü artık ilk olarak yaratıldıkları şekilde yine tek başlarına diriltilip mahşere getirilmişlerdir. 25. Eğer onlar sana: Bu tehdit ettiğin azap ne zaman gerçekleşecek? diye soracak olurlarsa “de ki: Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder” buna daha uzun bir süre mi var “bilemem.” Buna dair bilgi, yalnız Allah’ın nezdindedir. 26. “O gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez” yaratıklardan kimseye bildirmez. Aksine kalplerin içerisindeki sırları ve gaybleri bilmek, yalnız O’na mahsustur. 27. “Ancak seçmiş olduğu rasul bunun dışındadır.” Ona hikmetinin haber vermeyi gerektirdiği kadarını haber verir. Çünkü peygamberler başkaları gibi değildir. Allah, onları hiçbir varlığı desteklemediği yollarla desteklemiştir. Onlara bildirdiği vahiyleri gerçek anlamı ile tebliğ etmeleri için de korumuştur. Şeytanların o vahye yaklaşmalarına, ona bir şeyler katmalarına ya da eksiltmelerine imkân vermemiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur:“O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar).” Yani Allah’ın emri ile onu korurlar. 28. “Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini” bu maksatla onlara vermiş olduğu sebepler aracılığı ile “ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi” gizleyip açıkladıklarını “kuşattığını ve her şeyi tek tek saydığını bilsmesi içindir.”

Cinn 72:21

18- Şüphesiz mescidler Allah’a mahsustur. Onun için Allah ile birlikte hiç kimseye dua/ibadet etmeyin. 19- Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek için kalktığı zaman neredeyse (cinler, izdihamdan dolayı) onun etrafında keçe (gibi) oldular. 20- De ki:“Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” 21- De ki:“Şüphesiz ben, sizden bir zararı savma imkânına da size bir hayır ulaştırma imkânına da sahip değilim.” 22- De ki:“Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.” 23- “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” 24- Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı) gördükleri vakit, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu anlayacaklardır. 25- De ki:“Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder, bilemem.” 26- O, gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez. 27- Ancak seçmiş olduğu rasul/elçi bunun dışındadır. O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar). 28- Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini (olduğu gibi) tebliğ ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi kuşattığını ve her şeyi tek tek kaydettiğini bilmesi içindir. 18. Ne ibadet anlamı ile dua, ne de dilekte bulunma anlamı ile dua, Allah’tan başkasına yapılmamalıdır. İbadetin en önemli yerleri olan mescitlerin esası, ibadeti yalnızca Allah’a ihlâsla yapmak, O’nun azametinin önünde eğilmek ve O’nun izzetinin karşısında boyun bükmek için kurulmuştur. 19. “Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek” O’ndan dilekte bulunmak, O’na ibadet etmek ve Kur’ân okumak “için kalktığı zaman neredeyse” cinler kalabalık bir şekilde onun etrafında toplandıklarından dolayı “keçe” gibi “oldular.” Onun getirdiği hidâyeti ve Kur'ân’ı dinlemeye ileri derecedeki rağbet ve isteklerinden dolayı keçe gibi üst üste yığılmışlardı. 20. Ey peygamber! Kendisine çağırdığın şeyin gerçek mahiyetini açıklamak üzere onlara “de ki: Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” Ben, O’nu tevhid ederim, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet ederim. O’nun dışındaki ortaklardan, putlardan ve müşriklerin O’nun dışında edindikleri her bir şeyden de uzağım. 21. Yani ben sadece bir kulum. Benim elimde yetki namına bir şey yoktur, kendiliğimden en ufak bir tasarrufta da bulunamam. 22. “De ki: “Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz.” Allah’ın azabından beni kurtarması için kendisine sığınabileceğim hiçbir kimse yoktur. Mahlukatın en mükemmeli olan o yüce Rasûl dahi, herhangi bir zarar veya iyilik konusunda yetkili olmadığına, eğer Allah kendisi hakkında bir kötülük dileyecek olursa kendisi bile bu kötülüğü önleyemeyeceğine göre başka bir yaratılmışın bu durumda olması öncelikle söz konusudur. "Ve ben O’ndan başka sığınacak” barınacak, yardımını alacak “birini de bulamam.” 23. “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim.” Benim insanlardan bir ayrıcalığım yoktur. Tek ayrıcalığım, Yüce Allah’ın bana verdiği mesajları tebliğ etmekten ve insanları da buna davet etmekten ibarettir. Bu yolla da insanlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olur. "Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Burdaki isyandan kasıt, diğer muhkem nasların kayıt getirdiği şekilde küfür anlamındaki isyandır. Küfür derecesine ulaşmayan isyana gelince bu, cehennem ateşinde ebedî kalmayı gerektirmez. Nitekim pek çok Kur’ân âyeti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelmiş olan hadisler buna delil olduğu gibi ümmetin selefi ve imamları da bunu icma ile kabul etmişlerdir. 24. “Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı)” gözleri ile “gördükleri” ve artık onunla karşılaşacaklarına kesin inanacakları “vakit kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu” kesinlikle ve gerçek anlamı ile “anlayacaklardır.” Çünkü o vakit, başkalarının kendilerine yardımcı olamadığını, kendilerinin de kendilerine yardım edemediklerini göreceklerdir. Çünkü artık ilk olarak yaratıldıkları şekilde yine tek başlarına diriltilip mahşere getirilmişlerdir. 25. Eğer onlar sana: Bu tehdit ettiğin azap ne zaman gerçekleşecek? diye soracak olurlarsa “de ki: Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder” buna daha uzun bir süre mi var “bilemem.” Buna dair bilgi, yalnız Allah’ın nezdindedir. 26. “O gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez” yaratıklardan kimseye bildirmez. Aksine kalplerin içerisindeki sırları ve gaybleri bilmek, yalnız O’na mahsustur. 27. “Ancak seçmiş olduğu rasul bunun dışındadır.” Ona hikmetinin haber vermeyi gerektirdiği kadarını haber verir. Çünkü peygamberler başkaları gibi değildir. Allah, onları hiçbir varlığı desteklemediği yollarla desteklemiştir. Onlara bildirdiği vahiyleri gerçek anlamı ile tebliğ etmeleri için de korumuştur. Şeytanların o vahye yaklaşmalarına, ona bir şeyler katmalarına ya da eksiltmelerine imkân vermemiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur:“O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar).” Yani Allah’ın emri ile onu korurlar. 28. “Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini” bu maksatla onlara vermiş olduğu sebepler aracılığı ile “ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi” gizleyip açıkladıklarını “kuşattığını ve her şeyi tek tek saydığını bilsmesi içindir.”

Cinn 72:22

18- Şüphesiz mescidler Allah’a mahsustur. Onun için Allah ile birlikte hiç kimseye dua/ibadet etmeyin. 19- Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek için kalktığı zaman neredeyse (cinler, izdihamdan dolayı) onun etrafında keçe (gibi) oldular. 20- De ki:“Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” 21- De ki:“Şüphesiz ben, sizden bir zararı savma imkânına da size bir hayır ulaştırma imkânına da sahip değilim.” 22- De ki:“Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.” 23- “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” 24- Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı) gördükleri vakit, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu anlayacaklardır. 25- De ki:“Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder, bilemem.” 26- O, gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez. 27- Ancak seçmiş olduğu rasul/elçi bunun dışındadır. O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar). 28- Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini (olduğu gibi) tebliğ ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi kuşattığını ve her şeyi tek tek kaydettiğini bilmesi içindir. 18. Ne ibadet anlamı ile dua, ne de dilekte bulunma anlamı ile dua, Allah’tan başkasına yapılmamalıdır. İbadetin en önemli yerleri olan mescitlerin esası, ibadeti yalnızca Allah’a ihlâsla yapmak, O’nun azametinin önünde eğilmek ve O’nun izzetinin karşısında boyun bükmek için kurulmuştur. 19. “Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek” O’ndan dilekte bulunmak, O’na ibadet etmek ve Kur’ân okumak “için kalktığı zaman neredeyse” cinler kalabalık bir şekilde onun etrafında toplandıklarından dolayı “keçe” gibi “oldular.” Onun getirdiği hidâyeti ve Kur'ân’ı dinlemeye ileri derecedeki rağbet ve isteklerinden dolayı keçe gibi üst üste yığılmışlardı. 20. Ey peygamber! Kendisine çağırdığın şeyin gerçek mahiyetini açıklamak üzere onlara “de ki: Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” Ben, O’nu tevhid ederim, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet ederim. O’nun dışındaki ortaklardan, putlardan ve müşriklerin O’nun dışında edindikleri her bir şeyden de uzağım. 21. Yani ben sadece bir kulum. Benim elimde yetki namına bir şey yoktur, kendiliğimden en ufak bir tasarrufta da bulunamam. 22. “De ki: “Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz.” Allah’ın azabından beni kurtarması için kendisine sığınabileceğim hiçbir kimse yoktur. Mahlukatın en mükemmeli olan o yüce Rasûl dahi, herhangi bir zarar veya iyilik konusunda yetkili olmadığına, eğer Allah kendisi hakkında bir kötülük dileyecek olursa kendisi bile bu kötülüğü önleyemeyeceğine göre başka bir yaratılmışın bu durumda olması öncelikle söz konusudur. "Ve ben O’ndan başka sığınacak” barınacak, yardımını alacak “birini de bulamam.” 23. “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim.” Benim insanlardan bir ayrıcalığım yoktur. Tek ayrıcalığım, Yüce Allah’ın bana verdiği mesajları tebliğ etmekten ve insanları da buna davet etmekten ibarettir. Bu yolla da insanlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olur. "Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Burdaki isyandan kasıt, diğer muhkem nasların kayıt getirdiği şekilde küfür anlamındaki isyandır. Küfür derecesine ulaşmayan isyana gelince bu, cehennem ateşinde ebedî kalmayı gerektirmez. Nitekim pek çok Kur’ân âyeti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelmiş olan hadisler buna delil olduğu gibi ümmetin selefi ve imamları da bunu icma ile kabul etmişlerdir. 24. “Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı)” gözleri ile “gördükleri” ve artık onunla karşılaşacaklarına kesin inanacakları “vakit kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu” kesinlikle ve gerçek anlamı ile “anlayacaklardır.” Çünkü o vakit, başkalarının kendilerine yardımcı olamadığını, kendilerinin de kendilerine yardım edemediklerini göreceklerdir. Çünkü artık ilk olarak yaratıldıkları şekilde yine tek başlarına diriltilip mahşere getirilmişlerdir. 25. Eğer onlar sana: Bu tehdit ettiğin azap ne zaman gerçekleşecek? diye soracak olurlarsa “de ki: Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder” buna daha uzun bir süre mi var “bilemem.” Buna dair bilgi, yalnız Allah’ın nezdindedir. 26. “O gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez” yaratıklardan kimseye bildirmez. Aksine kalplerin içerisindeki sırları ve gaybleri bilmek, yalnız O’na mahsustur. 27. “Ancak seçmiş olduğu rasul bunun dışındadır.” Ona hikmetinin haber vermeyi gerektirdiği kadarını haber verir. Çünkü peygamberler başkaları gibi değildir. Allah, onları hiçbir varlığı desteklemediği yollarla desteklemiştir. Onlara bildirdiği vahiyleri gerçek anlamı ile tebliğ etmeleri için de korumuştur. Şeytanların o vahye yaklaşmalarına, ona bir şeyler katmalarına ya da eksiltmelerine imkân vermemiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur:“O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar).” Yani Allah’ın emri ile onu korurlar. 28. “Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini” bu maksatla onlara vermiş olduğu sebepler aracılığı ile “ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi” gizleyip açıkladıklarını “kuşattığını ve her şeyi tek tek saydığını bilsmesi içindir.”

Cinn 72:23

18- Şüphesiz mescidler Allah’a mahsustur. Onun için Allah ile birlikte hiç kimseye dua/ibadet etmeyin. 19- Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek için kalktığı zaman neredeyse (cinler, izdihamdan dolayı) onun etrafında keçe (gibi) oldular. 20- De ki:“Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” 21- De ki:“Şüphesiz ben, sizden bir zararı savma imkânına da size bir hayır ulaştırma imkânına da sahip değilim.” 22- De ki:“Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.” 23- “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” 24- Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı) gördükleri vakit, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu anlayacaklardır. 25- De ki:“Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder, bilemem.” 26- O, gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez. 27- Ancak seçmiş olduğu rasul/elçi bunun dışındadır. O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar). 28- Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini (olduğu gibi) tebliğ ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi kuşattığını ve her şeyi tek tek kaydettiğini bilmesi içindir. 18. Ne ibadet anlamı ile dua, ne de dilekte bulunma anlamı ile dua, Allah’tan başkasına yapılmamalıdır. İbadetin en önemli yerleri olan mescitlerin esası, ibadeti yalnızca Allah’a ihlâsla yapmak, O’nun azametinin önünde eğilmek ve O’nun izzetinin karşısında boyun bükmek için kurulmuştur. 19. “Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek” O’ndan dilekte bulunmak, O’na ibadet etmek ve Kur’ân okumak “için kalktığı zaman neredeyse” cinler kalabalık bir şekilde onun etrafında toplandıklarından dolayı “keçe” gibi “oldular.” Onun getirdiği hidâyeti ve Kur'ân’ı dinlemeye ileri derecedeki rağbet ve isteklerinden dolayı keçe gibi üst üste yığılmışlardı. 20. Ey peygamber! Kendisine çağırdığın şeyin gerçek mahiyetini açıklamak üzere onlara “de ki: Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” Ben, O’nu tevhid ederim, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet ederim. O’nun dışındaki ortaklardan, putlardan ve müşriklerin O’nun dışında edindikleri her bir şeyden de uzağım. 21. Yani ben sadece bir kulum. Benim elimde yetki namına bir şey yoktur, kendiliğimden en ufak bir tasarrufta da bulunamam. 22. “De ki: “Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz.” Allah’ın azabından beni kurtarması için kendisine sığınabileceğim hiçbir kimse yoktur. Mahlukatın en mükemmeli olan o yüce Rasûl dahi, herhangi bir zarar veya iyilik konusunda yetkili olmadığına, eğer Allah kendisi hakkında bir kötülük dileyecek olursa kendisi bile bu kötülüğü önleyemeyeceğine göre başka bir yaratılmışın bu durumda olması öncelikle söz konusudur. "Ve ben O’ndan başka sığınacak” barınacak, yardımını alacak “birini de bulamam.” 23. “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim.” Benim insanlardan bir ayrıcalığım yoktur. Tek ayrıcalığım, Yüce Allah’ın bana verdiği mesajları tebliğ etmekten ve insanları da buna davet etmekten ibarettir. Bu yolla da insanlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olur. "Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Burdaki isyandan kasıt, diğer muhkem nasların kayıt getirdiği şekilde küfür anlamındaki isyandır. Küfür derecesine ulaşmayan isyana gelince bu, cehennem ateşinde ebedî kalmayı gerektirmez. Nitekim pek çok Kur’ân âyeti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelmiş olan hadisler buna delil olduğu gibi ümmetin selefi ve imamları da bunu icma ile kabul etmişlerdir. 24. “Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı)” gözleri ile “gördükleri” ve artık onunla karşılaşacaklarına kesin inanacakları “vakit kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu” kesinlikle ve gerçek anlamı ile “anlayacaklardır.” Çünkü o vakit, başkalarının kendilerine yardımcı olamadığını, kendilerinin de kendilerine yardım edemediklerini göreceklerdir. Çünkü artık ilk olarak yaratıldıkları şekilde yine tek başlarına diriltilip mahşere getirilmişlerdir. 25. Eğer onlar sana: Bu tehdit ettiğin azap ne zaman gerçekleşecek? diye soracak olurlarsa “de ki: Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder” buna daha uzun bir süre mi var “bilemem.” Buna dair bilgi, yalnız Allah’ın nezdindedir. 26. “O gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez” yaratıklardan kimseye bildirmez. Aksine kalplerin içerisindeki sırları ve gaybleri bilmek, yalnız O’na mahsustur. 27. “Ancak seçmiş olduğu rasul bunun dışındadır.” Ona hikmetinin haber vermeyi gerektirdiği kadarını haber verir. Çünkü peygamberler başkaları gibi değildir. Allah, onları hiçbir varlığı desteklemediği yollarla desteklemiştir. Onlara bildirdiği vahiyleri gerçek anlamı ile tebliğ etmeleri için de korumuştur. Şeytanların o vahye yaklaşmalarına, ona bir şeyler katmalarına ya da eksiltmelerine imkân vermemiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur:“O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar).” Yani Allah’ın emri ile onu korurlar. 28. “Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini” bu maksatla onlara vermiş olduğu sebepler aracılığı ile “ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi” gizleyip açıkladıklarını “kuşattığını ve her şeyi tek tek saydığını bilsmesi içindir.”

Cinn 72:24

18- Şüphesiz mescidler Allah’a mahsustur. Onun için Allah ile birlikte hiç kimseye dua/ibadet etmeyin. 19- Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek için kalktığı zaman neredeyse (cinler, izdihamdan dolayı) onun etrafında keçe (gibi) oldular. 20- De ki:“Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” 21- De ki:“Şüphesiz ben, sizden bir zararı savma imkânına da size bir hayır ulaştırma imkânına da sahip değilim.” 22- De ki:“Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.” 23- “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” 24- Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı) gördükleri vakit, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu anlayacaklardır. 25- De ki:“Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder, bilemem.” 26- O, gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez. 27- Ancak seçmiş olduğu rasul/elçi bunun dışındadır. O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar). 28- Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini (olduğu gibi) tebliğ ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi kuşattığını ve her şeyi tek tek kaydettiğini bilmesi içindir. 18. Ne ibadet anlamı ile dua, ne de dilekte bulunma anlamı ile dua, Allah’tan başkasına yapılmamalıdır. İbadetin en önemli yerleri olan mescitlerin esası, ibadeti yalnızca Allah’a ihlâsla yapmak, O’nun azametinin önünde eğilmek ve O’nun izzetinin karşısında boyun bükmek için kurulmuştur. 19. “Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek” O’ndan dilekte bulunmak, O’na ibadet etmek ve Kur’ân okumak “için kalktığı zaman neredeyse” cinler kalabalık bir şekilde onun etrafında toplandıklarından dolayı “keçe” gibi “oldular.” Onun getirdiği hidâyeti ve Kur'ân’ı dinlemeye ileri derecedeki rağbet ve isteklerinden dolayı keçe gibi üst üste yığılmışlardı. 20. Ey peygamber! Kendisine çağırdığın şeyin gerçek mahiyetini açıklamak üzere onlara “de ki: Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” Ben, O’nu tevhid ederim, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet ederim. O’nun dışındaki ortaklardan, putlardan ve müşriklerin O’nun dışında edindikleri her bir şeyden de uzağım. 21. Yani ben sadece bir kulum. Benim elimde yetki namına bir şey yoktur, kendiliğimden en ufak bir tasarrufta da bulunamam. 22. “De ki: “Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz.” Allah’ın azabından beni kurtarması için kendisine sığınabileceğim hiçbir kimse yoktur. Mahlukatın en mükemmeli olan o yüce Rasûl dahi, herhangi bir zarar veya iyilik konusunda yetkili olmadığına, eğer Allah kendisi hakkında bir kötülük dileyecek olursa kendisi bile bu kötülüğü önleyemeyeceğine göre başka bir yaratılmışın bu durumda olması öncelikle söz konusudur. "Ve ben O’ndan başka sığınacak” barınacak, yardımını alacak “birini de bulamam.” 23. “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim.” Benim insanlardan bir ayrıcalığım yoktur. Tek ayrıcalığım, Yüce Allah’ın bana verdiği mesajları tebliğ etmekten ve insanları da buna davet etmekten ibarettir. Bu yolla da insanlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olur. "Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Burdaki isyandan kasıt, diğer muhkem nasların kayıt getirdiği şekilde küfür anlamındaki isyandır. Küfür derecesine ulaşmayan isyana gelince bu, cehennem ateşinde ebedî kalmayı gerektirmez. Nitekim pek çok Kur’ân âyeti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelmiş olan hadisler buna delil olduğu gibi ümmetin selefi ve imamları da bunu icma ile kabul etmişlerdir. 24. “Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı)” gözleri ile “gördükleri” ve artık onunla karşılaşacaklarına kesin inanacakları “vakit kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu” kesinlikle ve gerçek anlamı ile “anlayacaklardır.” Çünkü o vakit, başkalarının kendilerine yardımcı olamadığını, kendilerinin de kendilerine yardım edemediklerini göreceklerdir. Çünkü artık ilk olarak yaratıldıkları şekilde yine tek başlarına diriltilip mahşere getirilmişlerdir. 25. Eğer onlar sana: Bu tehdit ettiğin azap ne zaman gerçekleşecek? diye soracak olurlarsa “de ki: Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder” buna daha uzun bir süre mi var “bilemem.” Buna dair bilgi, yalnız Allah’ın nezdindedir. 26. “O gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez” yaratıklardan kimseye bildirmez. Aksine kalplerin içerisindeki sırları ve gaybleri bilmek, yalnız O’na mahsustur. 27. “Ancak seçmiş olduğu rasul bunun dışındadır.” Ona hikmetinin haber vermeyi gerektirdiği kadarını haber verir. Çünkü peygamberler başkaları gibi değildir. Allah, onları hiçbir varlığı desteklemediği yollarla desteklemiştir. Onlara bildirdiği vahiyleri gerçek anlamı ile tebliğ etmeleri için de korumuştur. Şeytanların o vahye yaklaşmalarına, ona bir şeyler katmalarına ya da eksiltmelerine imkân vermemiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur:“O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar).” Yani Allah’ın emri ile onu korurlar. 28. “Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini” bu maksatla onlara vermiş olduğu sebepler aracılığı ile “ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi” gizleyip açıkladıklarını “kuşattığını ve her şeyi tek tek saydığını bilsmesi içindir.”

Cinn 72:25

18- Şüphesiz mescidler Allah’a mahsustur. Onun için Allah ile birlikte hiç kimseye dua/ibadet etmeyin. 19- Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek için kalktığı zaman neredeyse (cinler, izdihamdan dolayı) onun etrafında keçe (gibi) oldular. 20- De ki:“Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” 21- De ki:“Şüphesiz ben, sizden bir zararı savma imkânına da size bir hayır ulaştırma imkânına da sahip değilim.” 22- De ki:“Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.” 23- “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” 24- Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı) gördükleri vakit, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu anlayacaklardır. 25- De ki:“Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder, bilemem.” 26- O, gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez. 27- Ancak seçmiş olduğu rasul/elçi bunun dışındadır. O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar). 28- Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini (olduğu gibi) tebliğ ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi kuşattığını ve her şeyi tek tek kaydettiğini bilmesi içindir. 18. Ne ibadet anlamı ile dua, ne de dilekte bulunma anlamı ile dua, Allah’tan başkasına yapılmamalıdır. İbadetin en önemli yerleri olan mescitlerin esası, ibadeti yalnızca Allah’a ihlâsla yapmak, O’nun azametinin önünde eğilmek ve O’nun izzetinin karşısında boyun bükmek için kurulmuştur. 19. “Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek” O’ndan dilekte bulunmak, O’na ibadet etmek ve Kur’ân okumak “için kalktığı zaman neredeyse” cinler kalabalık bir şekilde onun etrafında toplandıklarından dolayı “keçe” gibi “oldular.” Onun getirdiği hidâyeti ve Kur'ân’ı dinlemeye ileri derecedeki rağbet ve isteklerinden dolayı keçe gibi üst üste yığılmışlardı. 20. Ey peygamber! Kendisine çağırdığın şeyin gerçek mahiyetini açıklamak üzere onlara “de ki: Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” Ben, O’nu tevhid ederim, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet ederim. O’nun dışındaki ortaklardan, putlardan ve müşriklerin O’nun dışında edindikleri her bir şeyden de uzağım. 21. Yani ben sadece bir kulum. Benim elimde yetki namına bir şey yoktur, kendiliğimden en ufak bir tasarrufta da bulunamam. 22. “De ki: “Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz.” Allah’ın azabından beni kurtarması için kendisine sığınabileceğim hiçbir kimse yoktur. Mahlukatın en mükemmeli olan o yüce Rasûl dahi, herhangi bir zarar veya iyilik konusunda yetkili olmadığına, eğer Allah kendisi hakkında bir kötülük dileyecek olursa kendisi bile bu kötülüğü önleyemeyeceğine göre başka bir yaratılmışın bu durumda olması öncelikle söz konusudur. "Ve ben O’ndan başka sığınacak” barınacak, yardımını alacak “birini de bulamam.” 23. “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim.” Benim insanlardan bir ayrıcalığım yoktur. Tek ayrıcalığım, Yüce Allah’ın bana verdiği mesajları tebliğ etmekten ve insanları da buna davet etmekten ibarettir. Bu yolla da insanlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olur. "Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Burdaki isyandan kasıt, diğer muhkem nasların kayıt getirdiği şekilde küfür anlamındaki isyandır. Küfür derecesine ulaşmayan isyana gelince bu, cehennem ateşinde ebedî kalmayı gerektirmez. Nitekim pek çok Kur’ân âyeti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelmiş olan hadisler buna delil olduğu gibi ümmetin selefi ve imamları da bunu icma ile kabul etmişlerdir. 24. “Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı)” gözleri ile “gördükleri” ve artık onunla karşılaşacaklarına kesin inanacakları “vakit kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu” kesinlikle ve gerçek anlamı ile “anlayacaklardır.” Çünkü o vakit, başkalarının kendilerine yardımcı olamadığını, kendilerinin de kendilerine yardım edemediklerini göreceklerdir. Çünkü artık ilk olarak yaratıldıkları şekilde yine tek başlarına diriltilip mahşere getirilmişlerdir. 25. Eğer onlar sana: Bu tehdit ettiğin azap ne zaman gerçekleşecek? diye soracak olurlarsa “de ki: Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder” buna daha uzun bir süre mi var “bilemem.” Buna dair bilgi, yalnız Allah’ın nezdindedir. 26. “O gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez” yaratıklardan kimseye bildirmez. Aksine kalplerin içerisindeki sırları ve gaybleri bilmek, yalnız O’na mahsustur. 27. “Ancak seçmiş olduğu rasul bunun dışındadır.” Ona hikmetinin haber vermeyi gerektirdiği kadarını haber verir. Çünkü peygamberler başkaları gibi değildir. Allah, onları hiçbir varlığı desteklemediği yollarla desteklemiştir. Onlara bildirdiği vahiyleri gerçek anlamı ile tebliğ etmeleri için de korumuştur. Şeytanların o vahye yaklaşmalarına, ona bir şeyler katmalarına ya da eksiltmelerine imkân vermemiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur:“O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar).” Yani Allah’ın emri ile onu korurlar. 28. “Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini” bu maksatla onlara vermiş olduğu sebepler aracılığı ile “ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi” gizleyip açıkladıklarını “kuşattığını ve her şeyi tek tek saydığını bilsmesi içindir.”

Cinn 72:26

18- Şüphesiz mescidler Allah’a mahsustur. Onun için Allah ile birlikte hiç kimseye dua/ibadet etmeyin. 19- Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek için kalktığı zaman neredeyse (cinler, izdihamdan dolayı) onun etrafında keçe (gibi) oldular. 20- De ki:“Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” 21- De ki:“Şüphesiz ben, sizden bir zararı savma imkânına da size bir hayır ulaştırma imkânına da sahip değilim.” 22- De ki:“Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.” 23- “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” 24- Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı) gördükleri vakit, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu anlayacaklardır. 25- De ki:“Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder, bilemem.” 26- O, gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez. 27- Ancak seçmiş olduğu rasul/elçi bunun dışındadır. O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar). 28- Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini (olduğu gibi) tebliğ ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi kuşattığını ve her şeyi tek tek kaydettiğini bilmesi içindir. 18. Ne ibadet anlamı ile dua, ne de dilekte bulunma anlamı ile dua, Allah’tan başkasına yapılmamalıdır. İbadetin en önemli yerleri olan mescitlerin esası, ibadeti yalnızca Allah’a ihlâsla yapmak, O’nun azametinin önünde eğilmek ve O’nun izzetinin karşısında boyun bükmek için kurulmuştur. 19. “Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek” O’ndan dilekte bulunmak, O’na ibadet etmek ve Kur’ân okumak “için kalktığı zaman neredeyse” cinler kalabalık bir şekilde onun etrafında toplandıklarından dolayı “keçe” gibi “oldular.” Onun getirdiği hidâyeti ve Kur'ân’ı dinlemeye ileri derecedeki rağbet ve isteklerinden dolayı keçe gibi üst üste yığılmışlardı. 20. Ey peygamber! Kendisine çağırdığın şeyin gerçek mahiyetini açıklamak üzere onlara “de ki: Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” Ben, O’nu tevhid ederim, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet ederim. O’nun dışındaki ortaklardan, putlardan ve müşriklerin O’nun dışında edindikleri her bir şeyden de uzağım. 21. Yani ben sadece bir kulum. Benim elimde yetki namına bir şey yoktur, kendiliğimden en ufak bir tasarrufta da bulunamam. 22. “De ki: “Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz.” Allah’ın azabından beni kurtarması için kendisine sığınabileceğim hiçbir kimse yoktur. Mahlukatın en mükemmeli olan o yüce Rasûl dahi, herhangi bir zarar veya iyilik konusunda yetkili olmadığına, eğer Allah kendisi hakkında bir kötülük dileyecek olursa kendisi bile bu kötülüğü önleyemeyeceğine göre başka bir yaratılmışın bu durumda olması öncelikle söz konusudur. "Ve ben O’ndan başka sığınacak” barınacak, yardımını alacak “birini de bulamam.” 23. “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim.” Benim insanlardan bir ayrıcalığım yoktur. Tek ayrıcalığım, Yüce Allah’ın bana verdiği mesajları tebliğ etmekten ve insanları da buna davet etmekten ibarettir. Bu yolla da insanlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olur. "Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Burdaki isyandan kasıt, diğer muhkem nasların kayıt getirdiği şekilde küfür anlamındaki isyandır. Küfür derecesine ulaşmayan isyana gelince bu, cehennem ateşinde ebedî kalmayı gerektirmez. Nitekim pek çok Kur’ân âyeti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelmiş olan hadisler buna delil olduğu gibi ümmetin selefi ve imamları da bunu icma ile kabul etmişlerdir. 24. “Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı)” gözleri ile “gördükleri” ve artık onunla karşılaşacaklarına kesin inanacakları “vakit kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu” kesinlikle ve gerçek anlamı ile “anlayacaklardır.” Çünkü o vakit, başkalarının kendilerine yardımcı olamadığını, kendilerinin de kendilerine yardım edemediklerini göreceklerdir. Çünkü artık ilk olarak yaratıldıkları şekilde yine tek başlarına diriltilip mahşere getirilmişlerdir. 25. Eğer onlar sana: Bu tehdit ettiğin azap ne zaman gerçekleşecek? diye soracak olurlarsa “de ki: Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder” buna daha uzun bir süre mi var “bilemem.” Buna dair bilgi, yalnız Allah’ın nezdindedir. 26. “O gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez” yaratıklardan kimseye bildirmez. Aksine kalplerin içerisindeki sırları ve gaybleri bilmek, yalnız O’na mahsustur. 27. “Ancak seçmiş olduğu rasul bunun dışındadır.” Ona hikmetinin haber vermeyi gerektirdiği kadarını haber verir. Çünkü peygamberler başkaları gibi değildir. Allah, onları hiçbir varlığı desteklemediği yollarla desteklemiştir. Onlara bildirdiği vahiyleri gerçek anlamı ile tebliğ etmeleri için de korumuştur. Şeytanların o vahye yaklaşmalarına, ona bir şeyler katmalarına ya da eksiltmelerine imkân vermemiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur:“O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar).” Yani Allah’ın emri ile onu korurlar. 28. “Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini” bu maksatla onlara vermiş olduğu sebepler aracılığı ile “ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi” gizleyip açıkladıklarını “kuşattığını ve her şeyi tek tek saydığını bilsmesi içindir.”

Cinn 72:27

18- Şüphesiz mescidler Allah’a mahsustur. Onun için Allah ile birlikte hiç kimseye dua/ibadet etmeyin. 19- Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek için kalktığı zaman neredeyse (cinler, izdihamdan dolayı) onun etrafında keçe (gibi) oldular. 20- De ki:“Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” 21- De ki:“Şüphesiz ben, sizden bir zararı savma imkânına da size bir hayır ulaştırma imkânına da sahip değilim.” 22- De ki:“Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.” 23- “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” 24- Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı) gördükleri vakit, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu anlayacaklardır. 25- De ki:“Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder, bilemem.” 26- O, gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez. 27- Ancak seçmiş olduğu rasul/elçi bunun dışındadır. O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar). 28- Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini (olduğu gibi) tebliğ ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi kuşattığını ve her şeyi tek tek kaydettiğini bilmesi içindir. 18. Ne ibadet anlamı ile dua, ne de dilekte bulunma anlamı ile dua, Allah’tan başkasına yapılmamalıdır. İbadetin en önemli yerleri olan mescitlerin esası, ibadeti yalnızca Allah’a ihlâsla yapmak, O’nun azametinin önünde eğilmek ve O’nun izzetinin karşısında boyun bükmek için kurulmuştur. 19. “Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek” O’ndan dilekte bulunmak, O’na ibadet etmek ve Kur’ân okumak “için kalktığı zaman neredeyse” cinler kalabalık bir şekilde onun etrafında toplandıklarından dolayı “keçe” gibi “oldular.” Onun getirdiği hidâyeti ve Kur'ân’ı dinlemeye ileri derecedeki rağbet ve isteklerinden dolayı keçe gibi üst üste yığılmışlardı. 20. Ey peygamber! Kendisine çağırdığın şeyin gerçek mahiyetini açıklamak üzere onlara “de ki: Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” Ben, O’nu tevhid ederim, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet ederim. O’nun dışındaki ortaklardan, putlardan ve müşriklerin O’nun dışında edindikleri her bir şeyden de uzağım. 21. Yani ben sadece bir kulum. Benim elimde yetki namına bir şey yoktur, kendiliğimden en ufak bir tasarrufta da bulunamam. 22. “De ki: “Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz.” Allah’ın azabından beni kurtarması için kendisine sığınabileceğim hiçbir kimse yoktur. Mahlukatın en mükemmeli olan o yüce Rasûl dahi, herhangi bir zarar veya iyilik konusunda yetkili olmadığına, eğer Allah kendisi hakkında bir kötülük dileyecek olursa kendisi bile bu kötülüğü önleyemeyeceğine göre başka bir yaratılmışın bu durumda olması öncelikle söz konusudur. "Ve ben O’ndan başka sığınacak” barınacak, yardımını alacak “birini de bulamam.” 23. “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim.” Benim insanlardan bir ayrıcalığım yoktur. Tek ayrıcalığım, Yüce Allah’ın bana verdiği mesajları tebliğ etmekten ve insanları da buna davet etmekten ibarettir. Bu yolla da insanlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olur. "Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Burdaki isyandan kasıt, diğer muhkem nasların kayıt getirdiği şekilde küfür anlamındaki isyandır. Küfür derecesine ulaşmayan isyana gelince bu, cehennem ateşinde ebedî kalmayı gerektirmez. Nitekim pek çok Kur’ân âyeti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelmiş olan hadisler buna delil olduğu gibi ümmetin selefi ve imamları da bunu icma ile kabul etmişlerdir. 24. “Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı)” gözleri ile “gördükleri” ve artık onunla karşılaşacaklarına kesin inanacakları “vakit kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu” kesinlikle ve gerçek anlamı ile “anlayacaklardır.” Çünkü o vakit, başkalarının kendilerine yardımcı olamadığını, kendilerinin de kendilerine yardım edemediklerini göreceklerdir. Çünkü artık ilk olarak yaratıldıkları şekilde yine tek başlarına diriltilip mahşere getirilmişlerdir. 25. Eğer onlar sana: Bu tehdit ettiğin azap ne zaman gerçekleşecek? diye soracak olurlarsa “de ki: Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder” buna daha uzun bir süre mi var “bilemem.” Buna dair bilgi, yalnız Allah’ın nezdindedir. 26. “O gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez” yaratıklardan kimseye bildirmez. Aksine kalplerin içerisindeki sırları ve gaybleri bilmek, yalnız O’na mahsustur. 27. “Ancak seçmiş olduğu rasul bunun dışındadır.” Ona hikmetinin haber vermeyi gerektirdiği kadarını haber verir. Çünkü peygamberler başkaları gibi değildir. Allah, onları hiçbir varlığı desteklemediği yollarla desteklemiştir. Onlara bildirdiği vahiyleri gerçek anlamı ile tebliğ etmeleri için de korumuştur. Şeytanların o vahye yaklaşmalarına, ona bir şeyler katmalarına ya da eksiltmelerine imkân vermemiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur:“O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar).” Yani Allah’ın emri ile onu korurlar. 28. “Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini” bu maksatla onlara vermiş olduğu sebepler aracılığı ile “ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi” gizleyip açıkladıklarını “kuşattığını ve her şeyi tek tek saydığını bilsmesi içindir.”

Cinn 72:28

18- Şüphesiz mescidler Allah’a mahsustur. Onun için Allah ile birlikte hiç kimseye dua/ibadet etmeyin. 19- Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek için kalktığı zaman neredeyse (cinler, izdihamdan dolayı) onun etrafında keçe (gibi) oldular. 20- De ki:“Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” 21- De ki:“Şüphesiz ben, sizden bir zararı savma imkânına da size bir hayır ulaştırma imkânına da sahip değilim.” 22- De ki:“Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.” 23- “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” 24- Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı) gördükleri vakit, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu anlayacaklardır. 25- De ki:“Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder, bilemem.” 26- O, gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez. 27- Ancak seçmiş olduğu rasul/elçi bunun dışındadır. O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar). 28- Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini (olduğu gibi) tebliğ ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi kuşattığını ve her şeyi tek tek kaydettiğini bilmesi içindir. 18. Ne ibadet anlamı ile dua, ne de dilekte bulunma anlamı ile dua, Allah’tan başkasına yapılmamalıdır. İbadetin en önemli yerleri olan mescitlerin esası, ibadeti yalnızca Allah’a ihlâsla yapmak, O’nun azametinin önünde eğilmek ve O’nun izzetinin karşısında boyun bükmek için kurulmuştur. 19. “Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek” O’ndan dilekte bulunmak, O’na ibadet etmek ve Kur’ân okumak “için kalktığı zaman neredeyse” cinler kalabalık bir şekilde onun etrafında toplandıklarından dolayı “keçe” gibi “oldular.” Onun getirdiği hidâyeti ve Kur'ân’ı dinlemeye ileri derecedeki rağbet ve isteklerinden dolayı keçe gibi üst üste yığılmışlardı. 20. Ey peygamber! Kendisine çağırdığın şeyin gerçek mahiyetini açıklamak üzere onlara “de ki: Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” Ben, O’nu tevhid ederim, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet ederim. O’nun dışındaki ortaklardan, putlardan ve müşriklerin O’nun dışında edindikleri her bir şeyden de uzağım. 21. Yani ben sadece bir kulum. Benim elimde yetki namına bir şey yoktur, kendiliğimden en ufak bir tasarrufta da bulunamam. 22. “De ki: “Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz.” Allah’ın azabından beni kurtarması için kendisine sığınabileceğim hiçbir kimse yoktur. Mahlukatın en mükemmeli olan o yüce Rasûl dahi, herhangi bir zarar veya iyilik konusunda yetkili olmadığına, eğer Allah kendisi hakkında bir kötülük dileyecek olursa kendisi bile bu kötülüğü önleyemeyeceğine göre başka bir yaratılmışın bu durumda olması öncelikle söz konusudur. "Ve ben O’ndan başka sığınacak” barınacak, yardımını alacak “birini de bulamam.” 23. “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim.” Benim insanlardan bir ayrıcalığım yoktur. Tek ayrıcalığım, Yüce Allah’ın bana verdiği mesajları tebliğ etmekten ve insanları da buna davet etmekten ibarettir. Bu yolla da insanlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olur. "Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Burdaki isyandan kasıt, diğer muhkem nasların kayıt getirdiği şekilde küfür anlamındaki isyandır. Küfür derecesine ulaşmayan isyana gelince bu, cehennem ateşinde ebedî kalmayı gerektirmez. Nitekim pek çok Kur’ân âyeti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelmiş olan hadisler buna delil olduğu gibi ümmetin selefi ve imamları da bunu icma ile kabul etmişlerdir. 24. “Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı)” gözleri ile “gördükleri” ve artık onunla karşılaşacaklarına kesin inanacakları “vakit kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu” kesinlikle ve gerçek anlamı ile “anlayacaklardır.” Çünkü o vakit, başkalarının kendilerine yardımcı olamadığını, kendilerinin de kendilerine yardım edemediklerini göreceklerdir. Çünkü artık ilk olarak yaratıldıkları şekilde yine tek başlarına diriltilip mahşere getirilmişlerdir. 25. Eğer onlar sana: Bu tehdit ettiğin azap ne zaman gerçekleşecek? diye soracak olurlarsa “de ki: Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder” buna daha uzun bir süre mi var “bilemem.” Buna dair bilgi, yalnız Allah’ın nezdindedir. 26. “O gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez” yaratıklardan kimseye bildirmez. Aksine kalplerin içerisindeki sırları ve gaybleri bilmek, yalnız O’na mahsustur. 27. “Ancak seçmiş olduğu rasul bunun dışındadır.” Ona hikmetinin haber vermeyi gerektirdiği kadarını haber verir. Çünkü peygamberler başkaları gibi değildir. Allah, onları hiçbir varlığı desteklemediği yollarla desteklemiştir. Onlara bildirdiği vahiyleri gerçek anlamı ile tebliğ etmeleri için de korumuştur. Şeytanların o vahye yaklaşmalarına, ona bir şeyler katmalarına ya da eksiltmelerine imkân vermemiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur:“O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar).” Yani Allah’ın emri ile onu korurlar. 28. “Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini” bu maksatla onlara vermiş olduğu sebepler aracılığı ile “ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi” gizleyip açıkladıklarını “kuşattığını ve her şeyi tek tek saydığını bilsmesi içindir.”